Türkiye’de seçim sistemi tartışmaları, Cumhuriyet tarihinde çok-partili düzene geçiş (2. Dünya Savaşı sonrası) kadar eski… Cumhuriyetin ilanından sonra iki kısa dönem (1924-25 ve 1930) dışında sürekli CHP’nin tek parti rejimi hâkim oldu, ta ki 1945’e kadar. O yıl işadamı Nuri Demirağ’ın başkanlığında kurulan Milli Kalkınma Partisi’yle tek parti rejimi fiilen son buldu ve siyasi yelpazenin sağından soluna ardı ardına birçok parti kuruldu.

TSP ve TSEKP gibi sosyalist partiler ve bazı İslamcı partiler CHP’nin mutlak egemenliği altındaki rejimin mahkemeleri tarafından kısa sürede kapatılırken, diğer partilerin önemli bir kısmı da siyasetin doğal akışı içinde silinip gittiler. Ancak bir parti başat muhalefet partisi olarak sivrildi ve 1950’de iktidarı aldı: CHP’den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kurulan Demokrat Parti (DP).

DP 1946 yılının hemen başında kuruldu. 1947’de yapılması gerekirken, Batı dünyasına Türkiye’de çok partili ve serbest seçimli bir siyasal düzen olduğunu göstermek isteyen CHP iktidarı tarafından bir yıl geriye alınan (ve Temmuz 1946’da düzenlenen) seçimler, henüz kuruluş aşamasındaki DP’yi hazırlıksız yakaladı. DP o dönemde, ta Birinci Meşrutiyet döneminden beri uygulanagelen ‘liste usulü çoğunluk sistemi’ne karşı, ‘nispi (orantılı) temsil’ sistemini savunuyordu.

Türkiye’de uygulanmakta olan çoğunluk sistemi, sonuçları itibariyle lider partiyi kayıran ve diğer partilerin oy oranlarının çok altında temsil edilmesine yol açan bir niteliğe sahipti. Her il bir seçim bölgesi sayılmaktaydı ve o ildeki oyların çoğunluğunu alan parti, bir takım özel durumlar hariç, ilin bütün milletvekilliklerini kazanmaktaydı. Seçmenlerin ancak oy pusulasında birinci partiden bazı adayların üzerini çizip yerlerine başka adayları yazmaları hâlinde, o ilde söz gelimi ikinci sırada yer alan partiden bazı adaylar TBMM’ye seçilebiliyordu. Örneğin 1950 seçimlerinde 61 ilin yalnızca 9’unda en çok oyu alan partinin listesi delinmişti. Kalan 52 ilde ya DP ya CHP amiyane tabirle tulum çıkardı.

Yeniden 1946’ya dönelim. DP yukarıda anlatılan liste usulü çoğunluk sistemine karşı nispi temsilin getirilmesini istedi, ancak tabii ki sözünü dinletecek meclis çoğunluğundan yoksundu. 1946 seçimlerinin son derece şaibeli olduğu genel kabul görmüş bir kanıdır. Hangi ilden hangi partinin kaç vekil kazandığına dair sağlıklı istatistiklerin bile mevcut olmadığı bu seçimleri CHP kazandı. Meclise girebilen diğer partiyse DP’ydi.

1950 seçimleri öncesinde ise iktidardaki CHP ile ana muhalefet partisi DP, uzlaşı içinde, seçim mevzuatında önemli değişiklikler yaptılar. Seçim sürecinin mahkeme denetimi altında olması, gizli oy-açık tasnif ilkesinin yasallaştırılması gibi yenilikler söz konusuydu. 1950’den bugüne dek düzenlenen seçimler ana hatları itibariyle serbest ve adil olmuştur (12 Eylül’den sonraki 1983 seçimleri hariç, zira yalnızca 3 icazetli partinin yarışmasına izin verilmişti).

Bununla beraber, çoğunluk sisteminin terkedilip nispi temsile geçilmesi konusu artık tamamen gündemden düşmüştür 14 Mayıs 1950 seçimlerinin arefesinde. CHP zaten hâlinden memnundur, seçimleri kazanacağını düşünmektedir. Yeterince güçlenen ve kendine güvenen DP de artık nispi temsilden söz etmemektedir. Seçim mevzuatında yapılacak değişikliklerle ilgili CHP iktidarınca 1949’da bir “İlim Komisyonu” kurulmuş, bu komisyon da nispi temsilin siyasi istikrarsızlığa yol açacağını ileri sürerek (bugün de yüzde 10 barajını savunanlar aynı gerekçeye başvuruyor) hâlihazırdaki çoğunluk sisteminin devamını önermiştir.

CHP’Lİ BAŞBAKAN NASIL ÇARK ETTİ?
1950’de nispi temsili savunan meclisteki tek grup, parti liderliğinin yeterince sert bir muhalefet yürütmediğini, hatta CHP işbirlikçisi olduğunu öne sürerek DP’den ayrılanlarca kurulan muhafazakâr Millet Partisi’dir. Ancak Millet Partisi’nin sözünü dinletecek gücü yoktur.

Seçimlerin düzenlenmesiyle ilgili kanundaki değişiklikler kabul edildikten sonra iktidar ve muhalefet milletvekillerine teşekkür etmek için meclis kürsüsüne çıkan Başbakan Şemsettin Günaltay, konuşmasının bir bölümünde Millet Partili vekillere dönerek mealen “Siz de bizlerle işbirliği yapsaydınız iyi olurdu. Siz nispi temsil istiyorsunuz ama bu çok sakıncalı bir sistemdir, istikrarsızlığa neden olur” der.

İki yıl sonra, 1952’de Günaltay bu kez anamuhalefet partisi sözcüsü olarak meclis kürsüsüne çıkacak ve mealen şöyle diyecektir: “Demokrasinin yaşaması için nispi temsil zorunludur” (aktaran: Erol Tuncer). Peki bu 180 derecelik dönüşün sebebi nedir?

(Devam edecek)