AK Parti’nin grup toplantısında partililere seslenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gündeminde Mısır'daki isyanlar ve CHP'li milletvekillerinin ortaya attığı "sivil direniş" vardı.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Her zaman söylüyorum, bugün bir daha söyleyeceğim. Sadece millete güvenerek iktidara gelmiş bir partideyiz. AK Parti'nin rotasını millet çizmiştir, bundan sonra da millet çizecektir. AK Parti'nin kumaşını millet dokumuştur, bundan sonra da millet dokuyacaktır. AK Parti iktidarı milletin demokratik yollarla yönetime el koymasıdır. Statükoya karşı sergilenen büyük bir duruştur.

AK Parti sadece Türkiye'de değil dünyanın her yerinde hiç çekinmeden, asla korkmadan ve tereddüt etmeden mazlumun yanında olmuştur. Her zaman baskı ve zulmün karşısında cephe almıştır. Bugüne kadar hep dik durduk ama dikleşmedik. Bizim bu dik duruşumuzu herhangi birkaç entelektüel veya köşe yazarı şekillendiremez. Bunun da böyle bilinmesini isterim.

Türkiye bölgede bütün taşları yerinden oynatacak, tarihin akışını değiştirecek roller oynuyor, zalime dur diyen Türkiye ezberleri bozmakta. Katile katil diyen Türkiye tabuları yıkmaktadır. İnsanları ablukaya mahkum edenlere 'Dur bakalım' diyen Türkiye, her fırsatta hakikati haykırmaktadır. Türkiye bölgesinde demokrasinin, evrensel hukukun, hak ve özgürlüklerin hakim olabilmesi için güçlü bir irade ortaya koymaktadır. Biz kendimiz için istediklerimizi diğer kardeşlerimiz için de istiyoruz.

Biz kardeş halkların, komşu ülkelerinin istikrarsızlık yaşamaması için elimizden gelen gayreti gösterdik, göstereceğiz. İçindeki sorunları çözemeyen, kendi arasında uzlaşı sağlayamayan ülkeler aydınlık bir geleceğe ulaşamazlar.

Filistin, Lübnan, Irak... Biz her zaman bölgemizdeki ülkelerin iç barışlarını, demokratik gelişimlerini destekledik.

AK Parti grubu tüm dünyada mazlumların sesi olarak tarihi ismini yazdırmıştır. Şunu çok iyi anlamak durumundayız, tarihte baskıyla, sindirmeyle, korkuyla ayakta kalmayı başaran hiçbir yönetim yoktur. Tarihin her döneminde er ya da geç insanlık onuru bütün zincirleri kırmış, bütün duvarları yıkmış, mazlumun ahı aheste de olsa çıkmıştır.

Bu yüzden hak ve özgürlüklere hiçbir yönetim kayıtsız kalamaz. Halkın demokratik taleplerine hiçbir iktidar duyarsız yaklaşamaz. Türkiye'de de demokrasi özlemi 1950'deki 'Yeter! Söz milletindir' haykırışıyla yankılanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik sistemi halkın büyük özlemiyle hayata geçirmiştir.

Demokratik yönetimin hakim olması, değişime ve gelişime dayanan uzun soluklu bir süreç ister. Demokrasi halkın sesine, gönlüne, iradesine sahip çıkmayı, bunları yönetime yansıtmayı gerektirir. Halka gözünü, gönlünü veya kulağını kapatan yönetenler uzun ömürlü olamazlar. Halkın hiçbir özlemi, hiçbir çağrısı karşılıksız kalmaz. Halka rağmen hiçbir iktidar ayakta duramaz. Devlet halk içindir, halkın varlığıyla, iradesiyle, desteğiyle anlam kazanır. Biz kendimiz için ne istiyorsak dostlarımız ve kardeşlerimiz için de aynısını istiyoruz.

Mısır Devlet Başkanı Sayın Hüsnü Mübarek'e çok samimi bir tavsiyede, çok içten bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bizler faniyiz, kalıcı değiliz. Her birimiz ölecek ve geride bıraktıklarımızdan dolayı sorgulanacağız. Müslümanlar olarak hepimizin gideceği yer iki metreküp çukurdur. Hepimiz gelip geçiyiz, baki olan gök kubbe altında hoş bir sada bırakmaktır. Saygıyla anılmaktır, rahmetle yadedilmektir. Yarın öldüğümüzde hocaefendi gelip şunu söylemeyecek, 'Cumhurbaşkanı niyetine, devlet başkanı niyetine, Başbakan niyetine, bakan niyetine' demeyecek, 'er kişi niyetine' diyecek. Seninle beraber gelen sadece kefen olacak.

