Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Demokratik Açılım” çalışmalarını anlatmak için Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'nde spor adamları ile bir araya geldi.

Başbakan Erdoğan; Fatih Terim, Ali Şen, Aziz Yıldırım, Faruk Süren, Ertuğrul Sağlam ve Rıdvan Dilmen'in de aralarında bulunduğu davetlilerin tek tek ellerini sıktı.

Toplantıya, Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay da katıldı.

'TOP ÇEVİRME DEĞİL, GOL ATMA ZAMANI'
Erdoğan, yaptığı konuşmada, Türkiye'nin emin adımlarla geleceğe ilerlediğini, Türkiye'nin önüne koyduğu hedeflere tek tek ulaştığını söyledi.

Türkiye'nin büyüdüğünü, kalkındığını, bölgesinin ve dünyanın saygın bir üyesi olmak için her ferdiyle yoğun bir mücadele verdiğini kaydeden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bizim ufkumuz sonsuz derecede açıktır. Bizim geleceğimiz sonsuz derecede aydınlıktır. Artık dünün parametreleriyle, geçmişin tortularıyla, yakın tarihimizin ayağımıza bağladığı zincirlerle, prangalarla geleceğe yürüyemeyiz. Biz kronik sorunları yaşatarak, meseleleri hasır altı ederek, erteleyerek, öteleyerek, görmezden gelerek geleceği inşa edemeyiz. Korkarak, sorunlardan çekinerek, büyüterek, aydınlık bir gelecek oluşturamayız. Zaman, futbol diliyle konuşuyorum, orta sahada top çevirme zamanı değil. Zaman, dar alanda kısa paslaşmalar yapma zamanı, ekip oyunu oynama, pası isabet ettirme ve netice, yani gol atma zamanı.''

'BU ÜLKEDE TERÖR SORUNU VAR'
Bu ülkede gençlerin öldüğünü kaydeden Erdoğan, ''Şehit cenazelerindeki kalabalıklar evlerine dağıldığında, şehidin anne ve babası aslan gibi delikanlılarını toprağa verip eve gittiğinde, yalnız kaldıklarında hiç kimsenin hissetmediği, hissedemeyeceği o büyük boşluğu, büyük acıyı, büyük sızıyı onlar hissediyor'' dedi.

Ülkenin büyük bir kesiminde çocukların okula gitmek yerine, çocuk parkına, spor sahalarına gitmek yerine maalesef istismar edildiğini vurgulayan Erdoğan, ellerine verilen taşları güvenlik güçlerine, cama, çerçeveye attıklarını belirtti.

Başbakan Erdoğan, ''Zamanı, birbirimizi suçlama zamanı olarak geçiremeyiz. Birbirimizi itham etme zamanı olarak geçiremeyiz. Zaman, anlık tepkiler verme, duygusal tepkiler verme zamanı değildir. Şiddetin sadece ve sadece şiddet doğurduğunu anlamak, Türkiye'nin 73 milyon ferdi olarak bunun üzerinde derinlemesine düşünmek ve muhasebe yapmak zorundayız. Evet, bu ülkede bir terör sorunu var. Güvenlik güçlerimiz fedakar bir şekilde terörle mücadele ediyor. Polisimiz, askerimiz bunu birlikte yapıyor'' diye konuştu.

