Ailesel yatkınlık, kronik hastalıklar ve yaşlanma inmede başlıca riskleri oluşturuyor. Ancak düzensiz yaşam tarzı ve kontrolsüz beslenme de beyin krizine zemin hazırlıyor.

Beyin krizinin damarlarda tıkanma ve yırtılma ile gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Sevin Balkan inmeyi, ‘beynin bir bölgesinde kan akımının engellenmesi ya da beyin damarından kanın dışarı sızması sonucu beyin dokusunda oluşan bir harabiyet’ olarak tanımlıyor.

“İnme olgularının yüzde 80’i iskemik yani beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden pıhtı ile tıkanması” olduğunu belirten Prof. Dr. Sevin Balkan, hastalık hakkında şu bilgileri veriyor:

“İnmelerin geri kalanı ise hemorajikdir. Yani beyin damarlarından biri ani şekilde yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar; buna halk arasında beyin kanaması denir. Bunların sonucunda hastada 24 saatten uzun süren bir fonksiyon kaybı oluşur.

Vücudun bir yarısında yüz, kol veya bacakta oluşan uyuşukluk, kuvvetsizlik, konuşma ve/veya anlama sorunu, bir veya iki gözde görme sorunu, denge bozukluğu, yürüyememe, baş dönmesi, bulantı, kusma, şiddetli baş ağrısı, bilinç değişikliği inmenin sık görülen belirtileridir. Bazı kişilerde bu belirtiler birkaç dakika veya saat, sonra tamamen geçer. Bu duruma ‘Geçici iskemik atak’ denir. Rahatsızlık ihmal edilmemelidir çünkü bu kişilerin yüzde 40- 50’sinde bir yıl içinde inme geçirme riski vardır.

RİSK ALTINDA MISINIZ?
İnme her yaşta olabilirse de 40 yaşın altında oldukça seyrektir. Hastaların dörtte üçü 65 yaş üzerindedir. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Yaşlanma ile birlikte sık görülen problemler ile kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıkları inme için risktir. Kontrolsüz hipertansiyon, şeker ve kalp hastalığı, sigara kullanımı, yüksek kolesterol düzeyi, hareketsiz yaşam tarzı, karotis arterinde (şah damarı) hastalığı, önceden geçici iskemik atak geçirmek inme riskine yatkınlığı artırır.

BOYUN VE BEYİN DAMARLARI DA GÖRÜNTÜLENMELİ
İlk olarak nörolog tarafından hastanın nörolojik muayenesi yapılır. Bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik Rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleri ile beyin değerlendirilir. Elektrokardiyografi (EKG) ile kalp değerlendirmesi yapılır. Ekokardiyografi ve Holter incelemeleri de kalp kaynaklı pıhtıların araştırılmasında önemli ölçüde yardımcıdır. DUS (Doppler ultrasonografi veya BTA (BT anjiyografi), MRA (MR anjiyografi), DSA (dijital substraksiyon anjiyografi) gibi yöntemlerle boyun ve beyin damarlarının ayrıntılı görüntülenmesi mümkün olabilmektedir. Kan tahlili incelemeleri de inme nedenini araştırmak amacıyla yapılır.

TEDAVİDE İLK 3 SAAT ÇOK ÖNEMLİ
İnmede ne kadar erken müdahale edilirse o kadar az beyin hasarı olur. Belirtilerin başlamasını izleyen ilk 3 saat içinde, hastanın tıbbi durumu uygunsa, damardan uygulanan ‘damar açıcı tedavi (Trombolitik tedavi) yapılabilmektedir. Bu tedavinin mutlaka uygun koşulları sağlayabilen merkezlerde ve eğitimli bir inme ekibinin kontrolünde yapılması gerekir. Bu uygulama dışında; klasik olarak, inme tedavisi ‘ağızdan ilaç tedavisi’ ve ‘rehabilitasyon tedavisi’ başlıkları altında toplanır. Bu tedavilerin sürekliliği ve kontrolleri çok önemlidir.

Bunların dışında bir diğer tedavi de cerrahi/girişimsel tedavi yöntemidir. Yapılan incelemeler sonucu damarda yüzde 70’in üzerinde darlık tespit edilirse, darlık kateter yardımıyla damar içine girilerek stent konulması ile veya endarterektomi denen cerrahi yolla açılır.

İNME RİSKİNİ AZALTMAK İÇİN KALP SAĞLIĞINIZI DA KORUYUN
Hiç inme geçirmemiş, ancak risk faktörlerini taşıyan kişilerde, birincil korunma tedavisi olarak tansiyon, kan şekeri ve yağlar kontrol altında tutulmalı, egzersiz yapmaya dikkat edilmeli, bilinen kalp hastalığı varsa tedavi edilmeli, sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Bunların dışında karotis damarı darlığı varsa dikkatle izlenmeli ve gerekiyorsa darlık giderilmelidir. Sonuç olarak; inmeden korunmanın esasını yukarıda tanımlanan risk faktörlerinin giderilmesi oluşturmaktadır.