Türkiye’de konuyla ilgili pek haber yapılmasa da e-devlet projesi dünyanın önemli gündem maddelerinden biri. Devletin çoğu hizmetinin elektronik ortama aktarılmasını öngören projeye mesafeli bakanlar çoğunlukta Türkiye’de.

ARTEL Telekomünikasyon Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı ve Okan Üniversitesi öğretim görevlisi Arzu Alpagut dünya örnekleri üzerinden e-devlet kavramının mühendislik boyutunu ve topluma yansımasını anlattı. Alpagut projenin yavaş işlemesinin öncelikli nedeninin yanlış tanımlanan adı olduğunu belirtiyor,

E-devlet tanımlaması yanlış mı, konuyla ilgili devlet kelimesini kullanan tek ülke Türkiye bildiğim kadarıyla...
İnternette hükümet kelimesinin karşılığı olan goverment’ı kullanarak arama yaparsanız buna tüm dünyada e-government dendiğini görürsünüz. Kenya’dan Azerbaycan’a kadar böyle. Yani e-hükümet demek daha doğru.

Peki bizim e-devlet kavramını, e-hükümet olarak düzeltmemiz gerekiyor mu?
Gerekli olduğuna inanıyorum. Devlet başka, önemli ve büyük bir kavram. Her millete özgü bir devlet var. Ama e-hükümet olarak incelediğimizde hükümetin vatandaşa, kurumlara, kuruluşlara kendi organizasyonlarına hizmet vermek için bir icraat yapmasının kolaylaştırılması anlamına geliyor.

E-hükümet olarak tanımlarsak konuyu, ne demek e-devlet?
1970’li ve 1980’li yıllarda büyük sanayi şirketleri üretimi daha verimli hale getirebilmek ve kayıt altına almak için bilgilerini elektronik ortama geçirdi. Bu sayede bütün kaynaklarını kontrol ederken, üretim yapmadan plan yapabileceği, yaptığı planı icraata dönüştürebileceği, adım adım takip edebileceği bir ortama geçtiler. Yani şirketler ne kadar malzemesi, işçisi ve makinesi olduğunu görüp, istenilen siparişi kaç günde ve ne kadar kaynak kullanarak hazırlayabileceklerini görmeye başladı. Partiler seçim dönemlerinde programlarını ve planlarını açıklar. Sonra da bütçe görüşmelerinde buna göre bir mali yapı çıkarır. Bu noktada e-hükümet çok yararlı bir konuma geliyor. Vatandaşa hangi servislerin gerektiğini onun perspektifinden bakıp, vatandaşı eğiterek uygulamaya sokmak.

Bunu bir projeyle örneklendirebilir misiniz?
UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) var mesela. Bu yıl ödül kazanan bir proje. Sisteme kayıt olduktan sonra T.C. kimlik numarasını giren kişilerin haklarında Türkiye’de açılmış dava olup olmadığını gösteriyor. Sanırım emniyet teşkilatı da kullanıyor. Çevirmelerde kimlikleri alıp sisteme giriyor ve o kişinin aranıp aranmadığına bakıyorlar. Bu e-hükümet araçlarından biri. Bunu Adalet Bakanlığı gayet güzel uyguluyor. Buradaki en büyük sorun programın hızı. Örneğin avukatlar bir dosyayı çok yavaş indiriyor. Tabii bu teknik bir sorun. E-hükümet projesi vatandaşın T.C. kimlik numarası ile bütün bakanlıkların hizmetlerinden yararlanması anlamına geliyor. Ancak buradaki kritik nokta, her bakanlık ayrı kanunla kurulduğu için hepsinin yapısının ayrı ayrı oluşması. Normalde T.C. kimlik numarasıyla giriş yapıp hepsinden yararlanmak lazım ama bizde bu sebepten dolayı sınırlar oluşmuş. Her bir bakanlık kendi icratı için sınır belirlemiş, şu an başka bakanlıklarla paylaşma hakkı da yok.

