Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) ordu komuta kademesindeki kimi atamalarla ilgili ortaya çıkan belirsizlik, yakın tarihe hâkim olanların akıllarına 1977’deki benzer bir atama krizini getirdi.

Pek çok gazete ve internet sitesi, son gelişmelerle 1977’de Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Başbakan Süleyman Demirel arasında Kara Kuvvetleri Komutanı (KKK) kim olması gerektiği konusundaki görüş ayrılığının çözülememesini kıyasladı. Söz konusu çözümsüzlük sürpriz bir biçimde Ege Ordu Komutanı Kenan Evren’in önünü açmış, onu KKK mevkisine taşımıştı.

2010’daki durumla 1977’deki vaka, atamaların bir türlü yapılamaması ve bundan kaynaklı belirsizlik bağlamında gerçekten de benzerlik gösteriyor. Ancak kimi önemli farklar da bulunuyor; anlaşmazlığın tarafları ve sürtüşmenin meydana geliş biçimi gibi. 1977’de Demirel’in KKK yapmak istediği komutan kıdem sırasında üçüncü, Korutürk’ün tercih ettiği komutansa birinciydi. Korutürk, Demirel’in köşke sunduğu atama kararnamesini onaylamadı. Başbakan yeni bir kararname de sunmayınca 30 Ağustos geldi çattı ve KKK olmaya en yakın üç general görev sürelerinin dolmasından ötürü zorunlu olarak emekli edildi. Dördüncü sırada yer alan sürpriz isimse Kenan Evren’di.

Medyada 1977 ile 2010 arasındaki benzerlikler ele alındı ama bir ayrıntı ihmal edildi. Ne olmuştu da 33 yıl önce KKK pozisyonu etrafında bir kriz meydana gelmişti? Neden durup dururken “KK Komutanlığına kim atanmalı?” gibi bir mesele baş göstermişti?

Bu soruların görünür miladı 1 Haziran 1977 tarihine uzanıyor. Yani Taksim’deki kanlı 1 Mayıs’ın tam bir ay sonrası, CHP lideri Bülent Ecevit’e yönelik İzmir’deki suikast girişimini takip eden üçüncü gün ve genel seçimin dört gün öncesi. Kısaca, kritik bir tarih. 1 Haziran 1977’de Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun, Ağustos terfilerine iki ay kala Demirel hükümeti tarafından aniden emekli edildi. Korutürk, Ersun’u emekliye ayıracak kararnameyi önce imzalamak istememiş, ancak sonradan ikna olmuş veya mecbur kalmıştı.

DEMİREL’DEN ECEVİT’E: VURULACAKSIN
Peki Demirel neden Ersun’u apar topar emekli etmek istemişti? İddiaya göre Ersun, MHP destekli bir darbe hazırlığındaydı. MİT bu yönde Demirel’e raporlar vermekteydi. Başbakan 5 Haziran seçimlerinden önceki son mitingini Taksim Meydanı’nda yapmaya hazırlanan ana muhalefet lideri Ecevit’e “3 Haziran’daki mitinginizde size Sheraton Oteli’nden uzun namlulu silahla ateş açılacak” diye not göndermiş, zira bu yönde bir istihbarat almıştı.

Ecevit zaten Nisan ayından beri gittiği Anadolu şehirlerinde ülkücü militanların saldırılarına uğramaktaydı. İzmir Çiğli’de de kendisine, Türkiye’de sadece (Kontrgerilla olarak da bilinen) Özel Harp Dairesi’nde ve 3 adet bulunan, zehirli kurşun atan Amerikan yapımı bir silahla ateş edilmişti. Ancak saldırıda Ecevit’in Robert Kolej’den yakın arkadaşı Mehmet İsvan vurularak yaralanmıştı.

