Davutoğlu ve Merkel'den açıklama

Başbakan Davutoğlu ve Almanya Başbakanı Merkel, Ankara'da, sığınmacı krizini görüştü. İki lider, görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Davutoğlu, mülteciler konusunda Almanya ile ortak hareket edileceğini belirtti. Cizre'de dün gece düzenlenen operasyonla ilgili soruya da yanıt veren Başbakan, "Resmi açıklama dışındaki haberlere itibar etmeyin" dedi.

ntv.com.tr - Anadolu Ajansı 08.02.2016 - 12:13 | Son Güncelleme : 08.02.2016 - 17:33

Davutoğlu ve Merkel'den açıklama

Almanya Başbakanı Angela Merkel, yaklaşık 4 ay aradan sonra bir kez daha Türkiye’ye geldi. Ziyaretin gündemi yine sığınmacı krizi.

Merkel’i taşıyan uçak gece saatlerinde Esenboğa Havalimanı’na iniş yaptı.

Almanya Başbakanı Merkel, ilk olarak Anıtkabir’i ziyaret etti.

Atatürk'ün mozolesine çelenk bırakarak saygı duruşunda bulunan Merkel, daha sonra Misak-ı Milli Kulesi'ne geçerek, Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı.

"AVRUPA'YA GİDEN YOLUN MİMARI"

Almanya Başbakanı Merkel, deftere şunları yazdı:"Türk ve Alman halkları arasındaki özel dostluk ruhu içinde, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin Ata’sı ve Avrupa’ya giden yolun mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına, derin saygılarımla."

Angela Merkel, Anıtkabir ziyaretinin ardından Çankaya Köşkü’ne geldi.

Buradaki törende, iki ülke ulusal marşlarının çalınmasının ardından Merkel, tören kıtasını Türkçe "merhaba asker" diyerek selamladı.

Davutoğlu ve Merkel, resmi heyetlerini birbirlerine takdim etmelerinin ardından Köşk'e girişlerinde el sıkışarak gazetecilere poz verdi.

Daha sonra Köşk'ün balkonuna çıkan Başbakan Davutoğlu ve Almanya Başbakanı Merkel kısa bir süre Ankara'yı izledi. Davutoğlu, Merkel'e Başkent'i anlatarak, Anıtkabir'i ve bazı binaları gösterdi.

Merkel'in, Ankara'nın nüfusunu sorması üzerine Davutoğlu, kentin yaklaşık 6 milyon nüfusa sahip olduğunu söyledi.

Merkel ve Davutoğlu, görüşme yapmak için Çankaya Köşkü’ne girdi. Baş başa yapılan görüşmenin ardından, heyetler arası görüşmeye geçildi.

DAVUTOĞLU VE MERKEL'DEN AÇIKLAMA

İki lider, 3 saat süren görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Davutoğlu, son dönemde Türkiye ve Almanya arasında yaşanan üst düzey görüşmelerin Türk-Alman dostluğunun çarpıcı bir göstergesi olduğunu belirterek, "Son haftalarda neredeyse haftalık olağan görüşmelerimizi yapıyoruz" ifadesini kullandı.

Türk-Alman diplomatik, siyasi ilişkilerinde 2 hafta önce önemli bir çığır açtıklarını ve geniş bir katılımla Hükümetlerarası İstişare Mekanizmasını hayata geçirdiklerini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, "Geçtiğimiz hafta Londra'da bir araya geldik ve Suriye'ye destek toplantısında, donörler toplantısında uzunca bir görüşme gerçekleştirdik. Oradaki görüşmemizi tamamlayamayınca, 'Ankara'da buluşalım' teklifi gelince Sayın Şansölye'den, bunu memnuniyetle karşıladık. Bugün buradayız, çok kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdik. İnşallah gelecek haftada Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi'nde fikirdaş ülkelerle yapacağımız dar kapsamlı zirvede, Brüksel'de beraber olacağız, gelişmeleri yakından takip ediyoruz" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Türkiye ve Almanya ilişkilerinin çok sağlam bir zeminde ilerlediğini, görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra gündemdeki Suriye konusunu ve Suriye bağlamında her iki ülkenin de karşı karşıya kaldığı mülteci sorununu ele aldıklarını anlattı.

