MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NTV ve Star TV ortak yayınında Nazlı Çelik'in sorularını yanıtladı.

Nazlı Çelik: Beka vurgusunu ilk açıklayan siz oldunuz. Beka ile kastettiğiniz nedir? Son dönemde hem içerde hem dışarıda birçok yeni gelişme meydana geldi. 

Devlet Bahçeli: Beka kavramı Türkiye’de hem siyasi hayatımızda hem özel hayatımızda çok söylenen, üzerinde durulan bir kavramdır. İlk defa söylenmiş değildir. Uzun yıllardır beka meselesi üzerinde ciddiyetle durulmaktadır. Bekayı tehdit ve tahrip edecek konular üzerinde de hassasiyetle karşıt duruşlar sergilenmektedir. Beka en basit haliyle devletin varlığı, milletin birliği, ülkenin bölünmez bütünlüğünü koruma anlayışıdır. Bu konu üzerinde hiçbir tartışmaya gerek yoktur. Birçok olaylar buraya yönelikse Türkiye’de beka meselesi var demektir. Onun aşılması lazımdır.

Nazlı Çelik: Bu noktada Millet İttifakı karşıt bir söylem gerçekleştiriyor ve sadece yerel seçime gidiyoruz vurgusu yapılıyor. Hatta sürekli altınız Cumhur İttifakı’nın çizdiği beka vurgusunun ülkeyi kutuplaştırdığı ve ayrıştırdığını iddia ediyor.

Devlet Bahçeli: Bu çok yanlış bir değerlendirme. Özellikle Cumhur İttifakı’nın oluşumuna karşıt görüş beyan edenler sürekli olarak bu kavramın bir kutuplaşmaya vesile olabileceğini iddia ediyorlar. Ama zaman içinde kendileri gerçek büyük kutuplaşmaya doğru bir eğilim içerisine girdiklerini fark edemiyorlar. Türkiye’de bir süreç yaşanıyor. İyi analiz etmek iyi değerlendirmelerde bulunmak lazım. Cumhuriyetimizin 96. yıldönümünü kutladığımız bir süreçte yeni bir sisteme geçiş olmuştu. Bu yeni bir evredir. Bu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine yöneliştir. Böyle bir dönemde bu anlayışı hayata geçirebilmek için bir süreç yaşanmıştır. Anayasamızda var olan parlamenter sistem olarak nitelendirilen yapının zamanla çift başı görünümleri, aksayan yönleri dikkate alınarak Türkiye’de daha güçlü bir yönetim, daha güçlü bir devlet, daha mutlu bir millet oluşumuna katkı sağlayabilecek bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Bu yaklaşımın ana kaynağı 15 Temmuz felaketidir. 15 Temmuz felaketi büyük bir tahribattır. Türkiye’yi önemli ölçüde sarsan Türkiye’yi beka meselesine kadar götürebilecek bir iddiayı taşıyan, geleceği ne olacağı belli olmaya bir darbenin niteliğidir. Böyle bir durum karşısında tabiatıyla devletin varlığı ve milleti üzerinde kararlı duruş sergilemek bir mecburiyet halini almıştır. İşte 15 Temmuz sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi 15 Temmuz’u iyi anlamış, iyi anlatmış, iyi yorumlamıştır. Böyle bir durum karşısında da ne yapılması gerektiği konusunda bir anlayış birliğine varmıştır. Bunun başlangıç noktası Yenikapı ruhudur. Yenikapı ruhundan hareketle Türkiye’de yeni bir Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sürecini tamamlayabilmek için de bir araya gelmeyi ve bunun adına da Cumhur İttifakı demeyi prensip olarak benimsemişlerdir. Cumhur İttifakı olarak faaliyetler şu anda bu yönüyle devam ediyor. Bununla bir anayasa değişikliği yapılmıştır. Arkasından 16 Nisan’da bir halk oylaması olmuştur ve halkımız anayasa değişikliğini benimsemiştir. Dolayısıyla yeni bir dönemin ilk adımı atılmıştır. Sonra 24 Haziran seçimleri gerçekleştirilmiştir. Bu seçimle Cumhurbaşkanlığı ve Millet Meclisi yeniden seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı ise 9 Temmuz’da bir yemin töreni ile görevine başlamıştır. O günden bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle Türkiye yönetilmektedir. Bugün için bu süreç devam ederken karşımıza yakın bir tarih olarak 5 yılda bir yapılan bir mahalli idareler seçimleri gelmiştir. Bu seçimlerle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi özdeşleştirerek birbirlerini yıpratmadan, birbirlerini tahrip etmeden Türkiye’yi yönetebilme kabiliyetini kuvvetlendirmek açısından mahalli idareler seçimleri bizim açımızdan çok daha önem arz etmiştir. Sadece bir büyükşehir belediye başkanını seçmek değildir, sadece il ve ilçe belediye başkanlarını seçmek değildir, muhtarları seçmek değildir. Bunların hepsini yapalım ama bir yerde de bir ters düşüş olmasın, bir karşı duruş olmasın. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini hayata tam anlamıyla geçirebilecek, istikrar sağlayabilecek, kalıcı kılabilecek bir başarının da tamamıyla desteklenmesini sağlamak lazımdır. Bu başarı mahalli idareler seçimleridir. İşte bunun için Cumhur İttifakı mahalli idareler seçimlerinde de aynısıyla devam ediyor. Birisinde yasal bir zemini vardır birisinde de Yenikapı ruhu ve Cumhur İttifakı anlayışıyla gerçekleştiriliyor. 31 Mart’ta inşallah hayırlı bir sonuç Cumhur İttifakı tarafından elde edilmiş olacaktır.

Nazlı Çelik: Cumhur İttifakı istediği başarı oranına ulaşamazsa o zaman muhalefetin bir sistem tartışması başlatacağını düşünüyor musunuz? Mesela o zaman bir erken seçim gündeme gelir mi? Ya da siz gelmesi talebinde bulunur musunuz?

