Erdoğan'dan CHP'ye Aziz Nesin'li yanıt

Başbakan Erdoğan, parti kapatmayla ilgili maddenin reddedilmesinin ardından partisinin grup toplantısında Tan gazetesi baskınında CHP’yi suçlayan Aziz Nesin’in yazısından alıntı yaptı. Görüşmeleri Ankara'da takip eden Hürriyet çizeri Latif Demirci de Meclis'teki hengameyi çizdi.

04.05.2010 - 11:58

Erdoğan'dan CHP'ye Aziz Nesin'li yanıt

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuşma yaptı.


Erdoğan, şunları söyledi: ''Ben bugün özellikle sizlere beylik sözlerin ötesinde, kalıplaşmış ifadelerin, etkisini yitirmiş vecizelerin, siyasete malzeme olarak kirlenmiş kelimelerin ötesinde, sizlere gönlümle, kalbimle konuşmak istiyorum. Gönlümden kopan sözcüklerle, samimi hissiyatımla hitap ediyorum.

Bu millet çok büyük acılar yaşadı, çok ciddi badireler atlattı. Biz, çok büyük acılar yaşamış, ağır bedeller ödemiş bir milletiz. Bugün Anadolu ve Trakya her köyünde çok değil, bundan 100 yıl önce dedesini Yemen'de, Hicaz'da, Kanal'da, Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Sakarya'da, Kore'de, Kıbrıs'ta kaybetmiş milyonlarca vatan evladı var.

Babasını Cudi'de, Gabar'da, Munzur'da şehit vermiş nice yetim var. Nice dul kalmış kardeşim var. Vatanın her karış toprağı aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulandı. Bu yüce millet, şehitlerini vatan toprağına adeta istikbale kök salacak birer çınar tohumu gibi ekerek, bugünlere ulaştı. Ödediğimiz bedel bundan ibaret değil. Bu topraklar üzerinden acının her türlüsünü tatmak zorunda kaldık. Maalesef, üzüntüyle, içim yanarak ifade ediyorum; bu ülkeyi kötü yöneten, kişisel ihtirasların esiri olan, şahsi kaygılarını ülke menfaatlerinin önünde tutan siyasetçilerin hatası yüzünden ağır faturalar ödedik.

Dağlarda gençlerimizi kaybettik. İşkencelerde insanlık yitip gitti. Provokatif çatışmalarda kan aktı. Bu ülkenin yazarları, aydınları, entelektüelleri sinsi kurşunların hedefi oldu. Yoksulluğu adeta bu ülkenin kaderi haline getirdiler. Boğazımıza kadar yoksulluğa, mahrumiyete gömüldüğümüz günler oldu. Boynumuza geri kalmış ülke yaftasını astılar. Milletin hazinesini yolsuzlukla, israfla, peşkeşle, sorumsuzlukla adeta yağmaladılar. Bu toprakların hamurunda bulunan, özünde bulunan kardeşliği, dayanışmayı, paylaşmayı hoşgörüyü; nifak tohumları ekerek, fesat tohumları ekerek tahrip etmeye çalışanlar oldu.''

Anayasa görüşmelerini Ankara'da Meclis'te takip eden Hürriyet gazetesi çizeri Latif Demirci 2. tur görüşmelerini çizdi. Anayasa görüşmelerini Ankara'da Meclis'te takip eden Hürriyet gazetesi çizeri Latif Demirci 2. tur görüşmelerini çizdi.

Başbakan Erdoğan, 10 yıl öncesinde yaşananları da hatırlatarak, ''Yurt dışında bir kuruş borç alacak itibarı kalmayan ülke haline getirdiler bu ülkeyi. Kimlerin iktidarda olduğunu düşünün'' diye konuştu.