Hem vicdanımızın sesine hem de halkımızın sesine kulak verelim. Onların bedduasına veya hayır duasına hazır olalım. Onun için diyorum ki, halkın haykırışına, son derece insani taleplerine kulak verin, kulak verelim. Halktan gelen değişim arzusunu hiç tereddüt etmeden karşılayın. Açık söylüyorum, istismarcıların, kirli odakların, Mısır üzerine karanlık planları olan kesimlerin fırsat vermeden, Mısır'ın huzuru adına önce siz adım atın. Halkı tatmin edecek adımlar atın. Bugünün dünyasında özgürlükler artık ertelenemez, gözardı edilemez. Aylarca süren seçimlerin adı demokrasi olmaz.

Temennimiz bu olayların büyük acılara sebep olmadan bir an önce son bulması, halkın meşru ve makul taleplerinin karşılanmasıdır.

Mısırlı kardeşlerimize de sesleniyorum, silahtan uzak durun ve tarihinize sahip çıkın, kültürünüze sahip çıkın. Sadece özgürlüklere sahip olmanın haysiyetli mücadelesini verin. Bu sizin en demokratik hakkınızdır. Demokrasi ve özgürlük bir ulufe değil, insani bir haktır.

Şunu da bütün kalbimle ifade etmek durumundayım, Mısır'da ister asker, ister polis, ister sivil olsun bir tek canın yitip gitmesi Türk milletinin canından can kopmasıdır. Mısır'da bir kişinin dahi burnu kanasın istemiyoruz. Halkın da iktidarın da böyle bir anlayış içerisinde her kesimi tatmin edecek, özgürlükleri ve demokrasiyi en ileri standartlara taşıyacak bir değişimi omuzlaması en büyük arzumuzdur.

Kardeş Mısır ve Tunus halkının yanında durmaya, hüzünleri olduğu kadar sevinçleri ve umutları da paylaşmaya devam edeceğiz. Reformların hayata geçmesi, sükunetin sağlanması, birlik ve bütünlüğün bozulmaması en büyük arzumuzdur.

Tunus'da da yeni hükümetin halkın talepleri doğrultusunda demokratik reformları hayata geçireceğini ümit ediyoruz. Türkiye bu kritik süreçte Tunus'un ve Tunus halkının da yanında olacaktır.

Ortadoğu tarih boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş bir bölgedir. Kadim Mısır'dan Mezopotamya'ya, İslam medeniyetine bu coğrafyada ortaya çıkmıştır. Bu medeniyetler bilimde, düşüncede ve sanatta insanlığın ortak mirasına çok önemli katkılarda bulunmuştur. Bu coğrafyada farklı dinler ve kültürler, evrensel değerleri benimsemiş ve evrensel bir medeniyet inşa etmişlerdir.

Son bir asırdır Ortadoğu bambaşka bir çevreye veya çerçeveye oturtulmak isteniyor. Savaşlarla, çatışmayla, kanla, gözyaşıyla, yoksullukla, yolsuzlukla, cehaletle, insan hakları ihlalleriyle anılır hale gelmiştir bugün Ortadoğu. Biz Türkiye olarak Ortadoğu ve Arap halklarının bunu haketmediğine inanıyoruz. Bu coğrafya 21. yüzyılda da aynı dinamizmi, aynı medeniyet perspektifini gösterecek değerlere, enerjiye sahiptir.

Ortadoğu toplumları genç ve dinamik nüfusuyla, demokrasiye ve insan haklarına olan inancıyla yeni bir kültür ve medeniyet hareketine öncülük yapabilir. Son dönemde yaşanan gelişmeleri bu çerçevede değerlendiriyoruz.

Değişim ile istikrar, reform ile güvenlik, demokratik taleplerle sosyal barış arasındaki dengenin muhafaza edilmesi gerekmektedir. Bu dengeyi kurmak suretiyle Ortadoğu toplumlarının daha aydınlık, daha demokratik, daha özgürlükçü ve daha müreffeh bir geleceğe doğru adım atacaklarına inanıyoruz.

