“Sırada hangi ülke var” sorusuna yanıt olarak, uzmanlardan bir ülkenin ismini duymak zor. İşin biraz da kitle psikolojisini, sosyolojisini konuşurken “Mısır’dan sonra Libya’da böyle bir hareket bekliyor muydunuz” diye sorduğumda, Fatmagül Berktay “Kesinlikle, hayır” diye yanıt veriyor örneğin. Fakat “domino etkisi” olarak tabir edilen devrimin ruhunu sorduğumda, Fatmagül Hoca’nın gözlerinin içi gülüyor... “Bu anın tadını çıkarın, devrimi selamlayın!” diyor.

- Tahrir Meydanı’nda olmak isterdim, sabaha kadar El Cezire’yi seyrettim. Ayrılamadım ekran karşısından ve beni en çok etkileyen şu üç slogan vurgusu oldu: Özgürlük, adalet ve onur.

İnsanlık onurunun vurgulanması kadar önemli bir şey görmüyorum. Mesele, halklar sadece ekmek istemiyorlar; aynı zamanda gül de istiyorlar. İnsanlık onuruna yaraşır bir hayat talebi var burada.

Bir de, Mübarek’in gittiğinin ertesi günü herkesin meydanı süpürmesi, çok sembolik bir hareketti. Hem rejimin pisliklerini temizlemek, hem de aynı zamanda meydana, içinde yaşadığı ülkesine yurttaş olarak sahip çıkmak açısından… bundan nasıl heyecan duyulmaz, çok anlamıyorum.

KİTLELERİN PSİKOLOJİSİ: İlham ve cesaret
Bu hareketler beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü hem Tunus, hem Mısır küçümsenmemesi gereken, gerçek halk hareketleri ve aynı zamanda yurttaş hareketleri. Bazıları bu heyecanı eski devrimci bir romantizme bağlıyorlar; bağlasınlar hiç önemli değil.

Halk kendi hareketini getirmesi için birbirini cesaretlendiriyor, söz konusu bölgelerdeki tüm insanlar için geçerli bu. Demokrasi artık zamanın olağan bir isteği. “Bir şeyleri değiştirebilirim” cesareti çok önemli. Bu 1970’lerin ruhuydu, çok uzun zamandır kaybolmuştu. Sonra ‘89’ da bunu Berlin Duvarı’nın yıkılmasında da gördük. Şimdi gördüklerimiz de tarihi anlardır.

Eski çağlardan günümüze, her zaman isyanlar oldu... Ama Tunus’taki isyan eskiden olsaydı, şimdiki gibi yayılamaz, Tunus’ta kalırdı. Mısırlılar internet, televizyon sayesinde bu kadar çabuk haberdar oldu ve etkilendi, zamanın farkı bu. Wikileaks’in rolünü de hatırlamak gerekir; özellikle Tunus’ta çok önemli oldu. Yabancı güçlerin hiç de o kadar destek olmayacakları ortaya çıktı. Gördük ki, internet ve televizyon örgütlenmeyi inanılmaz şekilde hızlandırıyor.

Tocqueville “Devrimler yoksulların en karanlık anında değil, aydınlıktan karanlığa çökerken olur” der. Daha iyi bir dönemden gerileme olduğunda patlak verir isyanlar. Bunlar orta sınıf devrimleri. İlla en alt sınıflar devrim yapar, diye birşey yok. Ayaklanabilmek için eğitim ve özgüvene sahip olmak gerekir. Bu yüzden köleler çok zor isyan ederler. Eğitimsiz ve özgüvensizlerdir. Ama küçük mülkünü kaybetmiş sahipler, isyana yakınlardır, çünkü daha önce daha iyi bir hayatın nasıl olduğunu biliyorlardır.

Tüm bu hareketlerde, konuşulan komplo teorilerine de pek yakın durmuyorum. Dış güçlerin etkisi belli bir yere kadardır, ve sınırlıdır. İnsan davranışı ve insan eğilimini sonuna kadar yönlendiremez, çünkü kitle hareketinin tahmin edilemezliği vardır.

