Her şey, CHP lideri Deniz Baykal'ın geçtiğimiz haftaki grup toplantısında Başbakan Tayyip Erdoğan'ı Alman faşist lider Adolf Hitler'e benzetmesiyle başladı. Anayasa paketine karşı verdikleri mücadeleyi Winston Churchill ve Adolf Hitler örneğiyle açıklayan Baykal, "II. Dünya Savaşı’nda Churchill, Hitler’e karşı ‘dağda, denizde, ovada, sonuna kadar mücadele edeceğiz’ demişti. Biz de bu yargıyla ilgili üç maddeye karşı, parlamentoda, referandumda, Anayasa Mahkemesi’nde sonuna kadar mücadele edeceğiz" dedi.

İlişkili Haberler


Baykal'ın benzetmesi hemen yankı buldu ve AK Parti'den tepkiler geldi. Ancak en sert tepkiyi Başbakan Erdoğan pazar günü grup toplantısında yaptığı konuşmada verdi. Erdoğan, "Son derece çirkin, son derece münasebetsiz bir benzetme de yaparak kendisini Churchill'e, bu ülkenin hükümetini de Hitler'e benzetiyor. Eğer illa Hitler'e benzetecek bir siyasi figür arıyorlarsa, kendi genel merkezlerindeki eski genel başkan fotoğraflarına baksınlar. Orada Führer'e özenip, kendisine 'Milli Şef' dedirtmiş genel başkanlarının Hitlervari bıyıklarının altından kendilerine gülümsediğini görecekler. Ona baksınlar" ifadelerini kullanınca 'Hitler polemiği' zirve noktasına ulaştı.

Erdoğan'ın benzetmesine CHP'den sesler yükseldi, İnönü'nün torunu Gülsüm Bilgehan NTV yayınında Başbakan'a yanıt verdi. Bilgehan, şöyle konuştu: "Bu çok talihsiz bir benzetme. Türkiye'yi Hitler’in kıyımından uzak tutan, II. Dünya Savaşı’nda milyonlarca Türk’ün hayatını kurtaran İnönü’yü Hitler’e benzetmek en azından ‘insafsızlıktır’ diye düşünüyorum."

'Hitler polemiği' sürerken akıllara benzetmelerin ne kadar doğru olduğu, kimin kime daha çok benzediği soruları geldi. 'Milli Şef' İsmet İnönü ve Başbakan Erdoğan Hitler'e gerçekten benziyor mu? Tek partili yılları nasıl değerlendirmeliyiz? Biz de bu soruların yanıtını Galatasaray Üniversitesi'nden siyaset bilimi ve tarih uzmanı Doç. Dr. Ahmet Kuyaş'a sorduk.

Doç. Kuyaş'ın benzetmelerle ilgili değerlendirmesi şöyle:

"En başta siyasetçiler tarihi hep eğip bükerler ve kendi işlerine geldiği gibi kullanırlar. Hitler benzetmesi sevimsiz, liderler birbirlerine haksızlık yapıyorlar.

Geçtiğimiz yüzyılın başında tek partiyle idare edilen Doğu Avrupa ve Balkanlar'ın bütün ülkelerinin yönetimleri diktatörlüktür, tabi ki Türkiye de öyledir. Evet, İnönü Atatürk'ü unutturmaya çalıştı, paraların üzerine kendi resmini bastırdı, bunlar doğru. Ama Atatürk zamanında da Atatürk'ün resmi vardı. Sonuç olarak İnönü'ye diktatör diyebiliriz, dönemin tüm liderleri gibi.

İnönü'yü Hitler'e benzetemeyiz, Polonya lideri Josef Pilsudski, Macaristan lideri Amiral Horty ve komşumuz Yunanistan'ın lideri Metaxas'a benzer. Bütün bu saydığımız devletlerin hepsinde kır kökenli bir nüfus vardır o dönemde ve okuma yazma oranı çok düşüktür. Türkiye de, Polonya da, Yunanistan ve Macaristan da tarım toplumlarıdır, Almanya ise bir sanayi toplumudur. İnönü'lü Türkiye, komşu Yunanistan'la çok benzeşiyor, yönetim sistemi ve sosyal yapı olarak.

Ayrıca Hitler Almanya tarihinde bir geriye gidiştir. Türkiye, Polonya, Yunanistan ve Macaristan'da ise diktatör yöneticiler birçok devrim yapmıştır, ülkelerini geriye götürmemişlerdir. İsmet İnönü, köyde yaşayan ve okuma yazma bilmeyen bir topluma batılı bir yaşam tarzını getirmeye çalışmıştır.

Günümüze gelirsek ne AK Parti nasyonel sosyalist bir parti, ne de Erdoğan Hitler."

BİRBİRLERİNE ATACAK KURŞUNLARI YOK, İKİSİ DE AYNI...
Doç. Dr. Ahmet Kuyaş'ın siyasetteki polemik seviyesiyle ilgili de söyleyecekleri var:

"Baykal ve Erdoğan, birbirlerine Hitler-Mussolini suçlamaları yaparak atacak kurşunları yok, bu tür suçlamalarla birbirlerini aklayamazlar.

Türkiye'de bitmeyen bir tartışma: Lider sultası. 1950'lerde Başbakan'lık yapan Adnan Menderes'i eleştiren bir karikatür durumu tüm çıplaklığıyla özetliyor. Yıllar ve devirler değişse de partilerde durum aynı.
Türkiye'de bitmeyen bir tartışma: Lider sultası. 1950'lerde Başbakan'lık yapan Adnan Menderes'i eleştiren bir karikatür durumu tüm çıplaklığıyla özetliyor. Yıllar ve devirler değişse de partilerde durum aynı.


Sonuçta iki partide de demokrasi yok, her şey liderlerin iki dudağı arasında. İsmet İnönü döneminde de bu aynıydı.

Erdoğan, yanlış bir seçim sisteminin ona sağladığı parsayı yemekle meşgul, Baykal da bugüne kadar başkalarının kullandığı yetkileri AKP kullanınca mızıkçılık yapıyor"