Devlet Bahçeli: Başından bu yana Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş hazırlıklarının başladığı dönemlerde Türkiye’de iç ve dış odaklarda bir karşı duruş sergilenmiştir. Bir sistem değişikliğini istememişlerdir. Parlamenter sistemin devamından yana olmuşlardır. Bazıları da bir karşı duruş olarak Cumhurbaşkanı seçilmiş olan şahsiyete karşı tavır geliştirmeyi amaçlamışlardır. Onun için Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin uygulanmasına zorluklar çıkarmak, Cumhurbaşkanını çalışamaz hale getirmek, Türkiye’de gelecekle ilgili bir kaos ve kriz yaratarak tekrar eski sisteme dönme gayreti içerisinde olanlar var. Bunlar bazen niyetlerini açıkça söylüyorlar bazen saklıyorlar. Kimisi bazen demokrasi adına bunu söylemiş oluyor kimisi başka bir şey olarak söylemiş oluyor. Ama gerçek niyet bellidir. Bu çok tehlikelidir ve doğru da değildir. Onun için Milliyetçi Hareket Partisi olarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Cumhur İttifakı ile Yenikapı ruhunda başlatılmış olan bir sürecin sonuç ne olursa olsun devamında yine bu Cumhur İttifakı olacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi Milliyetçi Hareket Partisi’nin sağduyu birlikteliği, kararlılığı ve uygulama gücü devam edecektir. Bu olmadığı taktirde Türkiye’de başka türlü olaylara hazırlık yapanlar vardır. En basit tabiriyle Fransa’daki sarı gömlekliler. Türkiye’de de buna benzer Gezi tecrübesi var. Bir takım söylemler, davranışlar var. Bütün bunları dikkate aldığımız vakit çok hassa olmamız gerekiyor. İki tane terörle mücadele var. Birisi 41 yıldır devam eden birisi de 40 yıla yakın süreçtir devam eden hazırlıkları ile 15 Temmuz’dan itibaren ortaya çıkmış olan FETO terörizmidir. Bu iki terör faaliyetinin Türkiye’yi önemli bir tehdit altında tuttuğunu görmemezlikten gelemeyiz. Bunların için geçenlerde sayın İçişleri Bakanı’nın bir açıklaması oldu. Bugüne kadar 511 bin kişi FETO terörüyle ilişkili olarak gözden geçirildiğini, tutuklandığını savcıların yapmış olduğu faaliyetlerin bunun dışında kaldığını ama onu da dahil ederseniz çok yüksek olduğunu söylüyor. Bu önemli bir rakamdır.

Nazlı Çelik: Beka tehlikesinden kasıt burada PKK ve FETÖ başlıca olmak ve ülkenin parçalanma ihtimali...

Devlet Bahçeli: Türkiye’nin birlik beraberliğidir ve bölünmez bütünlüğüdür, bu konuda bir taviz verilmeme anlayışıdır beka burada. Bunun yanında bir de Suriye var, Irak var, öbür tarafta uluslararası terörizm var. Bütün bunları dikkate alırsanız Türkiye üzerinde oynanmakta olan oyunların boyutu çok farklı olmaktadır. Böyle bir durum karşısında hangi siyasi partinin mensubu olursak olalım eğer Suriye’yi doğru dürüst milli menfaatler doğrultusunda algılayabiliyorsak, Irak’taki gelişmeleri dikkate alabiliyorsak, Amerika’nın tutumlarını göz ardı etmiyorsak ve bununla birlikte Avrupa’daki gelişmeleri de dikkate aldığınız vakit bu mahalli idareler seçimlerinde kriz yaratan değil ülkeyi güçlü kılan ve 21.yüzyıl içinde 100.yılı kutlayacak olan 2023 yılına kadar da bu iktidar devam edeceğine göre bunu gölgelememek lazım. 24 Haziran seçimleri yapıldı onun üstüne 5 eklediğiniz zaman 24 Haziran 2023’tür. Ama 29 ekim 2023 ise Cumhuriyet’in 100.yıldönümüdür. Türkiye’de cumhuriyetin 100.yıldönümünü ileri bir medeniyete sahip güçlü, mutlu, her türlü ekonomik ve sosyal meselelerini çözmüş, dünyanın önemli süper güçleri arasına girmiş bir ülke olarak hazırlamak gerekirken, ‘sadece ve sadece bunu bir sistem değişikliği oldu bizde buna karşıyız’ diyerek kaosa ve krize sürüklemek çok yanlıştır ve tarihi bir hatadır. Bugün muhalefet unsurları bunu yaparken öbür taraftan da çok kararlı her şeyi bilen bir üslup içerisinde Türkiye’de beka sorunu yoktur. Ne sorunu var peki? Cevap yok. Bekanın ne olduğunu tanımlayanda yok. Ama ekonomik faaliyetler içinden iki unsuru almışlar, birisi domates birisi patlıcan. Bunların fiyat artışlarını Türkiye’de beka sorunundan daha önce görüyorlar ve ekonomiyi tahrik ediyorlar. İnsanları tahrik ediyorlar. Bazı programlarda konuşmacıları var sipariş edilmiş insanlara soruyorlar durumunuz nedir diye, o da şöyle böyle diye anlatıyor. Tamamen bir ekonomik karamsarlık beka meselesinin sütüne örterek ekonomik konulardaki tahriplerle Türkiye’yi bir krize sokmaya çalışıyorlar. Buna da dikkat edeceğiz.

Nazlı Çelik: O zaman muhalefetin kazanması ve güçlü olması halinde bir sistem tartışması başlatacağını düşünüyorsunuz.

Devlet Bahçeli: Onlar öyle hazırlanıyor. Biz de diyoruz ki bu sistem tartışmalarının içerisinde inşallah öyle olmayacak Cumhur İttifakı çok önemli bir farkla netice alacak. Cumhurbaşkanımızı ben yakından takip ediyorum. 45.mitingini yapıyor. Meseleleri halkla paylaşıyor. Böyle bir çalışmanın neticesinde güçlü bir sonuç çıkacak. Ama Allah muhafaza muhalefetin istekleri, Türkiye’deki bir takım iç ve dış faktörlerin tahripleriyle beklenen netice olmadı. Ne olursa olsun 31 Mart akşamı Cumhur İttifakı devam kararını tekrarlayacak ve yoluna devam edecektir. O sebepten kimse endişe etmesin Cumhur İttifakı kağıttan yapılmış bir şey değildir, sağlam temelleri vardır. Siyaseten kanka olmuşlardır.

Nazlı Çelik: Bu Cumhur İttifakı’nda bir kırmızı çizginiz var mıdır?

Devlet Bahçeli: Sosyal ve ekonomik konularda biz ayrı bir partiyiz, tüzel kişiliğimiz var, dünya görüşümüz var, programımız var. Her türlü eleştiri ve önerilerde bulunuruz. Ama hareketin ruhunu zedeleyebilecek bir tarihi hataya düşmeyiz. Düşmek demek beka meselesini gündeme taşıyanların ekmeğine yağ çalmak olur. O sebepten dolayı 24 Haziran’a kadar bu hükümet devam edecek, 29 Ekim 2023’te 100.yılı milletçe kutlayacağız inşallah.


Nazlı Çelik: Geçtiğimiz hafta Kılıçdaroğlu’nu konuk ettiğimde asıl beka sonunun üretimden koparılan Türkiye olduğunun altını çizdi.