'DELİKLİ KURUŞA MUHTAÇ ETTİLER'
Erdoğan, ''Bizi delikli kuruşa muhtaç ettikleri dönemi hatırlayın'' ifadesini kullanarak, dış borçların arttığı, enflasyonun üç haneli rakamlara ulaştığı günleri anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bu ülkeye demokrasiyi çok gördüler. Bu ülkeden özgürlükleri esirgediler. Bu ülkeyi en temel insan haklarından, en temel insani hürriyetlerden bile mahrum bıraktılar. Konuşanların susturulduğu, yazanların sınır dışı edildiği, düşünenlerin hapse atıldığı, vatan sevgisiyle yanıp tutuşan nice sevdalının vatan hasretiyle gurbette gözlerini yumduğu günlerden geçtik. toplumu sınıflara ayırmak istediler. Milleti rengine, diline, kıyafetine, düşüncesine göre tasnif etmek istediler. Şu anda da yok mu? Yine var. Ama onlara karşı direnen bir AK Parti iktidarı var. avrupa bilgi çağını yaşarken bizi statükoya, küçük düşünmeye, geri kalmaya mahkum ettiler.''

Erdoğan, ülkenin, geçmiş dönemlerde insanlarına hizmet götüremeyen çaresiz bir tabloya mecbur edildiğini söyledi.

Ülkeyi il il, ilçe ilçe yeri geldiğinde köy köy dolaştığını anlatan Erdoğan, ''Bugüne kadar gelen liderlerin içerisinde bunlar olmadı. Dolaştık, dolaşıyoruz. Bizler adeta birer divane gibi arkadaşlarımla beraber yollara düştük. 14 Ağustos 2001'de bir kez daha yollara düştüğümüzde ülkenin derin bir yoksulluk, kelimelerle tarif edilemez bir mahrumiyet içerisinde olduğunu gözlerimizle müşahede ettik'' diye konuştu.

AK Parti'nin mitinglerine dağ köylerinden, mezralardan, yaylalardan insanların akın akın, koşarak geldiklerinin görüldüğünü anlatan Erdoğan, şunları söyledi: “Ayaklarında doğru dürüst giyecek ayakkabıları olmadığını gördük. Elbiseleri birçok yerinden yamalıydı, nice çocuklar gördük. Ellerine tutuşturduğum oyuncağı hayatlarında ilk kez görmenin şaşkınlığı içindeydiler. Ayaklarında 2 numara büyük lastiklerle, soğuk kuyu ayakkabılarla koşarak sarıldıklarına şahit oldum. Nice kerpiçten haneler gördüm. Oturdum halkımla, vatandaşımla bunları paylaştım. Paylaşırken, dertlerimizi de paylaştık, konuştuk. Sıcak bir tas çorbanın hayalden öteye geçemediği nice yuvalar gördüm. Siline siline aslını kaybetmiş defterlere, açıla açıla tükenmiş kurşun kalemlerle yazarken elleri üşüyen minik yavrular gördüm. Tüm bunların üzerine, bütün bu yoksulluğun üzerine her birinin gözünde umut ışığı, ülkemin aydınlık geleceğine dair umut ve sabırsızlık gördüm. 7,5 yıldır başımızı yastığa koyduğumuzda o vatandaşlar, o çocuklar, o yuvalar gözümüzün önüne geliyor. Bu geri kalmışlığın, bu çaresizliğin, bu bastırılmışlığın temelinde ciddi bir zihniyet problemi var. Değişimi, dönüşümü, demokratikleşmeyi, özgürleşmeyi reddeden, içine kapanan, kabuğunu kıramayan, her türlü gelişme istidadını törpüleyen bir anlayış var. İşte milletimiz AK Parti'yi bu anlayışı değiştirsin, topluma vurulan prangaları kırsın, her türlü kısıtlamayı, baskıyı ortadan kaldırsın, Türkiye'ye her yönden ayağa kaldırsın diye iktidara getirdi.''

Partisinin varlık sebebinin, milletin değişim iradesini hayata geçirmek, ülkeyi kalkındırmak, vatandaşı refaha, adalete ve özgürlüğe kavuşturmak olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bu hareketin farkı şudur; eğer dönersek, eğer başımızı öne eğersek, eğer vazgeçersek, eğer milletin rotasından saparsak çok iyi biliyoruz ki o yavruların, yetimlerin, öksüzlerin, minik ve masum elleri bizim yakamıza yapışacaktır. Biz bunu biliyor, bu şuurla hareket ediyoruz. Eğer hayal kırıklığı yaşatırsak, milletten yüz çevirirsek, eğer o gözlerdeki umudu söndürürsek bu milletin ahı bizim yakamıza yapışacaktır'' diye konuştu.

