Kene ile mücadelede korunma şart

Bayındır Hastanesi Kavaklıdere Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr.Özlem Yüksel, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsünü yayan kenelerle mücadele yöntemlerinin en etkilisinin kenelere karşı gerekli korunma önlemlerinin alınması olduğunu söyledi.

19.03.2009 - 15:22

Yüksel, Nairovirüs grubundan virüslerin meydana getirdiği şiddetli seyir gösteren ve öldürücülüğü oldukça yüksek olan bu hastalıkta kenelerin en önemli hastalık vektörleri olduğunu ve 866 tanımlanmış kene türünün yaşadığını ifade etti.



Virüsün izole edildiği hayvanlar arasında sığır, koyun, keçi, yabani tavşan ve tilkinin yer aldığını kaydeden Yüksel, virüsün hayvanlarda bir hafta kadar süren geçici viremi yarattığını ancak insanlarda KKKA hastalığına yol açtığını vurguladı. Yüksel şöyle devam etti : “Erişkin keneler, virüsü hayvanlardan aldıktan sonra 36 saat içinde çoğalmaya başlıyor. 3-5 gün sonunda maksimum sayıya ulaşıyor ve titresi azalarak aylarca devam ediyor. İnfekte kene aylarca virus bulaştırabiliyor” Yüksel, kene virüsünün kanda 40 derecede 10 gün süreyle yaşadığı 56 derecede ise 30 dakika sürede etkinliğini kaybettiği bildirdi. Yüksel şunları kaydetti :

“Virüs insanlara, kenelerin ısırması veya kene kırma sırasında, viremik hayvanların kesilmesi sırasında, hayvana ait kan ve dokulara temas ile, infekte hastalardan (hastanede, toplumda)infekte doku ve kan teması ile ve laboratuvardan direkt temas ile deriden veya havadan geçebiliyor.”

KİMLER RİSK ALTINDA?

KKKA hastalığına ilişkin kenelerin özellikle tehdit ettiği meslek gruplarını sıralayan Yüksel, tarım çalışanları ve hayvancılık ile uğraşanların listenin başında olduğunu söyledi.

Yüksel, “Çiftlik ve mezbaha çalışanları, veteriner hekimleri, endemik bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar ve deri fabrikası çalışanları risk altındadır” dedi.

MAYIS- EKİM AYLARINA DİKKAT

KKHA’nın mevsimsel özellik gösterdiğini anlatan Yüksel, kene hareketlerinin sıcak iklimde arttığını dile getirdi. Yüksel, Türkiye’de olgu sayısının Mayıs-Ekim aylarında arasında doruk noktasına çıktığını söyledi. Yüksel şöyle devam etti : “Türkiye’de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı, 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yaz aylarında özellikle kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımızda görülmüştür. Yapılan çalışmalar neticesinde Ağustos 2003’te hastalığın adı konmuştur. 2004 yılının yine aynı dönemlerinde epidemik bir seyir göstermiştir 2007 yılında Türkiye genelinde yaklaşık 1500 Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi şüpheli/olası vakasının bildirimi söz konusu olmuştur. Bunlardan 717’si kesin vaka’dır”

Virüsü alan insanlarda hafif ve orta derecede klinik seyir gösterenlerin yaklaşık 9-10 günde iyileştiği bilgisini veren Yüksel, iyileşen olgularda sekel görülmediğini, hastalıktan dolayı yaşanan ölüm olaylarının ortalama yüzde 30 seviyesinde olduğunu söyledi. Yüksel, ölümlerin klinik bulguların 2. haftasında görüldüğünü bildirdi. Yüksel, “Bugün için net cevap veremediğimiz konular arasında hangi olguların ağır seyrettiği ve mortalite ile ilişkili risk faktörleri yer almaktadır” dedi

KLİNİK BULGULAR NELERDİR?

