Corbyn'i liderliğe seçildiği 2015 yılından bu yana devirmek için çeşitli girişimlerde bulunan parti içi muhalefetin son hamlesi, toplu istifa oldu.

2015 yılında İşçi Partisi liderliğine aday olmak için partinin parlamento grubunda gereken imza sayısını bile güçlükle toplayan Corbyn, girdiği liderlik yarışında parti üyelerinin yüzde 60'nın oyuyla ezici bir zafer kazanmıştı.

Corbyn, İngiltere'nin Irak ve Libya gibi dış askeri müdahalelerine muhalefeti ve Filistin davasına verdiği destekle öne çıktı.

İşçi Partisi içinde ''aşırı sol''un temsilcisi olarak görülen Corbyn, parlamentoda geçirdiği 40 yıla yakın süre içerisinde daima ''vicdanının sesine göre hareket eden'' bir isim oldu.

DARBE TEHDİDİ

Corbyn'in partinin liderliğine seçilmesi, İngiliz siyasi tarihinin en sarsıcı gelişmelerinden biri olarak değerlendirildi.

Sunday Times Gazetesi, Corbyn'in liderliğe gelmesinin üzerinden henüz bir hafta geçmeden, adını vermediği bir muvazzaf generalin ''darbe tehdidi'' içeren sözlerini manşetine taşıdı.

General, Corbyn'in başbakanlığa gelmesi durumunda ordunun buna sessiz kalmayacağını, toplu istifalar yaşanacağını ve generallerin de seslerini yükselteceğini söyledi.

Sunday Times, ayrıca son 4 yıl içinde İşçi Partisi lideri Corbyn'nin Rusya, Hamas, Hizbullah ve İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) ile bağlantıları olduğu iddiasını gündeme getiren haberler yaptı.

İşçi Partisi eski lideri Tony Blair döneminden kalma milletvekilleri, Corbyn'i devirmek için ilk girişimlerini parti yönetimindeki rollerinden istifa ederek yaptı.

Corbyn'in yoluna devam etmesi üzerine, bu defa parlamento grubu içinde güvensizlik oylamasına gidildi ve İşçi Partisi lideri hakkında güvensizlik oyu verildi. Ancak Corbyn bunu takip eden liderlik seçiminde de adaylığını koyarak, yine parti tabanının ezici desteğiyle yüzde 61 oy alarak seçilmeyi başardı.

Parti içi muhalefetin Corbyn'in yeniden aday olmasını önleme girişimleri de sendikaların verdiği destek ve yargının konuyla ilgili kararlarıyla boşa çıktı.

SEÇİM BAŞARILARI

Parti içi muhalefet ve basın, Corbyn hakkındaki kampanyasını bu defa siyasetçinin ''liderlik vasıflarını taşımadığı'' ve ilk seçimde partiyi hezimete sürükleyeceği iddiası etrafında yoğunlaştırdı.

Ancak Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi 2016'daki yerel seçimde Londra Belediye Başkanlığını kazandığı gibi 2017'de gidilen sürpriz erken seçimden de başarıyla çıktı.

Seçim sürecinde bütün anketlerin Muhafazakar Parti'nin 20 puan gerisinde gösterdiği Corbyn, ekonomik eşitlik ve adalet mesajı verdiği kampanyayla oyunu yüzde 40'a yükseltti.

Corbyn'in karşısında ''güçlü lider'' imajıyla propaganda yürüten Theresa May ise partisinin parlamentodaki tek başına hükümet çoğunluğunu kaybederek azınlık hükümeti kurmak zorunda kaldı.

İngiltere'nin liberal ve sağ siyasi geleneğine kıyasla devletleştirme, zenginleri vergilendirme ve bölüşüm gibi radikal sol politikaları öne çıkaran Corbyn, samimi görünümüyle İngiliz seçmenin önemli bir kısmını yanına çekmeyi başardı.

