Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde düzenlenen fahri doktara töreninde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

Uzun zamandır ya bir terör olayı ya da terörle mücadelede yaşanan gelişmeler sebebiyle gündemimizin diğer konularını yeteri kadar konuşma, tartışma imkanı bulamıyoruz. Bu durumdan duyduğum rahatsızlığı da her fırsatta dile getiriyor, arkadaşlarımı kendi gündemlerine, asli işlerine odaklanmaları yönünde ikaz ediyorum. Cumhurbaşkanı olarak ben de imkanların el verdiği ölçüde 2023 hedefleri kapsamındaki çalışmalar başta olmak üzere büyük projeleri, önemli yatırımları yakından izliyor, katkı vermeye çalışıyorum. Fakat bazı meseleler var ki onlarla ilgili değerlendirmemizi kamuoyuyla paylaşmak da en az diğer konular kadar önemli hale geliyor. Önceki gün başlayan ve halen devam eden, terör örgütü PKK'ya destek veren milletvekilleriyle ilgili süreç de işte böyle bir konudur. Terör örgütü PKK’nın parlamentoda uzantıları var.

7 Haziran'da hatırlayın, 80 milletvekili yakaladılar. Tamam işte 80 milletvekili, bak hadi otur da parlamentoda işine bak. Yok... 80 milletvekilini aldıkları günün ertesinde Diyarbakır'da halkı sokağa davet ettiler ve 50 kişinin ölümüne neden oldular. Ölen Kürt'tü, öldüren de Kürt'tü. Bunu onlar yaptı. Esasen yaşanan hadise çok açık ve nettir. Bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi, geçtiğimiz mayıs ayında istisnasız tüm milletvekillerinin dokunulmazlıklarını ne yaptı, kaldırdı. Yani bu sadece onlara yönelik bir olay değil. Fakat şu anda batının ağzına bakın, batı şu anda nasıl değerlendirmeler yapıyor.

Bu düzenleme Anayasa Mahkemesine götürüldü, biliyorsunuz. Yüksek mahkeme de yapılan işlemi ne yaptı, hukuka uygun buldu. Bunun üzerine genel başkanlar dahil olmak üzere yargı safhasında dosyası olan milletvekilleri ilgili adliyelere gidip ifadelerini vermeye başlamışlardır. Ancak bir siyasi partinin mensupları en başından beri ısrarla bu konuyu tahrik unsuru haline getirmeye çalışmışlardır.

Genel başkanlar başta olmak üzere milletvekilleri mahkemelere gidip ifade vermeye başladı. Önceleri meydan okudu; 'Dokunulmazlığımı kaldırın'. Önce öyle diyordun, daha sonra ne oldu? Aksini yapıp, kaçmaya çalıştılar.

Dokunulmazlıklar üzerinden Meclis'e, devlete, millete, yargıya meydan okuyan, hatta hakaret eden bu densizlerin amacı Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıntıya sokmaktır. Açık net söylüyorum. Benim uluslararası bu saldırılardan en ufak bir korkum, endişem yoktur. Benim için aslonan milletimdir.

Batı bizim için hiçbir zaman hayırlı rüya gördü mü? Görmedi. 53 sene Avrupa Birliğinin kapısında bekletilen Türkiye için Batı'dan biz ne bekleyeceğiz. Kendimizi aldatmayalım. Biz kendi göbeğimizi, kendimiz keseceğiz. Bizim ölçümüz ülkemizin ve milletimizin bekaası için ne yapılması gerekiyorsa odur.

İşte Fırat Kalkanı Harekatı'nın hedefi... Ben bunu sayın Obama ile de paylaştım, sayın Putin ile paylaştım. Dedim bu bölgede 5 bin kilometrekarelik bir terörden arındırılmış bölge ilan edelim. Defaatle bunu Obama ile de konuştum, Putin'le de konuştum. Dedim ki; 'Gelin bunu yapalım, burayı uçuşa yasak bölge ilan edelim ve buranın sosyal donatı alanlarıyla birlikte biz inşasına varız, siz de bize parayı temin edin, bunu yapalım.' Şansölye Merkel ile de bunları konuştuk. Hepsi de mutabık kaldıklarını söylediler, 'güzel bir senaryo' dediler. Tamam o zaman bu senaryoyu uygulayalım. Uygulamaya gelince her zaman yaptıkları oyunu yaptılar. Avrupa Birliği'nde ne dediler '3 milyar avroyu biz bu yıl için size vereceğiz' dediler. '3 milyar avro da 2017-2018' dediler. Şu anda verdikleri 200-250 milyon avro. Bunlar dürüst değil, samimi değil. Bu parayı bize vermiyorlar.