'BİRBİRLERİNE NASIL KARIŞTIRIRSIN!'
Dün akşam bir televizyon programında yapılan yorumun enteresan olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Benim dün Konya'da yaptığım, Tevrat'tan (öldürmeyeceksin) ifadesine, bana cevap veriyor. Verdiği cevap şu; (Güvenlik güçlerinin PKK örgütündeki öldürme olayını ne yapacaksınız) diyor. Böyle bir mantık olabilir mi? Düşünebiliyor musunuz? PKK benim insanıma saldırıyor, benim insanımı öldürüyor, güvenlik güçlerine saldırıyor. Güvenlik güçlerinin görevi, topraklarını korumak, halkın can güvenliğini sağlamak, onlara karşı saldıranlara yönelik olarak da güvenlik gücü elinden ne geliyorsa onu yapacak. Onun görevi bu. Ancak öbürü terör örgütü. Aradaki fark bu. Sen nasıl olur da onunla onu birbirine karıştırırsın. Bir tarafta uluslararası sularda yürüyen insani yardım taşıyan gemiler var, öbür tarafta ise kendi ülkesinde insanca yaşama hakkına sahip olanların haklarına engellemek gayreti içerisinde olanlar var. Onunla onu birbirine nasıl karıştırırsın? Ülkemde ne yazık ki bu tür köşe yazarları da var. Bu tür yorum yapanlar da var. Bunları da iyi tanımak durumundayız.''

'NİFAK TOHUMLARI ATANA FIRSAT YOK'
Hız kesmeden terörle mücadele etmeye devam edeceklerini aktaran Erdoğan, ''Demokratik açılım'' dedikleri ''milli birlik ve kardeşlik projesi'' dedikleri sürecin terörle mücadelenin sadece güvenlik tedbirleriyle çözülemeyeceği, ekonomik, sosyolojik, psikolojik tedbirlerinin de artık geciktirilemeyeceği üzerine kurulduğunu ifade etti.

Bu mücadelenin ekonomik, sosyolojik, psikolojik boyutunun olduğunu, bütün bunların hepsinin ele alınması gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Özellikle son dönemde milli birlik ve kardeşlik projesinin kesintiye uğradığı, yarım kaldığı, durduğu, yavaşladığı gibi iddialar ortaya atılıyor. Asla. Biz bunun için varız. Bunu sürdürmek durumundayız. 'Milli birlik' diyoruz. Buna karşı olunur mu? 'Kardeşlik' diyoruz, 'dayanışma' diyoruz. Bunlara karşı olunur mu? Ancak oluyorlar. Etnik milliyetçiliğe 'hayır' diyoruz. Yani benim ülkemde ne kadar etnik unsur varsa, biz Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak, devleti olarak, hepsine aynı mesafedeyiz. 73 milyon birdir, beraberdir. Kardeşçe yaşamanın içerisinde olmalıyız. Bizim aramıza ayrılık tohumları, nifak tohumları atanlara fırsat vermemeliyiz."

'SİZLERİ DE DİNLEYECEĞİM'
Erdoğan, Türkiye'nin en can alıcı meselelerini istişare etmek, bu meselelerle ilgili olarak Türkiye'nin tanınmış simalarının, başarılı isimlerinin, kanaat önderlerinin görüş ve önerilerini almak için bir süredir bu toplantıları düzenlediklerini hatırlattı.

İlk olarak yine bu salonda, tanınmış ses sanatçılarıyla, ardından sahne ve şov dünyasının ünlü simaları, onun ardından da edebiyatçı ve düşünürlerle bir araya geldiklerini anımsatan Erdoğan, bugün de spor dünyasının ünlü isimleriyle, ünlü simalarıyla, spora yön veren, gençlere ufuklar açanlarla birlikte olduklarını ifade etti.

Erdoğan, daha önce gerçekleştirdikleri üç buluşmanın gerçekten büyük ses getirdiğini, ülkenin birlik ve kardeşliği adına çok anlamlı bir tabloyu ortaya çıkardığını, bunun ötesinde, yaptıkları görüşmelerde çok değerli isimlerden çok değerli görüşler dinleme fırsatı bulduklarını dile getirdi.

Bugün aynı şekilde, kitlelere hitap eden, kitleleri arkasından sürükleyen bir alanın, spor dünyasının temsilcilerinin görüş, öneri ve eleştirilerini dinleyeceklerini ifade eden Erdoğan, kendilerinin hem içinden geçilen süreci anlatacaklarını hem de onların katkılarını not edeceklerini belirtti.

