Dünya yeni bir finansal krizi yavaş yavaş atlatırken, kimi ekonomistler krizin etkilerinin görülmeye devam edeceğini söylüyor. Bu etkilerin en önemlilerinden birinin de artan işsizlik olacağı belirtiliyor.

CNBC-e’de her Perşembe günü dünya ve Türkiye ekonomisi üzerine eğlenceli bir program sunan Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, Dünya gazetesi yazarı, Saha kurumsal yönetim şirketi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Perşembe ise oldukça farklı bir görüşte. Perşembe bu krizlerin her zaman devam edeceğini anlatırken iş dünyası ile üniversitelerin daha yakınlaşması gerektiğini vurguladı.

Ekonomiye yaklaşımınız diğer ekonomistlerin yaklaşımından oldukça farklı...
Dalga geçiyorum ondan. Çok ciddi 123 tane program var. Ben zaten ciddi bir adam değilim, hayatı o kadar ciddiye almam. Ekonomi de benim uzmanlık alanım. Ben taşlıyorum, küçük, aradan dokunmadan. Dokunmadan derken dışardan konuşmak kolaydır ama siz taşladığınız kişinin koltuğuna oturduğunuz zaman işlerin farkını anlarsınız. O insanların da nerelerden geldiğini anlamaya çalışıyorum ama bazı şeyler sırıtıyor. Sırıtınca da onu konu etmemek olmuyor.

İlk programınızda sözünü ettiğiniz Goldman Sachs hikayesi gibi...
Onlar çok aşikar. O çok uzun zamandır devam ediyor ve tek şirkette değil. Amerikalı politikacılarının, Federal Rezervin, Wall Street ki içinde sadece Goldman Sachs yok, onların TMSF’si, tabii tüm finansal kurumlar ve o çerçeve içerisinde opere eden kurumlar zaten bir fonzy. Fondy diyorum çünkü öyle lüks bir yatakta yatıyor ki Amerikalılar, dünyanın para basma lüksü olan tek ülkesi. Başka bir ülke yapamıyor bunu, kimse de yok bu lüks. Bunlar acayip bükçe ve ticaret açıkları da yaşayabiliyorlar. Para kendisine ya da dışarıya yetmezse de basıyor. Bu fonzy değil de ne? Şu an bir sorun yok ama eninde sonunda kendilerine zararı dokunacak. Dünyadan izole bir şekilde ayrı bir yerde oturuyorlar. ABD’nin 300 milyonluk nüfusunun 280 milyonu dünyada ne olduğunu bilmez ama oturduğu ev sizin, benim oturduğumuz evden çok daha lüks ve konforludur. Büyük bir servete sahip de değillerdir. 3000 dolar maaşı vardır. O maaş ay sonunda bankaya yatar, ayın 1’inde 0 ya da negatif bakiye kalır hesabında. Ay başında morgage, sigorta, krediler, havuzun ilacı hepsi parayı çekiyor. Sizin yok ama onun havuzu var çünkü ayda 50 dolara almış ve ömür boyu ödüyor. Bunların onlara ters dönüşü de var, mesela işsiz kalmak. Biz işsiz kalabiliriz 2 ya da 3 yıl sorun olmaz. Çünkü bizim akrabalarımız var idare ederiz. Orada adam işten çıktığı anda çaydanlığının taksidini bile ödeyemez. Bu felaketi önlemek için parayı basıyorlar. Ne kadar gidecek bu? O yüzden fonzy diyorum ben.

Neden Amerika’nın para basmasına diğer ülkeler karşı çıkamıyor?
Ne yapacak? Bu yönetici bir ülke, istediğini yapar. Şimdi Türkiye para basmaya kalktığı zaman zararı bize ama onlar para basınca zararı tüm dünyaya. Enflasyonist bir baskı kuruyor. Fonzy dediğiniz zaman şöyle bir güzelliği oluyor, fonzy insanları mutlu eder. Saadet zinciri gibi sürekli mutlusunuz. Ekonomiler büyüyor, siz büyorsunuz, ben büyüyoru. Ben daha fazla ders vermeye başlıyorum. Yeni işe giriyoruz, daha fazla maaş veriliyor. Fonzyde bu patlayana kadar devam eder. İşte patladı. Bu da bastırıldı ve temizlendi. Şimdi yeniden başladı inşaat. Başka yolu yok. Amerika gibi bir ülke olduğunda başka yolu yok. Alternatifi var mı derseniz, komünistan vardı o kendi başına battı gitti. Bir imkan yok. Büyük ihtimal bizim kuşak bu büyük patlaklardan bir kaç tane daha görecek ama ölmeyeceğiz. Bundan sonraki kuşağı ise bilmiyorum. Ancak bunların siyasi sonuçları da var. İlerde savaşlara da gidebilir, bilmiyorum. Gerçi şu an öyle bir resim yok.