Türkiye son 3 yıldır yaşadığı hadiseler sebebiyle artık olaylara bakış açısını değiştirmiş kendisine yeni yol çizmiş bir ülkedir. Bundan sonra bizim için 'Şu ne der, bu ne der’ diye bir ölçü yoktur. Artık bizim ölçümüz, ülkemizin ve milletimizin bekası için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktır. Mesela 2013 yılında Gezi olayları sırasında biz bu anlayışla hareket ettik. Aynı yılın sonunda yaşadığımız 17-25 Aralık emniyet yargı darbe girişiminde de ölçümüz yine buydu.

Orada da yargıya müdahale etmek istediler, polise müdahale etmek istediler. Onlarla beraber bir darbe girişimde bulundular. PKK, 20 Temmuz 2015'te çukur eylemlerini başlattığında, o yerleşim yerlerinde yaşayan sivil vatandaşlarımızın can güvenliğine itina gösteren bir yaklaşımla, yine devletin ve milletin bekası için ne gerekiyorsa onu yaptık. Türkiye 7 Haziran seçimlerinin ardından siyasi belirsizlik dönemine girdiğinde ben biraz seyrettim, bakalım ne yapacaklar. Birinci parti dolaştı, gezdi. Ardından hemen şunu başlattılar; görevin ikinci partiye verilmesi lazım. Ben siyasette çırak değilim, kalfa da değilim, elhamdülillah bir yere geldik. 40 yıl. Sana vereceğiz de sen ne yapacaksın? Sen bir defa Beştepe'nin yolunu bilmiyorsun. Beştepe'nin yolunu bilmediğin gibi bir de senin sayısal durumun zaten diğer iki partiyle de bir araya gelsen, bu hükümeti kurmaya yeterli değil. Niye? İktidar partisi zaten sayısal olarak çok çok fazla. Onun olmadığı bir ortaklık hükümetin kurulmasına zaten yeterli değil. Onun için 'Benim zaman kaybına tahammülüm yok' dedim. Anayasanın amir hükmü gereğince adımı attık ve tekrar seçim kararını aldık. Millet bizim bu kararımızı paylaştı, millet bu kararı paylaştığı için de işte olan netice çok açık, net, ortada ve böylece hamdolsun yeni bir süreç başarılı bir şekilde gelişti, gelişiyor. Anayasadan aldığımız yetkilerle bu yolu izledik, ülkeyi kazasız, belasız 1 Kasım'a ulaştırdık. 15 Temmuz darbe girişimi bu sıkıntılı sürecin aslında zirve noktasıdır. Bunu da görmemiz lazım. Türkiye o gece kendi ordusu içinde yuvalanmış bir grup teröristin, FETÖ ihanet çetesi mensubu vatan hainlerinin saldırısına uğramıştır.

FETÖ ve diğer terör örütleriyle mücadelemiz sürüyor. Asla taviz vermeye niyetimiz yok. Bu PKK olabilir, bu PYD olabilir, bu DHKP-C olabilir, bu YPG olabilir, bu DEAŞ olabilir, fark etmez. Hem içeride, hem dışarıda. Bu milletin bunlarla mücadele gücü vardır, kudreti vardır ve bu işi başarır.

