Politize bir Twitter kullanıcısı iseniz büyük ihtimalle ortam sizin için üç gündür yumurtaya kesmiştir. Ve muhtemelen içiniz bayılmaya başlamıştır. Ama ilginç olan şu; yumurta mevzuunun bu denli uzaması, sünmesi, “yumurtacılar”dan kaynaklanan bir durum değil. Sahip oldukları onca iktidar kudretine rağmen, yumurtalara hedef olanlar ve onların medyadaki destekçileri uzatıyor meseleyi.

Neler söylenmedi, neler yazılmadı ki. Bugün birbirine karşıt partilerde siyaset yapan, Soğuk Savaş döneminin ürünü sağcı politikacılarda iki şehirdeki iki eylem bile 68 korkusunu uyandırmaya yetti (bkz. MHP’li Bahçeli ve AKP’li Kuzu). Başbakan Erdoğan bugün bile, yani yumurtayı mesele ettiği ilk günden 6 gün sonra, kendi espri anlayışı dairesinde yumurtalı espriler yapmaya devam ediyor.

Medyaya bakıyoruz. Avrupa ülkelerinde daha şiddetli toplumsal olaylarda bile benzerine az rastlanan Cumartesi günkü polis şiddetini öğrencilerin davet ettiğini savunan köşe yazarı var. Tansu Çiller’e “vatan için kurşun atan da yiyen de şereflidir” dedirten bir başkası doktorluğa soyunarak öğrenci eylemlerini patolojik buluyor. Yani öğrencilere hasta diyor. Bir diğer köşe yazarı (aslında birden fazla ya) hamile genç kadına “orada işin neydi?” diye soruyor, öğrencilerin “vesayetçi” (şu kelime de bazı çeyrek münevverlerin “buzzword”ü oldu bir süredir) ve Ergenekoncu (ne Ergenekonmuş ama kardeşim!) olduğunu ima ediyor.

Bir de sessizliğini koruyanlar var. Ama onların da bazıları Twitter’da muhtemelen çok fırlama, esprili, zekice olduklarını düşündükleri, sinizm örneği bir takım ‘tweet’ler girip duruyor: “Eski eylemci tüyosu: Kalabalığınız az, imkânlar kısıtlı, sloganlarınız demodeyse eylemi TV’ye çıkarmanın en kısa yolu polisle çatışmaktır”… Veya “Kadın göstericiler bundan sonra sadece dedektörle aranmasın, ultrasona da sokulsun önerisi gelecek diye korkmaktayım”… Eminim korkuyorsundur adamım.

Bir de medya etiğini, evrensel nitelik kazanmış basın meslek ilkelerini top yapıp dizinde sektirenler var. Büyük harfle Cemaat’in yayın organlarından bir internet sitesi “her eylemde onlar var” başlıklı bir foto-galeri hazırlıyor, birkaç öğrenciyi adları ve resimleriyle alenen ifşa ediyor… Kibar ifadeyle söyledik, düpedüz hedef gösteriyor aslında. Emniyet’ten birileriyle içli-dışlı olmanın vardığı son nokta. Ne garip, bir yanda koskoca bir iktidar aygıtı, diğer yanda öz-örgütlülüğünden başka hiçbir şeyi olmayan bir avuç öğrenci.

Denkler arasında bir mücadele değil bu. Ana muhalefet partisinden bilmem kimi ya da güçlü bir işadamını “ifşa etmiyorlar”. İşi gücü bırakıp iki devrimci öğrenciye karşı foto-galeri hazırlıyorlar. Arada büyük bir çarpıtma yapmakta da sakınca görmüyorlar. Fotoğrafların biri, iki legal sol örgütten bir grup insanın “Devrimci Karargâh soruşturması” kapsamında içeri alınmasını protesto gösterisinden. Katılımcılar da bu iki legal örgütten. Peki resmin üst başlığı ne? “Devrimci Karargâh terör örgütüne destek gösterisi”.

Yıllardır isminin başına V harfi bir gidip bir gelen, şöhreti malum gazetenin internet sitesinde yayınlanan analizde (!) ise polis şiddeti sonucu bebeğini düşüren kadın öğrencinin ailesinin, bu hamilelikten bihaber olduğuna dikkat çekiliyor (Olacak iş mi hâlbuki! Evlat dediğin ana-babasının malıdır, kölesidir. Birey değildir). Bebeğin evlilik-dışı olduğuna işaret ediliyor ve aralarında NTV’nin de bulunduğu bazı medya organlarının, haberde adı geçen kişinin mahremiyetini korumaları ayıplanıyor:

“Gerek Habertürk, gerekse NTV söz konusu öğrencinin adını ve yüzünü, “ailesi evlilik dışı hamile kaldığını öğrenmesin” diye sansürledi. Yani söz konusu öğrencinin ailesini kandırmaya devam etmesi sağlanmış oldu”… Başına gelen felakete rağmen hâlâ ne şanslı kızmış ki bu şeyi karalayanların eline geçmemiş ismi ve resmi.

Nedir peki en nihayetinde bir avuç öğrencinin (hadi diyelim ki toplamda 1000 kişi olsunlar), iktidarın ve iktidar sözcülerinin gazabını bunca üstüne çekmesinin sebebi? Kim bu çocuklar? Bazıları, bir üniversite örgütlenmesi olan Öğrenci Kolektifleri'nden. Kimi DİSK’e bağlı gençlik sendikası Genç-Sen’den. Diğerleri de birkaç sosyalist partiye üye. Öz-örgütlülüklerinden başka bir dayanağı olmayan bu devrimci gençler, mensubu oldukları siyasi yapılar seçimlere girse ‘binde’lerle ifade edilecek oy oranları elde edecek olsa da, iktidarın bir numaralı can sıkıntısı oldular son bir haftadır.

Olası bir yaygın gençlik hareketinden çekiniyor birileri. Akıllara 68 ve 78 kuşakları geliyor. Soğuk Savaş yıllarının anti-komünist, sağcı tedrisatından geçenler hemen o “anarşikler”i hatırlıyor. Kim bilir belki de Yunanistan ve Fransa’nın ardından İngiltere’de de ayağa kalkan gençlere bakıyorlar. Gençlerin, asalaklar hanedanının prensi Charles’ın arabasına saldırmalarından empatik bir ürküntü duyuyorlar.

Galiba eylemcinin elindeki yumurtanın içi sarı değil, kızıl.