Ukrayna-Rusya krizinde son durum: Kritik gün yarın

Ukrayna ve Rusya arasındaki gerilim her geçen gün artıyor. Peki iki ülke arasındaki krizde son durum ne? Rusya ne planlıyor, Türkiye ne yapabilir? NTV Dış Haberler Müdürü Ahmet Yeşiltepe krizdeki son gelişmeleri değerlendirdi.

Haberler - NTV Haber 20.01.2022 - 12:13 | Son Güncelleme : 20.01.2022 - 12:36

Ukrayna-Rusya krizinde son durum: Kritik gün yarın

ABD Başkanı Joe Biden; "Putin tahminimce 'ya girecek. Çünkü bir şeyler yapması gerekiyor. Bu durumda Ruslar sorumlu tutulacaktır" ifadesini kullanıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, “'nın her an 'ya saldırabileceği bir aşamadayız” diyor.

Yani Amerikan yönetimine göre, Ukrayna’da “en azından bir sınır ihlali ve çatışmasının” artık eli kulağında.

Psaki’nin açıklaması Rusya’ya “sakın bir hata yapma, karşılığını veririz”, şeklinde bir uyarı nahiyetindeydi.

Dün Biden bu konuya şöyle açıklama getirdi; “ Ukrayna'da çatışma başlarsa Putin uygulanacak yaptırımları daha görmedi. Ukrayna'nın işgali durumunda Rus bankaları dolarla işlem yapamayacak.”

ABD Yönetimi Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla boğacak, dünyanın hiçbir ülkesiyle ticari ilişki kuramayacak şekilde izole edeceğini açıklıyor, ama “NATO’nun Rusya’ya müdahalesine yönelik”, bir tehdit yok! Yine Joe Biden’ın sözlerini alıntılayalım; “Eğer Rusya Belarus'a nükleer silahlar konuşlandırırsa biz de Polonya'da bunu yaparız. Romanya'yı güçlendiririz"diyor.

Silahlı girişime silahla mukabele olmayacak, gibi görünüyor. Ama NATO’nun ileri karakollarında güvenlik önlemleri, askeri kapasite en üst seviyeye tırmanacak.

Bu tip açıklamalar aslında son bir aydır daha sık ve daha keskin bir üslupla dile getiriliyor. Fakat, ABD’nin Rusya’nın böyle bir girişimi karşılığında vereceği karşılığın “Rusya’ya yönelik sert ekonomik-ticari yaptırımlar” olacağı konusunda uzmanlar görüşbirliği içerisinde. Yani ABD ve öncülük ettiği NATO Rusya ile “sıcak çatışma” riskini göze almıyor.

Lakin olabildiğince sert bir ton, üslup kullanarak Putin’e “sakın yanlış yapma, ekonomik yaptırımlarla seni boğarız” diyor.

Bu noktada, Ukrayna’nın durumu gerçekten zor, görünüyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski halka seslendi, söylediği şey açıktı; “Direneceğiz!”

Yani bu defa Kırım gibi sus pus oturmayacağız.  ''Ukrayna asla teslim olmayacak, yalnız kalsak bile onurumuz ve şerefimiz için kendimizi savunacağız'', diyor Zelenski.

O halde şu öngörüde bulunabiliriz; muhtemel savaşın şiddeti, yayılma gücü ve yıkıcı potansiyelini Ukrayna’nın vereceği cevap belirleyecek!

Çoğu uzman, sınırların üzerinde yaşanacak dar kapsamlı bir “çatışmanın” Ukrayna’da belirli bir zaiyata yol açmasıyla sonuçlanacağını tahmin ediyor. Yani, ülkenin topyekün işgali değil, mümkün olduğunca Kiev’i sindirmek, asi yönetime bir ders vermek. Bu gözdağının elbette Rusya için büyük bir bedele mal olacağı düşünülebilir.

The New York Times’da Thompson Friedman yazdı; “Bu tehlikeli restleşme çatışmaya dönerse acı sonuçlarından en fazla etkilenecek olan yine Rusya’nın kendisidir”, diye. Ama o da “ekonomik yaptırımları” işaret ediyor yine.

