Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, NTV ve STAR'dan canlı yayınlanan programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Oğuz Haksever yönetiminde Nermin Yurteri, Mehmet Barlas, Nazlı Öztarhan'ın sorularını yanıtlayan Erdoğan'ın açıklamaları şöyle:

Oğuz Haksever: Sözleriniz kuvvetler ayrılığına karşı olduğunuz şeklinde anlaşıldı ve tartışıldı. Siz kuvvetler ayrılığına gerçekten karşı mısınız?

Recep Tayyip Erdoğan: Ekranları başında bizi izleyen bütün vatandaşlarımın şahsında da 75 milyonumuzun gerçeği bizzat şahsımdan bir daha dinlemelerini de özellikle istiyorum. Konya’da işadamlarıyla yapmış olduğumuz sohbet toplantısında bunu ifade ettim. Bir defa Türkiye'de kuvvetler ayrılığı prensibini en güçlü savunan partinin lideriyim. Kimse bunu eğip büküp sağa sola çekmesin. Biz içerikle olan yaşadığımız sıkıntıları o toplantıda dile getirdik. Bu süreç içinde sorumluluk altında olan tabi biziz, mesuliyeti olan biziz. Ama sırtında küfe olmayanlar veya boş küfeyle dolaşanlar rahat konuşuyorlar. Ben bir başbakan olarak milletim ve ülkem adına konuşuyorum ve bu sorumlulukla da milletimin bazı gerçekleri bilmesini istiyorum. Kuvvetler ayrılığı dediğimiz yasama, yürütme, yargının malum anayasada belirlenmiş bir hareket alanı vardır. Bu alan içinde bunlar hareket etmek durumundadır. Dolayısıyla yasama yürütmenin alanına giremez, yürütme yasamanın alanına giremez, yürütme yargının yerinde olamaz, yargı yürütmenin veya yasamanın yerine olamaz. Fakat bizim ülkemizde öyle zamanlar yaşadık ki yargı bazen yasamanın da alanına müdahale etti yürütmenin de alanına müdahale etti. Bunların en açık uygulaması yerindelik konusunda kendisini çok açık net ortaya koymuştur. Bir 367 olayı yaşadık ki cumhurbaşkanı ile ilgili konuda baktık yargı yasama organına müdahil oldu. 411 olayı yaşadık ki bir anayasayı özellikle anayasa maddesini değiştirmeye yönelik bir olaydır kalktı anayasa mahkemesi yargı buna müdahil oldu. Yargı burada sadece bu hukuka uygun mudur değil midir ancak buna bakabilir. Bunun dışında bir yerindelik değerlendirmesi yapamaz. Kendisini yasama organının yerine koyamaz. Ama burada yasama organının yerine koymuşlardır. Yürütme organı olarak biz hükümet olarak diyelim ki adım atıyoruz GalataPort’un satışı. Bu satışı biz yapıyoruz ama yargı bunu engelliyor. Burada yargının yapacağı siz bu satışı bu şartlarda yapamazsınız diyecek eksik neyse söyleyecek ben o eksiği gidermek suretiyle gene bu özelleştirmeyi yaparım. Sen bana yapamazsın diyemezsin çünkü yapmamı engelleyen bir yasa maddesi yoktur. Aynı şekilde Haydarpaşa olayı, aynı şekilde İETT garajı satma olayı, İzmir limanının satışıyla alakalı konu ki bunu 2 ayda Danıştay kararını vermesi gerekirken 2 yılı aşkın bir süre içinde karar vermiş dolayısıyla orayı alan firma satıştan çekilmiştir. Böyle bir rakamın hazineye kaybettirdiğini düşündüğümüz zaman burada kaybeden millettir yargının yasanın dışına çıkarak atmış olduğu adımlar sebebiyle. Bizim burada karşı olduğumu konu budur. Asla yasama, yürütme ve yargının buradaki yetki ihlaline karşı oluşumuzdur bunun dışında bir şey değildir. Geçmişte biz bunun bedelini ağır ödedik. Türkiye'de geçmişte 330’a yakın bir oya sahip iktidar partisinin kapatılmasıyla karşı karşıya kalmış olan bir partiyiz biz. Erkler yetki ihlaline gitmesin diyoruz biz.

Nermin Yurteri: Siz yargı hükümetin beklentilerine uygun mu hareket etmeli sayın başbakan bunu mu demek istiyor diyenlere ne yanıt verirsiniz? Bir de bütün gücün ülkeyi yönetenlerin elinde toplanmaması için elbette bu kuvvetler ayrılığı meselesi düşünülmüş. Özellikle meclisin gündemine partiniz tarafından getirilen Türk tipi başkanlık sistemiyle ilgili düzenlemede de ciddi eleştiriler oldu. Bunlardan birisi başkana fesih yetkisinin verilmesi bir diğeri de başkanlık kararnameleri çıkarma yetkisi. Bu çerçeveden baktığımızda anayasa mahkemesi anayasa uygun, Danıştay’da yasalara uygun mu diye bir denetleme yapıyor.

Recep Tayyip Erdoğan: Yargının, yürütmenin yasalara aykırı almış olduğu bir karar varsa tabi ki bunları denetleme hakkı vardır. Bu idaridir, muhalif karar varsa bunları denetlemedir. Bu denetleme hakkını tabiki kullanacaktır yargı. Ama düşünün ki benim bir bakanım bir şube müdürünü alıyor bir yerden bir yere tayinini yapacak yerindelik hakkı bu ve bu tayini siz durduruyorsunuz. Tekrar alıyor tekrar yapıyor tekrar durduruyorsunuz 11 kez bir şube müdürünü bir bakan atayamazsa ve bu kişi orada 14 yıl aynı yerde kalabiliyorsa demek ki içerde bunların dayıları var. Bir şeyler var ki orada onu tutuyor. Veya bir hukuk oluşturuyor ve bu hukuku bir yerler koruyor. Böyle asla idare güç kazanamaz. Çünkü siz eğer bir mekanizmayı başarılı bir şekilde işletecekseniz verimliliği esas almak zorundasınız. Bu sadece yargı için değil ben burada bürokratik oligarşiden geldim. Kent hastaneleri diye bir projemiz var 5 yıldır hayata geçiremiyorum ben. Bu proje hastanelerimiz biliyorsunuz blok blok. Biz bir şehir gibi hastanemizi kuracağız her şey bu hastanenin içinde bitecek. En küçük hastaneyi de 750 bin kilometrekare alan üzerinde kuracağız ve burada her şey bitirilecek. Büyükşehirlerde bunu başlatalım dedik. Tabi bu alan içinde bazı alanlar var ki diyelim ki otel hasta yakınları geldiği zaman ona bir otel inşa ediliyor yakınlar kalıyor. Bunun dışında mesela otopark vesaire şeyler var. Bunların hepsini orayı inşa eden yap-işlet-devret sistemiyle bunları yapalım diyoruz veya müteahhit firma yapsın biz ondan işletme noktasında kira ödeyelim ve burayı bu şekilde daha uygun şartlarla elde edelim diye bir projeydi bu. Bu projede bu oteldi, restorandı, otoparktı siz diyor burada böyle bir yanlış yaptınız bu bunun içinde olmaz. Bu sözleşmenin içinde yer alıyor zaten bunları kendilerine anlatılmalarına rağmen bunların önü kesildi.

Nermin Yurteri: 22 Temmuz 2006’da çıkarılan bir yönetmeliğe aykırı olduğu iddiasıyla sanırım Danıştay böyle bir karar verdiğiyle ilgili bir açıklama yapmıştı.

Recep Tayyip Erdoğan: Biz bunlarla ilgili olarak yasal düzenlemelerde yaptık Danıştay’ın bu yasal düzenlemeye uyması gerekir. Biz yeniden bir yasal düzelemeye gitmek durumunda kalıyoruz bu konuyla ilgili. Bunlar bize maliyetleri arttırıyor, bu kadar önemli projeleri biz hayata geçirmekte zorlanıyoruz, yatırımcılar bende böyle bir şeyle karşı karşıya kalırsam diyor, kredi kuruluşları kredi vermiyor.

Nermin Yurteri: Bu bakış açısı her dönem mi vardı yoksa sizin iktidarınız döneminde mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu tür projeler bugüne kadar ülkenin gündemine gelmiyordu.

Mehmet Barlas: Telekom’un özelleştirilmesinin iptali Türkiye'ye maliyeti 35 milyar dolar.

Recep Tayyip Erdoğan: Köprüler konusunda rahmetli Özal o zaman satarız dedi.

