Türk halkı onu 19 yaşında giydiği "Türkiye güzeli" tacı ile tanıdı. Bundan bir yıl sonra ise "Avrupa güzeli" seçildi. Artık herkes onu tanıyor ve ondan bahsediyordu... Şöhretin o büyülü atmosferi her ne kadar başını döndürsede; bu güzeller güzeli genç kadın, aklıselim bir kararlılıkla yolunu çizdi.

Önce üniversiteyi bitirecek ve sonra çok başarılı bir iş kadını olacaktı... Dediği gibi de oldu... Üç yıllık mankenlik serüvenine, kendi ajansını kurarak devam etti. Artık yönetilmiyor, yönetiyordu.

Deniz Akkaya, Kıvanç Tatlıtuğ, Tülin Şahin, Çağla Kubat... Bugün ekranlarda, gazete manşetlerinde, magazin sayfalarında gördüğünüz bir çok ismin, şöhrete kavuşmasında önemli rol oynadı.

Mesleğine büyük bir aşkla bağlıydı... Tam 18 yıl sürdü... Ancak yıllarca geri plana attığı bir hayali daha vardı. Ve üçüzlerine hamile olduğu dönemde, "vakti gelmiştir" dedi ve içinde deli gibi büyüyen çocuk sevgisiyle, onlar için bir şeyler yapmaya karar verdi...

İsterseniz, devamını kendisinden dinleyelim...

Okulunda ziyaret ettim Neşe Erberk'i. Kahveler ve böreklerle misafir etti beni... Zarif, konuşkan, güler yüzlü, misafirperver, bakımlı ve gerçekten çok hoş biri... Kızlarına aşık bir anne... Disiplinli ve titiz bir iş kadını... Hayata karşı duruşu ile bir kez daha hayran bıraktı beni kendine...

Türkiye güzeli seçildiğiniz güne geri gidersek, yarışmaya girmeniz nasıl oldu?
Benim o dönemler hiç güzellik yarışması gibi niyetim ve hevesim yoktu. O zamanlar hobi olarak mankenlik yapmayı istiyordum. Annemin tamamem kendi hayallerinden dolayı beni yönlendirmesiyle oldu. “Nasıl olsa Türkiye güzeli olursun, yurdumuzu yurt dışında temsil edersin” diyerek kandırdı beni.

Sonra yarışmaya katıldım. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi birinci sınıf öğrencisiydim. Ve şansıma da tatil dönemine denk geldi.

Birinci olduktan sonrada Avrupa Güzellik Yarışması’na gitmem gerekiyordu ve o da yine şans eseri ki ikinci sınıfın sömestr tatiline denk gelmişti. 1984 yılının Şubat ayında Avusturya’da gerçekleştirilmişti.

Heyecan hangi yarışmada daha ağır bastı?
Beni en çok heyecanlandıran ve hayatımda gerçekten büyük izler bırakan Avrupa Güzellik Yarışması'ydı. Birinci olduğum açıklandığı an dayanamayıp ağladım.

Benden bir sene önce Nazlı Deniz Kuruoğlu, Avrupa Güzeli seçilmişti. Dolayısıyla tacımı onun elinden aldım. Bu beni daha da gururlandıran bir olaydı...

"HİÇ OLMAZSA İLK 10'A GİRERİM DERKEN BİRİNCİ OLDUM"
Böyle bir dereceyi bekliyor muydunuz?
Türkiye Güzellik Yarışması için kendime güveniyordum ama “seçilir miyim” diye bir endişe duymadım. Benim için bir görev gibiydi. Amacım; kazandıktan sonra o unvanla yurt dışına gitmekti.

Ama Avrupa Güzellik Yarışması’na giderken çok şey beklemiyordum. Çünkü bir evvelki güzel de Türkiye’den çıkmıştı. Hiç olmazsa ilk 10’a girebilme hayaliyle gitmiştim. Oradaki ilgiden sonra herhalde ilk üçe girerim diye düşündüm. Sonra yarışma gecesi inanılmaz bir tezahürat almıştım ve galiba birinci olacağım diye hissettim.