Devlet Bahçeli: Sürekli olarak bazı kavramlarla Türkiye’yi tahrik ediyor Kemal Kılıçdaroğlu Bey. Çok yanlı değerlendirmeler içerisinde bulunuyor. Bunları söylerken yüz ifadesine baktığınızda intikam, kin var, birilerini yıkmak arzusu var. Acaba kendisine böyle bir görev mi verildi? Böyle bir görev verilmişse kendisinden sonra neler olacak bu konuda bir bilgi var mı? Türkiye’yi karıştıran bir ana muhalefet vardı şimdi ana muhalefet kalmadı. Mecliste iktidardan sonra en fazla milletvekili çıkartmış olan parti var, yani analığı kalmadı. Analığı kalmayınca memleketi de evlat olarak göremiyor. Devletin varlığını kabullenemiyor. Tabiki üretim önemlidir. Ama üretimin yapılabilmesi için önemli görevler vardır. Mesela bir ekonomi politikasının hayata geçirilmesinde birinci amacı, ekonomik büyüme ve kalkınmadır. İkinci amacı tam istihdamdır. Üçüncü amacı fiyat istikrarıdır. Dördüncü amacı gelir dağılımıdır. Beşinci şeyi ödemeler dengesidir. Şimdi bunların içerisinde beşini bir arada yönetebilecek bir toplum henüz daha çıkmamış. Toplumun meseleleri, ekonomik ve sosyal konuları önceliklerini belirlediğiniz takdirde ekonomik büyümeye ağırlık verebilirsiniz, yanında tam istihdamı sağlarsınız, istikrarı sağlayabilmek açısından da fiyat istikrarını. Eğer bu sihirli üçgeni korursanız bir politika takip edersiniz. Ama biz bunun yerine kalkar gelir dağılımındaki adaleti ilave ederseniz bir başka üçgen olarak ama bir beşgen kuramasınız. Böyle bir durumda ekonomik büyüme üretmek demektir. Üretebilmek için yatırım yapmak lazım. Yatırım yapabilmek için tasarrufta bulunmak lazım. Ama Türkiye’nin şartlarını görüyorsunuz. Hiç kimse domates ve patlıcanın fiyatıyla meşgul oluyor da Diyarbakır’dan kalkan bir uçağın Kandil’e uçuşu oradan dönüşü her havalanmadaki lastik kaybı, yıpranma, amortisör durumu, bombalama vesaire bunların maliyetini hiç düşünen yok. Terörün Türkiye’de şeyi olmuştur. Birisi can kaybı, diğeri ekonomik maliyet üçüncüsü de toplumsal dengenin ve kardeşliğin tahrip edilmesi olayıdır. Bunların hiçbirisini dile getirmeyeceksiniz Cumhuriyet Halk Partisi muhalefet partisi olarak terörün ekonomik maliyetiyle ilgili doğru dürüst bir hesaplama yapmamıştır.

Nazlı Çelik: Görevlendirilmiştir diye bir cümle kurdunuz dış mihraklardan mı bahsediyorsunuz?

Devlet Bahçeli: Bunların nereden kaynaklandığı konusunda bir şey ifade etmek konusunda zorluk çekersiniz. Ama ortaya konulan görüşler, davranışlar bir toplumsal hareketliliği ve bir gerginliği yaratmaya yönelik. Bu böyle olunca o zaman sokak hareketleri başlar. Sokak hareketleri başladığı zaman yakma yıkma olur, cepheleşmeler olur. Cepheleşme olduğu zaman çatışmalar olur. Bunlar Türkiye’de bir krizi, kaosu hatta zaman zaman geçmişteki örneklerine bakarsak bir darbeyi çağırır. Nitekim Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir yetkilisi 10 Mart’ı gündeme getirdi. 10 Mart’ta bir şeyler olacak. Bugün 18 mart. Geçmiş dönemde 9 Mart olayı vardır bu çok önemli bir olaydı. Bir darbe teşebbüsüydü. Onun bir yöneticisi vardı kod adı Yavuz’u. Hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur’du. Şimdi durup dururken bu 10 Mart’ı niye söylüyor 9 Mart’ı söylese deşifre olacak. Bunu denemek isteyen varsa ortaya çıksınlar, Türk milleti 15 Temmuz’da verdiği cevabı kat kat verecektir. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt koridoru adı altında Suriye devletçiğinin oluşmasına müsaade edemeyiz. Afrin olsun, Fırat olsun geri adım atamayız. Bütün bunların hepsini düşünürken mahalli idareler seçimlerini bahane etmek suretiyle Türkiye’yi germenin bir manası yok. Biz Cumhur İttifakı’nı kurduk kendileri de Millet İttifakı dedi. Ben de Zillet İttifakı diyorum. Kendileri de onu kurdular buyurun seçime girelim.

Nazlı Çelik: Yeni Zelanda’daki saldırıyı sormak istiyorum. Sizce bireysel bir eylem mi yoksa daha örgütlü bir terör organizasyonu mu? Burada ele geçen silahların üzerinde yazılan notlardan yola çıkarak Türkiye’ye verilmek istenen mesaj mı vardı acaba?

Devlet Bahçeli: Silah, Amerika menşeili bir silah. Üzerindeki yazılar ise Müslüman Türk'ün tarihte bulunduğu süreçlerdeki dönüm noktalarını ifade eden yazılar var. Bunu bir manyak, bir sapık yapamaz. Ama bir sapığı bir manyağı bulup görevlendirebilirler. Bunun arkasını bulmak lazım. Teröre karşı bütün ülkeler bu yapının arkasında olmalıdır. Dünyada 57 Müslüman ülke vardır ve unların nüfusu 1.5 milyarı aşmıştır. Büyük bir çoğunluğu gelir dağılımı açısından yoksuldur. Yeraltı zenginlikleri var fakat refahları yok. Bütün bu yeraltı zenginliklerinin üzerinde egemen olmak isteyenler bu coğrafyayı karıştırıyorlar. Bir araştırmaya göre 2020 yılında Müslüman nüfus Hıristiyan nüfusu geçiyor. Bu Hıristiyan topluluklar tarafından kabul edilemiyor. Bu olduğu zaman Müslüman toplulukları birbirine düşürmek, birlik beraberliklerini bozmak, etkinliklerini ortadan kaldırmak, yeraltı zenginliklerini sömürmek gibi politikalar devam ederken bütün konular bu Müslüman ülkelerdeki çatışmaya yönelik hale getiriliyor. Sizde kalkıyorsunuz artık ağzından mı kaçtı şuurlu bir şekilde mi söyledi İslam’dan kaynaklanıyor diyorsunuz terör. Bu ne büyük bir talihsizlik.

Nazlı Çelik: Sizin sonrasında söylediniz, ‘Ey haçlılar biz buradayız gelinde kanınızda boğalım’ dediniz.

Devlet Bahçeli: Bugüne kadar 50 tane Müslüman gaddarca, vahşice şehit edilmiş Avrupa’da ses yok. Devlet büyüklerinin bir yürüyüşü yok. Avrupa sessiz, yöneticiler sessiz ama herkes yarın için biraz daha umutlu hale gelmiş, mesut. Onun için dünyanın önemli meselelerinden birisi olarak ifade ediyorum, dünyada olup bitenleri tekrar gözden geçirdikten sonra bu kadar kargaşa ve çatışma ortamı içerisinde bir çözüm bulunması lazım. Birleşmiş Milletler bunu başaramıyor. Onun için mili devletler esas olmak üzere İnsanlığın Huzuru projesini dünya milletleri ve aydınları geliştirmelidir.

Nazlı Çelik: Cumhurbaşkanı bugün, ‘Biz bir yanlış yaptık idamı kaldırdık’ dedi. Sizin bu konudaki düşüncenizi soracağım. Seçim sonrasında veya bundan sonraki süreçte idam tekrar gündeme gelir mi?

