Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, gazete ve haber kanalı temsilcileri ile bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Basına kapalı olarak gerçekleşen toplantının başında, gazetecilerin görüntü almasına izin verildi.

Davutoğlu, Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde oynadığı rolün, sadece Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle ilgili bir rol olmadığını, Türkiye'nin yaptığı ve yapacağı tercihin, uluslararası alanda da büyük yankılara sebebiyet verdiğini söyledi.

Toplantıda yaptığı konuşmada Davutoğlu, ''Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde oynadığı rol, sadece Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle ilgili bir rol değil. Türkiye'nin yaptığı ve yapacağı tercih, uluslararası alanda da büyük yankılara sebebiyet vermektedir. Tek başına bir ülkenin tutumundan çok yaklaşımın, bir ortak vicdanın sesi olarak algılanıyor. Bu bakımdan bu büyük sorumluluk itibariyle, bu dönemde bunu hep beraberce doğru bir eksende yürütmemizin büyük önem taşıdığını düşünüyorum'' diye konuştu.

Davutoğlu, yaşanan olayların geçici, konjonktürel olaylar olmadığını belirterek, şunları söyledi:

''Tek tek tahlil edilerek, tek tek bir yorum çerçevesine oturtularak doğru sonuçlara ulaşabilecek bir süreçten geçmiyoruz. Aksine, her biri bir diğerini etkileyen, tetikleyen ve krizsel bir dönemde çözüme kavuşması zor olan olaylarla karşı karşıyayız. Bir siyasi deprem yaşanıyor, bu depremin artçı şokları olacak, restorasyon süreci olacak, binaların yeniden yapım süreci olacak, insanların travmalarını aşma süreci olacak.

Hepimizin sabırla böyle bir siyasi depremin hangi fay kırıklarından ortaya çıktığını tespit etmek, nasıl sonuçlar doğuracağını anlama zorunluluğu var. Ani verilecek tepkilerin doğurabileceği sonuçların, bazen yıkılmakta olan binaya geri koşmanın doğuracağı gibi bir tablonun ortaya çıkarmaması lazım. Doğru okumamız, doğru değerlendirmemiz lazım.''

''BAZI OLAYLARIN YÜZÜNCÜ YILINA YAKLAŞIYORUZ''
Bazı olayların yüzüncü yılına yaklaşıldığını dile getiren Davutoğlu, bu yüz yıllık muhasebenin doğru yapılması gerektiğini ifade ederek, ''1914 Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yılı. Bütün Ortadoğu ile yeniden hesaplaşmamızın başlangıcı olan 2014. 2012 Balkan Savaşları'nın 100. yılı, 2011 Trablusgarp Savaşı'nın 100. yılı, 2015 Çanakkale Savaşı ve Ermeni olaylarının 100. yılı. Bizim gibi toplumlarda 100 yıl, başka bir toplum için 10 yıl gibi bir şey. Biz o 100 yıldan ders çıkaramazsak, hatta Napolyon'un Mısır'a çıkışının tarihini ve ondan sonra Mısır'da yaşananları anlayamazsak, bugünü anlamamız çok zor'' şeklinde konuştu.

''Mısır ordusu ile Libya ordusu arasındaki farkı bilmezsek, kamu düzeni bu ülkelerde nasıl sağlanır diye genel kurallar konamaz. Bizim Türkiye olarak tecrübe ve bilgi birikimimiz bütün toplumların derinine nüfus edecek kadar eski ve birlikte yaşadığımız süreçler bunlar'' diye konuşan Davutoğlu, şunları söyledi:

''Ermenistan ile yaptığımız protokoller de dahil olmak üzere dış politikamız, bu yüzüncü yaklaşımları gelirken bir ciddi restorasyon politikasıdır Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da. Bunu doğru okumak lazım. Bizim ve o bölgelerin restorasyonu dışında, o bölgelerin kendi içindeki restorasyonunu da temin edecek bir rol oynamaya çalışıyoruz. Aceleci olmayan, paniğe kapılmayan ama mümkün oldukça bu restorasyonu gerçekleştirmeye çalışan...''

Geçen yüzyıl içinde bu bölgelerde, toplumların kültürel yapısına sirayet eden iki anormal dönemin yaşandığını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

''Bu anormalliklerin sarsıntılarını hala hissediyoruz. Birisi sömürgeciliğin girmesiyle yaşanan anormallik. Asırlar boyu bir arada yaşayan şehirler bir anda Fransız, İngiliz, İtalyan sömürgeleri şeklinde birbirinden ayrıldılar, koptular. Aynı şey Kuzey Afrika için de geçerli. Sömürgecilik, batının tarihinin doğal seyrine uygundur ama doğunun ve Ortadoğu'nun doğal seyrini bozdu. İkinci anormallik, ulus devletleri ortaya çıkarken yaşandı. Hem Arap milliyetçiliği anlamında bir doğal tepki ortaya çıktı ama sınırlar üzerine kurulan devletler Arap milliyetçiliğini sahiplenme konusunda yaşadıkları çatışmalar yüzünden birbirlerinden ikinci kez koptu.''