Recep Tayyip Erdoğan, 7-8 yıl kendisine uzatılan oyuncağa şaşkınlıkla bakan çocuğun bugün, ''Başbakan amca, bana bir dizüstü bilgisayar verebilir misin?'' diye sorduğunu aktardı.

''Dün kalem tutan eli tir tir titreyen çocuk, bugün sıcak yuvasında, sıcak sınıfında öğretmenini can kulağıyla dinliyor'' diyen Erdoğan, Şırnak'tan üniversite sınavında ilk 10'a giren bir çocuğun çıkabildiğine dikkati çekti.

Geçmiş yıllarda köyüne ulaşamayan vatandaşın bugün hızlı trene, uçağa binebildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bölünmüş yollarda seyahat ediyor, asfalt köy yollarından geçip köyüne hatta mezrasına ulaşabiliyor. Elazığ depreminde KÖYDES Projesiyle yapılmış ta mezralara kadar ulaşan yollar olmasaydı bizim Kızılay'ın TIR'ları oralara kadar çıkamazdı ama şimdi çıktı. Dün hapishanedeki yavrusuyla ana dilinde konuşamayan anne, insanlık dışı uygulamanın kalkmasından dolayı hayır duası ediyor. Dün hayalleri örselenmiş, ufku karartılmış halkım, bugün gözüne dünyanın en büyük 10. ekonomisi olma hedefini kestiriyor. Bakın Schröder açıklama yapıyor, '20-25 yıl içinde Türkiye dünyanın ilk 5 ülkesi arasına girer' diyor. Benim yurt içi ve yurt dışındaki kardeşim, sizlerin, bu AK kadro sayesinde artık pasaportunu onurla gösteriyor. Cebindeki parasını gururla taşıyor. Bizden artık sadece biz gurur duymuyoruz. Dünyanın her yerindeki mazlumlara siz sahip çıktınız. Adaletsizliğe karşı benimle birlikte siz sesinizi yükselttiniz. Benimle birlikte her zaman ve her zeminde hakkı ve hukuku sizler savundunuz, haykırdınız. Geçenlerde bir arkadaşım Yemen'e gitti. 'Başkent Sana'nın epey uzağında bir köyde bir grup öğrenci ile karşılaştım' diyor. 'İngilizce konuşabilmek için yanıma geldiler. Türk olduğumu öğrendiklerinde gözleri fal taşı gibi açıldı. Filistin, Gazze için dünyadaki tüm mazlum ve mağdurlar için sesini yükselten bir ülkenin vatandaşını görmenin, onunla konuşmanın onunla tanışmanın heyecanı içindeydiler' diyor.''



'UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ'
TİKA ile Moğolistan'a, Kızılay ile Haiti'ye ulaştıklarını anlatan Erdoğan, sivil derneklerle ise Gazze'ye gidildiğini anımsattı.

''Biz içimize kapanmadık, kapanamayız. Dedelerimiz, ecdadımız gibi işte bugün bile git Balkanlara orada Mostar'ı, Dirina'yı, camileri, kervansarayları görürsünüz'' diye konuşan Erdoğan, bu eserlerin adeta birer işaret taşları, işaret noktaları olduğunu söyledi.

Sağır duvarların içerisine hapsolamayacaklarını belirten Erdoğan, ''Biz Ankara'ya hapsolamayız ama Ankara'ya hapsolmaktan başka hiçbir mahareti olmayanları şu Parlamentoda görüyoruz. Bunlar bu ülkede tek başlarına iktidar olamasalar bile geldiler kenarından, köşesinden iktidarın şöyle bir tadını aldılar. Ne yaptıklarını, ortaya ne koyduklarını gördük. Bugün, bu ekibi yolsuzlukla suçlayanlar yahu siz acaba iktidarınız döneminizde ne yaptınız? Bir şey söyleyin, 'şunu yaptık' deyin. Bir eser söyleyin. Eğer bu iktidar yolsuzluklara gömülmüş bir iktidar olsaydı aynen sizi iktidarınızda olduğu gibi o akıbeti yaşardı ama bugün bu iktidarın elinin değmediği, ulaşmadığı 81 vilayetin içinde bir vilayet yok. Her yere eserini koymuştur. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, adalette, emniyette, enerjide koymuştur, köylere kadar ulaşmıştır. Bu eserler ortada'' diye konuştu.