Biz demokrasiden kaos çıkacağına hiçbir zaman inanmadık. Demokrasiden radikalizmin çıkacağına hiçbir zaman inanmadık. Düzen ve istikrar ancak ileri demokrasiyle sağlanabilir. Ilımlılık, hoşgörü, uzlaşı ancak ileri demokrasiyle güçlenebilir.

Hür, adil ve demokratik seçimlerden, milletin iradesinden kesinlikle korkmamak gerekiyor. Milletin ortak aklı, maşeri vicdanı yanlış yapmaz, yanlışa yönelmez. Onun için millete bidon kafalı, göbek kaşıyan adam gibi sıfatlar yakıştırmak bir aczin, bir cehaletin, bir gafletin ürünüdür. Bunu diyenler de o bir kısım entelektüel geçinenlerin içinden değil mi? Onların içinden çıkıyor. Bir kısım köşe yazarlarının içinden değil mi? Onların içinden çıktı.

22 Temmuz seçimlerinde AK Parti yüzde 47'ye ulaşırken neyle geldi? O Cumhuriyet yürüyüşleriyle... Ordumuzu göreve davet eden zihniyetlere benim milletim 'Dur bakalım! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' dedi ve yüzde 47 ile AK Parti'yi tekrar iktidara taşıdı.

Şimdi bakıyorum birileri yine buna hazırlanıyor. Değerli arkadaşlarım sorun varsa çözüm yeri sandıktır, millete gitmektir. Ben inanıyorum ki, bu coğrafya demokrasinin evrensel değerlerini, bir arada uzlaşı içinde yaşamanın en güzel örneklerini tüm dünyaya gösterecektir. Yeter ki, biz kendimize inanalım.

Buradan bir kez daha kardeş halklara sesleniyorum, karamsar olmak bize yakışmaz. Kardeşlik ve dostluk içerisinde özgüvenle hareket etmek, ümitvar olmak durumundayız. Hak ve özgürlük mücadelesi vermek herkesin en doğal hakkıdır ama şiddete başvurmadan. Şiddetten kastım terör ağırlıklıdır. Karşımızdakinin insan olduğunu unutmadan, sağ duyu ile hareket edelim. İtidal ve aklı selimden ayrılmayalım. Aşılamayacak hiçbir sorun yoktur. Türkiye olarak her zaman kardeşlerimizin hissiyatına ortak olacağız. Bize ne görev düşüyorsa onu yapacağız, hiçbir zaman durumdan vazife çıkarmayacağız. Bunu da özellikle söylemek istiyorum.

Tunus ve Mısır'daki olayları en başından itibaren çok büyük dikkatle izliyoruz. Oradaki vatandaşlarımızın güvenliği ve Türkiye'ye transferleri noktasında gereken adımlar atılmıştır. Şu an itibariyle Mısır'dan yaklaşık olarak söylüyorum 1500 vatandaşımızı Türkiye'ye taşıdık. Türkiye'den yardım isteyen üçüncü dünya ülkelerine transfer ve vize işlemlerinde gerekli yardımı anında yaptık.

Sayın Obama ile bir telefon görüşmesi yaptık, Mısır'daki gelişmeleri ele aldık. Obama, Türkiye'nin seçimle işbaşına gelmiş, iki kez üst üste seçim kazanmış hükümetinin gelişmelere bakışını önemsediğini ifade etti. Değerlendirmelerimizi aldı. Meşru ve doğal taleplerin karşılanması konusunda hem fikir olduğumuz da bu telefon görüşmesiyle teyit edilmiştir.

Küçük ya da büyük, içeride ya da dışarıda olumsuz her meseleyi derhal istismara yönelen, her meselede hükümete fatura çıkarmak ya da ilgili ilgisiz mesaj vermek isteyen muhalefet, Tunus ve Mısır'daki olayları da tersinden okuma kabiliyetini ciddi bir şekilde ortaya koymuştur.

Başta ana muhalefet CHP olmak üzere muhalefet partilerinin Tunus ve Mısır olaylarından ders çıkarmak yerine mesaja kulaklarını tıkayarak halkı şiddete davet etmeleri bir kez daha söylüyorum Türk demokrasisi adına bu partiler üzerinde kolay kolay silinmeyecek bir kara lekedir.