Nazlı Öztarhan: Demokrasilerde yasama, yargı ve yürütmenin birbirini denetlemesi birbirinden ayrı olması bağımsız olması sınırlandırılması gerekmiyor mu demokrasi zaten bu değil mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Birbirini denetlemesi demeyelim buna da hepsinin yasalar içinde belirlenen yetki alanları içinde hareket etmesi diyelim. Ben o yetki alanında hareket etmesine davet ediyorum. Bizim bu kuvvetlerinde ortak hizmet etmesi gereken yerin millet ve bu ülke olması gerekir diyorum. Ortak payda milletimizdir, ülkemizden, devletimizdir diyorum. Bu her zaman olmuyor tabi zaman zaman oluyor ama bu zaman zaman olması bile bize çok şeyler kaybettiriyor. Biz eğer muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacaksak bizim bu yarışı çok hızlı götürmemiz lazım.

Mehmet Barlas: Bir cümle söylüyorsunuz başbakan olarak günlerce tartışılıyor. Çamlıca’ya cami yapmaktan, kuvvetler ayrılığı doğru mu yanlış mı filan ama böyle anlattığınız zaman o anlaşıldığı şekilde söylemek istemediğiniz ortaya çıkıyor. Bunu bilinçli mi yapıyorsunuz sırf gündemi değiştirmek için yoksa sizi bilinçli olarak yanlış mı anlıyorlar? Aynı şeyi ben rahmetli Özal’a görmüştüm. Bir takım sözler ederdi bir gün Turgut bey bu söyledikleriniz yanlış anlaşılıyor dedim belki mahsus yapıyorumdur dedi. Sizde öyle bir şey yapıyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu tartışmalar olmazsa ben başbakan olamam zaten. Öyle bir başlık ortaya koymalısınız ki bu gündemi oluşturmalı. Gündem eğer birilerinin elinde kalırsa o zaman siz başbakan olarak onun peşine takılırsınız.

Mehmet Barlas: Her sabah oturup acaba ne manşet atacağım diye düşünen bir gazeteci gibi misiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Onu gazeteciler düşünsün. Bir şeyi yaparken eğer bunun enine boyuna tartışmasını yapmışsam, yakın çevremde bazı arkadaşlarımla bunun görüşmesini yapmışsam mesela onlar bile bunun zamanlamasını bilmeyebilir ama ben bir zamanı gelir ki onu gündeme oturturum. Oturtmam lazım. Eğer o kabiliyeti sergileyemezsem o zaman zaten böyle bir neticeyi de elde edemezsiniz. Şu konu bizim aramızda bir sıkıntı değil. Bir defa yasama yürütme yargı noktasındaki hassasiyetimiz belli. Kaldı ki biz şurada anayasa paketini 26 maddelik düzenlerken 26 maddelik o düzenlemede yargıyı biz yargıyla görüşerek onlarla müzakere ederek adımını attık ve bu noktaya getirdik. Dosyalar öyle birikmişti ki 3-4 sene dosyaların incelenmesine sıra gelmiyordu. Ama şimdi tam aksine bu hızlandı. Şu anda cezaevlerine giriş sayısı artmaya başladı dosyaların çabuk incelenmesi bakımından. Biriken dosyalar vardı Yargıtay’daki dairelerin artışıyla inceleyenlerin artışıyla vesaire bu hız kazandı. Bir normalleşme süreci olacak ama bu dosyalar bittikten sonra olacak.

Nermin Yurteri: Başkanlık sistemiyle ilgili eleştirilere ne diyorsunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı ortadan kalkıyor mu? Tam aksine daha da güçleniyor. Amerika’daki sisteme baktığımız zaman orada ikili sistem var ve inceleme orada çok daha güçlü. Siz bir başkan olarak bir helikopter satışını bile yapamıyorsunuz. Büyükelçi atayamıyorsunuz oradan geçmesi lazım. Biz şu anda atayabiliyoruz.

Nermin Yurteri: Ama meclise sunulan tasarıda bazı farklılıklar var bu başkanlık kararnameleri çıkarma yetkisi ve meclisi fesih yetkisinin olması başkanın kuvvetler ayrılı ilkesine tamamen aykırı.

Recep Tayyip Erdoğan: O anayasayla ilgili bir konu millet size böyle bir yetki veriyorsa mesela şimdi referanduma gidiyorsunuz millet diyor ki ben başkana bu yetkiyi veririm diyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde işi nereye bağlamıştı nihai karar merci TBMM’dir demişti. O zaman Gazi kuvvetler ayrılığından bahsetmiyordu kuvvetler birliğinden bahsediyordu. İşi getirip TBMM adına cumhurbaşkanına yetkiyi veriyordu. O günün savaş şartları filan belki bunu bu şekilde ama ölene kadar bu şekilde devam etti ve bunu İnönü’de kullandı.

Mehmet Barlas: Siz şu anda Türkiye'nin başbakanı olarak Amerika’nın başkanından daha güçlüsünüz. Amerika’nın başkanı istediği kanunu çıkartamıyor istediği atamayı yapamıyor. Başbakanlık sistemi daha güçlü daha etkili niçin başkanlık sistemini düşünüyorsunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Burada parlamentonun gücünü daha da arttırmak, bir defa referanduma açık bir yapıyı bizim güçlendirmemiz lazım. Biz iki referandum yaptık ama daha da fazla olması lazım.

Mehmet Barlas: Ama referandum hep doğru çıkmıyor 1982 anayasası yüzde 92 oyla kabul edildi.

Recep Tayyip Erdoğan: Çıkar veya çıkmaz. Biz yüzde 58’le çıkmış olana bile muhalefetin saygı duymadığını görüyoruz. Parlamentodan cumhurbaşkanı çıkmasını engelleyenler şimdi halka verdik şimdide meclis seçsin diyorlar. Siz meclis seçerken kabul etmediniz şimdi de millet değil tekrar meclise dönelim.

Nazlı Öztarhan: Cumhurbaşkanının bugün bir açıklaması vardı demokrasinin temel ilkesidir dedi kuvvetler ayrılığı.

Recep Tayyip Erdoğan: Aynı düşünüyoruz.

Oğuz Haksever: Bölge halkının deyimine göre Birleşmiş Milletler kış gücü yani barış gücü bölgede çünkü örgüt hareket etmiyor. Bu ortamda hükümet içinde gerçekten dikkat çekici bir durum var. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bende olsaydım dağa çıkardım sözü, sayın İçişleri bakanının sözleri bir hava mı var artı bu dönemi hükümet nasıl değerlendirmek istiyor.

Recep Tayyip Erdoğan: Ben herkesin yerli yerinde bazı kanaatlerini söylerken hükümetiyle medyasıyla eğip bükmeden bunları konuşmamız lazım. Terör konusunda bizler terörle mücadele de bir ittifak sağlayamıyorsak bu bizim için çok büyük bir açıktır. Onun için biz bir başlık attık Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi dedik. Bu eleştiri alacak yanı neresidir bu başlığın ben bunu merak ediyorum. İçeriğiyle alakalı bir biz çok destek arayışına girdik. Medya ile, akademisyenlerle, siyasilerle görüştük belli bir noktaya geldik. Şu anda çok açık net söylüyorum bir yanlış bir başka yanlışla düzeltilemez. Burada bir kan varsa bunu kanla temizleyemezsiniz, pisliği pislikle temizleyemezsiniz daha pis olur. Orada Diyarbakır cezaeviyle alakalı bir benim kanaatlerim çok daha önceden açıklanmıştır ve bunları ben lanetle kınamışımdır. O işin içinden geldik o işkenceleri bende gördüm ama ben hiç çıkıp meydanlarda bunları söylemedim. Veya partimiz bir kapatılmayla karşı karşıya kaldığı zaman biz tabanımızı meydanlara dökmedik. Ama bazı partiler bu tür şeylerde ilk işleri hemen meydanlara dökmek cam çerçeve indirmek, bombalar filan şunu yapmak bunu yapmak bunlar çıkış yolu değil. Siz demokrasiyi benimsemişseniz ve parlamentonun içine de girmişseniz bütün şeylerinizi burada aramanız lazım. Biz bir defa teröristlerle mücadeleye devam ederiz ama parlamentonun içindeki uzantılarıyla müzakere ederiz dedim bu kadar açık söyledim. Bu konuyla alakalı daha önce devletin biliyorsunuz eli ayağı var gerekirse yerli yerinde kullanır. İspanya’da terörle mücadelede bunu görürsünüz, İrlanda da bunları görürsünüz bunlar yapılmış şeylerdir. Biz bunları çok kullandık. Bu ülkelere ilgili bakan arkadaşlarımı gönderdim ilgili bakanlarla görüşmeler yaptılar ben o ülkelerin başbakanlarıyla bu konuları uluslararası toplantılarda bir arya geldiğiniz konuştum görüştüm ve bu uygulamaları yaptık. Derdimiz bu terörle mücadele de ülkemizi refaha huzura nasıl ulaştırırız. Fakat parlamentonun içindeki uzantının elinde bir yetki yoksa bir temsil kabiliyeti yoksa bir irade kullanamıyorsa, teröristle de kucaklaşıyorsa öpüşüyorsa ben onunla görüşemem ben şehidimin anasını ağlatamam. Ben orada kalkıp bir kişiyi şirin görüneceğim diye böyle bir tarihi yanlışın içine giremem. Diyarbakır cezaevindeki filancaya işkence edilmesi bana da yapılsa ben dağa çıkarım hayır bizim yolumuz bu değil. Biz bir yol seçtik kendimize dağdaki dağdan kaçanı öldürüyor. Bizim değerlerimizin içinde bir defa böyle bir anlayış yok. Biz kalkacağız konuşacağız anlatacağız bunları doğru yola çekebiliyorsak ne mutlu bize.