Devlet Bahçeli: İdama karşı duruş bazı siyasiler, aydınlar, sivil toplum kuruluşları tarafından hep gündeme getirildi. Özellikle PKK ile mücadele konusunda bu konuyu gündeme taşımak isteyenler oldu. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz eskiden bu yana idamın kalkmasından yana olmadık. Öcalan denen cani Türkiye’ye getirildiği vakit mahkeme idam kararı verdiğinde uygulanmasından yana olduk. Ama o zaman olmadı. Sonradan bu kaldırıldı. Eğer idamla ilgili bir adım atılacaksa Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda var. Yapı itibariyle bizim 49 milletvekiliyle bunu çıkarma şansımız yoktur. Ancak mecliste bu olacak bir de uluslararası boyutu da var bunun. Yani ceza hukukçusu, uzman insanlar birçok yönüyle inceleyerek eğer 50 kişiyi öldüren adam 15 yıl yatıp dışarı çıkacaksa o zaman bu 50 kişi 100 kişi olduğu zaman en yapacaksınız. Darbe yapıyor 251 kişiyi şehit ediyor. Cumhurbaşkanının böyle bir düşüncesi olabilir meclise geldiği takdirde Milliyetçi Hareket Partisi olumlu oy kullanır idamın tekrar getirilmesi açısından.

Nazlı Çelik: Sizden hem eski Milliyetçi Hareket Partili hem de yeni Cumhuriyet Halk Partili Mansur Yavaş ile ilgili düşüncelerinizi soracağım. Bu hakkında hazırlanan iddianameyle ilgili fikrinizİ de soracağım.

Devlet Bahçeli: Bir defa eski Milliyetçi Hareket Partili olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını tanımlamam yanlıştır. Milliyetçi Hareket Partisi’nden oy çelmek için düşünülen bir kavramda bu doğru değildir. Milliyetçi Hareket Partisi ülkücü camia yediveren gülü gibi oldu. Her yerde varlar. Eğer bu eskiler şu an var olanların yerine oturmuş olsa iktidar oluruz. Beraber olursak uzun süreli iktidar oluruz. Bu kadar Milliyetçi Hareket Partilinin olduğu yerde eski Milliyetçi Hareket Partili diye ayır sonrada git Cumhuriyet Halk Partisi’ne. Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir Milliyetçi Hareket Partilinin bulunma şartı ne olabilir? Şimdide bir takım olaylar var. Bu olaylar üzerinde benim yargı yolu sonuçlanıncaya kadar, Türkiye’nin gündemine taşınmış ve seçime 11 gün kala böyle ir olay basında yazdığı kadarıyla, kendilerinin yaptığı açıklamaların yetersizliğini de dikkate alırsanız benim kanaatim odur ki bu şahıs Cumhuriyet Halk Partisi adaylığından çekilmelidir. Bunu getirmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu getirdiği gibi si buradan ayrılın demesini de bilmelidir. Bir hukuki boyutu var bir de siyasi boyutu var. Hukuki boyutunu kısa sürede sonuçlandırmak mümkün görünmüyor. Ama kamuoyunda, medyada her gün çok yönlü bir tartışmanın içerisindeyse bundan Ankara gibi bir büyükşehrimizin belediye başkanı nasıl olur. Birde, ‘biz çok güzel netice alacaktık onu önlemek için bunu yaptılar’ diyorlar. Bu kumpas söylemleri yabancı değil daha önceden de başkaları tarafından söylenmiştir.

Nazlı Çelik: Cumhurbaşkanı dün yine katıldığı bir televizyon programında Mansur Yavaş’la ilgili çarpıcı bir açıklaması oldu. ‘Bu seçime böyle girebilse dahi seçimden sonra bunlar milletin önüne geldiği zaman burada çok önemli bir bedeli kendisi de öder maalesef Ankaralılar da öder’ dedi.

Devlet Bahçeli: Bu şartlar altında söylenenler açısından bir tartışmanın yapıldığı yerde seçilebileceğini düşünmek bana göre milli iradenin kaile alınmadığını, çok kuru kuruya siyaseti destekleyen bir ruha bürünmüş olmasını gerektirir. Bu millet bu kadar akılsız değil. Eğer bu seçilirse mahkeme de karar verdi o zaman ne olacak. Belediye başkanlığından dokunulmazlık kazanıp görevi bitinceye kadar belediye başkanlığından kalacak diye bir kural yok. Mecburen oradan ayrılacak. Türkiye’nin başkentini bu kadar sıkıntıya koymamak lazım. Onun için bir adım atılması lazım. Getirenin bu görevi üstlenmesi lazım. Kemal Kılıçdaroğlu bize laf yetiştireceğine partisindeki yanlışı düzeltsin.

Nazlı Çelik: HDP üç büyükşehirde aday çıkarmadı ve batıda da bazı yerlerde aday göstermedi. Bu bilgiye ek olarak HDP eş başkanı Sezai Temelli’nin yaptığı iki farklı ama önemli açıklama var. Biri ‘Kürdistan’da kazanacağız’ açıklamadı. İkincisi, ‘İmamoğlu ve Yavaş eğer seçilirlerse bilsinler ki HDP’nin oylarıyla seçilmişlerdir’ açıklaması. Bugünde terör örgütü propagandası yapmak suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatıldığı notunu hatırlatalım. Millet İttifakı’nın HDP ile işbirliği yaptığı iddialarının sıkça altını çiziyorsunuz. Karşı taraf hep bu iddiaları yalanladı.

Devlet Bahçeli: Bunun böyle olmadığını düşünmek saflık olur. Biz de saf değiliz. Bir örtülü irtibat var. Seçilirseniz seçilmenizi bize borçlusunuz diyorlar. Bunlarda iki tane eş başkan var. Bizim oylarımızla seçilmiş olacaksınız diyorlar. Oylarınızı pazarlamaya mı çıkarttınız. Bunlar siyaseten kabul edilebilecek bir durum değil. Ya açıkça biz beraber çalışıyoruz diyecekler, şu an için bu böyledir diyecek. Ama milleti saf kabul edip, çok affedersiniz aptal kabul edip biz sandıkta ittifak yapıyoruz. Bu aldatmaca bir kelime. Bu konu birbirleri ile olan ilişkilerini çok gizli tuttuklarını zannediyorlar ama her şey açık.

Nazlı Çelik: Hükümet Cumhuriyet Halk Partili bazı belediye meclis adaylarıyla HDP’li isimler arasında bağ olduğunu söyledi. Sizin teşkilatınıza veya partinize gelen bir yönde bir delil veya kanıt, bilgi var mı?

Devlet Bahçeli: Özellikle il ve ilçe belediye meclis üyeliklerinde İstanbul gibi Ankara gibi İzmir gibi yerlerde bir sızma hareketi olduğu anlaşılıyor. O kimlikle tanınmış olan insanların Antalya’da başka yerlerde yani rantın yüksek olduğu batıda bulunan illerimizde bir yerleşme şeyi var. Nitekim adını koyuyor bizim İstanbul’da 3 milyon oyumuz var diyor. Yani Kürt kökenli kardeşlerimizin hepsini kendilerinde oy olarak biz verecekler diye keklik zannetmesinler.

Nazlı Çelik: Bu noktada Kürt seçmene ne demek istersiniz?