1950 yılında merhum Adnan Menderes'in iktidara gelmesi, halkın CHP iktidarına karşı adeta demokratik bir başkaldırısı olmuştur. Millet iradesi sandıkta tecelli etmiş, olgunluk içerisinde sürece müdahale etmiştir. Aynı şekilde milletin gönlünde kendisine silinmez bir yer edinen merhum Turgut Özal'ın da 12 Eylül'ün ardından geldiğini unutmayınız. Üst üste milletin teveccühüne mazhar olması esasında milletin darbecilere karşı çıkmasıdır.

Aynı şekilde 3 Kasım 2002 seçimlerinde bu aziz milletin DSP, MHP ve ANAP koalisyonuna, ondan önceki koalisyon yönetimlerine 'Yeter! Söz de karar da milletindir' diyerek tepkisini ortaya koymuştur.

22 Temmuz seçimleri halkımızın AK Parti'ye büyük teveccühüyle birlikte statükoya, baskıya, vesayetçi anlayışa bir tepkidir. Hatırlayın şahsıma muhalefet 'Senin de akıbetin Menderes gibi olacaktır' ifadelerini söylemeye ve bazı entelektüelleri, köşe yazarlarıyla aynen yazmaya başlamışlardır. Herhalde birilerine benzetiyorlardı. Allah'ın verdiği ömrü Allah'tan başka kimse noktalayamayacaktır, bunun böyle bilinmesini isteriz.

En önemlisi de 12 Eylül halk oylaması CHP, MHP ve BDP başta olmak üzere statükoyu korumaya çalışan, milletin iradesini hiçe sayan, milletin talep ve isteklerine kulaklarını tıkayan partilere karşı açık bir mesajdır. Millet her zaman değişimden yana olmuştur. Değişimi de sandık yoluyla, demokrasi yoluyla gerçekleştirmeyi bilmiştir.

Mısır ve Tunus'taki olaylardan AK Parti'ye mesaj gönderen bazı köşe yazarları var. O mesajı asıl kendileri alması gerekenlerdir. O mesajı kendileri iyi okusun. Bizim o mesaja ihtiyacımız yok, bizim milletin mesajına ihtiyacımız var. Benim milletim o mesajı o partilere defalarca vermiştir. 12 Eylül'de en güçlü şekilde vermiştir. O partiler mesajı doğru okumak noktasında hala direnmektedirler. Bu ülkede kimin ileri demokrasiden, özgürlüklerden yana olduğu, kimin de statükodan, vesayetçi anlayıştan, baskı ve yasaklardan yana olduğu gün gibi aşikardır. Kimin hukukun üstünlüğünü savunduğu, kimin de üstünlerini hukukunu muhafaza etmeye çalıştığı ortadadır. Kimin çetelere karşı amansız bir mücadele içerisinde olduğu, kimin de çetelere avukatlık yaptığı herkesin malumudur.

Yarın yazacaklarını biliyorum ama söylemek zorundayım. Üç haftadır grup toplantımız yok, bazı köşe yazarları, bazı entelektüeller ikide bir yazarak, konuşarak şu ifadeleri kullanıyor: Zannediyorlar ki bizim gayretlerimizle bir şeyler oldu. Sizin gayretleriniz belki bir işaret fişeği olabilir ama bunları sümenaltına iten geçmişte olduğu gibi iktidarlar olsaydı siz sadece söyledikleriniz ve yazdıklarınızla kalırsınız. Biz bu işi sizlerle değil, her şeyi kendi periyodu ve takvimi içerisinde yürüten, işleyen ve bu şekilde de neticeye ulaşma gayreti içinde olan bir iktidarız. Kimin milletle birlikte hareket ettiği, kimin millete bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam diyerek hakaret ettiği aynı şekilde ortadadır.

Sanırsınız ki onlar halktan yana, özgürlükten yana, ileri demokrasiden yana da biz karşısındayız. Halkın iradesini baş tacı yapan, milli iradeye gölge düşürülmesine eyvallah etmeyen AK Parti iktidarıdır. Demokrasiden yana olan, Meclis'i terk edenler, komisyonları terk edenler, halk oylamasında halkı boykota çağıranlar, siyasi iktidara tuzak kuran çetelere avukatlık yapanlar değil, gece gündüz çalışan ve dik duran AK Parti iktidarıdır.