'KENDİ DOĞRULARIMIZI DİKTE ETMEMELİYİZ'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Şöyle geride bıraktığımız on yıllara baktığımızda, Türkiye'nin birçok meselesinin çözülememe nedeninin; özgürce konuşamamak, meselelerin üzerine cesaretle gidememek olduğunu görüyoruz. Konuşamamanın ötesinde, birçok sorunun da ne yazık ki yok sayıldığına, görülmediğine, görmezden gelindiğine şahit olduk. Türkiye'de demokrasi ve insan haklarının, ifade özgürlüğünün standartları yükseldikçe, toplum birbiriyle daha fazla konuşabilir, daha fazla iletişim kurabilir hale geldi. Sorunlar daha cesur bir şekilde ele alınmaya, daha kararlı bir çözüm iradesi sergilenmeye başlandı.

Herkesin kendi içine kapandığı, herkesin kendi doğrularıyla yetindiği, herkesin, kendi doğrularını başkalarına dikte etme mücadelesi verdiği bir ortamda, sorunlar çözülmez, tam tersine çoğalır ve çözümsüz bir hal alır. Uzunca bir süre siyaset kurumu, devlet kurumları, özellikle de hükümetler, toplumdaki bu değişime paralel olarak, bu iletişimin, bu diyaloğun, istişarenin içine dahil olamadılar.''

'KONYA'YA 18 KEZ GİTTİM'
Siyasetçileri milletin seçtiğini, hükümetleri milletin tesis ettiğini anlatan Erdoğan, ancak uzunca bir süre, siyasetin de hükümetlerin de milletten kopuk, milletin sorunlarından, sokaktan, çarşıdan, pazardan, milletin hissiyatından kopuk kaldığını söyledi.

Erdoğan, Hükümet olarak bu iletişim kopukluğunu gidermek, siyasetçi ile millet arasında, milletin her bir ferdi arasında dil bağını, gönül bağını güçlendirmek için çok yoğun gayret gösterdiklerini anlattı.

Yurt dışına çıktığında, oradaki soydaşlar ve yurttaşlardan sıkça ''Buraya gelen ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sizsiniz'' dediklerini dile getiren Erdoğan, bunun bir noktaya kadar anlaşılabileceğini, ama maalesef yurt içinde de 7.5 yıldır farklı kesimlerden, farklı isimlerden, farklı kitlelerden aynı ifadeyi işittiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, ''Bizi ilk kez ziyaret eden Başbakan sizsiniz. Bizi ilk kez dinleyen, bizim sorunlarımızla ilk kez ilgilenen Başbakan sizsiniz'' sözleriyle karşılaştığını anlatarak, Türkiye'nin bütün illerini gezdiğini, bir ile en az üç kez gittiğini, örneğin Konya'ya dün 18. kez gittiğini söyledi.

'BİRBİRİMİZİ DAHA ÇOK DİNLEDİKÇE...'
Gittiği yerlerde kurumlarla, kanaat liderleriyle bir araya geldiklerini, bunun yapılmaması halinde oraları ayağa kaldırmanın mümkün olmadığını vurgulayan Erdoğan, bunu kendi adına bir övgü olarak söylemediğini, tam tersine bunu, bu ülkenin bugünlere kadar nasıl bir diyalogsuzluk içinde olduğunu, nasıl bir iletişim kopukluğu içinde olduğunu izah edebilmek için aktardığını belirtti.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Konuşmaktan, dinlemekten, medeni usuller dairesinde tartışmaktan, yapıcı eleştiriden hiç kimseye zarar gelmez; yeter ki bunlar hakaret içermesin, hakaret olmasın tersine, eskilerin de ifade ettiği gibi, 'müsademe-i efkardan, Barika-yı hakikat doğar' yani, fikirlerin çarpışmasından, hakikatin ışığı doğar. Konuştukça, birbirimizi daha fazla dinledikçe, birbirimizi daha fazla anlamaya çalıştıkça Türkiye değişti. İnanıyorum ki yine bu şekilde Türkiye değişecek ve bunu da elbette hep birlikte başaracağız.''