"YAHUDİ KARŞITLIĞI" KARTI

Erken seçim başarısının ardından parti içi muhalefet bir süre geri plana çekildiyse de geçen yıl yeni bir kampanyanın startı verildi.

Ülkedeki Yahudi kuruluşlarının da desteğini alan parti içi muhalifler, Corbyn'i parti içindeki Yahudi karşıtlığına göz yummakla suçladı. Partinin bazı üyelerinin sosyal medya paylaşımlarını merkeze alan kampanya da Corbyn'in koltuğunu sarsamadı.

Corbyn, eleştiriler üzerine, İsrail'in politikalarının eleştirilmesi ile Yahudi karşıtlığı arasındaki farkın altını çizmek zorunda kaldı.

Ezici çoğunluğu siyasi yelpazenin sağında yer alan İngiliz basınının ve Muhafazakar Parti'nin gözünde Corbyn, bir ''ulusal güvenlik tehdidi'' niteliğini kaybetmedi.

İngiltere'de güvenlik çevreleri de İşçi Partisi lideri hakkında şüphelerini dile getirmeyi sürdürdü.

BREXIT AÇMAZI

Ancak kendisine karşı yürütülen kampanyalara başarıyla direnen Corbyn'in gerçek bir açmazı da var.

Siyasi kariyeri boyunca İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılmasını savunan Corbyn, kendisini liderliğe taşıyan tabanın aksi yöndeki baskısıyla karşı karşıya bulunuyor.

İşçi Partisinin ülkenin kuzeyindeki geleneksel tabanı büyük ölçüde Brexit yanlısı seçmenlerden oluşuyor. Corbyn'in liderliğine en büyük desteği veren genç taban ise ülkenin AB üyesi olarak kalmasından yana tutum aldı.

Kendi siyasi inançları ile bu iki kesimin farklı talepleri arasında sıkıştığı görülen Corbyn, Brexit politikası konusunda Muhafazakar Parti hükümetini kendisinden beklenen sertlikte köşeye sıkıştıramıyor.

Corbyn, hükümetin AB ile vardığı Brexit anlaşmasına karşı çıkarken, alternatif olarak gümrük birliği ve tek pazar içinde kalınacak bir formül öneriyor.

Bir yandan AB'den anlaşmasız ayrılığa karşı çıkarken, diğer yandan da bir son seçenek olarak yeni referanduma destek veriyor. Ancak bütün bunlar Brexit konusunda derin bir fay hattıyla ayrılmış bulunan İngiliz kamuoyuna net bir mesaj vermekten epeyce uzakta kalıyor.

Bu hafta İşçi Partisinden istifa ederek parlamentoda Bağımsız Grup adı altında toplanan 8 milletvekilinin istifa gerekçeleri arasında, Corbyn'in ''Yahudi karşıtı'' ve ''aşırı solcu'' olduğu iddiasının yanı sıra Brexit politikasının da yer alması şaşırtıcı olmadı.

Parti içi muhalefet Corbyn'e karşı ilk iki iddiayla İsrail lobisini, sağ basını ve muhafazakar siyaseti yanına alırken, üçüncü iddiayla Corbyn'in kendi tabanını dağıtmayı amaçlıyor.

Son olarak Muhafazakar Parti'den de 3 milletvekili istifa ederek Bağımsız Gruba katıldı. Bunun İngiliz siyasetinde yeni bir merkez partinin başlangıcı olabileceği belirtiliyor.

Bununla birlikte, Brexit çıkmazına giren İngiltere'de siyasetteki kartların yeni dağılımı ülkeyi önce AB'den ayrılma tarihini ertelemeye, ardından da yeni bir erken genel seçime gitmeye zorlayabilir.

Ancak böyle bir seçim bugüne kadar bütün saldırılara, direnci ve tahminleri yanıltmasıyla öne çıkan Corbyn'e başbakanlık konutunun kapısını da aralayabilir.