Üniversitelerin e-hükümet için yapabileceği şeyler var mı?
Çok, üstelik bunlar yeni iş imkanları demek. Bu kavram e-devlet’ten e-hükümete geçtiği zaman rahatlayacağız. Olay stratejik, politik, hassas bir konudan çıkıp mühendislerin, üniversitelilerin katılımının sağlanacağı bir ortama dönüşebilir. Devlet hassas bir kelime ve onu e-devlet’e dönüştürmek için her kafadan bir ses çıkması durumu zorlaştırıyor. Hükümet ve kamu kurumlarının hangi servislerin nasıl uygulanması gerektiğini Türkçe yazacak mühendislere teslim edip sonunda testlerini de kendilerinin yapması lazım. Hükümetin 72 milyonu ilgilendiren işlerinin elektronik ortama aktarılması sonucunda herkese iş çıkacak. Üniversiteler bu konuda yazılımlar yapacak, istenilen sistemleri kurup test edecek. O sistem kurulunca da başka işe geçecek.

E-hükümet projesi hayata geçince hükümetlerin icraatında bir saydamlaşma olacak mı?
O konuya ben şöyle bakıyorum, saydamlaşma negatif de anlaşılabilir. Cebimizde para var ve harcadık. Harcamalarını kaydedersen ve bir ay sonra geri dönüp bakarsan parayı nereye harcadığını görürsün. Şimdi bütün işlemler kayıt altına alınacağı için hesapları tutmak daha kolay. Burada bir noktaya da dikkat çekmek istiyorum. Bütün veriler kayda alınacağı için insan faktörü devam edecek. Artık insana gerek olmayacak, her şey elektronikleşecek algısı yanlış. Bu yüzden kamu e-hükümete geçmek istemiyor diye bir önyargı var. Halbuki yurtdışı örneklerinde de görüldüğü gibi kamuda çalışanlar böylelikle eğitilerek daha üst seviyeye geçebilecek. Mühendisler bir sistem kurup kamuda çalışanlara anlatacak ve sonra gidecekler. Sistem çalışacak onun çalışması için gerekli verileri kamu çalışanları girecek. İşi yapan insan olacak ama hammaliyet azalacak. Bu sayede memurlar her şeye kolayca cevap verebilecek.

Peki bu sistemin vatandaşa yansıması nasıl olacak?
Hükümetin en büyük icraatı vatandaşın hayat kalitesini arttırmak, hayat standartlarını yükseltmek. Bunun için harcanan zamandan tasarruf edilecek. Zamanla birlikte para da azalacak. Hükümet vatandaş için daha çok iş yapıyor olacak. Kamuyla ilgili yapılacak işler kolaylaşacak ve kapsamlı hale gelecek. Vatandaşa bütün hizmetlerin hükümet tarafından verilmesinin yanı sıra geleceğin planlanması da sağlanacak.

Bu sistemin Avrupa Birliği’ndeki boyutu nedir?
Bu Avrupa Birliği’nin (AB) Information Society (Bilgi Toplumu) kapsamında ele aldığı en büyük projelerden biri. 2000 yılında Lizbon Anlaşması’nda AB bir görüş birdirdi, Knowledge Society (Bilgi Toplumu) sahibi toplum olacağız diye. Bunun olması için de en önemli nokta bilgilerin elektronik ortama geçmesi diyorlardı. İnsanlar aklını, yaratıcılıklarını kullanacak ama yapılması gereken işler de elektronik programlar tarafından yürütülecek.