'DİLEK HANIM ÇOCUKLARA SPORU SEVDİRDİ'
Bugünkü toplantıda, spor dünyasının çok önemli isimlerinin bulunduğunu, her biri kendi alanında büyük işler başarmış, Türkiye'nin adını dünyaya duyurmuş, Türkiye'nin imajına, itibarına önemli katkılar sağlamış, gençlere örnek olmuş kişilerin katıldığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ama ben bugün, misafirlerimizden özellikle bir tanesine, Hakkari Devlet Hastanesi doktorlarından, aynı zamanda 'Hakkari'nin meleği' olarak bilinen Sayın Doktor Dilek Yeşilbaş'a dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Dilek kardeşimiz, Hakkari Devlet Hastanesi'ne, tırnak içinde söylüyorum, 'zorunlu' hizmet için atanmıştı. Ama zorunlu hizmet süresi bittiği halde, görev yerinde kalmayı tercih etti. Çünkü Hakkari'deki, 'Dilek Abla' diyerek arkasından koşan yüzlerce çocuğunu terk etmek istemedi. Dilek Hanım, Hakkari'deki bir sivil toplum örgütünde görev alarak, oradaki çocuklara futbolu sevdirdi, sporu sevdirdi, sinemayı sevdirdi. Hakkarili çocuklardan kurduğu futbol takımı, 20-24 Mayıs tarihleri arasında, Almanya'nın Dresden şehrinde uluslararası bir turnuvada Türkiye'yi temsil etti.''

'GÖZLERİNDEKİ IŞIK PARILDADI'
Takımın turnuvada ikinci olduğunu, gol kralının bu takımdan çıktığını ve fair-play ödülünün de yine bu takıma verildiğini dile getiren Erdoğan, o çocukların hemen hepsinin hayatlarında ilk kez uçağa bindiklerini, bazılarının hayatlarında ilk kez Hakkari'nin dışına çıktıklarını, ilk kez İstanbul'u gördüklerini ve yine ilk kez yurt dışına gittiklerini anlattı.

Recep Tayyip Erdoğan, ''Ama ben biliyorum ki Hakkarili çocukların hayatı, Hakkarili çocukların geleceği özverili, gayretli bir tek insanın çabalarıyla çok farklı bir mecraya yöneldi. Spor sayesinde Hakkarili çocukların umudu çoğaldı, gözlerindeki ışık daha güçlü parlamaya başladı'' dedi.

'PELE AYAKKABI BOYACILIĞI YAPTI'
Sadece bu çocukların değil, bu çocukların annelerinin, babalarının, arkadaşlarının da dünyalarının, hayata bakışlarının ve algılarının değiştiğini vurgulayan Erdoğan, geçen hafta resmi temaslarda bulunmak üzere kalabalık bir heyetle Brezilya'ya gittiğinde, heyette yer alan Yıldırım Demirören'in de bu gözlemi paylaştığını kaydetti.

Erdoğan, ''Brezilya şehirlerindeki o uçsuz bucaksız gecekondu denizi, aynı zamanda dünyanın en ünlü sporcularının da yetiştiği mekanlar'' hatırlatmasında bulundu.

Çocukluğunda, mahalle aralarında kağıttan toplar yaparak oynadıklarını anlatan Erdoğan, Bebeto, Bobo, Kafu, Riberia, Robinyo, Ronaldinyo, Mehmet Oralyo, Ziko, Alex, Tafarel ve daha nicelerinin bu gecekondulardan yetiştiklerini dile getirerek, Pele'nin 11 yaşına kadar ayakkabı boyacılığı yaparken, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu unvanına kavuştuğunu da anımsattı.