Merkel ile Londra'da yaptıkları görüşmenin ardından Suriye konusunda herkesi kaygılandıran gelişmeler yaşandığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bir tarafta Cenevre'de taraflar barış için toplanırken diğer taraftan Rus savaş uçakları Halep, Azez ve civar bölgeyi çok yoğun bombardımana tuttu, oradaki sivil kamplar dahil olmak üzere çok büyük sivil zayiata sebebiyet veren askeri operasyonlar yaptı. Alanda yabancı savaşçılarla birlikte çoğu İran, Lübnan'dan gelen yabancı savaşçılar desteğindeki rejim güçleri bu sefer Halep-Türkiye koridorunu, insani yardımların ulaşmasını engelleyecek şekilde, kestiler. Hepimizi kaygılandıran bir durum söz konusu.

Halep fiilen bir kuşatma altına alınmaya çalışılıyor. Halep ve civarında yaşayan milyonlarca Suriyeli için yeni ve büyük bir insani trajedinin eşiğindeyiz. Bütün bu gelişmeler Rusya ve rejimi destekleyen diğer güçlerin ne kadar samimiyetsiz, barıştan ne kadar uzak bir tavır sergilediklerini göstermenin yanında, bu gelişmelerin en fazla da Türkiye ve Avrupa'ya, özellikle de Avrupa'daki mültecilerle ilgili sorun bağlamında Almanya'da büyük bir baskı oluşturduğu aşikar."

Başbakan Davutoğlu, bölgedeki gelişmeler ve yaşanan mülteci sorunundan en fazla Türkiye ve Avrupa'nın birlikte etkilediğini ve bu yüzden çok yakın istişareye ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak, "Her an yeni bir durum ortaya çıkıyor alanda. Türk-Alman istişareleri, işbirliği hem uluslararası toplumu uyarmak hem mültecilere dönük insani görevlerimizi yerine getirmek amacıyla çok büyük bir önem taşıyor" dedi.

Türkiye'nin güney sınırlarına yakın bölgede 30 bine yakın Suriyelinin biriktiğini işaret eden Davutoğlu, "Biz, her zaman olduğu gibi Suriyeli kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılayacağız, gerektiğinde alacağız. Ama kimse 'Türkiye nasıl olsa Suriyeli mültecileri alıyor' diyerek, açık bir etnik kıyım anlamına gelecek şekilde sürmekte olan Rus hava saldırılarını mazur göremez, ona tolerans gösteremez. Yine hiç kimse 'Türkiye nasıl olsa Suriyeli mültecileri alıyor, bütün yükü üstleniyor' diye Türkiye'den mülteciler konusu tek başına üstlenmesini bekleyemez" ifadesini kullandı.

Almanya Başbakanı Merkel'in, mülteciler konusunda Avrupa ve dünyada en duyarlı tavırlardan birini sergilediğini, "mülteci meselesinin sadece Türkiye'nin meselesi olmadığını, Avrupa'nın ve dünyanın meselesi olduğunu" her zeminde dile getirdiğini belirten Başbakan Davutoğlu, Merkel'e duyarlılığı ve bu külfeti paylaşma konusunda gösterdiği siyasi irade dolayısıyla teşekkür etti.

Davutoğlu, insanlığın Suriye'de bir sınavla karşı karşı kaldığını ve bu sınavı hep beraber göğüslemek durumunda olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bugün bir araya geldiğimizde bütün bunları göz önüne alarak, yaklaşık 10 önemli konuda birlikte hareket etme noktasında mutabakata vardık. Bunların bir kısmı daha öncede üzerinde mutabık kaldığımız hususlardı. Bunları bir eylem planı çerçevesinde Türkiye-Avrupa Birliği eylem planına uygun bir şekilde önümüzdeki dönemlerde takip ederek birlikte yürüteceğiz. İlgili devlet kurumları bu konularda yakın işbirliği içinde olacak.

Öncelikle Kuzey Suriye'de, Halep ve civarında son dönemde olan gelişmeler konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararına uygun bir şekilde bütün tarafların davranması, yani barış müzakerelerine giderken, bütün saldırıların durması, sivil halka karşı hiçbir operasyon yapılmaması konusunda birlikte bir diplomatik inisiyatif başlatma kararı aldık. Rusya'nın ve diğer güçlerin alanda sivillere yönelik olarak sürdürdüğü saldırılar konusunda BM ve ilgili aktörler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunacağız. Halep'e yönelik olan bu gayri insani saldırı bir an önce bitmelidir, bu hepimizin ortak çabası ve hedefi olmalıdır."

Davutoğlu, AFAD ve Almanya yardım heyetleri kuruluşunun Türkiye-Suriye sınırında bulunan Suriyeli mültecilere yardım için birlikte işbirliği yapması ve çalışması konusunda mutabakat bulunduğunu belirtti. Türkiye sınırındaki Suriyeliler için Merkel'in her türlü yardımı yapmak istediğini ilettiğini dile getiren Davutoğlu, kuruluşların bu amaçla bir araya geleceğine işaret etti.