Bu tip açıklamalar aslında son bir aydır daha sık ve daha keskin bir üslupla dile getiriliyor. Fakat, ABD’nin Rusya’nın böyle bir girişimi karşılığında vereceği karşılığın “Rusya’ya yönelik sert ekonomik-ticari yaptırımlar” olacağı konusunda uzmanlar görüşbirliği içerisinde. Yani ABD ve öncülük ettiği NATO Rusya ile “sıcak çatışma” riskini göze almıyor.

Lakin olabildiğince sert bir ton, üslup kullanarak Putin’e “sakın yanlış yapma, ekonomik yaptırımlarla seni boğarız” diyor.

Bu noktada, Ukrayna’nın durumu gerçekten zor, görünüyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski halka seslendi, söylediği şey açıktı; “Direneceğiz!”

Yani bu defa Kırım gibi sus pus oturmayacağız.  ''Ukrayna asla teslim olmayacak, yalnız kalsak bile onurumuz ve şerefimiz için kendimizi savunacağız'', diyor Zelenski.

O halde şu öngörüde bulunabiliriz; muhtemel savaşın şiddeti, yayılma gücü ve yıkıcı potansiyelini Ukrayna’nın vereceği cevap belirleyecek!

Çoğu uzman, sınırların üzerinde yaşanacak dar kapsamlı bir “çatışmanın” Ukrayna’da belirli bir zaiyata yol açmasıyla sonuçlanacağını tahmin ediyor. Yani, ülkenin topyekün işgali değil, mümkün olduğunca Kiev’i sindirmek, asi yönetime bir ders vermek. Bu gözdağının elbette Rusya için büyük bir bedele mal olacağı düşünülebilir.

The New York Times’da Thompson Friedman yazdı; “Bu tehlikeli restleşme çatışmaya dönerse acı sonuçlarından en fazla etkilenecek olan yine Rusya’nın kendisidir”, diye. Ama o da “ekonomik yaptırımları” işaret ediyor yine.

RUSYA NE PLANLIYOR?

Putin bu uyarıları ciddiye alıyordur muhakkak, ancak Ukrayna ile kendi çevresindeki ülkelerde (Romanya, Polonya, Baltık ülkeleri vb..) NATO’nun imkan ve yeteneklerinin mutlaka geri çekilmesini istiyor. Bunlar Rusya’nın kırmızı çizgileri.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Weny Sherman, Moskova’nın kaygılarını gidermek amacıyla savunma, güvenlik ve orta menzilli füzeler gibi konularda işbirliğinde bulunabileceklerini dile getirmişti. Ama Ukrayna’nın işgali herşeyi mahvedebilir.

Rusya belli ki NATO’dan alabileceği ne taviz varsa almaya çalışıyor ve sürekli el yükseltiyor. Bu bakımdan çoğu uzmana göre Putin son dakikaya kadar Ukrayna konusunda “geri adım atmadan” hamlelerine devam edecek, “önce kim göz kırpacak” oyununu son ana kadar sürdürecek.

Fakat bölge bu tür blöf stratejileri için fazla tehlikeli, tam anlamıyla bir barut fıçısı ve her an patlamaya hazır.

Şimdi Rusya ile Belarus Ukrayna sınırında tatbikat yapıyor. Belarus sınırından Kiev sadece 100 km mesafede. Ve görünen o ki, üç taraftan kuşatılmış Ukrayna ile Batı’dan ne alabilirse almaya çalışıyor Putin!

TÜRKİYE NE YAPABİLİR?

Türkiye bu tür krizler esnasında Rusya ile karşı karşıya gelmekten imtina ediyor. Nedenler aşikar; Suriye, Libya ve Güney Kafkasya dahil, uzun bir listeden oluşan karşılıklı çıkar dengesini gözeten bir strateji takip ediyor Ankara. Başlangıçta bu hassas dengeleri bozmadan yürümek için Ankara Rusya’yı doğrudan dengeleyen aktör konumuna girmek yerine, kendi kırmızı çizgilerini belli eden, müzakereye açık ve Rusya ile karşılaşma görevini Batılı aktörlerin sırtına yükleyen bir eğilimi benimseniş görünüyordü. Ama son iki gündür yeniden “arabulucu” görüntüsü veriyor.