Bu vesileyle başta CHP olmak üzere muhalefetin artık seviyesi iyice düşen, izan ve insaf ölçülerini iyice aşan, nezaketi ve saygıyı artık iyice terk eden üslubu hakkında da bazı değerlendirmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

CHP ve MHP'nin üslubunu zaten uzun süredir dikkate almıyoruz, cevaplama gereğini de duymuyoruz. Ancak aynı üslubun CHP'de topyekun bir siyasi söyleme, bir politikaya dönüşmüş olmasından demokrasimiz adına ciddi bir kaygı duyduğumuzu da belirtmek istiyorum.

CHP'nin yeni genel başkanı, seçildiği kurultayda nasıl bir üslup, nasıl bir söylem, nasıl bir ağız kullanacağını açık açık ortaya koydu. 12 Eylül referandumu öncesinde bu üslup maalesef dibe vurdu. Sadece bizim tarafımızdan değil, bizzat CHP seçmeni tarafından dahi tepkiyle karşılandı. Şu anda genel başkanın üslubunun genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri tarafından da benimsendiği ve CHP'ye bütünüyle bir üslupsuzluğun hakim olduğunu görüyoruz.

Sevgili kardeşlerim ben CHP'ye gönül veren, MHP'ye gönül veren, BDP'ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum, bir genel başkanın yardımcısının kalkıp da bu ülkenin başbakanına 'Bostancıbaşı' veya 'Harem ağası' ifadesini yakıştırabilir mi? Bunu neyle ifade edeceksiniz? Bütün bunlar karşısında kalkıp da ikide bir 'Sayın Başbakan çok gerilimli' deme nezaketini gösteren o köşe yazarlarına sesleniyorum, acaba sizler bu açıklama karşısında ne yazdınız, ne söylediniz? Burada ben veya arkadaşlarım bu ifadeler karşısında eyvallah, iyi söylediniz mi diyeceğiz?

Kimin eli kimin cebinde belli değil, böyle bir ana muhalefet partisi olur mu? CHP içinde tartışmaların, çekişmelerin seçim atmosferinde arttığında seviyeyi çok daha aşağı çekeceğine işte bu ifadelerle şahit oluyoruz. Öncelikle şunu söylemek istiyorum, CHP ve genel başkanın bu üslubunu biz bugüne kadar gülümseyerek karşıladık, ciddiye almadık. Bu üslubu milletimize şikayet ettik. Zaman zaman son derece hassas konularda yapılan açıklamalara, namuslu ve şerefli insanlara yapılan iftiralara, bilgisiz, mesnetsiz iddialara sert cevaplar vermemiz gerekti.

Örneğin AK Parti'yi bir terör örgütüyle işbirliği içerisinde gösterme çabalarına, böyle bir densizliğe açık söylüyorum biz gereken dil ve üslupla cevap verdik. Sessiz mi kalacaktık? Bu ülkedeki her bir siyasi parti, yasal, meşru her dernekle, her vakıfla, her sivil toplum örgütüyle oturur, konuşur, onları ziyaret eder veya kabul eder. Eğer burada bir suç varsa, bir yasa ihlali varsa bununla ilgili karar verecek merci CHP genel başkanı değil, yargıdır, savcıdır, hakimlerdir.

Biz bütün siyasi partiler gibi meşru zeminde herkesle görüşürüz. Bunu bir ittifak gibi lanse etmek, başka yerlere çekmek bize değil bu iftiraları atanlara zarar verir. Şimdiki CHP genel başkanının SSK genel müdürlüğü döneminde terör örgütü mensuplarına nasıl sahip çıktığını, nerelere nasıl tayinler yaptığını parlamentoda defalarca açıkladık, belgelerle açıkladık. Ama bunu hiçbir zaman bir terör örgütü-CHP ilişkisi olarak lanse etmedik, etmeyiz. Biz böyle bir üslubu asla kendi siyasi ilkelerimize, duruşumuza asla uygun göremeyiz. Son derece nezaketsiz bir dil kullanıp ardından da çıkıp üslup dersi vermek, pişkinlik değil de nedir?

