Hasan Cemal: Her şey silahların susması için

'Dağda askerle de yattım, PKK’lıyla da. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’yla da konuştum, Abdullah Öcalan’la da...’ diyen gazeteci Hasan Cemal, yaşananları Artı’da değerlendirdi.

27.09.2010 - 19:59

Kürt sorunun çözümünde önemli bir süreç yaşanıyor.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ABD’deki temasları ve bugün Başabakan’la görüşmesi, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Erbil ziyareti; MİT Müsteşarı’nın da önümüzde hafta Erbil’e gidecek olması, iki bakanın BDP eşbaşkanlarıyla görüşmesi...

Bir heyetin İmralı’da Öcalan’la görüşmesi ve bugün Aysel Tuğluk’un da aralarında bulunduğu avukatların İmralı’ya gitmesi...

'Dağda askerle de yattım, PKK’lıyla da. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’yla da konuştum, Abdullah Öcalan’la da...' diyen gazeteci Hasan Cemal, yaşananları Banu Güven ile Artı’da değerlendirdi.

Abdullah Öcalan’la daha önce de görüşüldüğü biliniyor ama bu kez trafik oldukça yoğun. Neden bu kez farklı bir şey bekleyelim?
1 yıl öncesinde de böyle bir süreç başlamış ve heyecan yaratmıştı ama bugün farklı bir noktadayız.

Bugünlerde nereye gidersem gideyim 'gerçekten bu iş bitiyor mu, silahlar susacak mı?’ sorusuyla karşılaşıyorum. Bu işin artık kopma noktasına geldiği görülüyor. Toplum silahlar sussun, ölümler olmasın istiyor.

İkinci olarak, birçok açıdan iş ve dış koşullar olumlu hale geldi. Yüzde 58’in rolü, Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP’nin almaya başladığı tavrın rolü, MHP’nin almış olduğu yenilginin rolü var ve bu arada Kürtler’in de artık ‘bu iş bitsin’ demesi var.

Dış konjoktüre bakıldığında ise en önemlisi Irak Kürt yönetimi silah bırakılmasını istiyor. ABD bundan yana, AB de öteden beri bastırıyor. Birçok faktör biraraya gelmiş durumda.

İçeride ve dışarıda birçok görüşme yaşanıyor. Kimin nerede ne konuştuğuna dair tahminde bulunmak mümkün mü?
Ne konuşulduğunu birebir bilmemiz mümkün değil. Ama ortak bir çaba var. İlk yapılmak istenen silahların susması. Bir başka deyişle eylemsizlik ve çatışmasızlık halinin devam etmesi. Ya da, devlet tarafında operasyonların durdurulması öbür tarafta da PKK’nın eylemlerinin durması. Anlaşılan o ki, ilk aşamada bunun koşulları konuşuluyor ve her tarafta bu konuşuluyor. Bu çok önemli.

Ben buraya gelirken, bir gazeteci arkadışımı ve Diyarbakır’daki bir dostumu arayarak, ‘İmralı’dan haber var mı, Aysel Tuğluk çıkmış mı?’ diye sordum. Böyle bir şeyi birkaç yıl öncesine kadar düşünmek bile mümkün değildi. Bir yerde bunları konuşmak, ifade etmek, hakkında dava açılmasına hapis yatmana kadar giden bir süreci başlatırdı.

İrfan Aktan ve Merve Erol mahkum oldular?
Çok karmaşık süreç ve çifte standartlar var. Ben Kandil’e gittiğimde benim hakkımda dava açılmadı. Ama dağa gidip bazı konuşmalar yapanlar, propaganda yaptıkları nedeniyle davalara muhatap oldular.

Ama bunları kenarıya koymak lazım ve artık bir şey ortaya çıktı: PKK bir vaka, PKK’yı muhatap kabul etmemek diye bir şey yok ve bunun adına Kandil diyoruz. Öbür tarafta İmralı var, BDP var, sivil toplum kuruluşları var. Barışı yakalayacaksak, bazı şeyleri muhatap almak zorundayız ve bunun bir yenilmişlik duygusu yaratmaması lazım.

Sizce tüm bu yaşananlara asker nasıl bakıyor. Kabullenme durumu mu, çözüm için başka irade arayışı mı..?
Asker dendiğinde çok şey söylenebilir ama bir yerde PKK silahla dağda, öbür tarafta da ona karşı meşru güç olarak asler ve bunca yıldır savaşıyor. Bence savaşanlar barışın ne demek olduğunu daha iyi anlayabilir ve hissedebilirler.

Dünyanın her yerindeki çatışmalarda yaşanan şu: Bir noktada savaşan taraflar durdu ve barış yapmak zorunda olduklarını anladılar. Türkiye de o noktaya gelmiş durumda. Bu pencereden bakınca, askerin içinde de ağır basan düşüncenin bu olduğunu düşünüyorum.