Geçen hafta Bakanlar Kurulunda insan kaçakçılarına karşı mücadele yürütülmesinin gündem maddesi olarak ele alındığını hatırlatan Davutoğlu, "Biz, insan kaçakçılığının her türlüsünü, her zaman insanlık suçu olarak, terörle eş bir suç olarak görüyoruz. Masum insanların beklentilerini, ümitlerini istismar ederek, onları bilinmez, meçhule doğru götürmek, olabilecek en büyük insanlık suçlarından biridir. Bugün dahi Edremit açıklarında yine acı bir insani trajediyle karşı karşıya kaldık" dedi.

Davutoğlu, son günlerde özellikle sahte can yeleği ve bot yapıp masum insanlara satarak insafsızca kar etmeye çalışan işletmelere yönelik operasyonların devamının geleceğini belirtti.

Hiç kimsenin masum insanların acıları üzerinde sektör oluşması için çaba sarf edemeyeceğini vurgulayan Davutoğlu, güzergah üzerinde illegal geçişlerle ilgili polis ve emniyet birimlerinin ortak çalışmalarının artırılacağını, İçişleri Bakanlığına gerekli talimatın verildiğini söyledi.

"ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA İÇİNDE İLK PROJELER AB'YE İLETİLECEK"

Başbakan Davutoğlu, Almanya ve Türkiye'nin Frontex'in (Avrupa Birliği Üye Ülkelerinin Dış Sınırlarının Yönetimi için Operasyonel İşbirliği Ajansı) daha etkin çalışması için çaba sarf edeceğini bildirdi.

Davutoğlu, "Perşembe günü NATO Savunma Bakanları Toplantısı var. Suriye'den gelen mülteci akınının bütün sonuçları konusunda NATO'nun da devreye girmesi hususunda Türkiye ve Almanya birlikte bunu bir gündem maddesi olarak NATO'ya tavsiye edecek ve özellikle de NATO'nun da izleme, gözetleme mekanizmalarının, sınırda ve Ege'de etkin şekilde kullanılması konusunda ortak çaba sarf edeceğiz" diye konuştu.

Suriyeli olmayıp illegal göçe katılmaya çalışan başka ülkelerin vatandaşlarının da bir başka istismar unsuru olduğuna işaret eden Davutoğlu, o vatandaşların ülkelere gönderilmeleri için de yine birlikte çalışma yapacaklarını, güzergahın mülteci olmayanlarca istismar edilmesinin önüne geçeceklerini ifade etti.

Davutoğlu, Suriyelilerin Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında yeniden yerleştirilmesi ve AB tarafından alınacak mülteciler konusunda etkin bir mekanizmayı birlikte çalışacaklarını dile getirdi.

Merkel'e çalışmaları dolayısıyla teşekkür eden Davutoğlu, Suriyeli mültecilere yardım etmek üzere mutabık kalınan 3 milyar euroluk fonun kullanımı için derhal harekete geçileceğini bildirdi.

Davutoğlu, Suriyeli gençlerin eğitimi ve sağlık tesisleri konusunda hazır olan ve gelecek hafta AB'ye iletilecek projelerle, fonun kullanma sürecinin başlayacağını belirtti.

Türkiye Göç İdaresi Başkanının perşembe günü Yunanistan'a gideceğine değinen Davutoğlu, Türkiye-Yunanistan arasında yürürlükte olan "Geri Kabul Anlaşması" çerçevesinde atılacak adımların ele alınacağını ifade etti.

Davutoğlu, Almanya Başbakanı Merkel ile ortak çıkar ve hedef doğrultusunda bir araya gelindiğini, pratik ve sonuç alıcı şekilde oluşturulan çerçevenin hayata geçirileceğini söyledi.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hep birlikte Suriye'de barış gelene kadar, mülteci göçüne sebep olan her türlü barbar yaklaşımın, gerek rejimin, gerek bugünlerde sivilleri bombalayan Rus uçaklarının, gerekse DEAŞ'ın ve PYD'nin, kim yaparsa yapsın Suriye halkının barbarca saldırılar karşısındaki acılarının dinmesi için birlikte çalışacağız. Mültecilerin bulundukları yerlerde daha iyi şartlara kavuşması, sonra da ülkelerine dönmeleri için de Türkiye ve Almanya olarak birlikte çaba sarf edeceğiz. Ayrıca son dönemde Balkanlarda, Kafkaslarda, Asya'da olan gelişmeleri de, Kıbrıs müzakerelerini ele aldık. Türkiye AB müzakereleri bağlamında da önümüzdeki dönemde açılması muhtemel fasıllarla ilgili görüşmeler gerçekleştirdik. Fasılların açılması konusunda da Almanya'nın desteği konusunda ricada bulunduk. Beraber Türkiye'nin AB sürecinin hızlanması için atılacak adımları da istişare ettik."