Ben SSK'yı 7 yıl yönettim, tamam güzel. SSK 7 yıllık yönetiminde ne yaptı? SSK 7 yıl boyunca maalesef hep kaybetti, sürekli kaybetti. Üstelik bir yıl önce artıdayken 7 yıl boyunca sürekli eksilerdeydi. Bunu da bütçe müzakerelerinde açıkladım, yıl yıl açıkladım. Buna rağmen hangi yüzle çıkıyorsun da 'Ben SSK'yı başarıyla yönettim' diyorsun? Halep oradaysa arşın belgelerde, evraklarda, burada.

Ortaya attığı iddialar tek tek çürütüldüğünde yüzü kızarmak varken, mahçup olmak varken, pişkinlikle seviyeyi aşağılara çekmek bir siyasi yöntem olabilir mi? Bu üsluptan rahatsız olan sadece biz değiliz, vatandaş da bu üsluptan rahatsız. Bizzat CHP'ye gönül veren kardeşlerim de bu üsluptan rahatsız. Aylardır bu üslubu gizlemeye, örtmeye çalışan candaş medya dahi bu üsluptan rahatsız, zorla örtmeye çalışıyorlar.

Buradan açık açık söylüyorum, eğer CHP genel başkanı bu üslupla ve söylemle devam ederse geçmişte yaptığımız gibi kendisini ademe mahkum eder, istihza için bile olsun kendisini muhatap almayız.

Bir ana muhalefet partisi genel başkanını muhatap almamak, onu ciddiye almamak istemeyiz. Sözünün ağırlığı kalmayan, üslubunun seviyesi düştükçe düşen bir kişiyi muhatap almak, onun ciddiyetsiz yaklaşımlarına cevap vermek de bizim için bur zule dönüşüyor. Biz siyaset ortaya koymasını, siyasi proje üretmesini artık beklemiyoruz. Bundan ümidimiz kalmadı. Bari ciddi bir üslup, seviyeli bir siyaset tarzı ortaya koysun, eğer başarabilirse. Herkes sözünü tartarak söylemeli. Altını çizerek söylüyorum, yolsuzluk ne kadar büyük suçsa aynı şekilde namuslu, şerefli insanlara hiçbir belge olmadan mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük suçtur. Sen yolsuzluk ithamında bulunacaksın, iftira atacaksın, insanlar işi gücü bırakıp bunu yalanlamakla uğraşacak, iftira yalanlandığında da senin yüzün kızarmayacak. İşi pişkinliğe vurup devam edeceksin. Siyaset bu değildir, üslup bu olamaz. İftira atmanın bedeli pişkinlik olamaz.

Bu üslubun geçtiğimiz hafta farklı yansımalarına da tanık olduk. Önce Anayasa Komisyonu'nda anayasa mahkemesiyle ilgili görüşmeler sırasında sokak sokak, mahalle mahalle direnme çağırısı yapıldı. Ardından Adalet Komisyonu'nda Yargıtay ve Danıştay görüşmeleri sırasında CHP'li üyeler komisyondan istifa ettiler. Seçim öncesinde CHP'li üyeler tarafından yapılan bu tehlikeli çağrıların, CHP'li komisyon üyeleri tarafından verilen istifaların son derece anlamlı olduğunu burada ifade etmeliyim.

Bugüne kadar çok daha önemli yasaların müzakereleri sırasında bile kullanılmayan bir üslup, yöntem çok az bir süre kala CHP tarafından devreye alınmış bulunmakta. Adalet Komisyonu'ndan istifaların anayasa ve iç tüzük hükümlerince komisyonun çalışmasını engellemediğini hatırlatmak istiyorum. Yeni üyeler seçilinceye kadar komisyon çalışmaya devam eder. Anayasa da iç tüzük de hiç tartışmaya mahal vermeyecek şekilde ortaya koyuyor.

Mahalle mahalle, sokak sokak direnişle ilgili CHP genel başkanına tatmin edici bir açıklama yapma çağrısında bulundum. Ne yazık ki, CHP'den tatmin edici bir açıklamayı bırakın, zımni olarak bu açıklamayı destekleyen açıklamalar geldi. Bu açıklamalar karşısında genel başkanın suskunluğu CHP'nin kodlarının, genlerinin hiçbir değişime, hiçbir mutasyona uğramadığını gösteriyor.