Nazlı Öztarhan: O kucaklaşma görüntülerinden sonra dokunulmazlıkların kaldırılacağı söylendi bu ne noktada bunu acaba tansiyonu düşürmek için zamana mı yayacağız?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu sadece onlara yönelik bir şey değil mecliste buna benzer dosyalar var. Parlamento içtüzüğü olsun yasalar olsun bir dokunulmazlık denilen olay nasıl kalkar veya bu süreç nasıl devam eder bütün bunları belirlemiş. Ama bugüne kadar bu iş maalesef bir kenara konuluyor duruyor. Demokratik parlamenter sisteme rağmen birileri adeta bu ülkede sisteme, devlete meydan okuyor. Anayasamızda 14.madde var değil devletin temel yapısını değiştirmeye yönelik orada bir engelleme koyuyor ama bunu tanımıyor biz asarız keseriz diyor. Bunu yapıyorsa ve terör örgütünün başını bir mihmandar olarak her şeyinde kullanıyorsa bunun bu ülkede bir karşılığı olması gerekmez mi? Siz hele bunu bir de parlamentonun içine girmiş milletvekilleriyle yapma yoluna giderseniz bunun bir karşılığının olması gerekmez mi? Bununla ilgili yargının attığı adımlar var zaten. Onlar fezleke olarak geliyor bugüne kadar dönem sonuna bırakılanlar oluyor veya gündem de tutulmuyordu ama bunlar artık fezleke olarak geldiğinde bu konularla ilgili olarak biz grup olarak bu konu üzerinde çalışırız.

Mehmet Barlas: Siz bütün siyasi açılımları sürdürüyorsunuz ama yine bir cümle birden bire iş siyasetin alanından tamamen çıktı sadece güvenlik alanına girdi gibi görünüyor. Bu arada Uludere olayının bir takım çevreler tarafından kullanılma biçimi var ve birden bire bütün açılımlar geride kaldı Kürt realitesinin tek yönü PKK’dır onunla mücadele şarttır Öcalan’ın zaten gücü inkar edilemez gibi. Acaba söylemlerde daha dikkatli olmak siyaseti güvenliğin çok gerisine itmemek daha doğru değil mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Biz Ak Parti iktidarı olarak hep yaşatmanın gayreti içinde olduk ama birileri de öldürmenin gayreti içinde. Birileri bu öldürmenin gayreti içindeyken buna kimler sahip çıkıyor kimler çıkmıyor buna bakmamız lazım. Dün mecliste Uludere dediniz oradan bağırıyor bu bir soykırımdır diyor. Şimdi bunu söyleyen kişi Gediktepe’yi konuşmuyor, Başbağlar’ı konuşmuyor, Bingöl’ü konuşmuyor bunları kimse gündemde tutmuyor bu konuda da medyanın çok büyüm vebali var onu da açık söylüyorum. Ama şurada bir yıl boyunca herkes Uludere’yi devamlı gündem de tutuyorlar. Uludere’nin bir defa şu anda üzerinde Askeri yargının duruşu var, Diyarbakır sivil yargının duruşu var devam ediyor. Bu ülkede TSK bazı imtihanlardan geçti. Bir Gediktepe’yi yaşadığı zaman günlerce medya oradaki komutanın söylediği şeyler katırları koruyacakmış yok çobanmış filan dalgalarını geçtiler. Şimdi arkasından ne çıktı o katırların sırtından silahlar çıktı ve bu silahlarla baskın yaptılar. Şimdi aynı anda da burada ikazlara rağmen uyarılara rağmen bir kervanın yürüyüşü tabi orada…

Mehmet Barlas: Siz seyrettiniz görüntüleri insansız hava araçlarının görüntülerini.

Recep Tayyip Erdoğan: Seyrettim. Orada zaten bir hareket var katırları görüyorsunuz insanları görüyorsunuz ama bu insanların sadece hareketini izliyorsunuz. Katırlarında tabi üzerleri örtülü altında ne var tespit edemiyorsunuz.

Mehmet Barlas: Yani bunlar terörist olmadıkları taktirde kaçakçı olmaları gerekiyor öyle mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Ya o ya da o. Ama buradan sıyrılıp kaçanlar oldu. Bizim sınırımızdan işaret atışları filan yapıldığında bunlara uyarılar yapıldığında bu uyarılara rağmen bu yürüyüşün devam etmesi hali var.

Mehmet Barlas: Acaba gelenek mi yani kaçakçı geldiği zaman ona hoşgörü gösterip…

Recep Tayyip Erdoğan: Bu kaçakçıdır bu teröristtir o anda bunu ilgili mercilerin yapması mümkün değil orası bir defa terör bölgesi. Terör bölgesi olduğu içinde efendim zaten bunlar bilinen şeylerdi biz zaten buradan devamlı olarak bu kaçakçılığı yapıyorduk. Burada iki şey var kaçakçılığı meşrulaştıralım, eğer olay terör olayıysa bunu da kaçakçılık adına göz yumalım. Böyle bir şey olamaz. Burada ister istemez ilgili güvenlik güçlerimiz kalkmışlardır sorulması gereken merciye sormuşlardır onların verdiği kararla onlarda görevlerinin gereğini yerine getirmişlerdir. Burada hata payı her zaman olur.

Nermin Yurteri: Sonuçta 34 sivil vatandaş hayatını kaybetti ve siz o dönem yaptığınız…

Recep Tayyip Erdoğan: Şimdi olayı bu kadar basite indirgemeyelim ikide bir sivil vatandaş sivil vatandaş diyoruz. Terör örgütünün mensubu da sivildir ama o sivil görüntü altında teröristtir. Burada da 34’te 34’ü böyledir kanısına varmak için müsaade edin yargı kararlarını bekleyelim. Bakalım askeri yargı sivil yargı ne karar verecek. Meclis araştırma komisyonu da bir çalışma yaptı onlarda bu çalışmanın neticesini açıklayacaklar. Bunu görmeden ilk günden itibaren hep sivil sivil böyle geliştirdik bu işi. Ben buna da bir beyin yıkama ameliyesi diyorum. Biz bütün bunlara rağmen bir adım attık biz Dersim yanlışına düşmek istemedik. Ama Dersim’de ben bugün bir başbakan olarak Dersim’le ilgili devlet adına o günün adına devlet olarak özür diledim. Şimdi üzüntülerimi bildirdim çünkü ben işin üzerine gidiyorum.

Mehmet Barlas: İleri de Uludere içinde özür dileyebilir misiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Sonuç açıklandıktan sonra her şey olabilir. Ama kalkıp ortada netice çıkmadan beraatı zimmet asıldır kaidesinden hareketle netice ortaya çıkmadan kalkıyor terör örgütü veya onun uzantıları bize sen özür dileyeceksin diyor.

Mehmet Barlas: Yani Uludere içinde özür dileyebilirsiniz ileri de.

Recep Tayyip Erdoğan: Olabilir neden olmasın.

Nermin Yurteri: O dönem çok net ifadeler kullanmıştınız “bu iş Ankara’nın karanlık dehlizlerinden kaybolmayacak burası bir hukuk devleti ve biz hata yapan varsa bedelini ödeyecek” demiştiniz. Oradaki vatandaşlarda bir duygusal kırılma oldu bu olayın meydana gelmesi bölgede bir duygu kırılmasına da yol açtı. O anlamda o duygusallığı paylaşıyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Böyle bir duygusallığı paylaşmama olsa ben ne başbakan yardımcımı ne eşimi ben kızımı oraya gönderirim. Demek bunu paylaşıyorum ki oraya gönderdim. Ondan öte devletin bu tür olaylar karşısında ödemesi gereken bir para var onun dışında biz kalktık yetki kullanarak bunun üzerine belli bir tazminat daha koyduk. Biz bunlarla bir iyi niyet ortaya koyuyoruz. Ama bir Dersim olaylarının bugünkü o günü yaşamış iktidarının devamı durumunda olan ana muhalefet partisinin oralı olan genel başkanı acaba niçin Dersim’deki o katliamla ilgili en ufak bir ifade kullanamıyor.