Bulaştırıcılık yolu ile hastalığın oluşma süresi arasında farklılık olduğunu kaydeden Yüksel, kene ısırığı ile bu sürenin 1-9 gün arasında değiştiğini, infekte kan ile bulaşta ise sürenin 13 güne kadar uzadığını vurguladı. Başlangıç belirtileri sıklıkla ani başlayan ateş,başağrısı,aşırı halsizlik yorgunluk, eklem kas ağrısı, bulantı, kusma, ishal olan hastalarda ilerleyen dönemlerde kanama bulgularının ortaya çıktığını belirten Yüksel, deri altına kanama, burun kanaması, diş eti kanaması, idrar ve dışkıda kan görülmesini takiben ciddi vakalarda Karaciğer, Böbrek ve Akciğer yetmezliği ile hastaların kaybedildiğini belirtti.

İYİLEŞEN HASTALARIN BAĞIŞIK SERUMLARI ETKİSİZ

Yüksel, iyileşen hastalardan elde edilen bağışık serumun bazı durumlarda kullanılmış olmasına rağmen yararının gösterilemediğine dikkat çekti. Kenenin aktif olduğu dönemlerde kenelerin bol bulunabileceği alanlardan kaçınılması gerektiğini belirten Yüksel, kene ısırmasını önlemek için giysilere ve deriye repellent (sinek, böcek savar) uygulanabileceğini, giysilerin ve cildin düzenli olarak kene açısından kontrolünün yapılmasını ve kene varsa çıkarılması gerektiğini söyledi.

KKKA hastalığına karşı etkin ve emniyetli aşının henüz mevcut olmadığını vurgulayan Yüksel, Akarisidler (akar ilaçları) ile kene kontrolünün en etkin ve akılcı uygulama olduğunu, KKKA’ne karşı fare beyin derivesinden inaktif bir aşı elde edildiği ve Doğu Avrupa’da küçük çapta kullanılmış olmasına rağmen sonucun başarısız olduğunu kaydetti.

KİMYASAL MADDELER KENELERİ KUSTURUYOR

Yüksel, kimyasal madde kullanımının kenelerin kusmasına neden olacağından, kenelerin mekanik olarak yavaşça ve tek bir hareketle parçalanmadan çıkarılması gerektiğini anlattı. Yüksel, ” Uzun çorap, bot, uzun pantolon giyilmeli ve pantolon çorabın ya da botların içine, tişörtün alt kısmı da bele yerleştirilmelidir” dedi.

İLK SALGIN KIRIM’DA TESPİT EDİLDİ

Resmi kayıtlardaki ilk salgının 1944 ve 1945 yılında yaz aylarında Batı Kırım’ da tespit edildiğini belirten Yüksel, “Aralarında Sovyet askerleri de olan 200’ den fazla kişiyi etkilemiş. Kırım Hemorajik Ateşi adı buradan geliyor” dedi. Yüksel, hastalığın 1956’da Kongo’da tanımlandığını ve 1969’ da iki etkenin aynı olduğu bulunarak, Kırım Kongo Hemorajik Ateşi olarak tıp literatürüne geçtiğini söyledi.

YILLARA GÖRE KKKA VAKALARI

2002 yılında 17 vaka,

2003 yılında 133 vaka,

2004 yılında ise (445 şüpheli vaka) 249 kesin KKKA vakası belirlenmiştir.

2003 yılında 6 doğrulanmış KKKA ölüm vakası,

2004 yılında doğrulanmış 13 KKKA ölüm vakası olmuştur.

2005 yılında doğrulanmış 13 KKKA ölüm vakası

2006 yılında doğrulanmış 27 ölüm vakası

2007 yılında doğrulanmış 33 ölüm vakası

Yüksel, bu ciddi seyirli hastalığın teşhisinde hızlı, spesifik ve sensitif bir test metodu olan ELİSA ve tamamlayıcı test olarak ta RT-PCR’ın kullanılmakta olduğunu belirtti. Tedavisinde ise destek tedavisi olarak isimlendirilen sıvı, kan ve kan ürünleri desteğinin önemini vurguladı. Literatür sonuçlarına göre başarılı olduğu vurgulanan Ribavirin tedavisinin ise yan etkilerinden dolayı kullanımında bir takım soru işaretlerinin gündemde olduğunu belirten Yüksel en önemli tedavinin hastalıktan korunmak olduğunu belirtti.

Sorularınız için: ntvmsnbc@bayindirhastanesi.com.tr

www.bayindirhastanesi.com.tr

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...