CİZRE'DEKİ TERÖR OPERASYONLARI

Başbakan Davutoğlu, Cizre'de yaralıların olduğu iddia edilen mahalleye operasyon yapıldığı ve o yaralıların da aralarında bulunduğu 60'a yakın PKK terör örgütü üyesinin etkisiz hale getirildiğine ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine şöyle konuştu:

"Kamuoyumuzun da takip ettiği gibi teröre karşı çok ciddi bir mücadele yürütülüyor. Geçtiğimiz cuma günü ben Mardin'deydim. Bu konudaki düşüncelerimizi halkımızla da paylaştım. Maalesef Türkiye'de son dönemde terörün yöntemleri, bu anlamda uyguladıkları yöntemleri, geliştirdikleri ve Türkiye'de şehirleri destabilize etmek için çalışmalar içine girdikleri aşikar. Cizre bu anlamda kritik bir ilçemiz, sınıra çok yakın. Birtakım teröristlerin ve silahların geçişi bağlamında da son derece istismar edilen bir alanda bulunuyor. Cizre'de bu yönde kamu düzeni tesis etmek, Cizre'deki bütün silahların susturulması, hiçbir silahlı unsurun kalmamasını teminen çok başarılı ve son derece koordinasyon içinde yürüyen bir mücadelemiz var. Bu çerçevede şu ana kadar da sivil zayiatlar konusunda son derece dikkatli bir yol takip edildi. Zaman almış olsa bile, sivil zayiat olmamasına büyük özen gösterildi. Bu anlamda da bütün yaptıklarımız demokratik hukuk devleti içerisinde yürüyen faaliyetlerdir. Dün çıkan haberlerle ilgili olarak, resmi olarak bizim tarafımızdan yayınlanmamış, teyit edilmemiş hiçbir habere itibar edilmemesi lazım. Bu sabah Şırnak Valiliğimizce bir açıklama yapıldı, sadece ona itibar edilsin. Öyle bir intiba oluşturuluyor ki sanki bir binada çok sayıda yaralı vardı ve oraya yapılan operasyonla çok sayıda ölüm olayı gerçekleşti. Böyle bir durum, yaralıların mevcudiyeti anlamında da bir durum teyit edilmedi."

"YARALILARA ERİŞİM ENGELLENMEYE ÇALIŞILDI"

Defalarca olay yerine ambulans gönderdiklerini ve ambulanslarla bu yaralıların taşınmasını istediklerini hatırlatan Davutoğlu, "Bu yaralıların çoğu terörist unsurlar. Buna rağmen her türlü çaba gösterildi. Ancak bildiğiniz gibi bu ambulansların yaralılara erişimi de engellenmeye çalışıldı, yaralıların ambulanslara girişi de... Varsa bir yaralı... Bu da teyit edilemeyen bir haberdi" dedi.

Kısa bir süre içerisinde Cizre'de operasyonun tamamlanacağı bilgisini paylaşan Davutoğlu, "Türkiye'de her mücadele, demokratik hukuk kuralları içerisinde, şeffaf bir şekilde yürütülmektedir. Herhangi bir şekilde, kamuoyunu olumsuz şekilde etkileyecek algı operasyonlarına dikkat edilmesi gerekir. Bu sabah Valiliğimizin yaptığı açıklama, bu anlamda temel referans olarak alınmalıdır, diğer haberlerin bir kısmı önemli ölçüde spekülatif nitelik taşıyabilir. Bu konularda da kamuoyumuzun dikkatli olması icap eder" diye konuştu.

"SORUDAN ÇOK SİYASİ BİR STATEMENT"

Soru sormak üzere söz alan yabancı bir gazetecinin basın özgürlüğüne ilişkin Türkiye'ye yönelik eleştirileri üzerine Davutoğlu, "Burada iki başbakan olarak açıklama yapıyoruz. Aslında üçüncü bir açıklama da dinlemiş olduk, sorudan daha çok... Basın toplantısı iki başbakan arasında ama üçüncü bir basın toplantısı konuşmacısı oldu. Soru değil çünkü yapılan açıklama... Tabii soruyu da cevaplandırmak açısından önemli ama esas itibarıyla bir açıklama yapıldı. Siyasi bir 'statement' yapıldı burada, bir basın sorusundan daha çok. Buna da saygı duyarız. Aslında bunun burada yapılabiliyor olması, Türk Başbakanı'nın yüzüne bakarak yapılıyor olması bile Türkiye'de basın ortamının, özgürlüğünün işaretlerinden biridir" diye cevap verdi.