Mehmet Barlas: Ama Dersim 1937’de Uludere geçen sene.

Recep Tayyip Erdoğan: Yeri geldiği zaman ana muhalefetin genel başkanı biz Cumhuriyet’ten önce kurulduk diyor.

Olayın olduğu günün sabahında bölücü terör örgütünün yayın organı durumunda olan Roj Tv’nin bu olayı allayarak pullayarak vermesi bunların hepsi kuşku veren şeyler. İstismarın boyutlarını çok açık gösteriyor. Bütün bu olaylara karşı özellikle bu ülkede terörle mücadele de el ele vermemiz gereken bu konuda biz üzüntülerimizi birlikte paylaşmalıyız ama bölücü terör örgütüne karşıda bu bizim dayanışmamız şart. Bingöl’de yaşanan bir olayı söyledim ki toplu olarak orada öldürülen vatandaşlarımızı söyledik. Bunun yanında Gaziantep’te yaşanan olayları biliyorsunuz. Bu olaylar yaşanırken bunun arkasından bunun takibini yapmayan medya olsun bazı STK’lar olsun bir Uludere olayını bakın bir yıl oldu sürdürüyorlar. Bunu eğer bu şekil bir değerlendirmeye tabi tutacaksak ben o zaman Başbağlar’ı da koyarım bu işin önüne bunun yanında Bingöl’ü de koyarım, Siirt’i de koyarım, Gaziantep’i de koyarı, Güngören’i de koyarım. Güngören’de yaşanan olay sıradan bir olay değildi. Bakın bütün çarşı alışveriş yerleri hepsinin olduğu yerde konutların filan olduğu yerde terör örgütü kendileri bütün ülkenin huzurunu kaçırmak için orada o eylemi yaptılar ve onlarca vatandaşımız şehit oldu. Bunların içinde çocuklar var yaşlılar var. Ama bununla varsa yoksa Uludere. Böyle olduğu zaman biz soğukkanlı tarafsız yapıcı bir yaklaşım gösterilmeyince bizim bazı olaylara yaklaşırken ne olursa olsun sorumluluğumuzun bilinci içindeyiz ama bizim buradaki yöntemimiz yargıdır. Genelkurmay başkanımız burada üzüntüsünü belirttiği gibi sorumluluğu askeri yargıyı devreye sokmak suretiyle yaptı. Aynı şekilde biz Diyarbakır savcılığını davet ettik o da süreci çalıştı işin üzerindeler. Bütün bu çalışmaların sonucunda ortaya çıkan netice neyse bunun üzerine hep birlikte o neticeye göre gidilir. Kan üzerinden ölümler üzerinden de kimse beslenmesin.

Nermin Yurteri: Ergenekon sürecinde olup bitenler biliyorsunuz kamuoyunu ortadan ikiye böldü. Bu Cumhuriyet tarihinde bir devrimdir bir yüzleşmedir diyenler olduğu gibi bu Cumhuriyet tarihinin en büyük zulmüdür diyenlerde var. Gelinen noktada usül hatları tutukluluk süreleri pek çok şey tartışıldı. Sizce Silivri’de adil bir yargılama yapıldı mı yapılıyor mu? Bir de komuta kademesindeki algıyı merak ediyorum. Ergenekon’u darbe girişimlerini ortaya çıkarmaya yönelik bir süreç olarak mı görüyor acaba sayın genelkurmay başkanı sayın komuta kademesi? Geçmişte farklı algılamalar vardı TSK’ya karşı yapılan bir operasyon gibi de geçmişte algılanmıştı. Bu manada TSK’nın bakışında da bir farklılık var mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Ben sayın Kılıçdaroğlu kadar cesur değilim anayasanın ilgili maddesini burada göz göre göre çiğneyemem. Şu anda bir yargı süreci vardır ve bu yargı sürecinin içinde de yargıya müdahale yetkim yok. Ama şunu biliyorum ki Silivri bir açık hava hapishanesi değildir. Silivri’de hem cezaevi vardır ve bu cezaevi en uygun şartlarda yapılmıştır ve onun yanında da adliyesi vardır ve bu yargılama süreci devam etmektedir. Burada partimi ilgilendiren konulara yönelik olarak partimin hukukçuları da kendileri de bu konudaki suç duyurusunu ayrıca yapmışlardır. Şu anda da biz süreci ayrıca bu şekilde bizimle ilgili olan boyutuyla takip etmekteyiz. Yargı burada ne karar verir biz ona saygı duyarız.

Nazlı Öztarhan: Eski Yargıtay başkanı Sami Selçuk’un bu konuda bir af önerisi vardı. Bu konuda böyle bir af gündeme gelebilir mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Bizim gündemimizde böyle bir şey yok biz sadece yargıyı takip ediyoruz şu anda. Sayın Sami Selçuk kendi düşüncesini söylüyor oradan nasibini alanlar alır. Silahlı kuvvetlerin kendisiyle ilgili olan boyutunda şüphesiz rahatsızlıklar var ki bazı rahatsızlıkları bizimde paylaştığımız oluyor. Hem Ergenekon’la hem Balyoz’la ilgili benim bazı açıklamalarım oldu ki silahlı kuvvetler mensuplarıyla ilgili veya benzer bu ülkede kaçma şansı vesairesi olmayanlarla ilgili benim kişisel bir yaklaşımımdır tutuksuz yargılanma yolunu ben teklif etmişimdir. Ama bunun ötesine geçemem.

Mehmet Barlas: Geçen hafta yüce divan bir karar aldı bir rüşvet iddiası bir yüksek yargıç hakkında. Deliller usulsüz toplandığı için beraat gerekir dediler.

Recep Tayyip Erdoğan: Oy birliği ile değil tabi.

Mehmet Barlas: Aynı iddialar Ergenekon veya Balyoz dosyaları içinde söyleniyor. Bu durumları Adalet bakanıyla filan konuşuyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Bununla ilgili olarak hukukçu arkadaşlarımla görüşmelerim oldu arkadaşlarımın ortak şeyi onlara emsal teşkil etmesi söz konusu de��il dediler.

Oğuz Haksever: Bir direniş algısı oluştu mu partinizde veya sizde bu milletvekilleri çıkabilir ve tutukluluk süreleri azalsın çıksınlar biçiminde bir düzenleme oldu meclis başkanı da “anlayın artık” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan: Bu konuyla ilgili olarak bütçe açılış konuşmasında ana muhalefet partisinin genel başkanı bu konu üzerinde orada yine durdu. Daha sonra bizim arkadaşlarımızın da bu konuyla ilgili belgelerle bir cevabı oldu. Çünkü kendisinin okuduğu metinle arkadaşlarımızın vermiş oldukları böyle bir taahhüt yok. Biz bunları mecliste yapılacak bir oylamayla çıkarılmasına yönelik bir düzenlemenin sözünü kimseye vermedik. Genel başkan olarak bende metni okudum orada böyle bir söz yok. Ama tabi ana muhalefetin genel başkanının hayatı hep bu bugüne kadar hep böyle geldi böyle gidiyor. Verilmemiş bir sözü verilmiş gibi göstermek suretiyle bizi zan altına sokmak istiyor. O metni o gün orada arkadaşlarımız grup başkan vekili arkadaşlarımda zaten okudular gerekli cevabı orada da verdiler. Dürüst davranmıyor, doğru davranmıyor. Bizim söylediğimiz bu insanlar o dönemde içeride miydi dışarıda mıydı? Hepsi tutukluydu bunların içinde mahkum olanda var. Bunları dışarı çıkarma mantığıyla düşüncesiyle bunlar aday yapıldılar. Bu yolu bir defa denemek hukuk devletinin ilkeleri ile bağdaşmaz. Dışarıda hiç mi milletvekili adayı bulamadınız da tutuklu ve mahkum olanları gelip bu milletin temsilcisi olarak aday gösterdiniz. Bu CHP’nin de MHP’nin de BDP’nin de mantığının ne kadar yanlış çalıştığını ters çalıştığınız gösteriyor. Bundan sonrası için eğer dürüstseler samimiyseler anayasada bir değişiklik yapmak suretiyle bir defa yüksek seçim kuruluna seçim yasasıyla alakalı yeni bir düzenlemeyi getirtip aday olabilme şartlarını yeniden düzenlemeyi getirecektir. Aday olabilme şartlarında adaylığında tutuklu veya mahkum olanlar milletvekili adayı olamaz.