‘NANKÖRLÜK YAPMA’
TRT6'nın 24 saat yayın yaptığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: ''Nankörlük yapma. 'Ana dilini öğrenmek istiyorsan git kursunu aç, orada öğren' diyen bir AK Parti iktidarı var. Bu ülkede her şeye rağmen Nazım Hikmet mi bu ülkeye gelecek, vatandaşlık yolunu açan bir iktidar var. Ahmet Kaya'ya, buyursun gelsin ona da o yolu açan bir iktidar var. Çünkü biz Allah'tan başka kimseden korkmayız. Bizim Hakk'a olan muhabbetimizi kimseyle tartışmamız mümkün değildir. Dolayısıyla atacağımız, attığımız adımları buna göre attık. Çok ağır bedeller ödedik, ciddi engellerle karşılaştık. Biz artık bu bedelleri, bu faturaları tekrar tekrar ödemek istemiyor, milletimize de ödetilmesine razı olmuyoruz. Önümüze çekilen setleri bir bir devirerek karşımıza çıkarılan engelleri bir bir aşarak bugünlere geldik. Kirli oyunlara, provokasyonlara, saldırılara, hakaretlere rağmen yolumuzdan dönmedik. Milletimizin rotasından sapmadık. Bu ülke, 7,5 yılda tarihi reformlar gerçekleştirdi. Sessiz devrimlere imza attı, rekor seviyelere erişti ama bizim yerimiz burası değil ki... Bizim daha yukarılarda olmamız lazım. İşte onun için 2023'te Cumhuriyet'in 100. yıl dönümünde farklı hedef koyduk ve 'dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisinde yerimizi alacağız' dedik. Bunu bu millet hak etti, bunu da başaracağız.

‘ŞİİR OKUDUK, MAHKUM ETTİLER’
Şair Ece Ayhan'ın söylediği gibi, biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük. Onlar vurdu, biz büyüdük. Konuştuk, susturmak istediler. Şiir okuduk, mahkum ettiler. Düşündük, dışladılar. Siyaset yollarını bize kapatmak istediler. 'Muhtar bile olamaz' diye manşetler attılar. 'Cumhurbaşkanı seçemezseniz, anayasayı değiştiremezsiniz, çetelerle mücadele edemezseniz, Ergenekon sizin neyinize' dediler. 'Ergenekon'un altına imza atarız' diyenler gördü bu ülke. Parti kapatmayla bizi tehdit ettiler. Demokrasiyi özümsemek yerine şu 7,5 yılda her türlü çarpıtma, desise ile iftirayla üzerimize geldiler. Partilerinin kapatılmasından nemalananları gördü bu ülke. Çünkü onlar için partilerinin kapanması önemli değildi. 'Ne olur, bakkal dükkanı... Biri kapanır, tabelayı değiştirir, yeni tabelayı asarız, kira kontratını da ona göre değiştiririz.' Bizim siyaset anlayışımız bu değildi. Herkes unutsa biz Danıştay saldırısını, o saldırının ardından atılan manşetleri, o saldırının ardından yazılan ısmarlama yorumları, yapılan siyasi açıklamaları, cenaze törenlerinde tüm bakan ve milletvekili arkadaşlarımın aleyhine kurgulanmış provokasyonları unutmayacak, aziz milletimize de unutturmayacağız.''

Erdoğan, milletin on yıllar boyunca iradesine nasıl ipotek konulduğunu, siyaset üzerinde nasıl kara bulutların dolaştığını, çetelerin siyasete nasıl rota çizdiğini unutmamasını istedi.