O günden sonra hayatınızda neler değişti?
Unvanlar tanınırlık açısından artı değerler kattı tabii ama ben yine, kendi çizgimden pek dışarı çıkmadım. Üniversiteyi sene uzatmadan bitirecek ve sonra da iş kadını olacaktım. Böyle bir hayalim vardı ve aynen bu şekilde gelişti.

Çok sevdiğim seyahat tempom hızlandı. Hayalimde her halde gitmeyi planlamadığım - Abu Dubai, Ürdün gibi - bir çok ülkeye gittim.

“Avrupa Güzeli” diye bir Amerika turu yaptık. Deri firmalarının toplu defile organizasyonları için 5 şehri dolaştık. İlk defa Amerika’ya gitmiştim... Bu seyahat, benim için inanılmaz güzel anılarla doludur.

Annem çok mutluydu ama babam pek istekli değildi. Eğitimimi engeller endişesiyle ne yarışmaya girmemi ne de mankenlik yapmamı istiyordu. Ama birinci seçildikten sonra gururlandı, baktı ki kızı çizdiği yoldan şaşmıyor, “peki” dedi.

Çünkü o pırıltılı dünyada sizi etkileyen o kadar çok şey var ki! Eğer hayatla ilgili bir kararlığınız yoksa farklı noktalara kaymak çok basit...

"YARIŞMALAR ARTIK ÖNEMİ KAYBETTİ"
Şimdiki güzellik yarışmaları ile döneminizi kıyaslarsak... Neler değişti?
Bizim dönemimizde çok televizyon kanalı seçeneği yoktu, magazin basını bu kadar fazla değildi. O nedenle bu gibi organizasyonlar çok önemseniyordu ve değerliydi. Ne zaman ki kanal alternatifleri çoğaldı; bir olan yarışma sayısı bir kaça yükseldi. Hangisi Türkiye güzeli? Hangi yarışma doğru adres? Bu gibi karmaşalar çıktı. Bunun yanı sıra mankenlik, sponsorluk gibi farklı yarışmalar türedi ve zamanla eski önemini kaybetti.

Mesela son 10 yıla baktığımızda, Türkiye güzeli kimdir diye sorarsanız bilemiyorum...

"CESARET VE KENDİNE GÜVEN ŞART"
Mankenliğe adım attıktan 3 yıl sonra ajans kurdunuz... Örnek bir girişimcilik hikayesi aslında... Nasıl karar verdiniz? “Batarım” korkusu olmadı mı?
Girişimcilik ruhunuz varsa; korkudan ziyade risk faktörünün yüzdesine bakıp, cesaret ve kendinize olan güvenle yola çıkmanız gerekiyor. Bende bu özellikler oldukça gelişmiş durumda. Riskimin çok yüksek olmadığını - ki her zaman olmak zorunda çünkü risksiz bir iş hayatı düşünülemez - gözlemledikten sonra kararlılıkla ve devamlılıkla yolumda gitmeyi seven biriyim.

"YARIM AĞIZLA DEĞİL, KARNINIZ AĞRIYANA KADAR İSTEYECEKSİNİZ"
Peki kendi işini kurmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler?
Önce masa başında kontrollerinizi yapmanız gerekiyor. İşi benimseyip, ne kadar yatırım yapacağınızı ve karşılaşacağınız riskleri bilmeniz, “Yetenek ve irade ile bunu nasıl başarabilirim”in analizini yapmanız gerekiyor. Dolayısıyla “batarım, çıkarım” düşüncesinden uzak, kararlıklıkla adım atmak lazım.

Bir de önemli olan gerçekten istemek. Öyle yarım ağızla falan değil, karnınız ağrıyana kadar isteyeceksiniz! Yarı yolda havlu atmayacaksınız, çünkü bu yol oldukça uzun. Tabii ki tökezlediğiniz ya da düştüğünüz dönemler olacak ama yine de ayağa kalkıp, yol almak lazım!