Devlet Bahçeli: Cumhur İttifakı olarak söyleyeceğim Kürt kökenli kardeşlerime ifade ediyorum tekrar söylüyorum, tarihi bir hataya tekrar düşmemek açısından kendilerinin kimliğinin istismarını bir ihanete bırakmamak açısından, PKK ile HDP’nin arasındaki ilişki ne kadar koyuysa kendilerinin de bu koyuluktan o kadar uzaklaşmalarını tavsiye ederim. Kürt kökenli kardeşlerimiz PKK’nın gelecekte cesaretlendirecek büyük tahribatlarına vesile olabilecek hataya düşmemek için istediği partiye oyunu versin. Ama bu PKK’ya verilen oy gibi algılanmasın. Çünkü Kürt kökenli kardeşlerimizin büyük bir çoğunluğunun şeyde olmaması lazım. Bizim partimizde de çok sayıda Kürt kökenli kardeşimiz var. Bunların hepsini biz HDP’li mi zannedeceğiz? O bakımdan Kürt kökenli kardeşlerimizin oyunun hepsi HDP’li olarak takdim etmek yanlıştır. Bazı televizyon konuşmacılarında şahit oluyorum efendim 6 milyon oyları var. 6 milyon Kürt kökenliyi HDP’li olarak takdim etmek 6 milyon PKK’lı olduğu ispat etmek demektir. Bu kadar PKK’nın güçlü görünmesini istiyorsanız gidin PKK’dan aday olun, HDP’den aday olun görelim bakalım.

Nazlı Çelik: İstanbul’da AK Parti en güçlü kartını açtı burada ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisinden sonraki isim olan sayın Binali Yıldırım’ı aday gösterdi. Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi seçmeni İstanbul’da Binali Yıldırım’ı destekleyecek mi?

Devlet Bahçeli: Kesin olarak. Milliyetçi Hareket Partisi kimliği ve ailesi içerisinde olan her insan böyle bir ortam içinde ittifak alanı olarak benimsenmiş her yerde Milliyetçi Hareket Partisi oylarını ittifaka verecektir. Kendi belediye başkanı örneğin İstanbul’da varsa mesela orada Milliyetçi Hareket Partili adaya verecek sonra Binali Yıldırım’a verecek. Baktı Milliyetçi Hareket Partili aday yok ittifakın adayına verecek sonra büyükşehire verecek. Böylelikle ittifak olur. Onun için ben arkadaşlarıma güveniyorum. Oy verecekler ve güzel sonuçlar elde edecekler inşallah.

Nazlı Çelik: az önce domates, biber, patlıcan meselelerinden bahsederken sizde beka söyleminin beklenen karşılığı bulmadığı eleştirilerine aslında yanıt verdiniz. Eleştiriden daha çok şu anda vatandaşın bekadan ziyade mutfakta tencerenin kaynamasıyla ilgili yönünde yapılıyor. Sizin seçmendeki gözleminiz nedir? Ekonomi, tanzim satışlar yada market fiyatları, enflasyon, döviz bu seçim sonuçlarını nasıl etkileyecek?

Devlet Bahçeli: Ekonomik yönden gerçekçi olduğumuz vakit halkımızın belli bir kesiminin yoksulluk çizgisinde bulunan dar ve sabit gelirlilerin yaşama haklarını kullanırken karşılaştıkları zorluklar var. Bunu görmemezlikten gelemeyiz bunları çözmemiz lazım. Ama bunları öne çıkartırken Türkiye’nin beka sorununa karşı çıkmak doğru değildir. Beka olmazsa bunların hepsi olsa ne olacak. Vatandaşımızın yoksulluğunu istismar ederek Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, varlığını tehdit edebilecek hatalara fırsat veren davranışlardan uzak kalmak lazım. Şimdi turfanda dönemindeyiz. Yarın mevsimi geldi her taraf patlıcan, domates olacak. O zaman yine beka meselesi olacak.

Nazlı Çelik: Yine Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk ettiğimde palet fabrikasıyla ilgili siz fabrikanın işletmesinin devir edildiğiniz bildirdiniz, Kemal Kılıçdaroğlu ise özelleştirildiğini söyledi. Hatta satıldığını söyledi. ‘Bahçeli Tank palet fabrikasıyla ilgili resmi gazetedeki yayın ilanını okumadı mı acaba?’ dedi.

Devlet Bahçeli: Kendisi bir kez iyi okusun. Okumamış ise kulağına kim fısıldadıysa onu iyi dinlesin. Yanlış fısıldamışsa düzeltsin. Türkiye’de televizyon yeni yeni dizilere başladığı zaman Brezilya’nın Yalan Rüzgarı diye bir dizi vardı. Şimdi Türkiye’de siyasette bir yalan rüzgarı başladı. Amerika’dan silah alınırken ağzınızı açmayacaksınız. Kendi sanayinizle silah üretmeye başlayınca Katar’ı dahil edeceksin başka şeyi dahil edeceksin. Kimi dahil edersen et Türkiye’de üretilen silaha ihtiyaç var. Yarın hiç bir yerden silah alamaz konuma geldiğinizde ne yapacaksınız teslim mi olacaksınız? Onun için savunma sanayini gölgeleyebilecek bazı kavramlardan uzak kalmaması lazım. Türkiye’de bir şirket almış. Özelleştirme değil. Bunu kalkıp özelleştirme diye birde bizimle milliyetçiliği yarıştırıyor. 1 Nisan’da ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk cümlesi ‘Milliyetçilik nasıl gidiyor’ diye sorduğumda, ‘1 Nisan şakası yapmıştım’ diyecek.

Nazlı Çelik: ‘Ben de ülkücüyüm’ diye bir çıkış yapmıştı.

Devlet Bahçeli: Allah arttırsın keşke olsalar.

Nazlı Çelik: Kılıçdaroğlu sizce ülkücü mü?

Devlet Bahçeli: Zannetmiyorum. Ülkücülük o kadar basit bir kavram değil.

Nazlı Çelik: EYT ile ilgili düzenleme seçim bildirgenizde vardı buna rağmen kaldı. Milliyetçi Hareket Partisi bu konuyla ilgili nasıl bir adım atmayı planlıyor.

Devlet Bahçeli: Bizim seçim beyannamemizde bu konu var. Ayrıca milletvekili arkadaşlarımız bu konu üzerinde de çalıştılar. Hatta meclise bir teklif de sundular. Ancak 49 milletvekiliyle bunu çıkartmamız mümkün değil. Birde bunun şu anki maliyeti Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı iç ve dış sorunlar içerisinde ille de bunu çıkartacağız diyerek kimseyi kandırmaya da gerek yok. Şu an için bunun çıkması mümkün değil. Hele hele seçime bir hafta 10 gün kala böyle bir popülist politika uygulanmaz. Seçim sonuçları belli olur, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kalıcı ve istikrar sağlayıcı bir güçle yoluna devam ederse bu konuyu da çözmesi için tavsiyelerde bulunulabilir. Ama şimdiye kadar hiç yürüyüş yapmayanlar şimdi Ankara’da İstanbul’da yürüyüş yapıyorlar. Biraz evvel söylediğim erken emekliliği toplumsal hareketliliğin şeyi haline getiriyorlar. Bunun çözümü için tahrik etmeye gerek yok. Eğer seçimde netice alırsanız siz yapın. Sistemi değiştirecekseniz siz yapın. Ama yapamayacağınız bir şeyle toplumu hareketlendirerek gerginliği arttırmanın erken emeklilikteki arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, büyüklerimiz kimlerse sabırlı olmaları lazım. Türkiye’nin gerçeklerini göz önüne almaları lazım. Maliyetlerin ne olduğunu iyi hesap etmeleri lazım.