DEAŞ terör örgütü Suriye'den ülkemize yönelik tehditlerini artırınca, 20 Ağustos'taki Gaziantep saldırısının ardından 'O bardağı taşıran son damlaydı', benim bir Gaziantep seyahatim oldu. Hemen ardından ve orada, o şehitlerimiz için bir mevlit tilavet edilecekti, ona katıldım. Daha sonra da hastanede yaralılarımızı ziyaret ettim. 5 yaşında, 6 yaşında yavruların ayağı kopmuş, kolu kopmuş, birçoğu farkında bile değil. Onları ziyaret ettikten sonra dedim 'Artık bizim daha sabredecek halimiz yok.' Döner dönmez arkadaşlarla onu konuştuk. Dedik ki 'artık biz kesinlikle Suriye'ye gireceğiz' ve Özgür Suriye Ordusuyla beraber, biz Suriye'ye girdik. Özgür Suriye Ordusunu eğit donat kapsamında biz zaten ülkemizde yetiştirmiştik. Eğitimlerini vermiştik vesaire. Onları biz Cerablus'a farklı bir bölgeden soktuk. Cerablus operasyonu aslında DEAŞ'a karşı verilmiş en başarılı operasyondur. Hiçbir mukavemet göstermediler, hemen çekilip gittiler. Onlar güneye doğru inerken, biz de onları tabii ki kovalıyorduk, bu arada da Cerablus'a, Cerablus halkı yerleşmeye başladı. Cerablus'un normalde nüfusu 60 bin civarında ama şu anda orada öyle bir nüfus yok. Fakat bu olaydan sonra yaklaşık 30 bin kişi şu anda Cerablus'a yerleşmiş vaziyette. Bununla kalmadık. Bu tabii işin Fırat'ın hemen batı kısmıydı, Fırat'a sınır, bize sınır olan bölgeydi. Dedik ki, 'Biz bir adım daha atmamız lazım.' El Rai'den ayrıca buraya bizim bir müdahalemiz gerekiyor. ÇünküSuriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmak isteniyordu ve bu terör koridoruyla Türkiye sürekli tehdit altına alınmak isteniyordu.

Şu anda bizim El Bab'a 12,13 bilemedin 15 kilometremiz var. Görev devam ediyor ama Dabık boşaltıldı. Peki buraya kim yerleşiyor Buraya oradaki Arap kardeşlerimiz yerleşiyor. Kısmen az miktarda da olsa Türkmenler. Cerablus'ta da var, Rai'de de var ama ağırlıklı o bölgeler Arap bölgesidir. Şu anda bu mücadele orada devam ediyor.

En son işte yaşanan olaylarda Avrupalı bakanlar Türkiye'ye hücum ediyorlar, buraya gelip gidiyorlar. Malum partiyi gidiyorlar ziyaret ediyorlar. Ne olacak yani, gelip gidecekseniz. Buradaki kararı mı değiştireceksiniz. Burada hukuk var. Biz bunlara bir şey söylediğimiz zaman diyorlar ki 'Biz hukuk devletiyiz, dolayısıyla biz hukuka müdahale edemeyiz, hukuk bağımsızdır. tarafsızdır.' E, senin ki tarafsız, bağımsız. Bizdeki hukuk, guguk mu? Bizim ki de tarafsız bağımsız. Sen nasıl saygı istiyorsan bize de saygı duyacaksın. Kusura bakma.

4 bin MİT dosyası verdim ben Sayın Şansölye'ye teröristlerle ilgili. 6 ay kadar önce İstanbul'da yaptığımız görüşmede, 'Ben size 4 bin dosya vermiştim, hatırlıyor musun?' dedim. 'Hatırlıyorum' dedi. 'Peki ne oldu o dosyalar?' dedim. Dedi ki, 'O dosyalar şu anda 4 bin 500 oldu.' 'Peki ne olacak?' dedim. Geciken adalet, adalet değildir. Bu adaleti geciktiriyorsunuz. Avrupa, birlik olarak PKK'yı terör örgütü ilan etmesine rağmen şu anda teröre yataklık yapmaktadır. Çok açık net.

bizler bu konuda onların bu yaklaşım tarzına karşı somut güvenlik anlayışımızı inşallah bunlara deldirmeyeceğiz. Böyle baskılarla, maskılarla, gazetelerle bizi karikatürize edecekler, bilmem ne yapacaklar, bunun neticesinde de bizler geri adım atacağız. Boşuna bu şeylerde kafalarını yormasınlar. Biz bunların ne olduğunu gayet iyi tanıyoruz, biliyoruz. Tarihlerini de iyi okuduk. Onu da iyi biliyoruz. 14 yıllık Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığım döneminde de gayet iyi tanıdım bunları. Artık hücrelerini okuyorum. Onlar bana diktatör demiş, bilmem şunu demiş, bunu demiş. Hiç umurumda değil. Bir kulağımdan girer, öbür kulağımdan çıkar. Milletim ne diyor, önemli olan bu. Onun için de ben milletime efendi değil, hizmetkar olmaya geldim, derken bunu kastediyorum.