Mehmet Barlas: Türk demokratik geleneğinde bu var. Osman Bölükbaşı olayı 1954’te tutuklandın sonra aday koyuldu seçildiği için serbest bırakıldı. Yani bir siyasetçinin susturulması seçim sayesinde sona erdirildi. Yani bu model tarihimizde var.

Recep Tayyip Erdoğan: Ona bakarsanız suçun nevi ağır olduğu halde çıkarılmış olanda var. Bu yanlışı yapmışlar diye aynı yanlışı biz yapmak zorunda değiliz. Bu yolu bir açarsanız yarın başkaları da bu yoldan gelir girer.

Nazlı Öztarhan: Önceki gün Nimet Baş’ın bir açıklaması oldu. Cinayetler kozmik odalarda planlandı dedi. Hangi cinayetlerden bahsediyor sizce?

Nermin Yurteri: Ve devletteki derin yapı tamamen tasfiye edildi mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Devletteki derin yapı tamamen temizlendi diye bir iddianın içinde olamam. Herhalde dünyada da kolay kolay hiçbir ülke derin yapının sıfırlandığı bir ülkeyi konuşmak mümkün değil buna Amerika’da Rusya’da dahil. Her ülkenin yapısı içinde bu tür yapılanmalar muhakkak vardır. Bunlar adeta bakidir. Burada ciddi darbeler yaralar meydana getirir mi bu tür yapılar o önemli. Geçmişte bizde çok büyük yaralar meydana getirdi ama biz şimdi bu zararı aza indirgedik. Mafya, çete bunlarla olan mücadeledeki başarımız toplumu rahatlatmıştır. Türkiye'de siyaseti artık bu yapı idare edemiyor veya etmiyor böyle bir gücü kalmadı. Bürokraside belli yerlere atamaları onlar yaparken şimdi buna nüfus edemiyor. Eğer bugün yolsuzlukla mücadelede başarılı olabilmişsek bunun tek sebebi çetelerle mafyayla olan mücadeledeki başarımızdır. Nimet hanımın bu açıklamasıyla ilgili olarak bu tür infazları hep duyduk. Komisyona öyle tipler geldi ki bazı milletvekili arkadaşlarımıza edep dışı ifadeler kullandılar. Kendi karşısında onu görünce şok oldu çünkü o insana işkence yapmıştı. O işkenceyi bende gördüm ama benim belediye başkanlığım döneminde ben hapse gittiğimde bir çok arkadaşlarımız bizim arkamızdan işkenceye uğradılar. İşte onlardan şimdi milletvekili olanlar var.

Mehmet Barlas: Turgut Özal zehirlendi mi içinizde en ufak bir kuşku var mı?

Recep Tayyip Erdoğan: O konu beni ciddi manada üzüyor. Semra Hanım’la Ahmet beyle de bunun görüşmelerini yaptım ama cumhurbaşkanımız bazı kafalardaki bulanıklıkları gidermek için devlet denetleme kurulunu devreye soktu bunun neticesinde bir şeyler çıktı ama şu anda adli tıp bile nihai kararını açıklayamıyor.

Mehmet Barlas: Başbakan olduğunuz zaman böyle kuşkular arasında yaşamak zor değil mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Dünyada liderlerin bir çoğu bunları hep yaşadılar bundan sonra da hep yaşayacaklar.

Mehmet Barlas: Siz dönük mesela hiç böyle teşebbüs oldu mu sizi zehirleme teşebbüsü?

Recep Tayyip Erdoğan: Bazıları oldu diyor biz farkında değiliz tabi hepsinin.

Mehmet Barlas: Mesela sizin yemek yönteminiz nedir bir tadımcı var mıdır?

Recep Tayyip Erdoğan: İlk zamanlar Osmanlıda vardı ya çeşnici başı bizimle ilgili de benim yemekhaneyle ilgili işleri sürdüren arkadaşlarımızla ilgili çeşnici başı filanca…

Mehmet Barlas: Ama mesela eski bir genelkurmay başkanı aylarca yemeğini evinden getirmiş zehirleneceği ihbarını aldığı için. Sizi veya sayın Abdullah Gül’e dönük böyle bir şey var mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Abdullah beyde bu konuda hassas.

Mehmet Barlas: Eşimi kontrol eder önce siz önce Emine hanıma mı tattırırsınız?

Recep Tayyip Erdoğan: O kadar değil tabi eşim zehirlenecekse ben zehirleneyim. Eşim benden önce ölmesin benim temennimdir ben eşimden önce öleyim. Eşim benden önce ölürse bana kim bakacak? Önce tedbir sonra tevekkül. Evde zaten güvendiği elemanları alıyor insan.

Mehmet Barlas: Mideniz bozulsa kuşkulanır mısınız?

Recep Tayyip Erdoğan: Mide bozuklukları hele hele bu organik inorganik bu olaylardan sonra sürekli tehdit altındayız. Hiç birimiz belki istisnai olanlar vardır organik gıdalarla beslenmiyoruz ki bizim hanım bu işlerde çok hassastır. Onun içinde resmi konuttaki bütün şeylerimizde bunlara dikkat ediyoruz mümkün olduğunca. Ama yeşili alıyorsunuz bütün o yeşil bitkilerde, aldığınız süt öyle, yoğurt öyle. Vatandaşta bu imkanları bulamıyor. Kanser niye bu kadar artıyor hep yanlış beslenmelerden kaynaklanıyor. Biz geldiğimizden bu yana SGK olarak sağlıkta yaptığımız ödemeler bire dört bire beş arttığı halde maalesef mücadele devam ediyor.

Oğuz Haksever: Fişlenme ile açayım konuyu hatta sizde fişlendiğinizi söylediniz. Bu adet tamamen kalkmadı diye bir şüphe oluştu Tunceli Hozat’taki vakayla.

Mehmet Barlas: Bir de bazı gazetecilerin dinlendiği çıktı ortaya.

Recep Tayyip Erdoğan: Bu konularla ilgili olarak Hozat konusunda da bakanlığımız gitti takibi devam ediyor. Devletin kurumları birimleri arasında bazı yanlış alışkanlıklar var. Bu yanlış alışkanlıkları tamamen atamıyorsunuz. Dinleme de buna dahil. Bende dahil bu dinleme bitmemiştir. Yarın bazı medya grupları yazılı görsel bunu durduramadıysan niye oradasın başlığı atacak. Doğruyu söylersiniz engelleyemediysen niye oradasın? Bunun tarihine baktığın zaman geçmişiniz babalarınız dedeleriniz en yakınlarınız bu ülkenin iktidarında oldukları zaman bu işi engellediler mi? Yanlış bir tohumlama üzerine bu sistem kuruldu. Makama bir böcek koydular koymadılar vesairesini sen bilemezsin ki zaten bu tür şeyleri yapanlar en yakınınıza yapıyorlar. Arama tarama esnasından ilgili birimlerimiz bunu buldu çıkardı. Bulup çıkarmak yetmiyor ki bunu buraya kim koydu?

Nermin Yurteri: Makam odanızda mı aracınızda mı efendim?

Recep Tayyip Erdoğan: Hayır evimin altındaki ofisimde olan şey. Diyelim ki sayın Baykal’la ilgili olan olay. Diyelim ki diğer milletvekilleriyle ilgili olaylar. Birileri işte derin devlet dediğiniz onlarda boş durmuyor ve çalışıyor. Bunlar devletin içine sızmış vaziyette bunlar var.

Mehmet Barlas: Size bağlı olan istihbarat örgütleri Deniz Baykal kasetini kimlerin yaptığını bulabildi mi?

Recep Tayyip Erdoğan: Hayır. Bir defa olay dünyada bu teknolojinin getirdiği bir çok sıkıntılarda var. Teknoloji bize çok büyük imkanlar sağlıyor ama bu imkanları sağlarken bir de teknolojinin getirdiği bir felaket var. Onun bedelini de insanlık çok ağır ödüyor. Siz bir şeyi yakalayamıyorsunuz. Ben o gece mecliste olmamış olsam belki o daha devam edip gidecekti. Ama maalesef sayın Baykal bu hassasiyetimi benim açıklamama rağmen anlayamadı. Biz o zaman o olayı mecliste kulisteyim ben olayı duyuyorum duyduğum anda hemen Binali beye orada talimat veriyorum oradan hemen müdahale ediliyor. Aksi taktirde o da çok ciddi bir skandal olarak şeye girecekti.

Nazlı Öztarhan: ODTÜ’deki olaylardan bahsetmek istiyorum. Zaman zaman size ve partinize yönelik protestolar oluyor bunun son örneği de OSTÜ’de yaşandı. Aslında ilk Türk uydusu uzaya fırlatılıyor son derece gurur verici bir olay ama dışarıda olan olaylar bugüne gölge düşürdü bir nevi. Öncelikle polisin orantısız güç kullandığınız düşünüyor musunuz? Bugünde 10 kişi gözaltına alındı konuyla ilgili.