Nazlı Çelik: Af konusu rafa mı kalktı tekrar gündeme gelir mi?

Devlet Bahçeli: Bizim görüşlerimizde bu var. Önerimiz de var. Teklif verdiğimiz hiçbir şeyi rafa kaldırmayız. Meclisten çıkabilecek bir konuma gelip gelmeyeceğini yakından takip ederiz. Ama şu an 49 milletvekilimiz var kurusıkı atmıyoruz biz çıkartamayız. Ama buna ihtiyaç var. Bu bugün için olmuyorsa yarın için olabilir mi takip edeceğiz. Şartlar olgunlaştığı takdirde de bir 5 yıllık indirimi öneriyoruz.

Nazlı Çelik: Zaman zaman bazı açıklamalarınız İYİ Parti’den bulunan Milliyetçi Hareket Partililere davetiniz olarak algılanıyor. Bu konuda geri dönüş aldınız mı, kapınız her daim açık mı?

Devlet Bahçeli: Gelenlerimiz oluyor. Bu siyaset öyle bir şey ki kırılmışlık, kızgınlık, küskünlük oluyor. Bu 3K’ya kim takılıyorsa beli bir dönem ayrılıyor. Bir kişiyi ülkücü yapmak çok zor ama ülkücülükten uzaklaştırmak bir anlık iştir. Kalbini kırdığınız anda gider. Öyle bir durumda ben çağrıda bulunuyorum. Hasan Hüseyin Cumhuroğlu diye Demokrat Parti’den kalma bir büyüğümüz vardı. 9 Şubat’ta Adana’da kongreyi organize eden değerli büyüklerimizden birisidir. Bunun oğlu bizden milletvekili oldu. Arkasından büyükşehir belediye başkanı oldu. Sonra neye kızdı neye küstü bilemiyorum İP’e gitti. Bizde Adana’da 50.yılı kutluyoruz ve 49 milletvekilimiz var. Babasının hatırına 50.yılı kutluyoruz ben geliyorum 50 milletvekiliyle kutlayalım diyecek bir anlayışı ortaya koyamıyor. Bütün bunlara rağmen biz bir mücadelenin içinden geliyoruz. Yarın kucaklaşmamız, kaynaşmamız gerekebilir. Buyurun diyoruz biz de.

Nazlı Çelik: AK Parti’de daha önceki dönemlerde görev almış hatta kurucularından olan bazı isimlerin yeni bir oluşum içinde olduğu iddiası ortaya atıldı. Sizce bunun halka bir karşılığı var mıdır? Size gelmiş bir duyum var mıdır?

Devlet Bahçeli: Türkiye’de zaman zaman bazı çevreler ister bir siyasi partiyi yıpratmak isterse hükümeti çökertmek açısından bir yeni oluşuma ihtiyaç vardır diye görüşler ortaya koyarlar ve bunun için yeni partiler kurmak için faaliyetler içine girerler. Bu konuda çok denemeler oldu. Bu tür denemeler için bazı figürler kullanılıyor. Bunların hiçbirisi netice vermiyor. Bir toplumda siyasi partiler o toplumun en güçlü nehirleri olmalı. Bu nehirleri kollara ayırıp nehri zayıflatmak yerine nehrin debisini yükseltecek çalışmalar içinde olmak lazımdır. Daha evvel BBP bizden koptu şimdi İP partisi. Siyaseten sonuç vermiyor. Ama platformlar oluşuyor çeşit çeşit isimlerle. Ayrılıyorsunuz parti kuruyorsunuz sonuç alamıyorsunuz bu sefer başka türlü davranışlar içine giriyorsunuz. 103 tane parti var zaten. Yeni bir parti ile karşılık bulacağınızı kim iddia ediyor bilemiyorum. Biz 18 nisan 1999 seçimlerinde 129 milletvekiliyle TBMM’de bulunduk. Bunu sağda birinci parti konumu genelde ikinci parti konumunu bize verdi. O zamanlar koalisyonlarla ülke yönetilmek mecburiyetinde. Bu ortamda biz 57.hükümeti kurduk. DSP’nin öncülüğünde ANAP’ın katkısı ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin katkısı ile kuruldu. Ve Türkiye’de koalisyonlar içerisinden en uzun ömürlü olanı oldu. 3 buçuk yıl devam etti. 2001 yılında bir kriz yaşandı. O krizin Türkiye’de iyi analiz edilmesi lazım. Anayasa kitapçığının atılmasıyla alakalı takdim ediyorlar gerçek o değildir. O krizin yaratılması için nelerin olduğunu iyi bilmek lazım. Böyle bir ortam içerisinde Türkiye’de iktisatçı kalmamış gibi Amerika’dan bir kurtarıcı davet ettiler. Kemal Derviş. Ama bir kriz yaşandı. Bunun maliyeti de yüksek oldu. Burada esas altını çizmek istediğim konu siyasilerin çok dikkatli olması gerektiği kanaatindeyim. Bu krizin aşılması açısından koalisyonu oluşturan partilerin genel başkanları ve başbakan ilgili ekonomik faaliyetlerde bulunan kurumların temsilcileri, ilgili bakanlar başbakanlık konutunda bir toplantı düzenlendi. Bu 4 Temmuz 2002 tarihidir. Rahmetlik Ecevit sordu ‘bu krizi nasıl aşacağız’ diye. Orada bir cümle benim dikkatimi çekti. Kemal Derviş bey, ‘Yeni bir senaryoya ihtiyaç var’ dedi. Masada yetkililer otururken önlerime beyaz kağıt koyuyorlar. Ben o kağıdın üstüne Hüsamettin bey oturuyor yanımda not olarak ‘toplantının dağılmasına vesile olunuz’ dedim. Perşembe günü olduğu için Cumhurbaşkanının, başbakanın, genelkurmay başkanının yetkilerin görüşmeleri oluyor genellikle. Hüsamettin bey müdahale etti, ‘Sayın başbakanım Cumhurbaşkanı ile randevunuz vardı saati geldi’ dedi. Rahmetlik Ecevit Cumhurbaşkanlığına çıktı bizde dağıldık. 7 Temmuz günü Pazartesi günü bir gelişme oldu. Pazar günü ben Kocayayla’da partimizin bir faaliyeti vardı orada bir cümle sarf ettim. Bir ülkede siyasi iktidarı iç ve dış güçler değil millet iradesi belirlemeli. 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçim olmalıdır dedim. 7 Temmuz’da o gün Hüsamettin Özkan bey başbakan yardımcılığından ve partiden ayrıldı 4 arkadaşıyla beraber. Sonra sayılar arttı. Sonunda 136’nın yarı yarıya geldi. Bende Malatya’ya gidiyordum. Ben DSP’den ayrılmış sayın milletvekilleri partinize geri dönünüz dedim. Ama bu arada İsmail Cem beye yeni partiyi kurdurdular. Ecevit hastaneye gitti, hükümet dağıldı. Böyle bir durum karşısında yeni senaryonun ne olduğunu bugün beni dinleyenler bir gözden geçirsinler. Özellikle o masada bulunanlar gözden geçirsin, bunu yaşayıp parti kurmaya çalışanlar o zaman Yeni Türkiye Partisi miydi adı Kemal Derviş o partinin içine girmedi. Bunların hepsinden ders çıkartmak lazım. 12 Eylül’den sonra birinci senaryo Türkeş’siz Milliyetçi Hareket Partisi, bunu tamamlayan senaryo Milliyetçi Hareket Partisiz meclis, bunu tamamlayan senaryo Milliyetçi Hareket Partisiz hükümet. Buna rahmetli Ecevit’i de dahil ettiler. O zaman bazı gazetelerin köşe yazarları olan önemli şahsiyeler Ecevit ile ilgili neler yazdılar. Bu olayları bildikten sonra 21.yüzyılda 100. yıldönümüne hazırlanan ve yeni bir sistemle yola çıkarken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin içinden yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç var diyen adamların hepsi bana göre bir senaryonun figüranlarıdır. Böyle bir ortamda yeni bir partiye ihtiyaç var hele hele bazı kişiler var kendilerini her zaman gündemde tutuyorlar. 22 Şubat’ta zannediyorum Ankara’da bir toplantı yapmışlar bir araya gelmişler filan. Bunlar biraz farzi politika gözetiyorlar ortada gözüküyorlar uçta duruyorlar. Biz 15 Temmuz’a kadar hem grup toplantılarında, hem basın toplantılarında AK Parti’ye çok ağır eleştirilerde bulunduk. Bu eleştiriler sosyal ve ekonomik yönden, açılımdı vesaireydi. 15 Temmuz’dan sonra şartları gördük. Baktık ki Türkiye önemli bir tahribatla büyük bir darbe ile karşı karşıya kalıyor. Ne demek 2 bin 193 gazi 251 tane şehit var. Hepsini dikkate aldığınız vakit dilerim ki çok yanlış yapmasınlar, çok hırsa kapılmasınlar. Bu hareketin içinden yeni bir ihtiyaç vardır diye birilerinin tekrar parlamenter sisteme dönüş, ikincisi ise Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtuluş politikası takip etmesin. Çünkü bunların yerine ikame olacak şans kalmadı. Çünkü tekrar Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden parlamenter sisteme nasıl dönüşeceksiniz, dönüştüğünüz vakit neler olacak bilem var mı? Aniden bir değişiklik istediniz gerçekleştirdiniz. Ne oldu DSP toparlayabildi mi kendini? 129 milletvekili ile geldik yüzde 7 oya düştük. Öbürleri yüzde 1-2’ye düştü. Tavsiyem Türkiye'nin çevresindeki ateş sönünceye kadar, Ortadoğu sakinleşinceye kadar, bölücü terör ve FETÖ’nün kökü kazanıncaya kadar kimse yerinden oynamasın. Kimse akıl verici konuma gelip Türkiye’yi sıkıntıya koymasın. Öbür türlü bizim başımızdan da 2015’ten sonra neler geldiğini de biliyoruz. Seçimden sonra bir tek dileğim vardır, Yurtta Sulh Konseyi’nin askeri kanadı şu an Sincan’da siyasi kanadını da bulmak lazım. Onun için terörle mücadelede kararlı keskin olmak lazım. Kimseye düşmanlığımız yoktur. 511 bin kişi soruşturmadan geçmiş. Her biri ortalama 5 aile olsa 2 buçuk milyon. 2 buçuk milyon insanı devşirmekle kendi siyasi gücünü arttırmak istiyorlarsa çok yanlış bir yol.