Patronluğun, podyumda bulunmaktan farkı neydi? Manken adaylarınız için nasıl bir çalışma planı uyguladınız? 
18 yıl ajans yönetiminde bulundum. Misyonum; gençleri keşfetmek, yetiştirmek ve sektöre kazandırmaktı.

"FİZİKSEL ÖZELLİKLERİN YANI SIRA YETENEK DE ÇOK ÖNEMLİ"
Dikkat ettiğim nokta; fiziksel üstünlüklerin (kızlarda 1.75 ve üzeri boy, 36-38 beden; erkeklerde ise 1.85 üzeri boy ve 50-52 beden) yanı sıra yetenekleriydi...

Verilen kareografiyi algılama ve düzgün uygulayabilme, giydiği kıyafetin havasında düzgün yürüyebilme yeteneği var mı? Ya da tercihi fotomodellik ise; fotojenik mi? İyi resim verebiliyor mu? Kemik yapısı ve bakışları, kendini ve ruhunu ifade edebiliyor mu?

Onları bu gibi çeşitli testlere tabi tutar, daha sonra da eksik olduğu noktalarda eğitim verirdim.

Mesela podyum mankenliği yapacaksa, mankenlik kursu; fotomodeliik yapacaksa, set çekimleri olurdu. Farklı farklı fotoğrafçılarla çalışırdık.

İşin en sonunda ise; profesyonel bir başkış açısına sahip mi, işine zamanında geliyor mu, verilen görevin sorumluluğunu biliyor mu gibi kriterlere bakardım.

Eğer şartlar uymazsa iki uyarıdan sonra teşekkür eder ve ajanstan ayrılmasını isterdim.

Kimlerle beraber çalıştınız?
Kıvanç Tatlıtuğ, Tülin Şahin, Deniz Akkaya, Mehmet Ali Alakurt, Çağla Kubat, Tuba Ünsal, Şebnem Özinal, Nefise Karatay, Emine Ün mesela...

"ONLARLA ANNE GİBİ GURUR DUYUYORUM"
Her biri şu an Türkiye’nin en ünlü isimlerinden... Onları ekranda görmek nasıl bir duygu?
Eğitimlerinden sektöre kazandırılmalarında emeğim geçtiği için bir anne gibi gurur duyuyorum. Hatta başka bir gurur kaynağım daha var. Çocuk sahibi olan bazı mankenlerim çocuklarını benim okuluma getiriyorlar. Mesela; Ebru Şallı bir ara oğlunu bize bırakmıştı. Şu ana kadar 5-6 mankenim buraya geldi. Bundan inanılmaz keyif duyuyorum.

Ve 18 yıl sonra ajans patronluğundan, çocukların eğitimi üzerine kurulu bambaşka bir sektöre adım attınız... Bu geçiş zor olmadı mı?
Ajansı kurarken “ana okulumu, ajans mı” diye sormuştum kendime. O zamanlardan beri içimde bir istek vardı. Çünkü ben bir çocuk delisiyim. Ajansı kurduğumda 24 yaşındaydım ve çok gençtim. Daha önce hiç bir tecrübem olmadığı için o yaşta ana okulu kurmak çok doğru olmayacaktı. Hiç olmazsa mutfağından geçtiğim bir iş olsun diye ajansı kurdum.

"İŞTE BEKLEDİĞİM SİNYAL GELMİŞTİ"
Ne size ilham verdi?
Hamile kaldığımda dedim ki; “İşte aradığım sinyal geldi, bambaşka bir sektöre girmek istiyorum”...

18 yılda istediğim keyfi ve doyumluluğu zaten almıştım. Eğitim yönüne geçmeye karar verdim. Nasıl yapabilirim diye 3 yıl araştırdım ve klasik bir ana okulu açmamaya karar verdim. Farklı olması gerekiyordu...