'MAÇ NEDENİYLE ATEŞKES YAPILDI'
Başbakan Erdoğan, sporun kitleleri etkilediğini, sporcuların, bugünün dünyasında gençlere, çocuklara, yetişkinlere herkesten çok daha fazla etki ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

''Şu tarihi örneği eminim hepiniz hatırlıyorsunuz. 1967'de, Nijerya ile Biafra arasındaki savaşta iki günlük ateşkes ilan edildi. Sebebi, Pele'nin Lagos'ta yapacağı maçtı. Spor sadece insanları, sadece kitleleri yakınlaştırmıyor... Tarihteki birçok örnekten de anlaşılacağı gibi spor, ülkeleri, medeniyetleri, farklı kültürleri de buluşturuyor, farklılıkları bir saha içinde, bir salon içinde kaynaştırabiliyor. Burada, Pele'nin bir sözünü sizlere aktarmak isterim. Diyor ki Pele, 'Dünyada futbol oynayan her çocuk Pele gibi oynamak istiyor. Benim çok büyük bir sorumluluğum var. Onlara sadece nasıl iyi futbol oynanacağını değil, nasıl iyi bir insan olunacağını da göstermek zorundayım'. Yine efsanevi boksör, Muhammed Ali'nin 'Keşke insanlar, beni sevdikleri kadar birbirlerini sevselerdi. Eminim ki dünya o zaman çok farklı bir yer olurdu' ifadelerine de dikkatinizi çekmek istiyorum.''

Türkiye'nin özellikle son dönemde spor alanında çok büyük bir değişim yaşadığını, büyük atılımlar gerçekleştirdiğini, uluslararası büyük başarılara imza attığını vurgulayan Erdoğan, sadece futbolda değil, sporun birçok alanında Türkiye'nin adından başarıyla söz ettirdiğini bildirdi.

Bu alanda yatırımları da çok hızlı şekilde sürdürdüklerini, İzmir'de, Trabzon'da, İstanbul'da büyük organizasyonları başarıyla tamamladıklarını anlatan Erdoğan, Trabzon'da 2011 Avrupa Gençlik Oyunları, Erzurum'da 2011 Kış Olimpiyatları için çok büyük yatırımlar gerçekleştirildiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin her iline, stadyumlar, spor salonları, spor eğitim merkezleri, yüzme havuzları inşa ettiklerini, buna devam edeceklerini ifade etti.

Erdoğan, Türkiye'nin son dönemde hemen her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdiğini, Türkiye ekonomisinin son 7 yılda yaklaşık 3 kat büyüme kaydettiğini söyledi.

Göreve geldiklerinde dünya ekonomileri arasında 26. sırada bulunan Türkiye'nin bugün dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduğunu belirten Erdoğan, ''Şimdi biz en büyük ilk 10 ekonomi arasında yer almayı hedefledik. Avrupa'da 6. büyük ekonomiyiz'' dedi.

Erdoğan, uluslararası ilişkilerde, diplomaside Türkiye'nin çok büyük bir ağırlık ve itibar kazandığını, bölgesinde ve küresel ölçekte saygın, güvenilir, sözünün ağırlığı olan, barış ve adalet çağrıları tüm dünyadan ilgi gören bir ülke konumuna yükseldiğini kaydetti.

İktidarları döneminde büyük yatırımlar gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, okullar, üniversiteler, hastaneler, adalet sarayları, yollar inşa ettiklerini, dev ulaşım ve enerji projelerini, konut projelerini başlattıklarını dile getirdi.

Erdoğan, Cumhuriyet tarihinde 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, 7 yılda 11 bin 300 kilometre bölünmüş yol gerçekleştirdiklerini anlattı.