''Milletim 1 Mayıs 1977'de Taksim'de, Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta kardeşliğimize kastedenleri, Danıştay saldırısı, Reşadiye, Giresun, Nazimiye, Lice'deki kanlı saldırının aynı zihniyetin kurgusu ve niyeti olduğunu görsün ve anlasın'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Anlamak mümkün değil; 'Söke söke aldık, kopararak aldık.' Neyi söke söke aldın, kopara kopara aldın? Yanınızda dolaşanlar, kolunuzda girenlerle 30 yıldır bunları niye alamadınız? Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan eden iktidara hangi yüzle kalkıp da bunu söylüyorsun? Bugünü tatil ilan eden bu iktidara hangi yüzle bunu söylüyorsun? Ama siz, yanınızda diğer sendikaların liderlerini konuşturmayacak kadar demokrasiye karşı olumsuzsunuz. Gerçek yüzleri çıktı ortaya. Tahammül edemezler. Ama biz hepsine tahammül ettik ve bu adımları attık. Dinledik, bundan sonra da dinlemeye devam edeceğiz.

CHP bunları görmeyebilir, MHP bunları duymayabilir, BDP bunu konuşmayabilir. Çünkü onlar talimatla hareket ediyor. Bize halkımızdan başka talimat verecek bir güç yeryüzünde yoktur. Demokrasi içinde yok. Farkımız bu... İşte onun için diyoruz 'hadi gidelim millete ama bakın gidemiyoruz. Burada çeşitli oyunlarla işi çözmek istiyorlar. Ama onlara oy verenler, onlara gönül verenler, onlara umut bağlayanlar, lütfen bu kirli senaryoları, bu kirli emelleri görsün, bunu istiyoruz.'

Erdoğan, Anayasa değişikliği yapmaktaki tek hedeflerinin Türkiye'yi her açıdan büyütmek ve geliştirmek olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin ayağındaki prangaları söküp almak için bu yola çıktıklarını anlattı.

''Biz Türkiye'nin büyümesine engel teşkil eden o darbe anayasasını demokratik ve özgürlükçü bir yapıya kavuşturmak için yola çıkık'' diyen Erdoğan, Türkiye'nin tekrar tekrar ağır bedeller ödememesi, aynı acıları yaşamaması için Anayasanın değişmesi gerektiğini ifade etiklerini söyledi.



‘KOLTUKLA ZENGİNLEŞMEDİK’
Başbakan Erdoğan, ''Ama dikkat edin 'yeter' demedik. Bu yeterli değil. Onun için de sadece bir paket getirdik. Mini bir paket... Hiç kimse bizi CHP, MHP, BDP ile bir tutmasın ve tutamaz. Hiç kimse bizi onlara benzetmesin, onlarla kıyaslamasın. Biz yastığa başımızı koyduğumuzda statükoyu görmüyoruz, karşımızda çeteleri görmüyoruz, onların tehditlerini dikkate almıyoruz. Makamlarımızı, koltuklarımızı, şahsi çıkarlarımızı görmüyoruz. Çünkü biz koltuklarıyla zenginleşen bir anlayış değiliz. Biz o koltuklara itibar kazandırmanın gayreti içerisinde olan bir zihniyetiz'' diye konuştu.

'TABİİ Kİ DESTEK VERMEZLER'
Yastığa başlarını koyduklarında, gözlerinden umut fışkıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin çocuklarını ve gençlerini gördüklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Tabii ki Anayasa değişikliğine destek vermezler, katkı vermezler, yapıcı hiçbir emek sarf etmezler. Şurada işte yaklaşık 12-13 gündür nelerin konuşulduğunu görüyoruz. Kimse Anayasayı konuşmuyor. Birisi bakıyorsun matbu baskı... Ve o baskı döne döne devamlı okunuyor. Öbürü bakıyorsun aynı şekilde... Hani var ya, 'Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.' Bunu yapıyor. Bırakınız Anayasa değişikliğini, bugüne kadar bu ülkede bunlar hangi değişime destek oldular, hangi değişime omuz verdiler. Bugüne kadar arkalarında enkazdan başka ne bıraktılar. 'Bu ülkeye demokrasiyi biz getirdik' diye övünüyorlar. Siz olsa omsa bu ülkeye vesayeti getirdiniz, statükoyu, darbeleri, istikrarsızlığı, ekonomik krizleri, yolsuzluğu getirdiniz.''