1960 müdahalesi öncesinde CHP aynı şekilde tahrik yoluyla, kışkırtma yoluyla, gençleri sokağa dökme yoluyla, medyayı da kullanarak müdahalenin zeminini oluşturdu ve müdahaleyi alkışladı. Aynı şeyi tekrarlamak istiyorlar. Türkiye'nin değiştiğine, aziz milletin güçlü bir şekilde oyuna sahip çıktığını görmeyi istemiyorlar. İşin daha da ilginç yanı şu, mahalle mahalle, sokak sokak direnme çağrısı yapanlar belli ki seçimde bir başarı sağlayacaklarına dair umutlarını kaybetmiş durumdalar.

Seçimden başarılı bir şekilde çıkacaklarına inansalar, böyle çağrıları asla yapmazlar. Bu bir umutsuzluk çağrısıdır, bu bir çaresizlik göstergesidir. CHP'ye şunu net olarak hatırlatmak istiyorum, Türkiye 1950'lerin, 1960'ların Türkiye'si değil. Türkiye ileri demokrasi standartlarına ulaşmış, artık statükoyu, vesayeti sorgulayan, siyaseti şekillendirme gayreti içerisine giren çeteleri, mafyaları tasfiye etmiş, tasfiye eden bir ülkedir.

Türkiye, demokratik olgunluğa erişmiş bir ülke. Millet artık iktidarına sahip çıkıyor, en önemlisi de sandığa, demokrasiye sahip çıkıyor. Seçim dışında, sandık dışında, demokrasi dışında hiçbir yöntem milletin nezdinde itibar görmeyecek. Tam tersine millet tarafından eminim ki şiddetle telin edilecektir.

CHP eskiden beri kendi siyaset yapamadığı, rakipleriyle başedemediği için ya birilerini göreve davet eder ya halkı sokağa davet eder. Halka, demokrasiye, sandığa inanan, kendisine güvenen partiler başkalarından medet ummazlar. Sadece millete ve demokrasiye inanırlar.

CHP artık bu kolaycılığı ve sorumsuzluğu bir yana bırakmalıdır. Demokratik bir siyasi parti gibi davranmalı. Millete eline taş sopa alıp sokak sokak direnme çağrısında bulunanlar bu ülkenin birliğine kastetmenin bedelini elbette sandıkta çok ağır bir şekilde ödeyecektir.

Böyle bir çağrının herhangi bir milletvekilimiz, bırakın milletvekilimizi herhangi bir beldede herhangi bir belediye meclis üyemiz tarafından yapıldığında nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Medyanın nasıl çarşaf çarşaf bunu sayfalarına taşıyacağını, diktatörlük, faşizm, baskı türküleri söyleyeceğini sizlerin muhayyilesine bırakıyorum. Bir heykel tartışmasını dahi, bir alkolle ilgili düzenlemeyi dahi rejim meselesine taşıyanların sokak sokak direniş çağrısı karşısında derin bir suskunluğa gömülmüş olmasını milletimin hakemliğine bırakıyorum. CHP umarım bir an önce hukuka ve demokrasiye saygı göstermesini öğrenir.

Bakınız şimdi ne söyleniyor? Alkollü hareket engellenemez. Ya bir siyasetçi buna önderlik eder mi? Buna sahip çıkar mı? İşte gençleri sokağa dökerek Taksim'den meydana 'Alkollü hareket engellenemez!' Biz bu ülkeyi bu tür anlayışlara teslim edemeyiz, benim milletim bunu yapmaz, yapmadı zaten. Kendisini idare edemeyenlerin ülkeyi idare etmesi mümkün mü? Anayasamızda 58. madde çok açık ortada, kimse onu görmüyor. 'Anayasanın gereğini yapıyor bu hükümet' demiyor kimse. Bak orada gençliğin korunması deniyor. Tam aksine bunlar gençliğin korunmasını değil alkolik olmasını arzu ediyorlar. Aramızdaki fark bu, biz anayasamızın amir hükmü neyse bunun gereğini yaptık, yapacağız. Amerikasında, Avrupa Birliği'nde oralarda da neyse aynısını yapıyoruz, yapacağız. Kaldı ki bu, bir bağımsız kurumun hazırlamış olduğu bir genelgedir.

Umarım CHP erken uyananın bildiri yayınladığı, açıklama yaptığı bir parti olmaktan, belli politikaları olan ve bu politikalar doğrultusunda hareket eden bir parti haline gelir. Buna demokrasi adına en çok biz sevineceğiz."