O noktada kızlarım yönlendirdi beni. Üçüzler ve her birinin ayrı karakter ve yetenekleri var. Bunu farkettikten sonra “Yetenek geliştirme merkezi açmalıyım” dedim.

Eğitim sisteminizin, klasik ana okulu ile arasında ne gibi farklar var?
En belirgin fark; klasik ana okulunda çocuk bir gününü bir sınıfta geçirir. Ancak burada sanat, bale, drama, müzik, ana dili, fen – doğa, kütüphane, bahçe gibi farklı köşeler var. Çocuk 35 dakikada bir oda değiştirerek, ilgilenmek istediği alana doğru kayıyor. Sınıf öğretmeni dışında bir de branş öğretmeni bulunuyor ve onların gözlemleri neticesinde çocuğun hangi alana daha yatkın olduğu tespit ediliyor ve o yöne doğru yönlendiriliyor. "

"ÇOCUK İÇİN 7 YAŞ ÇOK GEÇ ÇÜNKÜ..."
Okul öncesi eğitimin önemi yeni yeni keşfedilmeye başlandı. Siz, öncelikle bir anne olarak bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Gerçekten çok önemli bir eğitim. Çünkü kişilik gelişiminin yüzde 80’i 0-6 yaş arasında oluşuyor. Çok mutluyum ki, son yıllarda özellikle Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nın (AÇEV) başlattığı “7 Çok Geç” kampanyasıyla gerçekten 7 yaşın ne kadar geç olduğunu farkettik. 6 yaşına kadar ne verirseniz, ne öğretirseniz, çocuk onu sünger gibi emiyor ve daha fazlasını almak için çabalıyor. Eğer vermezseniz de olduğu yerde kalıyor.

"TEMELİ DOĞRU İNŞA ETMEK ŞART"
O nedenle bu eğitime inanılmaz destek verilmesi gerek. Bizde maalesef SBS, lise, ünversite gibi stresler yaşanıyor. Halbuki bunlar o kadar geç ki! Eğer temeli doğru inşa etmezseniz, üstüne kurucağınız her şey dengesiz ve iğreti olacaktır!

"KIZLARIMLA TEKRAR KENDİMİ VE HAYATI KEŞFETTİM"
Biraz annelikten bahsedelim... Üç güzel kız annesi olmak nasıl bir duygu?
Üç kız annesi olmak cennetin kapılarını açmak demekmiş… Çok güzel ve anlamlı bir deyiş… Ben kızlarımla tekrar kendimi ve hayatı keşfettiğimi fark ediyorum.

Kız yetiştirmek daha zordur derler...
Kız yetiştirmek daha mı zor bilemiyorum ama çocuk yetiştirmek başlı başına büyük bir sorumluluk ve emek gerektiriyor.

Ödülü ise farkındalığım gelişiyor ve hayata olumlu bakan biri olarak onların gelişimini izlerken keyif alıyorum…

"ÖNCE HEYECAN SONRA MERAK VARDI"
Bebek beklediğinizi öğrendiğiniz an neler hissettiniz?
O an büyük bir mutluluk ve heyecan duydum. Sonra merak başladı… Sağlıklı olacaklar mı? Kime benzeyecekler? Ne kadar erken doğacaklar? Küvözde kalacaklar mı?

Hamilelik süreciniz nasıl geçti? Yemeniz, içmeniz, hareketleriniz, uykunuz... Nelere dikkat ettiniz?
Hamileliğimin ilk 6.5 ayı son derece rahattı. Çalıştım, seyahat ettim, kısacası hareketliydim. Yediklerime ve içtiklerime çok dikkat ettim. Mesela, çok sevmeme rağmen kahve bile içmedim. Dengeli bir beslenme listem vardı. Tahmin ediyorum bu yüzden kızlar son derece sağlıklı olarak doğdular.