TÜRKİYE'NİN BENİMSEDİĞİ ÜÇ İLKE
Davutoğlu, Türkiye'nin, üç tane ilke benimsediğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Birincisi bu doğal dönüşümün sağlıklı şekilde, kamu otoritesini sarsmadan, bölgede büyük insan kayıplarına yol açmadan, barışçıl bir şekilde sürdürülmesi ve tamamlanması. Bu konuda net bir tutum takınılması. İkincisi, her bir ülkenin iç şartlarını da gözeterek, bu dost ve kardeş ülkelerin özel şartlarını da doğru anlayarak, onların iç barışının korunmasına katkıda bulunmak, bölünmesine engel olmak.

Üçüncüsü, başta vatandaşlarımızın güvenliği olmak üzere Türkiye'nin önümüzdeki 50-60 yılı etkileyecek, bölgedeki stratejik çıkarlarını koruyacak, bölgedeki imajını kuvvetlendirecek şekilde menfaatlerini korumak. Menfaatten kastım petrol, şirket menfaati değil. Bence en büyük menfaat, ülkelerin halklarının gözündeki itibarımızın korunmasıdır, o olursa diğerleri sağlanabilir. Halklar sizi potansiyel düşman olarak biliyorsa, dış güç olarak görüyorsa, o menfaatleri korumanız da mümkün olmaz.''




Davutoğlu, Ortadoğu bölgesinde yeni bir ortak aidiyet, kader birliğinin doğduğunu, Tunuslu biri kendini yaktığı zaman Bahreyn'de, Yemen'de yaşayanların ayağa kalktığını, bu bölgenin insanlarının artık her şeyi takip ettiğini ve birbirine bakarak tepki gösterdiğini ifade etti.

Tek bir grubun yönetmesi bile mümkün olmayan bir spontaneizmin, bir doğallığın oluştuğunu ve bunun görülmesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, ''Bu doğal akışın karşısında duran aktörler kaybedecekler. Öyle veya böyle, bugün veya yarın'' dedi.

Bütün bu olayların tek bir insanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirten Ahmet Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Devletlerin, toplumların, büyük siyasi yapıların değil, tek bir sıradan bir insanın tarihi dönüştürebilme kabiliyetini ortaya koydu. O zaman tek bir insanın insan hakları konusunda da uluslararası bir yeni konvansiyona ihtiyaç var. O tek insanın gücü, kudreti çok önemli. Hak ve özgürlükler de oradan çıkıyor. Arap toplumu bunu keşfetti. 'Tek başıma, ağırlığımı koyabilirim bu tarihe' dedi. Psikolojik bir devrim yaşanıyor. Bu devrim, siyasal devrimlerden daha önemli.''

Arapça'nın dil olarak büyük bir cazibesi olduğunu ifade eden Davutoğlu, ''Dünyada eğer insanları harekete geçirmek istiyorsanız Arapça... En sıradan fikirleri bile büyük fikirler gibi yansıtabilirsiniz. Şiir okuyacaksanız Farsça ve Fransızca, eğer insanları harekete geçirecekseniz Arapça ve Almanca kullanacaksınız'' dedi.

Davutoğlu, Wikileaks ve başka etkilerle Arap halklarının kendi liderlerine olan güvenlerinin sarsıldığını belirtti.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, demokratik bir Türkiye'nin, otoriter bir Mısır'dan, Gazze olayına ya da İsrail'e karşı çok daha güçlü bir şekilde tepki verdiğini vurguladı.

ORTADOĞU'DA İÇ BARIŞIN SAĞLANMASI
Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin elinde gerekli bilgilerin bulunduğunu, ancak gösterilebilecek bir tepkinin, doğabilecek sonuçların hesap edilmesi gerektiğini söyledi.

Tunus'taki olaylarda hemen tepki verildiğini hatırlatan Davutoğlu, ''Tunuslu muhaliflerin hepsiyle irtibata geçilerek, bir müsteşar yardımcısı gönderildi. Tunus ve Mısır, Libya ve Yemen birbirine benziyor. Tunus'ta bir geçiş dönemi yaşanıyor, ama geçiş döneminde başta bulunan idareciler yine eski yöneticiler. Bizim öyle bir zamanlamayla oralara gitmemiz lazım ki halkla kurduğumuz gönül ve kader bağını sarsmamamız lazım. Daha halk o yönetime, o geçiş meşruiyetini vermeden önce bizim gidip bir şey yapmamız yanlış olur'' dedi.

Türkiye ve Mısır'ın köklü devlet geleneklerine sahip iki ülke olduğunu ve yaşanan olaylar sırasında insani yardımda bulunmak istediklerini belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

''Mısır'da olaylar başladı. Mısır'da olabilecek herhangi bir insani yardım ihtiyacıyla ilgili hazırlıklı olmak üzere bütün devlet kurumlarına yazı yazdık. Çünkü Mısır, Tunus gibi değil. 70 milyonluk büyük bir kitle ve büyük bir alana yayılmış büyük bir açlık ve bir sürü şey yaşanabilir. Bütün devlet kurumlarının ellerindeki stokları buna göre hazır tutması için talimat verdik. Çünkü bir kriz yaşanırsa önce biz ulaşmalıyız diye düşünüyoruz.''