Burada bir noktaya değinmek lazım sanırım. Türkçe’de information da knowledge da bilgi olarak geçiyor. AB information’dan knowledge’ye geçmek istiyor ama biz bunu tam olarak anlatamıyoruz. Nasıl ayırırsınız?
Avrupa’da Amerika’da nanoteknolojiye ve yapay zekaya önem veriyorlar çünkü bu sayede knowledge sociaty’e geçeceklerini düşünüyorlar. Dünya “bilgi toplumuna” geçmek için çaba harcarken biz Türkçe sayesinde zaten geçmiş durumdayız. Normalde “enformasyon toplumu” (Information Society) bilgilere, aradığına hızlı bir şekilde ulaşabilmek anlamına geliyor. Yani intenette aradığınız bilgiyi ulaşmak, ama tabii ki orada insanın karşısına bir sürü veri geliyor. Gerçekten aradığın bilgiye ulaşmak sadece information ile olmuyor, bir araştırma daha yapman gerekiyor. Şöyle de açıklayabiliriz grip olduğumuz zaman arkadaşımız bir ilaç önerir. Bu enformasyondur. Yani ortada bir knowledge durumu yok. Knowledge ise üniversitede bir bölümü bitirdikten sonra master ya da doktora yapmak gibi. Yani bir konu üzerinde uzman olmak için çalışmak. Bunun topluma yansıtılması ise saatlerce bir konu üzerinde çalıştıktan sonra bir artı getirmiş olmak anlamına geliyor. Demin ki grip örneğine dönersek grip belirtileri yanında başka şikayetlerimiz de var. O zaman arkadaşımız da doktora gitmemizi sağlık verir. Yani knowledge sahibi birine gitmek. Aspirin ilk çıktığı zaman knowledge’dı ama herkes tarafından bilinip, önerilince information oldu.

Bu e-hükümet kavramının AB’ye yansımalarından biri de entegrasyonu arttırması. Bu nasıl oluyor?
AB 2003’de “Üyelerimizin her biri kendi kamu kuruluşlarının verilerini elektronikleştirdi” dedi. Biz de elektronikleştirdik ama farkımız bizim kamu kuruluşlarımızın birbiriyle entegre olamamış olması. Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin kamu kuruluşları elektronik ortamda birbiriyle entegre olmuş durumda. AB şimdi kendi içinde bütün AB vatandaşlarının alacağı hizmetler için elektronik ortam tanımlanmasına çalışıyor. Orada serbest dolaşım var, yani bir Alman Fransa’ya gidip çalışabilir. Almanya’da hükümetten aldığı belli başlı hizmetleri Fransa’dan isteyebilir. İşte AB bunun için 20 servislik bir projeye başladı. 12’si sade vatandaş, sekizi ise şirketler için. AB bu servisleri kurduktan sonra birlik içine entegre etmek istiyor. Almanya’da doğmuş biri nüfus kağıdı için Fransa’dan başvurabilecek. Burada devlete dokunan bir şey yok. Bu tamamen hükümet işleriyle alakalı. Önce kurumları entegre ettiler, şimdi de birbirlerine entegre oluyorlar. Biz ise hâlâ kendi kurumlarımız arasında entegrasyon sağlayamıyoruz.

Bu projenin güvenlik sorunu var mı?
Bugün bankadan gelen mektubu almak için kuryeye bütün bilgilerimizi veriyoruz. Zamanında İngiltere’de iki CD’deki iki milyon kişinin kimlik bilgileri kayboldu. Güvenlik her zaman sorun. İşte onun için de elektronik kimlik kavramı çıkıyor. Senin bilgilerin, senin şifresini bildiğin şekilde saklanıyor. Oradaki zayıflığın üstesinden nasıl gelineceğini de üniversiteler araştırıyor. İşte üniversitelerin rollerinden biri de bu. Bunun olacağı öngörüsü de önemli. İki tür mühendis vardır, biri uygulayıcı biri de test edici. Test edici mühendis bilgisayar korsanını oynar. Yapılan yazılımı çökertmeye çalışır. Yapılan iş birçok testten geçer ama gerçek zamanda sorunlar olur ve ona da çözüm bulunur. Öngörülen hatalar için bir ekip test edip kontrol eder. Şu an işsiz gençlerin çoğu bunu bekliyor.