Nazlı Çelik: Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkinizi nasıl tarif edersiniz? 15 Temmuz’dan beri olayların daha değiştiğini söylediniz. Sayın Erdoğan sizin için bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve lideri mi yoksa siyasi bir ortak ya da bir dost ve kader ortağı mı?

Devlet Bahçeli: Bir siyasi partinin genel başkanı olarak Cumhurbaşkanı olmuştur. Dolayısıyla birinci evre partinin genel başkanıdır. Millet iradesiyle Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu iki özelliği koruyacaksınız. Dolayısıyla genel başkan olarak ortaya koyacağınız tutum ve davranışları Cumhurbaşkanlığı makamıyla karıştırırsanız aynı zamanda devleti tahrip etmiş olursunuz. Bunun ikisini birbirinden ayırarak iki ayrı tüzel kişiliğiz. Hiç bir talep beklemiyoruz, karşılık istemiyoruz. Önce Türkiye’nin beka meselesinin çözümünü istiyoruz. o sebepten dolayı bu iki başı halden iki yetkiyi taşıyan bir şahsiyetin üzerinde bir Cumhurbaşkanl��ğı hükümet sistemi oluşmuş oldu. Bunu dikkate almak lazım.

Nazlı Çelik: Bu seçime başarı sınırınızı ne olarak görürsünüz hem Cumhur İttifakı hem Milliyetçi Hareket Partisi açısından?

Devlet Bahçeli: Mahalli idareler seçimlerinde adayınız yoksa pusulada yer almıyorsunuz. Bunları dikkate aldığınız takdirde geneli söylüyorum. 24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemin geçilmiştir. Bu yüzde 52 oyla neticelenmiştir. Birinci şart x+y=z derseniz yüzde 52’nin aşağısına düşmemek lazım. Düştüğü takdirde hemen harekete geçerler, meşruiyet tartışması başlar. Onun için bu millet 21.yüzyılda 24 Haziran 2023’e kadar görevinin başında 100.yılı kutlayacak olan bir hükümet. Böyle bir hükümeti daha güçlü kılabilmek, beklenen reformları yapabilmek için bunun yüzde 52’nin çok üstünde olması lazım. Yani konuşmaya ve tartışmayı sonlandıracak bir rakam millet iradesi olarak ortaya konmalıdır.

Nazlı Çelik: Üç büyükşehirde ortak miting kararı aldınız. İttifak ruhu meydanlara nasıl yansıdı?

Devlet Bahçeli: İzmir’de bu kendini gösterdi. Biz şu ana kadar 8-9 yerde miting bir yerde de de kapalı salon toplantısı yaptık. Ama sayın Cumhurbaşkanı zannediyorum 45.toplantısını yaptı. Fakat İzmir’de hep bareber orada olduk. Şahit olduk ki İzmir ayağa kalkmıştı. Miting başladığı anda kalabalık çok olur ama o sıcakta zaman geçtikte onların yarısı ne var ne yokçu olarak gelmiş sayılır. Sonuna kadar kaldılar burada. Şimdi o sıcağın altında o konuşmaların yapıldığı bir ortamda bu kadar bekleyen insanların sandıkta başka yere vermesi mümkün değil. Son 11 günde büyük bir hata yapmazsak güçlü bir yapıyla gelinebilir.