Anayasa değişikliğinden de söz eden Erdoğan, ''İşte en son 1982 Anayasasını, darbe anayasasını parlamentoda değiştirdik. 12 Eylül 2010'da bununla ilgili sözü, kararı sahibine veriyoruz. Anayasayı daha demokratik bir yapıya kavuşturduk. Bu noktada Meclis olarak, siyasetçiler olarak üzerimize düşeni yaptık ve şimdi söz sahibinin'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin emin adımlarla geleceğe ilerlediğinden kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini, hedeflere tek tek ulaşıldığını, bölgesinin ve dünyanın güçlü, saygın bir üyesi olmak için ülkenin her ferdiyle yoğun bir mücadele verdiğini dile getirdi. Erdoğan, ''Bizim ufkumuz sonsuz derecede açık, bizim geleceğimiz sonsuz derecede aydınlık'' dedi.

Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşların temsilcisinin PKK olmadığını ve olamayacağını vurgulayan Erdoğan, Kürt kökenli vatandaşların istismar edildiğini, bir grubun da bunu siyasi olarak istismar ettiğini söyledi. Kendi partisinde birçok Kürt kökenli bulunduğunu, aralarında hiçbir sıkıntı olmadığını belirten Erdoğan, herkesin birlikte ülke için çalışmaya devam ettiğini dile getirdi.

Erdoğan, inanç milliyetçiliğine de karşı olduklarını, herkesin inancını inandığı gibi yaşayabildiğini ve bunun kendilerinin güvencesi altında olduğunu belirterek, hepsine aynı mesafede bulunduklarını bildirdi.

Bölgesel milliyetçiliğe de karşı olduklarını, ancak bugüne kadar Türkiye'de gelen hükümetlerin hep batıyı gördüklerini, yatırımlarını oraya yaptıklarını belirten Erdoğan, Güneydoğu, Akdeniz, Karadeniz ve Orta Anadolu'nun ciddi bir kısmının eğitim, sağlık, enerji gibi hemen her alanda ihmal edildiğini belirtti.

Erdoğan, şimdi KÖYDES projeleriyle köylere, mezralara kadar ulaştıklarını, artık yolu, suyu olmayan köy kalmadığını dile getirerek, 143 bin derslik yaptıklarını, hastanesi, üniversitesi olmayan il bulunmadığını anlattı.

''Batı ne ise, doğu öyle olacak'' diyen Erdoğan, ülkenin her tarafının aynı güzellikte, aynı medeni, modern yapıya kavuşmasının çalışmaları sürdürdüklerini belirtti.

MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK PROJESİ
Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nin uzun soluklu bir proje olduğunu, durmadığını, yavaşlamadığını ve hızlı şekilde devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''30 yıldır devam eden kanlı bir süreç var. Bu kanlı süreçte gençler kaybetti, anne-babalar kaybetti, aileler kaybetti, Türkiye kaybetti. Ama bu kanlı süreçte silah satarak, uyuşturucu pazarlayarak, kaçakçılık yaparak, taşeronluk yaparak, insan kaçakçılığı yaparak kendisine mali imkanlar sağlayan bir terör örgütünün olduğunu görmezden gelemeyiz. Türkiye çözüme en fazla yaklaştığı anda terör örgütü saldırılarını yoğunlaştırıyor. Türkiye çözüme en fazla yaklaştığı anda siyasetçiler sorumluluktan kaçıyor. Bu da işin acı yönü ve risk almak istemiyor. Başlarını ağrıtmak, siyasi istismardan vazgeçmek istemiyor. Bizim dinimizde, Müslümanlıkta hangi tarafta olursa olsun musalla taşında yatan merhum ya da merhumeye sadece dua edilir, slogan atılmaz. Ama bizde artık bakıyorsunuz o musalla taşındakiler orada yatarken şehidimiz için de böyle, diğerleri için de, kimileri alkış tutuyor, kimileri slogan atıyor. Dinimizde bu yok. Dinimizde olanlar bellidir. Diyanet zaman zaman açıklamasına rağmen kimse itibar etmiyor. Herkes kendine göre bir din bulmuş herhalde buna göre hareket ediyor. Bunların üzerinde de ısrarla durmak lazım. Çünkü musalla, siyasi istismar taşları değildir. Herkes orada dua bekleyenlere bildiği duayı okur, onu gönderir. Olması gereken budur.''