'DOSYAM, ARŞİVİM KABARIK'
Erdoğan, ''karne gösterince kendisine kızdıklarını'' ifade ederek, şunları kaydetti:

''Niye kızıyorsunuz? CHP'nin cibilliyetinde bu var. O karneleri biz unutamayız ki... Ben babamın nüfus kağıdını nasıl görmezden geleyim. O nüfus kağıdının içinde damgalar var; kömür, gazyağı, yağ, ekmek damgaları var. Ben bunları görerek büyüdüm. 2. Dünya savaşında Almanya'da taş üstüne taş kalmadı. Bırakın bizi başka ülkelerle kıyaslamayı, 1945'ten 2002'ye kadar Türkiye'ye ne kazandırdınız? Hangi eseri kazandırdınız.

CHP lideri, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı Hitler'e benzetme aymazlığını gösteriyor. Biz de diyoruz ki siz kendi tarihinize bakınız. Bunu söylüyoruz, kıyameti koparıyorlar. Bu ülkenin tarihi şahsiyetleri, başbakanları, siyasetçileri elbette hayırla anılacak. İyi, kötü yönleriyle tarihteki yerlerini almışlardır. Ama hiçbir siyasetçi eleştirilemez, sorgulanmaz değil. Hiçbir parti kendi geçmişini tabulaştıramaz, kutsallaştıramaz.

1938'de gazi Mustafa Kemal vefat ediyor, hemen ardından Türk lirasındaki Atatürk resimleri çıkarılıyor. Kim tarafından? Posta pullarından Atatürk resmi çıkarılıyor. Kim tarafından? Devlet dairelerinden Atatürk posterleri indiriliyor. Kim tarafından? Ey CHP sen bunları çok iyi bilirsin. Daha söyleyeyim mi? Neler var neler... Merak etmeyin.

Bak bu konularda CHP bu işi daha kurcalarsa söyleyeceğim çok şey var, onu söyleyeyim. Bu noktada dosyam, arşivim kabarıktır. Söyleyeceğim çok şey var. Çünkü bir çok gerçekleri benim milletimin bilmesi lazım. Tarih bununla zenginleşecek ve gelecek bununla aydınlanacak. Biz geçmişin karanlıklarını aydınlatamadığımız sürece geleceğe daha onurlu şekilde yürüyemeyiz. Bunu başaracağız.''

Erdoğan, Türkiye'de bugüne kadar, en son DTP olmak üzere, 26 siyasi partinin kapatıldığını söyledi.

''Türkiye adeta siyasi parti mezarlığına dönüştü'' diyen Erdoğan, kapatma şartlarına hiç dokunmadan, kapatma kararına etki etmeden, sadece ve sadece siyasetin de söz sahibi olması gerektiğini savunduklarını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ''Madem ki siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır, o zaman bırakalım da siyasetin burada bir sözü olsun. CHP, bu değişikliğe destek olmayarak hem kendisini hem milletin kendisine verdiği yetkiyi inkar etmiştir. MHP, bu değişikliğe destek olmayarak, kendisine verilen oylara, millet emanetine ihanet etmiştir. BDP, parti kapatmaların mağduru bir siyasi geleneğin temsilcisi olarak, bu değişikliğe destek olmayarak hem kendisini inkar etti hem de kendisine görülen haksızlıklara alkış tutmuş, statükocuların safında yer almış oldu. Olay bu.

Ben eminim ki her 3 parti de tıpkı bizim gibi, milletvekillerine, milletvekillerinin hür iradesine saygı duysa, arkadaşları üzerinde baskı kurmasa, bu sonuç ortaya çıkmayacaktı. Takdir yüce Meclisindir. Bize, ortaya çıkan tabloya, sonuca tabii ki razı olmak düşer. Buradan söyleyecek başka bir şey yok. Ama millet, hesap günü geldiğinde tüm bu olup bitenleri en iyi şekilde değerlendirecektir.'' Başbakan Erdoğan, ''Milletin hissiyatını anlamak istemeyen, milletin sesine kulak vermeyen, seçmeninin taleplerini gözardı edenler yatağa yattıklarında, vicdan azabı çekmeseler de hesap günü geldiğinde milletin takdiri ile yüzleşeceklerdir'' diye konuştu.

