Bekir Bozdağ: O sözlerden rahatsızız

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Meclis'teki üslup tartışmalarına ilişkin, ''Sarfedilmemesi gereken sözler sarfedildi, rahatsızız. Seviyeyi muhafaza etme konusunda özen gösterilmeli'' dedi.

13.12.2013 - 11:10

Bekir Bozdağ: O sözlerden rahatsızız

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, canlı yayında NTV Ankara İstihbarat Şefi Ahmet Ergen'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Bütçe görüşmeleri, Meclis'te "üslup" tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Küfürleşmelere varan tartışmalar yaşandı. Bu durumu bir değerlendirelim önce...

''Yaşanan olaylar çirkin olaylar. Bunlara olumlu bakmamız mümkün değildir. Kim yaparsa yapsın kime karşı yaparsa yapsın. İnsanın yüzünü kızartan eylem ve söylemler hepimizi rahatsız etmektedir. TBMM'nin iç tüzüğünde de açık bir hüküm var. Ama buna rağmen Meclis'in çatısı altında kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmektedir.

Bizim partimizden böyle davrananlarla ilgili disiplin işlemleri yapıldı bugüne kadar. Es geçilen görmezden gelinen bir olay olmadı. Ama bütün bunlara rağmen bizim partimizde de başka partilerde de böylesi nahoş olaylar maalesef oluyor.

Bunu birlikte ortadan kaldırabiliriz. Genel kurulun havası içinde milletvekilleri milletin temsili konusunda seviyesine özen gösterirlerse, dillerine küfrü değil de fikri aklı pelesenk ederlerse bundan hem Meclisimiz hem milletimiz kazanır. Umarız bu olaylar bir daha tekrar etmez.

Acaba iç tüzükte bu konularla ilgili yaptırımları daha ağırlaştırıcı bir düzenleme yapılabilir mi?

Biz o noktada bir çağrıda bulunduk. Meclis'te iç tüzükle ilgili bir komisyonda var. Bu komisyonun caydırıcı cezalarla ilgili bir mutabakat noktasına geldiğini biliyorum ama daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu mutabakattan iradesini çektiğini söyledi. Böylesi bir mutabakat olursa bu milletimize de meclisimize de çok iyi olacaktır.

İç tüzüğün meclis başkanının uyarması ve bir takım müeyyideler dışındaki onlarında hiç birinin caydırıcı özelliği yok. Biz buna varız. Ama bu düzenlemeden daha önemlisi milletvekillerinin böyle bir düzenlemeye meydan vermeyecek bir üslupta konuşmalarıdır. Böyle bir düzenleme konulması milletvekilleri açısından da incitici bir durumdur. Keşke böylesi noktaya gelinmese.

Demokratikleşme paketi bir yasa tasarısı olarak sunuldu bütçeden hemen sonra gündeme gelir mi?

Demokratikleşme paketi son derece önemli bir paket. Açıklandığı zamanda büyük kabul gördü, tabuları yıktı.  Kamuda başörtüsü yasağı tarihe havale edilmiş oldu. Yaşam tarzlarına müdahale etmek suç haline getiriliyor. Nefret suçları bazı suçlarla birlikte işlenmesi halinde cezayı arttırıcı neden olarak kabule dildi. Siyaset yapmanın önündeki yasaklar kaldırıldı. Şu anda mecliste ancak komisyon henüz görüşmedi. Bütçeden sonra meclis genelde bir hafta ara veriyor. Ondan sonra komisyona gelecek ve süratle çıkacaktır. Belki komisyonda bir takım değişiklikler olabilir.

Siyaset yapmanın önündeki yasaklar kalktı dediniz. O madde ''Öcalan'a acaba siyaset yolu mu açılıyor?'' tartışmalarını da gündeme getirdi.

Söz konusu madde Öcalan gibi hapiste cezası infaz edilenler için yeni bir durum yaratmamaktadır. Bu düzenlemelerden hareketle siyaset yolu açılıyor diyenler büyük bir çarpıtmanın içindedir. Buradan hareketle AK Parti'yi vurmak istiyorlar. Siyasi partiler kanununun 11.maddesinin 2.fıkrasının B bendi yürürlükten kalkıyor. Orada da hüküm giymiş olanlara siyaset yasağı koyuyordu. YSK verdiği kararlarla bu yasakları alan kişiler memnu haklarının iadesi yoluna gidip haklarını aldıkları taktirde siyaset yapabiliyorlardı.