Nermin Yurteri: Orada olay çıkmasını önlemek için bulunan öğretim görevlileri üniversite yönetiminin bir açıklaması oldu. Herhangi bir hareket gelmeden gruptan polisin gaz bombası attığını söylediler. Eğer şiddet içermiyorsa başkalarının özgürlüğünü kısıtlamıyorsa bu tür gösterilerde özgürlüğün bir parçasıdır şeklinde değerlendirmeler geldi üniversite yönetiminden.

Recep Tayyip Erdoğan: Ben bu üniversitenin yönetimini anlamış değilim. Yönetimi samimi değil. Biz 6 ayda bir bilim teknoloji yüksek kurulu toplantısı yaparız ve bu toplantıyı ODTÜ’nün içindeki TÜBİTAK merkezinde yaparız. Bu toplantıya bakanlar, rektörler, askeri temsilciler, Tübitak üyeleri 100’ün üzerinde temsilci buraya katılır. Burada ülkenin bilimsel alanda dününü bugününü yarını konuşuruz ve orada kararlar alırız. Bir tanesinde yine böyle bir öğrenci grubu toplantıyı yaptığımız yere gelmek suretiyle oradan taşlarla bizim toplantıyı yaptığımız mahali taşlamaya başladılar. Soruyorum sizlere biz üniversite genci veya gençleri böyle bir toplantının yapıldığı yeri protesto adı altında taşlayabilir mi? Bağırırsın çağırırsın filan. Tabi polisler geldi bunun üzerine ve ötelediler bunları. Bu olay ise bunun çok çok ötesinde. Polis oraya niye geldi bir defa. Orada kısmi bir güvenlik tertibatı varken daha sonra burada böyle ciddi bir olay olunca çantalar molotoflar vesairelerle birlikte araba lastiklerinin yakılmasına varıncaya kadar kampusun içinde orada 300-400 kişilik bir grup bu eylem başlayınca bu bir protesto filan değil başlayınca oradaki öncüler takviye istediler. Takviye ile birlikte çembere alındılar. Siz nasıl bir üniversite yönetimisiniz ki kalkıyorsunuz orada o gün Türkiye uydusunu fırlatacak gururlanmamız lazım siz ne biçin öğretim üyesisiniz, sizin yetiştirdiğiniz öğrenciler eğer bunlarsa bizim ülkemiz batmış, bitmiş o zaman. Bu öğrencilerin gururlanması lazım bizde seyredelim demesi lazım. Bunu yapan bu ülkenin evlatları genç mühendisleri böyle bir tasarım yapmışlar böyle bir projeyi hazırlamışlar ve bunu uzaya fırlatıyorsunuz gururlanmamız lazımken bunlarda bu heyecan yok. Ne rektöründe var ne diğer akademisyenlerinde var. Utanmadan sıkılmadan söyledikleri şey polisin güvenliğin olmadığı bir üniversite istiyoruz neymiş derslere girmiyorlarmış. Burada da başbakan tabi girmezsen girme bu öğretim üyeleri olsa ne olur olmasa ne olur. Bunların elinden ancak bunlar olur. Orada eylemleri yapanları araştırıyorsun içlerinde bir kısmı ODTÜ’nün öğrencisi diğerleri dışarıdan gelmiş bazıları öğrenci değil bir kısmı terör örgütü mensupları. Bunların hepsinin sicilleri çıktı ondan sonra medya bakıyorsunuz hemen bunları araştırmadan bunları sahipleniyor. Onu sahipleniyorsun da ülkenin başbakanıydı meclis başkanıydı, genelkurmay başkanıydı okulun kendi rektörüydü hepsi oraya gidiyor ondan sonra kalkıp polise saldır. Polisin görevi orada güvenliği sağlamak. Ama orada lastikler yakılmamış olsa molotoflar atılmamış olsa polis niye girsin. Ama poliste orada başbakanının da, genelkurmay başkanının da bakanlarının da oraya geliş gidişinin de bir güvenlik tedbirini alacak.

Oğuz Haksever: Cumhurbaşkanının davet edilmemesi konusunda ne dersiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Tübitak keşke böyle bir şeyi geçmemiş olsaydı. Bu davet tamamen bizim dışımızdadır Tübitak’ın davet listesi her şeyi onundur. Mesela bunu da medya bilmiyor zannediyor ki bizim tarafımızdan böyle bir şey yapılmış ve bunun faturasını bize kesmeye çalışıyorlar. Organizasyon tamamen Tübitak’a aittir.

Nazlı Öztarhan: Geçen hafta Kılıçdaroğlu’nu konuk ettiğimizde cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Gül’ün ve sizin birlikte aday olmanız durumunda sayın Gül’ü destekleyebileceğini söyledi. Nasıl değerlendirirsiniz?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu tür basit tartışmaların için Tayyip Erdoğan girmez. Bu Kılıçdaroğlu’nun çok basit alışkanlıklarıdır. Sayın cumhurbaşkanımızda yerini konumunu bilir bende çok iyi bilirim yerimi konumumu. Biz sayın Kılıçdaroğlu’nun önünde satranç taşı olmayız bunu bilmesi lazım.

Mehmet Barlas: Neticede bir başbakan ve parti lideri olmanın ötesinde siyasetçi olarak Deniz Baykal mı daha etkili muhalefet lideriydi Kılıçdaroğlu mu?

Recep Tayyip Erdoğan: Kılıçdaroğlu’na böyle bir soru sorsanız cevaplar ama ben böyle bir soruyu cevaplamam. Kılıçdaroğlu sayın Baykal’ı ziyarete gittiğinde kapıdan çıkarken bir şey söylemişti aday mısınız değil misiniz diye sorulduğunda “aday değilim” demişti. Ertesi gün aday oldu mu? Oldu. Başka bir şey söylemeye gerek yok. Bu bir karakter tespitidir. Olduğun gibi görün göründüğün gibi ol. Mevlana merasimine gelip orada bu sözünü söylemek Mevlana’nın özünü kapmak değildir.

Nermin Yurteri: Bütçe konuşmanızda dediniz ki partimizin asla Cumhuriyetle hesaplaşmak gibi bir durumu yok. Baş müşaviriniz Ertan beyin ilginç bir makalesi vardı. Ak Parti öncesinde Cumhuriyet bir grup seçkinin malı ve otoriter bir kavram olarak algılanıyordu biz bu durumu değiştirdik diye bir ifadesi vardı. Gelinen noktada liderliğini yaptığınız siyasi hareketi anlamak adına değiştiniz mi, Tayyip Erdoğan değişti mi? Bu anlamda özellikle muhafazakarlık anlayışınız nedir? Bu açıklamayı yapma ihtiyacını neden hissettiniz bu yönde bir algı mı var?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu bize yapılan atıflara bir cevaptır. Biz şimdi diyelim ki son 10 yılın 79 yılla bir mukayesesini yapıyoruz. Bunu yaparken hemen Cumhuriyetle hesaplaşma yapıyor. Biz 79 senede neredeydik son 10 senede nereye geldik bunu gösteriyoruz. Tabi ki 79 sene içinde de bir şeyler yapıldı bir yerlere gelindi. Biz 79 seneyi bütün itibariyle alıyoruz neredeydik son 10 senede nereye geldik. Biz kalkıp kişi başına milli geliri 3500 dolardan alıp 10600 dolara getirmişsek bunu söylemek bizim hakkımız. Biz göreve geldiğimizde bu ülkede devletin borçlanma faizi yüzde 63-64’ken şimdi yüzde 5 buçuk 6’ya gelmişsek ve reel faiz yüzde 0 olmuşsa artık bakın libor 0.63. Biz libor’u 6-7 buralarda gördük. Şimdi bunu anlatmayalım mı? Devletin borçlanmasına bakıyoruz nerelerden nerelere geldik. Şu anda ben en son rakamı açıkladım Merkez Bankası 27 buçuk milyar dolar döviz rezervine sahipti şu anda 121 milyar dolara yürüyor. Öbür tarafta İMF’ye olan borç 23 buçuk milyar dolardı şu anda 890 milyon dolara düştü ve Mayıs’ta sıfırlıyoruz. Şimdi İMF’le bize de bir borç şeyi çıkardılar biz size bir 5 milyar dolar filan borç verelim dedik. Bankalarımız iflas ediyordu hepsi biz kamu bankalarının borçlarını ödedik. 113 milyar dolar bunu ödedik. Zorunlu tasarruf dendi 13 buçuk milyar doları biz ödedik. Bunları anlatmayalım mı? Biz cumhurun sahibi olduğu bir Cumhuriyetle asla bir hesaplaşmanın içine giremeyiz o bizim aradığımız bir şey zaten. Bu Cumhuriyetin sahibi halk nasıl bir onunla hesaplaşırız. Muhafazakarlık konusunda da ben zaten muhafazakardım ve devam ediyor değişen bir şey yok.