Nazlı Çelik: Mersin’de İYİ Parti adayı Burhanettin Kocamaz’la ilgili bir sorum olacak geç başvurusu yüzünden aday olamadı biliyorsunuz. Bu noktada İYİ Parti’nin de hem partinize hem adayınıza yönelik bazı suçlamaları oldu. Siz ne olduğunu düşünüyorsunuz orada?

Devlet Bahçeli: Burhanettin Bey çok tecrübeli bir kişidir. Tarsus’ta dört dönem belediye başkanlığı yapmıştır, büyükşehir belediye başkanlığı yapmıştır, parti teşkilatlarıyla da ilişkisi olan bir insandır. Böyle bir son günde büyük bir ihmal ve hatanın olmaması gerekir. Hele adaylığı kesinleşmişse son dakikayı beklemeye gerek yok. Böyle olunca biraz düşünmek lazım. Biz de bir zamanlar yaşadık. Maltepe’de bir adayımız vardı biz bir gün evvel teşkilatlara genelge veririz, bir gün evvel saat 16’ya kadar listelerinizi verin diye... Bunlar 17’yi 17 geçe götürmüşler kabul edilmedi. Sonunda da nelerin olduğunu ben biliyorum.

Nazlı Çelik: Milliyetçi Hareket Partisi’nin resmi sayfasında bir kalpaklı fotoğrafınız yayınlandı. Altında da, ‘Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır’ dediniz. Zamanlama açısından acaba bir mesaj mı içeriyordu?

Devlet Bahçeli: Bu Kafkas derneğinin başkanı var Sayın Oğuz bey, bizi nezaketen ziyarete geldiğinde bu kalpakla bir kama hediye olarak verdiler. O sırada da gelişleri sırasında fotoğraf çektirmeyi istediler. Bana da kalpağı giymemi istediler. Ben şimdi olmaz dedim. Sonunda giydik fotoğraf oldu.

Nazlı Çelik: Bir yandan S-400 anlaşması Cumhurbaşkanının geri adım atmadığı bir yandan F35 anlaşması yapıldı ancak Amerika’nın tesliminde ayak dirediği bir anlaşma. Birincisi terör örgütlerine destek veren Amerika aynı zaman stratejik bir ortak olan Amerika ile ilişkilerimizi değerlendirmenizi ve Rusya ile olan ilişkilerimizi değerlendirmenizi isteyeceğim.

Devlet Bahçeli: ABD ile uzun yıllardan beri dost ve müttefik olarak Türkiye ilişkilerini sürdürüyor. Fakat son dönemlerde özellikle Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafında çevrelenen yeni devletçikler projesinde ABD çok farklı bir politika uyguluyor. Bu konu çok önemlidir. 41 yıl önce Diyarbakır Lice ilçesinde PKK’nın 1.olağanüstü kongresi toplandı. 4 parçalı bir büyük Kürdistan’ın kurulması temellendi. 84 yılında ise Eruh ve Şemdinli olayları ile silahlı propaganda dönemi başladı. O günden bugüne kadar PKK faaliyetleri devam ediyor. Bir PKK koridoru oluşturmak için çabalar var. Bununla ilgili olarak ABD’nin yeniden şekillendirmesine dayalı uzun uzadıya anlatılacak değerlendirmeler yapmak mümkün. Ancak bu konuda da önemli silahlar veriyor. Dost ve müttefiklikle bağdaşmayan davranışlar. NATO ülkesine olmasına bağdaşmayan davranışlar. Dış politika konusunda çok renkli çok cepheli bir politikayı Türkiye bugün için uyguluyor. Bu her şeyde bugünkü hükümeti veya Adalet ve Kalkınma Partisi’ni destekliyor anlamı çıkartılmasın. Gerçeği söylüyorum. Bir tarafta Rusya, bir tarafta burası, bir tarafta İran, bir tarafta Suriye, öbür tarafta Almanya, Fransa, Avrupa Birliği vesaire. Bütün bunların hepsinde bir beka meselesi olarak Serv’in tekrar yaşatılması konusu var. Böyle bir durumda şimdi Rusya’dan füzeler alınıyor. Bundan vazgeçemezsiniz. Amerika’ya bağımlı bir ülkenin savunması olmaz. Türkiye’nin ihtiyacı olan ne varsa kısa vadede neredeyse tedarik edeceksin. İkinci amaç tedarik ettiklerini ülkende üreteceksin. Dolayısıyla güçlü bir savunma, güçlü bir ordu, güçlü bir ekonomi ile ülkeye sahip olması lazım. Bugün çok yönlü bir politika takip ediliyor ve başarılar alınıyor. Rusya ile Amerika arasında Türkiye önemli ilişkiler kuruyor. Biz 18 Nisan 99 seçimlerinden sonra genelde ikinci parti sağda birinci parti konumundayız. Bunun okunuşu iktidar olarak bir yapı kurabilirsiniz veya kurulacak bir yapının içinde bulunabilirsiniz. Bizim sunuşumuzu beklemeyen batı ülkeleri çok sayıda büyükelçiler partimizi ziyaret ettiler. Hükümet kurma noktasında düşüncemizi öğrenmeye çalışıyorlar. İşte bu seçimler sırasında Türkiye’de KGB ajanlığı da yapmış olan Ankara’daki Rusya büyükelçisi o da görüşme ziyaretinde bulundu. Sonunda bana dedi ki, ‘Ülkücüler komünistler Moskova’ya diye sokaklarda hep bağırdınız. Şimdi devlet yönetimine gelebilirsiniz. Komünistleri bize mi göndereceksiniz’ diye sordu. Bu nasıl bir söz. Yıllarca tarihimizde Rus-Türk savaşları olmuştur. Cumhuriyet döneminde de ideolojik yönden bazı gerginlikler yaşanmıştır. İstersen biraz dost kalalım dedim. ‘Bunu Moskova’ya bildirebilir miyim’ dedi. Tabi dedim. Yani sürekli olarak her ülke ile dost yaşamak çok zor düşman olmak çok kolay. O sebepten dolayı takip edilen politikalarda Türkiye’nin geleceğini güçlü kılabilecek ilişkileri rahatlıkla kurabilmeliyiz. Bunu yaparken de Türkiye’ye güvenmeliyiz. İktidar kim olursa olsun.

Nazlı Çelik: Ligin bitmesine az kaldı Başakşehir önde götürüyor. Kim şampiyon olur?

Devlet Bahçeli: Beşiktaş’ın olmasını arzuluyorum bir Beşiktaşlı olarak.

31 Mart seçimlerinde bu ülkeyi seven, bu ülkede yaşamak isteyen, yaşamayı tercih eden kim varsa sandığa gitsin. Elleri kanda olsa da sandığa gitsinler. Katılım oranını çok yüksek tutalım. Yeni sistemi riske atmayacak bir anlayışı, olgunluğu ortaya koyarak Cumhur İttifakı’na destek vermek lazımdır. Bunu başarırsak Türkiye’nin geleceği çok daha güzel olur diye düşünüyorum.