Kaç kilo doğdular doğdular?
İkisi 2.2 ve biri de 2.5 kilo ağırlığnda ve 35. haftada doğdular. En güzel kısmı da hiç küvözde kalmadılar…

"ANNE ADAYLARI; STRESTEN UZAK DURUN VE HAMİLELİĞİN TADINI ÇIKARIN"
Anne adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
En büyük tavsiyem, stresten uzak durmaları. Ne kadar rahat olurlarsa hamilelik de, doğum sonrası da o kadar rahat geçiyor. Belirsizlik insanı endişelendiriyor ama , yıllar sonra fark ediyorsunuz ki aslında en rahat dönem hamilelik ve çocukların bebeklik dönemiymiş… Anneler lütfen, keyfini çıkarın!

Üçüz beklediğinizi ve hepsinin kız olduğunu öğrendiğiniz an neler hissettiniz? Annelik süreci, kadında duygusal olarak nasıl bir değişim getiriyor?
Ben yıllarca ikizlerim olmasını istemiştim. O yüzden üçüz fikrini kabullenmek hiç de zor olmadı. Üçünün de kız olduğunu öğrendiğimde biri erkek olsaydı diye düşündüm ama şimdi kız olmaları yetiştirme açısından çok daha rahat.

"SEVGİ, SABIR, ANLAYIŞ LAZIM"
Üç çocuğa aynı anda bakmak oldukça zor olmalı...  
Bakımları tabii ki kolay değildi. Kesinlikle destek almam gerekiyordu. Önemli olan organize olmaktı. Ama bir bebeğin bile bakımının kolay olmadığını düşünürseniz annelik zaten sevgi, sabır ve anlayış yoğunluğu gerektiren bir kavram…

Yemek yedirirken, alt değiştirirken ve yıkarken bir takım pratik çözümler üretmiştim. Bunları uygulayınca daha az sorun yaşıyorduk. Ama en rahat bölümü ise yalnız kalmayıp birbirleriyle oynuyor olmalarıydı. Asla sıkılmıyorlardı…

Ya aynı anda ağladıklarında?
İşte o en zor bölüm... O anda, orada olmak en büyük stres! Hele bir de neden ağladığını keşfedene kadar geçen süreç tam bir ızdırap süreciydi. Ama bir gülücük sanki hiç birşey yaşanmamış gibi de huzur verici olurdu…

Lara, Alin, Selin... İsimlerine nasıl karar verdiniz?
Amerika’da doğdular ve ileride nerede yaşamayı seçecekler bilemediğim için bir çok ülkede kolay söylenebilir isimler olsun istedim. Doğum sıralarına göre de alfabetik olarak isimlendirdim onları… 

Karakterleri nasıl peki?
11 Aralık 1999 doğumlu, yani yay burcu çocukları. Son derece hareketli, meraklı ve gürültücüler ama çok şekerler...

Alin sportif, Lara sosyal, Selin ise disiplinli…

En zor dönemlerden biri de ergenlik dönemi... Bu süreçte nasıl yaşıyorlar?
Erken ergenlik dönemi yaşıyorlar. Bir taraftan rekabet, bir taraftan birbirlerine bağlılık, beni paylaşamama gibi karışık duygular yaşıyorlar.

Hoşuma giden tarafları; kendilerine güvenen, insancıl duyguları olan, vicdanlı çocuklar olarak büyümeleri...

Yoğun iş temposu içerisinde nasıl vakit ayırıyorsunuz? Kızlarınızla beraber neler yaparsınız mesela? En çok ne keyif verir size?
Yoğun iş tempomdan dolayı bana ve kızlarıma paylaştığım zaman yeterli gelmiyor. Her seferinde keşke daha çok zaman geçirebilsem diyorum ama bir bakıyorum akşam olmuş. Tabii ki kaliteli zaman geçirerek kaçırdığım anları telafi etmeye çalışıyorum. Kahvaltı ve akşam yemeklerinde kız kıza sohbet ve dedikodu zamanımız var. Havaların güzel olduğu zamanlar bahçemizin keyfini yaşadığımız anlar. Şu sıralar bahçıvanlık yapıyoruz, erik topluyoruz, köpeğimiz Paşa’yı gezdiriyoruz ve bir türlü bitiremediğimiz bahçe kulübemizi topluyoruz.