Ordu içindeki Türkeş yanlısı subayların 5 Haziran 1977 seçimlerinden önce KKK Ersun liderliğinde bir darbe yapma hazırlığına giriştiği ve Ersun’un da bu yüzden seçimden 4 gün önce emekli edildiği, uzun süredir unutulmuş ya da unutturulmuş bir iddiaydı. Namık Kemal Ersun bir dönem Özel Harp Dairesi’ni de yönetmiş olan, bağlantıları ve nüfuzu güçlü bir komutandı. Emekli edildikten sonra, bilindiği kadarıyla, söz konusu iddialarla ilgili konuşmadı. Kendisine soru da sorulmadı. 1988’de hayata veda etti.

‘EGEMENLERDEN TAM ONAY ALMADI’
Garbis Altınoğlu’nun bir yazısında aktardığı üzere; eski CHP Milletvekili Süleyman Genç ‘Bıçağın Sırtındaki Türkiye’ kitabında bu darbe girişimine değiniyor.

Altınoğlu, “Egemen sınıfın ana gövdesinin onayına dayanmadığı için önlenen, ancak üzeri daha sonra kalın bir sansür perdesiyle örtülen” bir hareket olarak tanımladığı darbe girişimini “Monitor” adlı Amerikan gazetesinin, aralarında üç kıdemli karacı generalin de bulunduğu 200 kadar aşırı sağcı subayın teşebbüsü olarak nitelediğini de aktarıyor.

DÜĞMEYE TEKRAR 1978’DE BASILIYOR
Koşulları olgunlaşmadan girişildiği için darbeye engel olunmuş, ancak olayların gidişatının gösterdiği kadarıyla; 1978 başında Ecevit’in hükümeti kurmasıyla düğmeye bir kez daha basılmıştı. 16 Mart, Bahçelievler, Balgat, Maraş katliamları ve benzeri şiddet olayları bu dönemde meydana gelmiş; 1 Şubat 1979’da gazeteci Abdi İpekçi’nin öldürülmesiyle de deyim yerindeyse psikolojik bir eşik aşılmıştı.

1977’de meydana gelmiş bu bilinmeyen ya da unutturulan darbe girişimine, Ergenekon ve bağlantılı davaların yaşandığı güncel süreçte kimi köşe yazarlarınca atıfta bulunuldu. Bir yazar, orduda ve MİT’te Ersun’un emekli edilmesini takip eden kimi tasfiyelerle derin devletteki “milliyetçi-ülkücü kanadın, sol-ulusalcı-Kemalist kanat üzerindeki baskın üstünlüğünü” yitirdiğini yazdı. Herhangi bir temele veya veriye dayanmayan bu yorum aynı zamanda geçmişte derin devlette bu şekilde adlandırılabilecek, elle tutulur “kanatların” bulunduğu gibi tartışmalı bir iddiayı da barındırıyor. 1978 başından itibaren toplumsal olayların, katliamların ve suikastların daha ziyade CHP tabanını, Alevi nüfusu, toplumdaki sol tabanı hedef aldığı gerçeği de böylesi bir yorumu zayıflatıyor.

BIRAKIN DAĞINIK KALSIN…
İsim vermeden Orgeneral Ersun’a atıfta bulunan bir başka köşe yazarı da bir yazısında ‘1 Mayıs 1977’yi yapanlarla bugünkü Ergenekon arasında organik bir ilişki var mı?’ sorusunu ortaya attı.

İçinde bulunduğumuz dönemin etkisiyle “1 Mayıs’ı, Maraş’ı, Sivas’ı, her şeyi Ergenekon yaptı” manasına gelen savlar ileri sürmek, Türkiye’nin karartılmış yakın tarihini aydınlatmaktan ziyade iyice bulandırma riskini taşıyor. Eğer ki geçmişle hesaplaşmak; tarihi yeniden yazmak veya alternatif bir resmi tarih yazmak şeklinde olacaksa, belki de bu kesimlere “Bırakın dağınık kalsın” demekte fayda var.