Örneğin sayın Leyla Zana haklarının iadesini aldı ve siyaset yapabiliyor. Ebedi bir yasakta değildi. 5237 sayılı TCK yürürlüğe girince yeni bir sistem getirdi. 53.maddede bası hak yoksunlukları düzenleniyor. Siz bir ceza aldığınızda bu cezanın doğal sonucu olarak bazı haklarını kullanamıyorsunuz. Seçme hakkı, seçilme hakkı, TBMM'de bulunma hakkı, siyasi faaliyetlerde bulunma hakkı, partilerin yöneticisi ve deneticisi olma hakkı ceza infaz edilene kadar kullanılamaz diyor madde.

Anayasanın 67, 68.maddeleri cezanın doğal sonucu olarak bu hakların kullanılması TCK'nın 53.maddesine göre açıkça yasaktır. Bunu herkes bilir ama bazı siyasiler bazı kesimler hukuki doğrudan ziyade buradan hükümeti eleştirecek böyle olur mu diye halkın kafasında şüphe oluşturabilecek bir durum var buradan biz bir eleştiri yapalım mantığının hakim olduğunu düşünüyorum. Yoksa kesinlikle böyle bir siyaset yolunun açılması diye bir şey söz konusu değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Mustafa Balbay 4 yıl 9 ay sonra cezaevinden çıktı. Ama bu tahliyenin ardından sorular var. Aynı durumda olan KCK davasından tutuklu BDP milletvekillerinin durumu. Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı da bugün yayınlandı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz onlar için de bir tahliye yolu açılır mı?

Öncelikle tutuklama kararları istisnai bir tedbir kararıdır. Uyulması zorunlu olan bir yasal düzenleme bu konuda yoktur. Yasa tutuklamanın nedenlerini, şartlarını usulünü belirliyor mahkemeye de bunu takdir etme yetkisi tanıyor. Sayın Balbay ve diğerleri ile ilgili daha başından beri tutuksuz yargılama kararı verebilirdi. Yargılama sırasında bir aşamada da bu kararı verebilirdi. Adli kontrole ilişkin biz bir düzenleme yaptık.

Üst sınır vardı o ceza sınırını aşan suçlarda mahkeme tutuklama yerine adli kontrole hükmedemiyordu. Biz bütün suçlar için mahkemece karar verilebilir hale getirdiğimizde mahkemeye müracaat ettiler mahkeme adli kontrole hükmetmedi o zaman. Anayasa mahkemesinin verdiği karardan sonra mahkeme bu yönde bir değerlendirme yaptı.

Anayasa mahkemesi kararı ilk derece mahkemelerinin takdir hakkını ortadan kaldıran bir karar değildir. Anayasa mahkemesi karar verdi ilk derece mahkemesi bakacak, değerlendirecek kararında bir değişiklik yapması gerekirse yapacak. Mahkeme tahliye kararı verdi ve bu  mahkemenin takdirinde olan bir konudur.

Bir yorum da Balyoz davasından aldığı ceza Yargıtay'da onanan MHP milletvekili Engin Alan'ın durumu üstünden gündeme getiriliyor. Alan'ın milletvekilliği düşürülürse diğer milletvekillerine emsal olacağı ve 34 yıl 8 aylık cezası Yargıtay'ca onanırsa Balbay'ın da cezaevine döneceği belirtiliyor. Böyle bir gelişmeyi engellemenin tek yolu da Anayasa'nın 14. maddesinin değiştirilmesi olarak gösteriliyor. Meclis, böyle bir adım atar mı?

TBMM'de Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu, 25 ay gibi bir süre çalışma yaptı. 60 maddede uzlaşma sağlandı ve dokunulmazlıkla ilgili madde bunun içinde yok. Sayın başbakanımız bu 60 maddeyi yasalaştıralım çağrısını yaptı kabul etmediler.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu Malatya'da sanıyorum bu 60 maddeyi geçirelim diye çağrıda bulundu. Sonra biz tamam dedik çıkaralım dedik ama kendi teklifini kabul etmedi. Bunun içinde dokunulmazlık maddesi olsaydı biz ona da vardık. Şu anda böyle bir çalışma yok. Zaten meclis başkanı da komisyondan başkanlığından çekildi. Bu bir oyalamadır ben bu oyalamanın içinden olmam dedi ve çekildi.