Kızların en sevdiği ise birlikte yüzmeye gitmek, monopoli oynamak ve evde yan yana hatta üst üste aile sineması izlemek… Ama en keyiflisi birlikte seyahate çıkmak…

"ANNE OLDUKTAN SONRA DAHA ENERJİK, DUYGUSAL VE SORGULAYICI OLDUM"
Anne olmadan önceki Neşe ile anne Neşe arasında neler değişti?
Doğumdan sonra, kızlarımın eğitimiyle ilgili araştırmalar yaparken anaokulu açma fikrimi tekrar canlandırdım. Bu arada klasik bir anaokulu anlayışının yeterli olmayacağını, kızlarımı gözlemledikçe ve eğitim kavramını araştırdıkça yeteneğin ne kadar önemli ve kişileri ayrıştırıcı bir faktör olduğunu fark ettim. Yeteneğin ve ilgi alanlarının okul öncesi dönemde keşfedilip yönlendirilmesiyle çocukların daha mutlu ve başarılı olduklarını öğrendim. Eğitim sektörüne girdikten sonra kendimi de bilinçlendirmek ve geliştirmek konularında çok şanslı hissediyorum… Kızlarım ve annelik bana hayatımda yepyeni bir kapı açtı…

Anne olduktan sonra daha enerjik, daha duygusal ve daha sorgulayıcı bir insana dönüştüm.

"BOŞANAN ÇİFTLER, ÇOCUKLARI İÇİN İLİŞKİLERİNİ MEDENİ ŞEKİLDE SÜRDÜRMELİ"
Bir de boşanma olayınız var... Bu gerçeği, onlara nasıl bir yaklaşımla söylediniz? Nasıl üstesinden geldiniz?
Boşanma hiç bir çocuğun kolaylıkla kabullenemeyeceği bir durum. Biz onlara, anne ve baba olarak her zaman onları seveceğimizi ve yanlarında olacağımızı ama karı-koca olarak birlikte devam edemeyeceğimizi anlattık.

Kızlar benimle aynı evde ve aynı düzende hayatlarına devam ettikleri ve düzenli olarak babalarıyla da görüşebildikleri için alışmaları daha kolay oluyor.

Boşanan çiftlerin her zaman akraba olacaklarını ve ilişkilerini medeni bir şekilde yürütmelerini unutmamaları gerekiyor. Çocuklar için düzen ve huzur çok önemli…

"GÜZELLİK, BAKIM DEMEK... BAKIMLI OLAN KADIN DA HER ZAMAN FARK YARATIR!"
İşte ve annelik konusunda başarılı bir kadın Neşe Erberk... Peki evde nasıl?
Evde rahat ve doğal bir insanım… Ev, huzur mekanımdır…

Mesela, misafir ağırlamayı severim. Çok fazla yemek yapan biri değilim ama deneysel çalışmalar yaparım. Bunun yanı sıra mevsimlik reçel yapma ve hediye etme rituelim var. O da bahçemin meyvalarını toplayarak yaptığım erik marmeladı ile dut ve vişne reçelleri…

Beslenme ve spor ile aranız nasıl? Kendinize has kurallarınız var mı?
Hareketli bir insanım… Aldığım kalori kadar yakmaya özen gösteririm. Çok düzenli olmasa da spor yaparım. Aletli jimnastik veya pilates yapmaya çalışıyorum. Eskiden voleybolcuydum…Allahtan kaslarım alt yapı olarak fena değil…

Güzel bir bayan sizce ne anlam ifade ediyor?
Güzellik, bakım demek ve bakımlı olduğunuzda da her zaman fark yaratıyorsunuz… Bu da insana güven veriyor…