Oğuz Haksever: Maliye bakanı gelir vergisi reformunu anlatırken zenginlerden daha çok vergi alacağız dedi ama altı pek dolu görünmüyor.

Recep Tayyip Erdoğan: Görünecek onun için bazı düzenlemelere gidiyoruz. Çok kazan çok verecek az kazanandan daha az almanın esası bu. Bu işi gelişmiş ülkeler zaten böyle yapıyorlar. Dünyada süratle gelişen 7 ülkeden birisiyiz. İnşallah bu atacağımız adımlarla çok daha süratle gelişeceğiz. Çok kazananlarda bundan biraz rahatsız olacaklar ama rahatsız olmasınlar çünkü kazanan bu millet olacak. Bu ülke güçlendikçe onlar daha da güçlenecekler.

Mehmet Barlas: Bütçe hükümetin önümüzdeki yıl ne yapacağını tablosudur. Siz başbakan olarak girişimcilere ya da genç insanlara ne önerirsiniz Türkiye'de hangi alanlarda büyüme olacak, hangi alanlarda istihdam daha büyüyecek bu bütçeye göre.

Recep Tayyip Erdoğan: Geçmişte emek yoğun bir istihdam anlayışı vardı. Bir fabrikada o zaman 100 kişiyi çalıştırıyorsanız şimdi 100 kişinin yaptığı işi teknoloji ile birlikte bir kişi iki kişi yapabiliyor. Öyleyse bizim çok daha farklı alanlar hizmet sektörü burada birinci sırayı aldı. İstihdamda dünyada iyi bir yere geldiysek bunun sebebi de hizmet sektöründeki atağımızla. Ama bu da mevsimlik etkilenmeler burada olabilir onları dışarıda bırakıyorum. Bunlar rahat rahat telafi edilebilir. 2013’te inşallah bu yakaladığımız 8.9’un altına düşeceğiz işsizlikte. Gençlerimizle ilgili olarak genelde bilişim teknolojisi alanını çok önemsiyorum. O teknolojinin yan sanayisinde alacakları yer, hizmet sektöründe alacakları yer bunlar çok önemli. Bizde şu anda eğitim sisteminde zaten bilişim teknolojisine yönelik adımlarımızı arttırıyoruz. Çünkü yüksek teknolojide Türkiye olarak yerimizi alamazsak sıçramayı yapamayız. Tarım sektöründen ki orada da tarım endüstrisini yakalamak durumundayız buradan da yüksek teknolojiye geçme noktasındayız ki girişimcilerimiz bu noktadaki çalışmalarını yapıyorlar. Küresel sermayede bu noktada ülkemizde yatırım adımları atmaya başladı.

Mehmet Barlas: Derin devlet bitmek üzere diyoruz acaba devletçilikte bitti mi?

Recep Tayyip Erdoğan: O bitiyor canım o kontrolümüzde. Kamunun bazı alanları hariç özelleştirmede çok kararlıyız.

Nermin Yurteri: Fitch yatırım yapılabilir düzeye çıkardı Türkiye'nin notunu. Geçmişte derecelendirme kuruluşlarıyla karşı karşıya geldiğinizi biliyoruz o anlamda barıştınız mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Hayır onlarla barışmam mümkün değil. Bunlar siyasidir. Şu anda Yunanistan’ın kredi notunu 6 basamak birden yükseltiyor. Batmış burası her taraftan para alıyor sen 6 basamak yükseltiyorsun. Türkiye'yi gıdım gıdım oynuyorsun. Belli merkezlerle danışıklı dövüşü yapmak suretiyle şimdi baktılar para veriyoruz hala Yunanistan’a yatırım yapılmıyor şöyle 6 basamak fırlatalım da belki işi bilmeyenler gider yatırım yapar diye kendi kendilerini aldatıyorlar. Adalarını satıyor hala orada sen 6 basamak yükseltiyorsun.

Nermin Yurteri: Kısa bir süre önce milletvekiliniz Fatma Salman’da böyle bir şiddet maruz kaldı. Fatma hanımla konuştunuz mu? Çok yakın bir zamanda bir öğretmen herkesin gözü önünde öldürüldü maalesef. Nedir bu kanına yönelik şiddetin temelindeki neden sizce?

Recep Tayyip Erdoğan: Biz insan olarak alınabilecek tedbirler neyse bunu dünya genelindeki uygulamalardan da hareketle azamisini alıyoruz. Kadına şiddette aslında Türkiye oran itibariyle artmıyor eksiliyor. Ama geçmişte tabi bunların medya takibi filan yoktu ama şimdi görünürlülüğü arttı. Biz bu işin takipçisiyiz kovalıyoruz be tedbir gerekiyorsa alıyoruz. Fatma hanımla konuştum. Burada biz Müslümanız bizim dinimizde böyle kadına kalkıp sen şiddet uygulayamazsın sel kaldıramazsın böyle bir hakkın yok. Kadında erkeğe vuramaz tabi. Eğer bunu yapıyorlarsa yeri farklı dolayısıyla hukuku da neyse bunun uygulanması lazım. Biz bu konuda işte aile ve sosyal politikalar bakanlığını bunun için daha da güçlendirerek kadınla ilgili birimi çok daha güçlü hale getirerek kurmuş olduk. Yasada da çok ciddi düzenlemeler getirdik.

Oğuz Haksever: Asker intiharları ne kadar ciddi bir konu sayın başbakanım?

Recep Tayyip Erdoğan: Bu konuyla ilgili bir albayımız silahlı kuvvetler tarafından bazı televizyonlarda bazı açıklamaları oldu. Bu intiharların bir çok sebepleri var. İçeriyle ilgili olanlardan çok dışarıyla ilgili olanlarda var. Ağırlıkta bu konuyla ilgili daha çok er ve erbaşlar içinde oluyor. Bununla ilgili olarak edindiğim bilgiler genelkurmay başkanının da bana açıkladığı Türkiye aslında çok çok gerilerde. ABD bir numara bu olaylarda bizde ise bunlar dışla ilgili olması hasebiyle maalesef bu tür şeyler oluyor. Konuyla ilgili olarak genelkurmay başkanımızla bu konunun değerlendirmesini yaparken konu üzerindeki hassasiyetini çok açık gördüm. Bizde şu anda bu tür olaylar inceletiyoruz detaylarıyla. Son on yılın kendisinden bir şeyini istediğimde yarı yarıya bu olayların azaldığını görüyoruz. Bunların bir çoğu da psikolojik şeyler. Darpla diyorlar şiddet diyorlar ama bu konular askerin içinde çok değişmiş durumda. Bizim birde ordumuzun toplamını aldığınız zaman 750 bin kişilik bir ordu bunun içinde gelenin gidenin durumunu düşünelim. Son dönemde işte bir üsteğmen hanımla ilgili bir şeyler konuşuluyor gazetedeki annesi ailesiyle olan şeyler konuşuluyor bunlarla ilgili bazı açıklamalar isteniyor ama her şey her yerde rahatlıkla açıklanamaz. Onunda yargı süreci vardır dolayısıyla o bilgiler oradan da alınır. Ama ben şu anda bazı yaklaşımları medyada doğru bulmuyorum ve bunları silahlı kuvvetler üzerindeki bir oyun olarak da görüyorum. Askerin içinde bir intiharlar oluyorsa dışarıda olmuyor mu? Öyleyse bizim kalkıp bir fatura kesmek için böyle bir şeyi yapmanın bir anlamı yok. Bu konularda bizim milletçe ve yazılı ve görsel medyadan ricam daha hassas olmamız gerekir hele hele sosyal medyada.

Nazlı Öztarhan: Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci özelleştirmesi yapıldı. Bu ihaleyi Koç Grubu ve onunla birlikte 28 Şubat’ın mağdurlarından Ülker grubunun birlikte almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Köprüye zam konusunda da bir açıklamanız oldu enflasyona bağlı olarak gider dediniz o konuda da belki bir hatırlatma yapmak istersiniz.