Sorunun kendisinden daha çok eleştiriyi aşan suçlamaları içerdiğine dikkati çeken Davutoğlu, "Türkiye'de herkes, hükümetimize, bana, yapılan uygulamalara eleştiri getirebilir. Bugün gazetelerimizi açtığımızda eleştirel yazıların destek yazılarından daha çok olduğunu görebilirsiniz. Bir kere şunu unutmamız lazım, eleştirinin olguya doğru hitap etmesi lazım ve objektif şekilde ortaya konması lazım" dedi.

Türkiye'nin geçen sene içinde iki seçim geçirdiğini hatırlatan Davutoğlu, "Bu iki seçim, bütün uluslararası gözlemcilerce ifade edildiği gibi serbest propagandanın yapıldığı, Türkçe ve Kürtçe her türlü fikrin açıkça ifade edilebildiği, hiçbir fikre sınır getirilmediği, her partinin kendi görüşlerini açık bir şekilde dile getirdiği, hükümete dönük eleştirilerin çok yoğun bir şekilde yapıldığı bir ortamda gerçekleşti" ifadelerini kullandı.

"DÜNYADA HİÇBİR YERDE BENİM KONUMUNDA BİR BAŞBAKAN YOK"

Partilerin açıklamalarına bakıldığında hiçbir sınırlamanın olmadığını ve her şeyin açık bir şekilde konuşulduğunu kaydeden Davutoğlu şunları söyledi:

"Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin herhangi bir oturumunu dinleseniz, Türkiye'de en aykırı fikirlerin dahi nasıl özgürce dile getirildiğini, terör faaliyetlerinin bile nasıl açıkça savunulabildiğini ve buna karşı da Meclisin nasıl rahat gündemini yürütebildiğini görürsünüz. Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. İnsan özgürlüklerine dayanır ve herhangi bir özgürlük sınırlaması olursa da önce ona biz karşı çıkarız. Bu iki seçim uluslararası gözlemcilerin huzurunda son derece şeffaf bir şekilde yapıldı. Hiçbir uluslararası gözlemci de Türkiye'de seçimlere giderken herhangi bir fikri kısıtlamanın olduğunu, herhangi bir şekilde fikir ifade etmenin sınırlandırıldığı gibi bir kanaate sahip olmadı. Şunu gururla ifade ediyorum, sorudan çok siyasi bir açıklama 'statement' yapıldığı için aynen bunu düzeltmek anlamında söylüyorum, ben bu ülkenin demokratik olgunluğundan ve halkımın demokratik olgunluğundan gurur duyuyorum. Çünkü şu anda dünyada hiçbir yerde benim konumunda bir başbakan yok. Niye biliyor musunuz Dünyada hiçbir ülkede yüzde 85 katılımla yapılan bir seçim olmadı. Dünyada hiçbir yerde yüzde 97,5 temsilin olduğu bir parlamento yok. Dünyada çok az başbakan benim gibi halkından yüzde 49,5 destek almış olarak görevini yürütüyor. Bu dahi bir ülkede çok açık bir propaganda faaliyetinden sonra yüzde 85 katılım sağlanmışsa bu başlı başına takdir edilmesi gereken önemli bir demokratik yansımadır."

Türkiye'nin şu anda bir başka özelliği ile de öne çıktığını kaydeden Davutoğlu, "Türkiye, demokratik hukuk devleti kuralları içerisinde demokrasiyi işleterek bir terör tehdidine karşı mücadele etmeyi aynı anda yapabilen tek ülkedir. Avrupa'da demokrasiler çok başarılı, iyi gidiyor ama acaba Almanya ya da İngiltere'de bazı ilçeler silahlı gruplar tarafından işgal edilmiş, içeriye keskin nişancılar, Doçkalar, on binlerce mühimmat sızdırılmış olsaydı ya da Almanya'nın sınırlarından birinde Suriye gibi bir tarafında Suriye gibi çökmüş bir devlet diğer tarafında Irak gibi çökmüş bir devlet olsa ve her an oradan teröristler buraya giriyor olsalardı, silah taşıyor olsalardı, acaba nasıl bir tablo ortaya çıkardı " diye sordu.