Ankara, Putin ile görüşmenin ne çetin iş olduğunu iyi biliyor. Suriye örneğini hatırlatmak lazım; Rusya ile hem mücadele hem de müzakere ediyor.

Bu noktada “düşman kardeşlerin arasına girmek” ne derece doğru, tartışmalı.

Ankara’dan gelen son haberler (İbrahim Kalın’ın Circle Foundation’da yaptığı konuşma başta olmak üzere) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın krizin tansiyonunu düşürmek için Ukrayna’ya, Kiev’e gidebileceği (3 Şubat olarak planlanıyor. Bu tarih; Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin başlamasının 30.yıldönümü), yönünde. Erdoğan daha önce de her iki taraf arasında “arabulucu” olabilceği yönünde açıklamalarda bulunmuştu.

Erdoğan’ın temasları konusunda Ankara’daki dış politika üreticileri arasında görüş ayrılığı olduğu yönünde kulis bilgileri var. NATO müttefiki olarak bir kenarda bekleyip, “muhtemel bir gelişmede” sorumluluklarını yerine getirmek üzere hazırlanmak zorunda olduğunu belirten bir kesim var. Diğer kesim ise, proaktif “arabulucu” rolünün, Türkiye-Rusya ilişkilerinde Ankara’ya kazanç sağlayabileceği görüşünde.

Her halükarda, Rusya’ya yönelik topyekün ekonomik yaptırımlardan en fazla sıkıntı çekecek ülkeler arasında Türkiye’nin de olduğunu belirtmeliyiz.

Enerjiden inşaata, finanstan madenciliğe, imalat sanayinden turizme öyle geniş ölçekli bir ilişki ağımız var ki, etkilenmemesi mümkün değil. Firmalarımızın doğrudan Rusya’ya yönelik yatırımları 890 milyon dolar olmakla birlikte, üçüncü ülkeler üzerinden Rusya’ya gerçekleştirilen yatırımlar da dikkate alındığında bu rakam yaklaşık 10 milyar dolara ulaşıyor.

Bugüne kadar Rusya’ya yönelik müteahhitlerimizin gerçekleştirdiği toplam proje sayısı 1972 adet, kümülatif toplam proje bedeli ise 75,7 milyar dolar.

Rusya’nın ülkemizdeki yatırımlarının değeri Akkuyu projesi hariç, 10 milyar dolar düzeyinde.

Özetle Rusya’ya uygulanacak ekonomik yaptırımlar bizim gibi partnerleri de olumsuz etkileyecek.


Blinken (solda) ile Lavrov'un görüşmesi kritik öneme sahip. Blinken (solda) ile Lavrov'un görüşmesi kritik öneme sahip.

NE OLABİLİR? 

Rusya Ukraya’daki devlet başkanını ve bürokrasiyi “tanımıyor”, iletişim kanallarını açmıyor, konuşmuyor.

Rusya (Putin) mevcut sınır savaşı nedeniyle Ukrayna’daki sorunu tek bir muhatap ile, yani NATO ile konuşmak, çözmek istiyor.

Aslında Ukrayna üzerinden daha geniş bir kazanım alanı elde etmeyi planlıyor.

Hemen belirtelim, “askeri nitelikli sorunların çözümü” için NATO ile Rusya AGİT’e gidebilir, çünkü burası çözüm konusunda en doğru platform.

Ama bunun için iki tarafın da “kırmızı çizgilerini” yumuşatması ve inisiyatif alması gerekiyor.

İşe bu yüzden, şimdi gelinen aşamada, Cuma (21 Ocak) günü Cenevre’de yapılacak Blinken-Lavrov görüşmesi (ABD-Rus Dışişleri Bakanları) çok ama çok büyük önem taşıyor.

Bu görüşmeden sonuç çıkmazsa, Rusya istediğini alamazsa, Ukrayna sınırında hafta sonu “provakatif” saldırılar, “false flag” olarak tanımlanan Rusya’ya yönelik Ukrayna cephesinden “sahte saldırılar”, ve bunun karşılığında Rus tanklarının ilerlemeye başladığı “çok sıkıntılı bir manzara”, bölgede kaotik bir ortam görebiliriz.

Umarız böyle olmaz, sorunların çözümü konusunda yarın Cenevre’de adım atılır!

Sayfa Yükleniyor...