'TARİH YARGILAYACAK’
AK Parti Grubunun Türk siyasi hayatında bir ilki başardığını, Anayasa değişikliği oylama sürecinde, tarihte örneğine pek rastlanmayan bir dayanışma sergilediğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Partimizi kurduğumuz günden itibaren bu kadro, gönül birliği yaptı ve bugünlere böyle ulaştı. Her bir arkadaşımın, kardeşimin millet ve ülke sevdasıyla yanıp tutuştuğunu biliyorum. Partimizin en üst kademesinden en uçtaki birimine kadar, hizmet aşkıyla yanıp tutuştuğunu biliyorum. Bu dayanışmayı, kenetlenmeyi kıskananlar, bunu bozmaya çalışanlar türlü oyunları oynamış, kardeşliğimizi zedeleme cüretini göstermiştir. Ama ben inanıyorum ki bu grup bundan sonraki süreçte, bu oyunlara o sinsi girişimlere asla ve asla boyun eğmeyecektir. Bu grubun uyumu, dostluğu, kardeşliği, birlik ve bütünlüğü asla zedelenmeyecek, bu kadro, bu hareket tarih yazmaya devam edecektir.

8. madde ile ortaya çıkan manzara, AK Parti grubundan daha ziyade, diğer partilerin tabanlarında tartışılmaya devam edilecek. Türkiye'yi rahatlatacak, demokrasi standartlarını değiştirecek böyle bir değişikliğe destek olmadıkları için tarih de millet de CHP'yi, MHP'yi, BDP'yi inanıyorum ki yargılayacaktır. Biz her zaman söylediğimizi burada bir kez daha tekrar ediyoruz: Durmak yok, yola devam. Birlik ve bütünlük içinde, kardeşlik iklimiyle yola devam. Millet, memleket, ülkemiz için, ülkemizin genç nesilleri, gözleri umutla parlayan çocukları için çıktığımız bu yola yılmadan, yorulmadan, sarsılmadan devam. Allah yolunuzu açık etsin, Allah bahtınızı açık etsin.''

Erdoğan, dün bir gazetenin kendi eleştirileri için ''yakışıksız ve düzeysiz'' diye manşet attığını belirterek, aynı gazetenin 1939 yılında Hitler'in doğum gününü manşetten verdiğini ve Alman propaganda örgütünün en ateşli gönüllüleri arasında yer aldığını ifade etti.

Erdoğan, Prof. Dr. Ahat Andican'ın ''Türkistan Mücadelesi'' adlı kitabından bir bölümü şöyle aktardı: ''1945 yılı Haziran ayında Hükümetin aldığı bir kararla, savaş boyunca çeşitli yollardan Türkiye'ye sığınmış 195 mülteci Türk, Sovyetler'e geri teslim edildi. Tekirdağ Milletvekili Şevket Modan, 1951 yılında dönemin Başbakanına yönelttiği bir sözlü soru önergesi üzerine, TBMM'de ortaya çıkmış. Konuşması zabıtlara yansımıştır. Andican, o zabıtları aktarıyor. 'Bu milletin tarihinde, bir tek mülteci İsveç Kralı Şarl için harbetmiş şerefli hadiseler çoktur. Fakat siyasi mültecileri bir mabuda kurban sunar gibi sunmaya götüren yüz kızartıcı, gönül parçalayıcı, utandırıcı bir hadise daha yoktur. Milli Şef hükümeti tarafından Sovyetler'e teslim edilen Türk kökenli mültecilerin akıbetleri, Almanya'da müttefikler tarafından teslim edilenlerden farklı olmamıştır.' Elbette geçmiş dönemlerin kendisine ait şartları olabilir. Ancak geçmişinde tartışılacak çok şeyi olanlar, başkasını suçlamadan önce dönüp kendi tarihlerine bir baksınlar. Bizim tarihimizde bu yok. onlar kendi tarihlerine baksınlar.