Recep Tayyip Erdoğan: Belki daha iyi bir fiyatta çıkabilirdi ama bizim yaptığımız değerlendirmeler günümüz şartları içinde gayet iyi bir fiyat diyorlar. Devletçilik ve devlette bu süreç şu anda en önemli ispatlardan birisi budur. Bir diğeri de Halk Bankası’nın biliyorsunuz yine yüzde 23’ünün özelleştirilmesi olayıdır ki o da bu dönem içinde çok ciddi bir rakamı yakalamıştır. Biz 2012’nin sonundaki bu atakla 2013’e çok daha iyi giriyoruz demektir. Tabi burada Koç Grubu’nun yüzde 40’ını Malezya Grubu’nun yüzde 40’ını diğer grubunda yüzde 20’sini almak suretiyle burada bir adım atıldı. Bunun tabi yüzde 20’si peşin diğer 4 taksitle de ödenecek. Önemli olan şey bakımıydı onarımıydı bunların hepsi bu ortaklığa ait. Bütün buralardaki zamlarla ilgili olarak enflasyon neyse bu oranda artış söz konusu. Ben istediğim kadar artış yaparım gibi tasarruf yetkisi yok. Bu benim ulaştırma bakanımdan aldığım bilgidir.

Mehmet Barlas: 3.köprü ne zaman bitecek? Tüp geçit ne zaman açılacak?

Recep Tayyip Erdoğan: Tüp geçit 29 Ekim olarak 2013’te açılacak. 2015’te de iki katlı olanı lastikliyi inşallah açacağız. Boğaz köprüsü o da 2015’te orayı da açmış olacağız. Şu anda temel atma hazırlıkları yapılıyor. Grup bugüne kadar yaptıklarıyla inandırıcı bir grup inşallah bu işi başaracağına bende inanıyorum. Ağır vasıtaların kuzeye çıkması 1 ve 2’nin yükünü ciddi manada alacaktır. Bizim bununla birlikte 100 bin yıllık uçuş kapasitesi olan havaalanı da o bölgede yapılıyor. Onun yapılması da burayı rahatlatacak. Şu anda Lufthansa ile de ortaklık görüşmelerini yapıyoruz. Benim son Almanya seyahatimde Merkel’in böyle bir teklifi oldu bunun üzerine talimatları verdik yönetimleri görüşmeleri yapıyorlar. Dünyanın en güçlü iki uçak şirketi böyle bir ortaklığın içine girecekler.

Nermin Yurteri: Irak’ta bölgesel yönetimle merkezi yönetim arasındaki gerginlik malumunuz. Bu dönemde Türkiye Bağdat’tan uzaklaştı Kuzey Irak’a daha da yakınlaştı. Gelinen noktada nasıl değerlendiriyorsunuz bölgedeki dengeleri? Suriye meselesi var, Partiotlar var neden Türkiye'nin bu tip füzeleri yok sorusu akla geliyor yakın zamanda olacak mı? Esad yönetimiyle ilgili hangi noktada bölge?

Recep Tayyip Erdoğan: Suriye ile ilgili olarak ben hiçbir zaman Esad’ın siyasi ömrüyle ilgili süre vermedim ama gidicidir dedim. Er veya geç gidicidir orada kalması mümkün değildir. Bir halk sizi kabullenmiyorsa halk size inanmıyorsa siz orada iktidarda kalamazsınız. Halkına bu karda zulmeden halkına bombalar yağdıran bakın yerde gücü kalmadı ama ordusunun halkın yüzde 85’i Sünni olmasına rağmen ordusunun gücünü yüzde 15’le kontrol altına alan birisidir. Böyle olduğu için orada azınlığın çoğunluğa tahakkümü vardır. En sonunda işi bir mezhep savaşına getirmiştir. Karada hakimiyeti kalmamıştır. Uçaklarıyla tanklarıyla bombalıyor şu ana kadar 50 bini aşkın insan öldü ve şu anda bizdekilerle birlikte düşündüğümüz zaman 550 bin 600 bin insan göç etmiş durumda ama ülke içinde de 2 buçuk milyon insan göç etmiş vaziyette.

Nazlı Öztarhan: Sanki Esad’la tek derdi olan Türkiye'ymiş gibi bir izlenim var burada frene basılma geri çekilme gibi bir şey söz konusu olacak mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Bir defa sadece Türkiye olmuş olsa Esad güçlü olurdu ama şu anda her gün kan kaybediyor. İşte Rusya federasyonu başkanı buraya geldi herkesin huzurunda bir Esad’ın avukatı değiliz dedi. Dün veya evvelsi gün biz kesinlikle ne avukatıyız ne yanındayız açıklamasını yaptı. Ama geçmişten gelen bazı birliktelikleri sebebiyle birden kesip atmış değiller.

Mehmet Barlas: En büyük desteği İran mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Aynen öyle. Tabi Rusya ve Çin federasyonunun ilk zamanlar BM’deki bizim beklediğimiz bir karar var o kararı çıkartamamak burada Esad’ın dayanma gücünü arttırmıştır. BM Güvenlik konseyinden o beklenen karar çıkmış olsaydı daha erken giderdi. O zaman orada İran istediği kadar destek verdin o desteğinde bir ederi olmayacaktı. Burada batı belli kendine göre destek veriyor beklediğimiz destek mi değil daha güçlü bir destek verebilirdi. Irak’taki rahatsızlık yarın o da Suriye’ye dönüşebilir. Orada da ciddi bir mezhep farklılığı var. Merkezi yönetim bir azınlık hükümetidir Irak’ta ama azınlık hükümeti olmasına rağmen aldığı destekle Şia olduğu için orada maalesef halkına onlarda zulmediyor. Bizim Kuzey Irak’la olan münasebetlerimizi yadırgıyor bizi tehdit ediyor zaman zaman Türk şirketlerini dışarı Rusya ile, Amerika ile ilişkilerini arttırdığını söylüyor filan. Kaldı ki bizim bunlarla 20 civarında yaptığımız anlaşmalar var ve kimsenin oraya girmediği dönemde benim girişimcim risk alarak oraya girdi.

Nermin Yurteri: Bir bölünme tehlikesi görüyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan: Benim temennim olmamasıdır. Böyle bir şeyler konuşuluyor ama olmaması lazım kesinlikle. O birliktelikle Türkiye-Irak dayanışması aslına uygun olarak devam etmesi gerekir. Temennim odur ki bir an önce orada da demokratik parlamenter sistem aslına uygun olarak kurulsun ve bir an önce seçime gidilsin. Bu arada tabi Talabani’nin hastalığı sebebiyle bu belirsizliğinde netleşmesi önem arz ediyor. Ben kendisine şifalar dilerken tüm oradaki siyasi gruplara hepsine de itidal tavsiye ediyoruz. Irak selamete çıkarsa bölge Suriye’siyle Türkiye’siyle çok daha güçlü refah ve huzur bölgesi olur.

Nazlı Öztarhan: İran’la Esad sonrası bir anlaşma olabilir mi yoksa gerginlik tırmanır mı? Patriotlarla ilgili sert bir açıklaması vardı İran genelkurmay başkanının “3.dünya savaşı çıkabilir” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan: Saçmalıyor o genelkurmay başkanı. Biz cumhurbaşkanı ile konuştuğumuz zaman diyor ki o kendi düşüncelerini söylüyor bizim öyle bir düşüncemiz yok diyor. İran’da kim kim adına ne adına konuşuyor bilinmediği için bunlar konuşulup devam ediyor. Biz NATO’nun mensubu bir üyeyiz ve beni ülkemin ana muhalefet partisi bile anlayamıyor. Kendi topraklarımızı NATO’ya devrettiğimizi söylüyor. NATO’nun amir hükmü NATO üyesi ülkelerin toprakları üzerinde NATO oraların savunma haklarının koruyucusudur diye hüküm var. Burada bizim sınır güvenliğimizi sağlamakla ilgili olarak eğer bir müracaatımızı varsa gelir bizim sınır güvenliğimizi korumaya destek olur. Bunu söyledik diye adam bizi topraklarımızı vermekle bilmem ne yapmak filan çok basit ifadelerle kendilerine siyasi rant elde etmenin gayreti içindeler. Şu anda biz diyelim Balkanlardayız NATO davet etti gittik biz orada işgal kuvvetimiyiz. Afganistan’da işgal kuvvetimizyiz. Ben şu an Karzai’ye diyorum tamam artık gidebilirsiniz derseniz biz oradan ayrılırız. Bunların siyasi bilinci daha gelişmemiş sıkıntı burada. 6 batarya verdiler bunlar yerleştirilecek Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana olarak sanıyorum belirlendi ve ona göre de 1 yıllık sürede bu görevi yapacaklar biz uzatılması talebinde bulunursak uzatılır. Normalleşme olursa zaten bizimde ihtiyacımız kalmayacaktır onların kendi bataryalarına zaten her an ihtiyaçları var çekip giderler. Ekranları başında bizi izleyen tüm vatandaşlarıma saygılarımı sevgilerimi sunarken yeni yılımızın ülkemiz, milletimiz için tüm insanlık için barışa vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum. Çok teşekkür ediyorum.