"FRANSA İÇİN NASIL DOĞRUYSA TÜRKİYE İÇİN O KADAR DOĞRUDUR"

Fransa'da Paris saldırısı sonrasında Cumhurbaşkanı François Hollande'ın Fransız ordusunu Paris'e davet ettiğini anımsatan Davutoğlu, "Ben o günlerde Brüksel'e de gittim, her bir köşede asker vardı, ordu vardı. Çünkü; Fransız halkının ya da Brüksel'de yaşayan Avrupalıların can güvenliği teröristlerin hareket alanı ve özgürlüklerinden daha önemlidir, dünyanın her yerinde bu böyledir. Benim vatandaşlarımın can güvenliği, teröristlerin özgürlük alanlarından daha önceliklidir. Bu, Fransa için nasıl doğruysa Türkiye için o kadar doğrudur. Fransız ordusu Fransa'nın başkenti Paris'e kendi halkını korumak için teröristlere karşı gerekli güvenlik desteğini sağlamışsa biz de silah deposu haline getirilen Cizre'de, Silopi'de, Sur'da kendi vatandaşlarımızın hayatını korumak için her türlü tedbiri alırız. Bunun demokrasi ile ve sivil özgürlüklerle ilgili hiçbir aykırı yönü yoktur" değerlendirmesinde bulundu.

Ankara'da teröristlerin 103 canı katlettiğinde Ankara sokaklarında her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını ama bir tek asker, bir tek olağanüstü tedbir görülmediğinin altını çizen Davutoğlu şöyle devam etti:

"Ertesi gün çıkan gazetelere baktığınızda o teröristlerden daha çok hükümetin eleştirildiğini gördünüz, bir tek gazeteye de herhangi bir şekilde 'niye bu eleştiriyi yapıyorsunuz ' demedim ben. Şunun için söylüyorum; bilinsin ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, Avrupa standartlarında bir demokrasidir. Avrupa standartlarında bir demokrasi hangi tedbirleri alıyorsa teröre karşı biz o tedbirleri alırız. Bu konuda gelecek eleştirileri dinleriz ama bizim için en kutsal şey vatandaşlarımızın can, mal, namus ve genel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. Dolayısıyla Cizre ve Silopi'de yürüyen operasyonlar yanı başında hiçbir devlet otoritesi kalmamış bir bölgeden sızan teröristlere karşı yürüyen faaliyetlerdir ve yine dünyanın hiçbir yerinde demokratik, halkına hesap veren bir ülke, ülkesinin bir bölgesinde bir başka silahlı grubun bulunmasına müsamaha göstermez. Demokrasilerde güç kullanma yetkisi sadece ve sadece halka hesap vermek durumunda olan meşru güvenlik güçlerindedir. Ben de bunu açık ve net bir şekilde söylüyorum, Avrupa'da da söyledim dünyanın her yerinde de Türkiye; evrensel standartlarda bir demokrasidir ve ben bu ülkenin başbakanı olarak bu kadar başarılı bir seçim, katılım anlamında da söylüyorum, halkından meşruiyet alan birisi olarak ülke sınırlarının içinde tek bir silahlı unsur kalana kadar, kamu düzeni kalmayınca kadar ve kamu düzeni ihdas edilinceye kadar her türlü güvenlik tedbirini alırım ve buna da kimse insan hak ve özgürlükleri bağlamında eleştiri getiremez."

''193 ÜLKENİN BULUNDUĞU DÜNYADA TÜRKİYE NASIL 195'İNCİ SIRADA"

Merkel'in kendisinden Almanya'dayken aralarında Alman gazetecilerin de olduğu bazı isimler için akreditasyon talebinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, "Seçimler sonrasına bazı görev değişiklikleri dolayısıyla zaman alan işlemlerdi. Bugün sabah itibarıyla gerekli talimatları verdim. Türkiye'ye herkes girebilir. Bütün gazetecilere Türkiye açıktır. Türkiye'nin hapishanelerinde de gazetecilik işleri dolayısıyla bir cezalandırma söz konusu olmamıştır. Türkiye'de hapiste bulunduğu söylenen gazetecilerin çoğu 90'lı yıllardan bugüne intikal eden dosyalar olup bunların bir terör olayında yangın çıkarmak, otobüse saldırmak, elinde sarı basın kartı olması kimseyi kamu düzenini ihlal etme hakkı vermez. Bu konuların hepsine Türkiye gerekli cevabı verir. Ayrıca 193 ülkenin bulunduğu dünyada Türkiye nasıl 195'inci sırada oldu onu da merak ediyorum" diye konuştu.