Böyle bir ortamda kendilerini biliyorsunuz, ifade vermek üzere davet eden yargı mensuplarını ve dolayısıyla Türk devletini hiçe sayanlara müsamaha gösterilmesi söz konusu olamaz. Meclisin karar verdiği, Anayasa Mahkemesinin hukuka uygun bulduğu, yargının kendi usulü çerçevesinde harekete geçtiği bir konuda birilerinin çıkıp 'Biz sizi tanımıyoruz' demesi aslında 'Bunun için bize yapılacak her türlü muameleyi de peşinen kabul ediyoruz' anlamına geliyor. Çünkü hukukun usulü bellidir; ifade vermeye gitmezsen zorla götürülürsün. Önceki gün yapılan işlemlerin adı tam olarak işte budur, yani hukukun işletilmesidir. Bu ülkede hiç kimse layüsel değildir. Hiç kimse kendisini hukukun üstünde, dışında, sağında, solunda göremez. Kimse yargının bağımsızlığına, tarafsızlığına etki edemez. Benim bile böyle bir yetkim yoktur.

Yargının bu tasarruflarını yerinde buluyorum. Batı ülkelerinden gelen tepkileri gördük, görüyoruz. Rahatsız olanlar mı, kaygılı olanlar mı, hatta derinden kaygılı olanlar mı ararsınız. Ankara'nın anlayacağı güçte hareket etmekten bahsedenler mi ararsınız. Türkiye'nin demokrasiden uzaklaştırıldığını, Avrupa Birliği ilkelerine sırtını döndürdüğünü ifade edenler mi ararsınız. Hoş görülebilir seviyenin ilerisine geçtiğimizi söyleyen mi ararsınız. Daha neler neler... Batının siyasetçileri böyle söyler de medyası geri kalır mı? Onlar da kendilerine göre Allah ne verdiyse deyip döşemişler. Özellikle de tutuklanan eş başkanlardan biriyle ilgiyi yapılan Obama benzetmelerine çok güldüğümü ifade etmek isterim

İfadeye çağrılan malum partinin milletvekillerine yönelik suçlamalara baktığımızda, arabasıyla terör örgütüne silah taşımaktan, terörist nakline, sırtını terör örgütüne dayadığını ilan etmeye kadar her şey var. Bu eylemlerin, bu ifadelerin hiçbiri de milletvekilliği görevi ve sıfatıyla ilgili değildir. Eğer siz milletvekili gibi değil de terörist gibi davranırsanız elbette terörist muamelesi görürsünüz. Bir fikri, bir siyaseti savunmakla terör örgütünü, teröristi, terör eylemlerini savunmak çok farklıdır. Bizim her türlü fikrin ifadesine, katılmıyor olsak da saygımız vardır. Ancak konu ülkenin bütünlüğü, milletin birliği, vatandaşların can güvenliği olduğunda hiç kimse kusura bakmasın, gözümüz kimseyi görmez. Sıfatı ne olursa olsun, kendi ülkesine, kendi milletine ihanet içinde olanların yargıya hesap vermesini sağlamak, bunun için gereken altyapıyı oluşturmak, bizlerin en başta gelen görevidir.

Sıfatı ne olursa olsun, kendi ülkesine, kendi milletine ihanet içinde olanların yargıya hesap vermesini sağlamak, bunun için gereken altyapıyı oluşturmak, bizlerin en başta gelen görevidir.

PKK'nın elinde yakaladığımız silahların hepsi Batı’nın silahlarıdır. 'Irak’taki koalisyon güçlerine vermiştik, oradan ellerine geçmiştir' diyorlar. 

Sadece 20 Temmuz 2015 tarihinden bu yana PKK, 787 güvenlik görevlimizi, 312 sivil vatandaşımızı şehit etti. Bu eylemlerde 4 binin üzerinde güvenlik görevlimiz, 2 binin üzerinde vatandaşımız da yaralandı. Bölücü terör örgütüne yönelik operasyonlarda 5 bin 500 silah, 650 bin mermi, 142 ton patlayıcı malzemesi, 15 bine yakın bomba ele geçirildi. Ey Batı, bunları duy bakalım.

Belçika Mahkemesi, PKK’nın eylemlerini terör değil, silahlı mücadele kapsamında gördüğünü açıklamış. Bunların aklını neyle yediğini bilmiyorum."