AZİZ NESİN'DEN ALINTI
Size daha farklısını söyleyeceğim. Daha enteresan. Tan gazetesinin yakılmasını CHP iktidarından bilen Aziz Nesin, 5 Şubat 1948'de şunları yazıyor. Çok ilginç... Şöyle bir uyarlama yapmış uyarlama da çok çok ilginç. 'Ey Türk faşisti birinci vazifen, Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara asmaktır. Mevcudiyetinin yegane temeli gazeteleri çamurlara serip üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel, partinin hazinesidir. Meydanlarda kitaplarını yaktığın namuslu insanlar bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilirler. Bütün malları, mülkleri zapt edilmiş, matbaaları yakılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş, çoluk çocuğu dağıtılmış, haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir. Ey faşist yumurcakları, işte bu ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta Halk Partisi'nin ambarlarında mevcuttur.' Durum bu... Bakın ben söylemiyorum, Aziz Nesin söylüyor. Zincirli Hürriyet, sayı 1, 5 şubat 1948, kaynak.

Geçmişi baskıyla, otoriterlerlikle, dayatmayla meşhur olan bir partinin AK Parti'yi Hitler'le, faşizmle, vesayetçi anlayışla anması trajikomiktir. Bakın bu söylediğim tarihi 1948... 1948'de bu ülkede kimler vardı, düşünün. Benim söylememe gerek yok. Benim milletim her partinin geçmişini de bugününü de çok iyi biliyor, bilmelidir. Çok iyi de değerlendirmelidir.''

'BİR LİDER KENDİ MİLLETVEKİLİNE GÜVENEMEZSE'
Erdoğan, TBMM'nin bugünlerde tarihi oylamalar yaptığını, tarihi kararlar verdiğini belirterek, ''Statüko devam mı edecek yoksa Türkiye değişecek mi? Demokrasi az gelişmiş mi kalacak yoksa standartları gelişecek mi? Türkiye küçük mü düşünecek yoksa kendisine büyük hedefler mi belirleyecek. Bu milletin makus talihi değişecek mi, bu milletin değişmez gibi görünen kaderi değişecek mi? Bu ülke zincirlerinden, prangalarından kurtulacak mı yoksa 'böyle gelmiş, böyle gider' denilip, bu ülke yerinde saymaya mahkum mu edilecek' Oylanan budur'' dedi.

Türkiye'nin bu kader oylamasında milletvekillerinin hür vicdanlarına ipotek koymayı demokrasi anlayışlarına asla sığdıramayacaklarını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Milletvekillerini Genel Kuruldan çıkaranların kimler olduğunu artık benim milletim ekranları başında gördü. AK Parti'nin Genel Başkanı'na, yönetimine 'dikta' diye hitap edenler, dün bu diktanın olmadığını çok iyi gördüler. Biz de CHP'nin yaptığı gibi 'Kulübeye girmeyeceksiniz, kürsüden konuşacaksınız, sonra çekilip gideceğiniz yere gidin ama kulübeye...' Asla... Bunu uyguladılar mı, uyguladılar. Kendi milletvekilinin güveni, bir defa onlarda yok. Bir lider kendi milletvekiline güvenemezse neye güvenecek? O zaman sen bu siyaseti niye yapıyorsun? Hani demokrattın? Niye güvenmiyorsun? Bırak gitsinler kulübeye, 'hayır' desinler ama kulübede 'hayır' desinler. Niye müsaade etmiyorsun? Güvenmiyor, olur ki 'hayır' değil de beyazı koyar, ondan dolayı. İşi sağlama almak istiyor. Bunu yapan belli, CHP'nin kendisi... Bakıyorsun aynı şeyi BDP'de yapıyor. Onlar da güvenmiyor. Bunun neresi demokrasi? Diğerine bakıyorsun, 'Iskartaları getirin' diyor. Yani 'beyaz ve yeşili getir, ama kırmızıyı muhakkak kullan' diyor. Bunu görmek istiyor. Sonra baktılar bir sıkıntı var, vazgeçer gibi oldular. Milletvekilleri üzerinden milletin hür iradesine saygısızlık değil mi bu? Bu, asla ve asla bizim siyaset tarzımız olamaz. Bu çirkin tavırların, yaklaşımların içine biz asla giremeyiz. Muhalefet bugün ortaya koydukları tavırla sadece değişime, demokratikleşmeye, çağdaş standartlara hayır demekle kalmadı. Aynı zamanda parti yönetimleri olarak demokratik olmayan bir üslup ve anlayışa sahip olduklarını gösteriyorlar.''

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...