Merkel ise konuşmasında, Londra’da yapılan Suriye Donörler Konferansı’nın çok başarılı geçtiğini ve Türkiye ve diğer ülkelerdeki sığınmacılar için yardım kararı alındığını hatırlattı.

Suriye'de binlerce insanın acı içinde kıvrandığını ve Rusya tarafından atılan bombalara maruz kaldığını söyleyen Merkel, oysa Birleşmiş Milletler’in (BM) 2254 sayılı kararına göre sivillere karşı bütün operasyonların durdurulması, bombardıman yapılmaması ve doğrudan insani yardım yapılabilmesi konularına Rusya'nın da mutabık kaldığını anımsattı.

Merkel, Türkiye-Suriye sınırındaki insanların zor durumda ve korku içinde olmaları nedeniyle Alman teknik yardım kuruluşunun mültecilerin yeni kamplarda beslenme ve diğer ihtiyaçları konularına yardım edeceğini ve ülkesinin bu noktada elinden gelen yardımı yapmaya hazır olduğunu vurguladı.

Davutoğlu ile özellikle Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan yasa dışı göçü eylem planı çerçevesinde ele aldıklarını ifade eden Merkel, yasa dışı sınır geçişleri ve insan kaçakçılığı konularında Türk ve Avrupalı emniyet güçlerinin işbirliği yapacağının altını çizdi.

Merkel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türk sahil güvenlik ekiplerini ne şekilde destekleyebiliriz, Frontex (Sınır Acil Müdahale Ekibi) konusunda birlikte bir mücadele söz konusu olabilir mi diye görüştük. Bu konuyu NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda tekrar değerlendirmek istiyoruz. Özellikle de denizlerdeki izleme mekanizmalarının geliştirilmesi konusunda Türk sahil güvenlik ekiplerinin desteklenmesi gerekli".

Sığınmacıların yeniden evlerine dönebilmeleri konusuna da değinen Merkel, "Ocak ayında Yunan adalarına gelen mültecilerin sadece yüzde 45’i Suriye’dendi. Bu konudan hareketle, sadece Türkiye için değil bizim için de önemli olan bir husus var. Yasa dışı göçü önlemek istiyorsak, yasal olarak bu insanları kabul etmeye hazır olmamız gerekiyor. Bununla ilgili bir kontenjan oluşturmak istiyoruz ve önümüzdeki günlerde Avrupa Komisyonunda da çalışmalar yürütülecek. Bu ortak görevi tanımlamamız gerekiyor" diye konuştu.

"KONTENJAN YARATARAK YASAL YOLLARLA GELMELERİNİ İSTİYORUZ"

Merkel, AB-Türkiye eylem planı çerçevesinde Suriyeliler için kullanılmak üzere Türkiye’ye 3 milyar avro ödeme yapılacağını da hatırlatarak, Türkiye’deki sığınmacı çocukların 2 yıl sonra değil mümkün olan en kısa sürede okula gitmesi gerektiğine dikkat çekti.

Almanya Başbakanı Merkel, “Brüksel’de ilk projeleri değerlendirmek ve paranın miktarının artmasını sağlamak istiyoruz” dedi.

Bir gazetecinin, “Türkiye yeni bir göç kriziyle karşı karşıya. Türkiye yeni göçlere kapılarını açarken Avrupa ülkeleri kapılarını kapatıyor şeklinde bir algı var. Siz bu konuda ne yapacaksınız ” sorusu üzerine Merkel, şunları kaydetti:

''Mümkün olduğu kadar kontenjan yaratarak yasal yollarla Suriyelilerin Türkiye’den Avrupa’ya gelmesini istiyoruz. Buradaki yükü paylaşmak istiyoruz. Şu anda yasa dışı göç söz konusu. Arada tacirler var. Bu kaçakçılar para kazanıyor ve suçsuz insanlar denizde ölüyor. İşte bunu engellemeliyiz.”

Merkel, Türkiye’nin Suriyeliler için geçici bir vatan sağladığını, Suriyeliler için vatanlarına yakın bir yerde olmanın da çok önemli olduğunu söyleyerek, “Bunun için de maddi destek hazır şu anda. Bu parayı bir harcayalım, kullanalım, ondan sonra yeniden konuşabiliriz. Ancak ilk proje için görünür bir şeyler olması gerekiyor. Bürokratik engellerin ortadan kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.