Son dönemde terör eylemlerinde bir artış görüldüğüne dikkati çeken Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: ''Bu son kanlı eylemler aslında terör örgütünün nasıl bir taşeronluk, nasıl bir figüranlık üstlendiğini açıkça bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye'nin her alanda büyüdüğü, her alanda geliştiği, umutlarının arttığı, uluslararası itibarının güçlendiği bir süreçte, kardeşliğin pekiştiği, birlik ve beraberliğin perçinlendiği bir süreçte ne yazık ki bunlar tırmanmaya başlamıştır. Bu kanlı eylemler ne Türkiye'yi ne de Milli Birlik ve Kardeşlik Projesini asla ve asla yolundan alıkoyamayacaktır. Biz bunların hiç birine boyun eğmedik, önümüze çıkan hiçbir engele takılmadık, hiçbir bahaneye sığınmadık, bu yola çıktık ve bu yolda kararlılıkla ilerliyoruz. Dikkat ediniz... Bugün Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ne karşı çıkanlar, neden karşı çıktıklarını izah etmiyorlar, edemiyorlar, gerekçeleri yok. 'Alevi' kelimesini, 'azınlık' kelimesini ağızlarına alamayanlar var. 'Böyle gelmiş, böyle gider' diyemeyiz. Statükoyu sürdürmek mümkün de değil, Türkiye'nin çıkarına da değil. Bu statükoyla devam etmek, açık söylüyorum, ülkenin bekası adına hayırlı da değil.''

'HERKES EMPATİ KURMALI'
Başbakan Erdoğan, ölümlere, gözyaşlarına, acılara daha fazla seyirci kalamayacaklarını vurgulayarak, herkesin empati kurmasını ve 73 milyon vatandaşın her birinin kendini ötekinin yerine koyarak düşünmesini istediğini belirtti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Her bir vatandaşımın, kendisini oğlunu yitirmiş, oğlunu genç yaşında bu topraklar için şehit vermiş annelerin, babaların yerine koyup düşünmesini istiyorum. Her bir vatandaşımın, kendisini evladıyla konuşamayan, hapisteki çocuğuyla iletişim kuramayan annelerin, babaların yerine koyup düşünmesini istiyorum. Şunu lütfen unutmayınız. Bu gerçeği artık görmek zorundayız. Terör, bizim güvenlik güçlerimize saldırırken, kan dökerken, esasen öfke istiyor, nefret istiyor, husumet istiyor. Biz bin yıl bir arada yaşadık ve bin yıl bu tuzağa düşmedik. Bugün de düşmeyeceğiz. Biz bu oyunu bozarız değerli arkadaşlarım... Tarihimizle, kültürümüzle, engin hoşgörümüzle, dirayetimizle, ferasetimizle biz bu kirli oyunu, bu çirkin senaryoyu beraber, birlikte bozarız. Bugün de işte bunun için yoldayız. Altını çizerek ifade ediyorum; hiç kimsenin ama hiç kimsenin, bu ülkenin herhangi bir vatandaşına 'kırmızı kart' gösterme hakkı yoktur. Hiç kimse, dilinden, inancından, renginden, etnik kökeninden dolayı bir başkasını minder dışına itemez, parkur dışına çıkaramaz.''

Milli birlik ve kardeşlik sürecinin sadece terör meselesini çözmeye, minimize etmeye yönelik bir süreç olmadığına da dikkati çeken Erdoğan, Alevi Çalıştayı ile 7 ayrı oturum yaptıklarını, sorunları dinlediklerini bildirdi. Erdoğan, böylelikle ilk kez Alevilerin sorunlarının bu düzeyde muhatap bulduğunu, bu ölçüde masaya yatırıldığını kaydetti.