Sayın Meclis Başkanı ''Ben başkanlık yapmıyorum'' dedi ama sonrasında seçim ortamında da olsa çalışırız diyen bir muhalefet görüşü ortaya çıktı. Bunu mümkün görüyor musunuz ortak bir anayasa yapmak mümkün mü?

Anayasa yapmak kolay bir iş değil. Meclis başkanımızın kurduğu uzlaşma komisyonu hepimiz için bir şanstı. Komisyon önce bir yıl süre çizdi kendisine. 1 yıl dolu süre istiyoruz dendi Nisan-Mart'a karda oldu. Sonra yetmiyor dendi tam 25 ay oldu. 172 madde üzerinden bir taslak konuldu ama üzerinde uzlaşılan madde sayısı 60.

3 seçimin peş peşe olduğu bir takvim içinde bir hem seçim çalışması yaparız hem bunları yaparız demek milleti aldatmaktır. Bu 60 madde hemen uzlaşılacak herkessin ittifak edeceği maddelerdi zaten. Bu yürüyüşe baktığınız zaman bu komisyonun yeni bir anayasa ortaya koyma iradesi ortadan kalkmıştır.

Sayın Başbakan, önceki açıklamalarında, "Komisyondan bir ortak metin çıkmasa bile biz kendi anayasa teklifimizi gündeme getiririz" demişti. AK Parti, bu dönem içinde böyle bir adım atar mı?

Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun üzerinde ortak bir taslak ortaya koymaması yeni bir anayasa ihtiyacını ortadan kaldırmamıştır. Milletin ve Türkiye'nin yeni anayasa ihtiyacı ortadadır. Hükümet olduğumuz süreçlerde de anayasada yeni reformlar yaptık. Yeni anayasa için bir komisyon kurduk. Biz bu konuda TBMM'de temsil edilen ve temsil edilmeyen bütün partiler içinde dersine en çok çalışmış partiyiz. Biz milletimizin yeni anayasa ihtiyacını karşılamak için bundan sonra da üzerinde çalışmaya devam edeceğiz. Bunun somut örneklerini de ilerleyen zamanda milletimiz görecektir.

Dershane tartışmaları ile başlayan süreç sonrasında MGK haberleri ve fişleme haberleri çok konuşuldu. ''2004 MGK kararları uygulanmadı'' açıklaması hükümet içinden gelmişti. Şimdi yorum şu ''Balyoz'la ilgili kararlar da uygulanmamıştı.'' İkisi arasındaki fark nedir?

Bu 2004 MGK kararı ve başka bir takım olayları birbiri ile mukayese etme sapla samanı birbiri ile karıştırmakla aynı şeydir. Bunların kıyası bile kabul edilemez. Buradan hareketle doğru bir sonuca ulaşmak doğru değildir. Birilerinin acaba bizim lehimize sonuç çıkarabilir miyiz diye yaptığı hareketler olduğunu düşünüyorum. Ama realist olduğumuz bu ikisinin mukayesesinin yanlış olduğu çok açık.

Ne oldu da cemaatle hükümet bu noktaya geldi sorusu var. ''Asıl mesele dershaneler değildi bu yüzeyde görülen konu gibi'' yorumlar var. Asıl mesele ne sorusunu size sorsam ne kadar yerinde bir soru olduğunu düşünürsünüz?

AK Parti bugün Türkiye'de yüzde 50 civarında oy almış bir parti. Türk milletinin oy kullanma hakkı bulunan insanlarının yarıdan fazlası AK Parti'ye oy veriyor demektir bu da. Buradan baktığınızda AK Parti Türkiye'de her kesimden oy alan her kesimi çatısının altında birleştirmiş Türkiye'nin birliğini temsil eden bir partiyiz. Bütün görüşleri, kültürleri, kabulleri çatısı altında buluşturmayı başaran bir partiyiz. Çünkü biz merkezde bir partiyiz.