Barış deyince, ister istemez seninle savaşanlarla bir noktaya gelmen lazım. Ama öncelikle yapılması gereken, ölümlerin, kan ve göz yaşının durmasıdır. Bunun içinde silahlar susmalı ve önce yapılacak sonra yapılacak olanları kapalı kapılar ardında tartışarak yol haritası belirlenmelidir.

PKK’nın eylemsizlik sürecini devam ettireceği görülüyor...
Benim de almış olduğum izlenimler, çatşmasızlığın devam ettirileceği yönünde. Ancak Hakkari’yi de yaşadık ve burada provakasyonlar dizisi ortaya çıkabilir. Türkiye’de barışı isteyenlerin iradesi ağır basmaya başladı ama barışı istemeyenler de her zaman olacaktır. Bunlara devletin de, PKK’nın da içinde rastlanır. Önemli olan, bunların süreci sabote etmesini önlemektir.

Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı ‘PKK içinde farklı yönelimler var’ dedi. Örgütün Suriye uyruklu liderinin çatışmalara gittiği, farklı yol izlediği, Karayılan’la çatıştığı söylendi. PKK’dan bütün olarak söz edebilir miyiz?
Basit olarak söylersek, tek bir PKK yok ve farklı görüşler var. Bugün var yarın da olacak. Bir kısmı gelinen noktadan sonra ‘silahla ve şiddetle bir yere gidilemez. Yapılacak iş barışın müzakeresidir ve onun için de silahların bir kanarıya konması gerekir’ diyordur. Böyle söyleyenlerin şu an ağır bastığı görünüyor.

Tabi dış güçler de var. Türkiye’nin başına bela olarak çatışmaların sürmesini, eylemsizliği bitrirmeye çalışanlar var. İran’da da var, devletin içinde de bulabilirsiniz, İsrail de olabilir. Kürtlerin kendi içinden de çıkaiblir. ‘Türkiye’nin başı biraz daha belada olsun, bir takım provakasyonlarla barış sürecini engelleyelim’ diyenler vardır.

Öcalan, 1993’te de muhatap alınmak istendiğini söylüyor; Beka’da yaptığınız röportajda. ‘PKK’lılar benden daha çok bana bağlı, bunu nasıl inkar edeceksiniz. Bizim katkımız olmadan çözüme gitmek zordur’ diyor...Başarılı olunsaydı 93’te ne olurdu?
O zamanda uzun süren bir ateşkes ilan edilmiş ama büyük bir provakasyonla kesilmişti. 33 erin şehit edilmesi bugün bile tartışılan bir konu. Ve ardından da en kanlı döneme girilmişti. Şu söylenmeli: Demek ki 93’te yeterince acı çekilmedi ki bölge tekrar kan gölüne döndü. Bugün artık bu istenmiyor. Onun için barış iradesi daha güçlü.

93’te Beka’daki ya da Süriye’deki Öcalan’la bugün İmralı’daki Öcalan arasında farklar var. O zaman da PKK’nın legalleşmesini istediğini yazıyordunuz. Bugün itibariyle Türkiye’nin ‘silahlar bırakılsın’ şeklinde özetlenebilecek bir duruşu var, Öcalan ne diyecek sizce?
Şu an hapishanede ve bunu unutmamak lazım. Ama hala PKK ve Kürtler üzerinde ciddi bir etkisi var ve bu nedenle faktör olarak göz önünde tutuluyor... En temel şey Kürtlerin kendi kimlik ve kültürlerinin kabul edilmesi. Tabii burada bir çok alt başlık var: Dil üzerindeki engeller, yönetimle ilgili... Bunlar tartışılmalıdır fakat anadilde eğitim rededdilmeyecek bir şeydir. Ama nasıl gerçekleşir...

... PKK güçlerinin sınır dışına çıkmasının konuşulması... 99’da Öcalan yakalandıktan sonra bu gerçekleşti. Ama PKK buradan, ‘Çekildik ama 500 mensubumuz öldürüldü, şehit verdik’ sonucunu çıkardı. Bu hep konuşuluyor ve deniyor ki; bir yerde iki tarafın da bazı noktalarda frene basması gerekiyor.

Ama PKK’nın da şunu bilmesi lazım. Ateşkes ilan edilirse öyle bir yere gidilmeli ki askerle karşı karşı gelinmemeli. Askerle temasa girilmeyecek bir yere çekilmeli. İkinci aşama da sınır dışına çıkmak. Fakat bu arada kuşkusuz, ki devlet bunu yapabildiğini göstermiştir, operasyonlarda frene basılması lazım.

Odaklanılması gereken şey silahların susması, barış sürecinin açılmasıdır. Bunun arkasında da iki taraflı ciddi bir siyasi kararlılık olması lazım ve bu kırılgan olmamalı. Barış sürecinin provakasyonların oyuncağı olmaması lazım, iki tarafın da ciddi irade koyması gerekir. Türkiye'nin barış sürecine ciddi ihtiyacı var.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...