"ORTAK BİR SORUMLULUK SÖZ KONUSU"

Avrupa’nın sığınmacılar konusundaki tutumuna ilişkin bir soruya Merkel, şu yanıtı verdi:

“AB-Türkiye eylem planı, aslında Türkiye’yi yalnız bırakmama yönünde bir çalışmadır. Bu nedenle Londra konferansı yapılmıştır. Ortak bir sorumluluk söz konusudur. AB-Türkiye arasında insani yardım konusunda insan kaçakçılarının davranışına göre hareket edemeyiz. Ne şekilde görev dağılımı yapacağımızı aramızda konuşacağız. Mülteciler, bu insan kaçakçılarına harcadıkları parayı çok daha iyi başka yerlerde kullanabilirler. Bir çalışma grubu kurduk ve önümüzdeki haftadan itibaren hangi mekanizmalara göre hareket edebileceğimizi ortaya koyacağız. Artık ortak sorumluluk taşıyoruz.”

Merkel, Avrupa'da sığınmacıların kabulüne ilişkin "yasa dışı yollarla ülkeye giren mülteciler gerekirse vurulsun" gibi öneriler ile Danimarka ve İsveç gibi ülkelerde sığınmacıların ziynet eşyalarına el konulmasına ilişkin uygulamalara yönelik yaklaşımının sorulması üzerine, Almanya'nın geçen yıl çok sayıda mülteciyi kabul ettiğini anımsatarak, şöyle devam etti:

"Bu insanlar belirli bir kabul prosedüründen geçmekteler ve genelde Cenevre mülteci anlaşması çerçevesinde hareket edilmekte. Bu süreçten geçen kişiler, değerlendirmeye tabi tutulmaktalar. O sırada mültecilere mal varlıkları hakkında da sorular soruluyor. Genelde mültecilerin mal varlıkları yok, hemen hemen hiçbir şeye sahip olmadan geliyorlar ve biz de destek olmaya çalışıyoruz. Her Alman vatandaşına mal varlığı hakkında soru sorulduğu gibi mülteciler konusunda da bu şekilde hareket ediliyor. Acaba destek olunabilir mi diye soruluyor. Ancak burada insanlara farklı bir muamele söz konusu değildir."

"HER ÜLKENİN TERÖRE KARŞI HAREKET ETME HAKKI VAR"

"Türkiye'ye yönelik eleştirilerinin geçmişe nazaran neden azaldığı" yönündeki soru üzerine Merkel, Türk yetkililerle belirli bir çalışma ve görüşme formatı içinde temaslarında her konuyu ele aldıklarını söyledi.

Merkel, Başbakan Davutoğlu ile gazetecilerin çalışma koşulları hakkında da bilgi alışverişinde bulunduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Kürtlerle, PKK'yla yürütülen barış süreciyle ilgili olarak da biz çok umutluyduk. Ancak her ülkenin de teröre karşı hareket etme hakkı bulunmaktadır. Tabi ki sivil halkı ve bölgeyi dikkate aldığımız zaman bir takım ilerlemeler kaydedilmesi gerekir. Tabi ki eleştirel konuları da ele alıyoruz. Ancak 2-3 yıl önceki durumdan şu duruma geçtiğimiz zaman sorunsallar da çok değişti. Suriye savaşının çok kötü sonuçlarıyla karşı karşıyayız ve Türkiye’nin hiçbir şekilde suçu yok. Öbür tarafta, insan kaçakçıları faaliyetlerini sürdürmekte ve para kazanmaktalar. Yaklaşık 300 kişi kaçarken denizde boğuldu. Bütün bu konuları yoğun şekilde ele alıyoruz ve belirli bir sürdürülebilirlik çerçevesinde görmemiz gerekiyor."

MERKEL, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'LA DA GÖRÜŞTÜ

Almanya Başbakanı Merkel daha sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul edildi. Basına kapalı gerçekleşen görüşme yaklaşık 1 saat sürdü.

Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde, görüşme öncesine ait görüntü paylaşıldı. Buna göre, Erdoğan, Merkel'i Almanca "hoş geldiniz" diyerek karşıladı.

Salonda bulunan, Antalya'daki G-20 Zirvesi'ne ait fotoğrafa bakan Merkel, Erdoğan'a "Sonuçtan memnun kaldınız mı?" sorusunu yöneltti. Erdoğan da "Çok memnun kaldık" yanıtını verdi.

MERKEL'DEN HAT TABLOSU SORUSU

Erdoğan, Külliye'nin koridorunda yer alan hat tablosuyla ilgili de Merkel'e bilgi verdi. Merkel'in "Siz de yazabiliyor musunuz?" sorusuna Erdoğan, "O bir sanat" karşılığını verdi.

Sayfa Yükleniyor...