Dolayısıyla bu büyük alan içinde olan herkes kendisini ifade edebileceği bir alan olduğu için AK Parti'yi tercih etmektedir. Buradan Türkiye'deki AK Parti'ye oy veren veya seven insanlarla AK Parti arasında bir takım sorunlar çıkarmak isteyen farklı noktalara konuları getirmek isteyen kötü niyetli kişiler olabilir. Ama AK Parti seçmenleri sevenler bunlara fırsat vermeyecektir.

Bir kabine revizyonu beklentisi var bunun nedeni de belediye başkanlığına aday gösterilen sayın bakanlar. Bir başörtülü bakan olacağı da gündeme geliyor bununla ilgili bir bilgi var mı?

YSK bir karar verdi bakanlar aday olduğunda bakanlıktan ayrılmaları gerekmez dedi ki bu doğru bir karar. Ancak sayın başbakanımız aday olan arkadaşlarla ilgili millete hizmet yolunda yerel yönetimlerle hizmeti seçtikleri için onların orada hizmetine devam edecekleri ve bu anlamda da bir değişikliğin olabileceğini ifade ettiler. Bu bundan sonra sayın başbakanımızın yetki ve takdirinde olan bir konudur.

Sayın başbakanın danışmanlarından birinin makalesi üzerine bir tartışma daha var gündemde. 2014 seçiminin bir erken seçim olarak gündeme gelebileceğini ama hükümet cenahından sizin yaklaşımınız nasıl?

30 Mart'ta mahalli idareler seçimi var ve Türkiye artık bu seçim dönemine girmiş durumda. 2014 12 Ağustos'ta da cumhurbaşkanı seçiminin ilk turu var. Dolayısıyla arkasından ikinci bir seçim daha yaşayacak Türkiye. Ama milletvekili genel seçimi 2015 Haziran'ında olacaktır. AK Parti hiç erken seçim yapmadı. Bu seçimde vaktinde bir seçim olacaktır. Türkiye artık erken değil vaktinde seçimlere alışmalı.

Yerel seçim değerlendirmesini yaparken AK Parti olarak oy oranı mı kazanılan belediye sayısı mı neye göre değerlendirme yapacaksınız?

Doğru olan bir bu bir yarıştır. Milletin desteğini almak için partilerin bir yarışıdır. İlçe, belde, il ve büyükşehir belediye başkanlıkları yarışında, belediye meclis üyelikleri yarışında AK Parti birinci olacaktır. En çok belediye alan en çok meclis üyesi çıkaran parti AK Parti olacaktır. Yaptığımız kamuoyu anketleri milletimizin tercihinin AK Parti olduğunu açık açık ortaya koyuyor.

Bangladeş'de Cemaat-i İslami Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Abdülkadir Molla idam edildi. Başbakan, Bangladeş başbakanını aradı ancak infaz durdurulamadı.

Öncelikle Abdülkadir Molla'ya Allah'tan rahmet diliyorum. Tabii bu her ne kadar yargılama sonucunda verilmiş bir kararın infazı olsa da haksız verilmiş bir kararın infazıdır. O yüzden de bunu bir cinayet olarak görüyorum.

Bütün dünya kamuoyu bu konudaki değerlendirmeyi ve yargılamayı yaparken bunun haksızlığına herkes ifade ediyor. Teröre başvurması şiddet kullanmamış hiç bir suçun içinde bulunmamış bir kişiyle ilgili böyle bir kararın verilmesi ve infaz edilmesi kabul edilemezdir. Adli hata demeyeceğim çünkü bilerek yapılmış bir iştir.

Türkiye'de geçmişte mahkemeler karar verdi merhum Adnan Menderes'in ve arkadaşlarının idamına karar verdiler ve infaz yapıldı. Şimdi idam kararı verenler ve infaz edenler Türkiye'de hayırla yadediliyorlar mı? Onların çocuklarını, yakınlarını bırakın bir yerinden akrabalıkla bulaşanlar benim yakınımdır diyebiliyorlar mı? Utançlarından diyemiyorlar. Molla'nın infazı ile uzun ömürlü bir hal gelmiştir ama onu idama yollayanlar kendilerine çok büyük kötülük yapmışlardır.''

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...