İKTİDARLARIN PSİKOLOJİSİ: Gerçekten kopma ve Hayalkırıklığı
Mübarek ayrılırken muhtemelen “30 yıldır çalışıyorum, çabalıyorum, bunlar kadir kıymet bilmiyorlar, yabancıların etkisi altında böyle davranıyorlar” diye düşündü.

Değişmez bir gerçek vardır, “Mutlak iktidar, mutlak şekilde bozar” Yıllarca süren tek bir güçe bağlı erki kullandığınız zaman kibire kapılmamanız mümkün değil. Kendinizi eksizsiz, tam iktidar sahibi,tüm güce vakıf görmeye başlarsınız ve o noktada artık herhangi bir eleştiriyi dahi neredeyse tanrıya yapılmış bir küfür sayarsınız...İktidarlık böyle bir şey, hele ki çok uzun bir zaman, tüm güçle kullanılıyorsa bu iktidar, zaten gerçeklikten koparsınız. Benim gördüğüm, devrilen iki liderde de hayalkırıklığı var. Hiçbiri bugüne kadar böyle bir isyan hareketinin başlayacağını tahmin etmedi.

Şimdi aynı şey Libya’da oluyor, bütün bu diktatörlerin ve totaliterlerin halktan ne kadar nefret ettiğini de gösteriyor… Kaddafi bir lider olarak kendisine isyan edenleri halktan görmüyor, muhattap olarak kabul etmiyor.Keskin nişancıları halkın üzerine salıyor. Tek tek insanları avlıyor. Eğer karşısındakini talepleri bulunan bir halk, yurttaş olarak görseydi, askerlerini, polislerini kullanırdı. Ama şu an onlara terörist muamelesi yapıyor.

Bölgede bundan sonra “bir halk hareketinin artık olabileceği” ihtimali, fikri çok önemli. Çünkü totaliter rejimler, terör üzerine kuruyorlar iktidarlarını. Terörün herkese bulaşması gerekmez, onun oradaki varlığı, bütün insanları denetim altında tutmanın aracı. Korku ve kaosla yönetimin başında yıllarca kalıyorlar. Böyle bir olay olduğunda da, korku perdesi yırtılınca hiçbir iktidar karşısında duramıyor. Saldıkları korku ve devrilmezlik anlayışı birden yıkılmaya başlıyor.

Öte yandan isyanlar olduğunda bahanelere başvuruyorlar, dış güçlerin parmağı var, diyorlar. Bunlar hep sorumluluğu almak istememenin dışavurumu. Yaptığı işlerin arkasında durmak istemeyince, suçu başkasına atma eğilimi.

DEVRİM KADINLARI
Gençler, çocuklar, yaşlılar, kadınlar, bu yaygın yelpazede bir hareketi meydana getirebiliyorsanız, demek ki bıçak kemiğe dayanmıştır. Bu kadar çok kadınların olduğu bir kalabalık, Ortadoğu ülkelerinde az rastlanır. Başörtülüler de devrim yapabilir. Farklı bir zihniyet dünyasına ait olsalar bile. Haksızlığa karşı ayaklanmasını bilirler, üstelik belki de Beyaz Türkler’den, elit Araplar’dan daha fazla. Belki kocası, çocuklarınla evde otur, dediği halde, meydana gidebilir.

BUNDAN SONRA...
Mısır’daki bir devrim anı. Daha sonraki rejim değişikliği ile açıklamıyorum bunu, oradan ne çıkacağı belli değil. Her hareket planlı programlı olmayabilir, ama tabii kalıcı olması için yapısal değişikliklerin gelmesi gerekir. Bundan sonrası için halkın ne kadar aktif kalacağı önemli. Kim ne kadar örgütlüyse o sürece dahil olmaya daha yakın. Kimin vizyonu, programı varsa o bir adım önde.

Türkiye’nin de rolü önemli... İlkeli bir tavrı olması gerekir, bu tabii tek cümleyle özetlenebilecek kadar kolay değil; ama nasıl ki Mısır’daki halk hareketini desteklediyseniz, Libya’da olanlar hakkında belli bir tavrınız olması gerekir.