Hafta sonunu bir dağ evinde dostlarınızla geçirmek isterken, yapayalnız kaldığınızı ve üstelik etrafınızın şeffaf bir duvarla çevrildiğinizi düşününün, ne yaparsınız? Filmin isimsiz kadın kahramanının ilk refleksi bu duvarı yıkmaya çalışmak oluyor. Başaramayınca sadece hayvanlarla başbaşa kaldığı, güzelliğiyle nefes kesen doğada hayatta kalmanın yollarını arıyor. Yalnızlıkla başa çıkmanın tek yoluysa yazmak.

Avusturyalı yazar Marlen Haushofer’in yazdığı ve sinemaya uyarlanamayacağı iddia edilen Duvar’ı Julian Pölsler beyazperdeye aktardı.

Hayatını, iç hesaplaşmalarıyla elinde kalan kısıtlı beyaz sayfalara aktaran yalnız kadını Alman oyuncu Martina Gedeck canlandırıyor. Yukarı Avusturya’da Salzkammergut’da çekilen film, doğada sergilenen tek kişilik bir tiyatro eseri adeta. Bir kadının hem iç hem de dış dünyayla savaşımı, bir özgürleşme eylemi, bir devrim.

Kaleme alındıktan 50 yıl sonra sinemaya uyarlanan Haushofer’in aynı adlı romanı yayınlandıktan 20 yıl sonra da ünlü olmuş ve benzer sözlerle yorumlanmıştı. Türkçe de dahil pek çok dile çevrilen 'Duvar', 80'li yıllarda kimine göre bir medeniyet eleştirisi, kimine göreyse bir ütopya olarak değerlendirildi.

Pölsler’in filmi ise uzun sahneler, yavaş kamera hareketleri, sık sık gösterilen dağ ve orman panoramaları, kahramanın depresif, uzun monologları ile iki dünya savaşı arasındaki sıkıntılı yılları anımsatıyor. Pek çok izleyicinin Duvar‘ı bir Leni Refenstahl filmi, eski Alman sinema geleneğinin devamı olarak algılaması da bu yüzden hiç şaşırtıcı değil. Ancak Avusturyalı yönetmen Pölsler’in filminde önemli bir fark var, sadece film kareleri değil, oyuncu da konuşuyor.

Hem film hem roman bir insanın sosyal olarak dışlanmasının nelere yol açacağı sorusuna uzun bir yanıt vermesi açısından ilgi çekici.