Türkiye’nin şu anki ekonomik yapısını görüyorsunuz?
Bir farkı yok ki. Bütün ülkeler bunun etrafındaki uydular şeklinde gider. O fonzy devam eder, bakın şimdi rakamlar da yükselmeye başladı. Herkes mutlu ama yine ilerde aynıları olacak. Dinamizm var, trendleri Amerika yaratıyor ama Amerika’yı çıkartın, Kanada’yı çıkartın çünkü doğal kaynakları çok fazla. Bugün itibariyle Kanada Doları ile Amerikan Doları eşitlendi. Çok uzun bir süre bu devam eder. Kanada gibi gelişmiş ama doğal kaynakları yüzünden zengin olan Avusturalya, Yeni Zellanda’yı çıkartın. Çin’i de çıkartın. Gelişmiş Batı ekonomileri şu an da muhtaç. Neye? Başta BRHÇ (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) sonra ikinci lig BRHÇ’lere, Türkiye bu ikinci ligde.

Neden muntaçlar bu ülkelere?
Bu ülkelerde dinamik bir ekonomi var, ikincisi insanlar açlar,krediye doymamışlar, toplum artık marjinal ürünlere gidecek yere daha gelmemiş. Daha temel ihtiyaçlar karşılanıyor barınma gibi. Acayip bir de nüfus var. Şahane bir pazarız. Dünyanın ekonomik motoru artık bu ülkelerden gelecek. Avrupa’dan gelmeyeceği çıktı. Ne üretiyorlar bakınca! Ben Çinli olsam bu duruma çok içerlerdim. Çünkü o eşeğin Denver’ın bilmem bir köyünde ayda 40 dolara havuzda yüzmesi bana dokunurdu. Onu ben finanse ediyorum zira. Benim havuzum yok, yapamıyorum para yok, öyle bir gayrimenkul yok, o gayrimenkulü alacak Türkiye’de de 6,5 kişi var. Çok az kişi havuzlu ev alabilecek durumda. Biz Türkiye’de yapamıyoruz ama Çin ve Japonya yapabilir, ABD’nin ekonomisi onlara bağlı. Almışsınız bir de dağın başında 35 bin dolardan bir ev, o çıktı üç buçuk milyon dolara. Morgage’ı herkese verdiler, verecek kimse kalmayınca hayatı boyunca işssizlik sigortası ile yaşayanlara dağıtmaya başladılar. Bundan sonrada battı. Şimdi aynı şeyi devam ettiriyorlar, hiçbir şey değişmedi. Düzenleyici otoriteler geldi, düzenleyici otoriteleri düzenleyici otoriteler oluşturuldu.300 milyon Amerikalının dünyada ne olduğu konusunda pek bilgisi yoktur. Onlar için politika kürtaj konusu veya benzeri bazı konulardır. Bir de Meclis’te komite toplantıları olur. Bunlar televizyondan yayınlanır. Mesela Bankacılık komitesi çağırır birilerini ve, “Anlatın bakayım bu iş nasıl oldu” gibisinden sorular sorar. Onlar da çıkarlar, suskun, püskün hallerde ve ezilerek cevap verirler. Bunların hepsi televizyon şovudur. O toplantı bitince çıkışta iki taraf da el sıkışır ve işlerine devam ederler. 300 milyon haklarının korunduğunu sanır. Şahane bir sitemdir, kimsenin haberi yok, para da yok.

Sizin dediğiniz gibi üniversitelerimizde biraz dalavere dersleri verilmeli galiba?
Ne öğretiyoruz ki üniversitede! Ben Bilgi Üniversitesi’nde ders veriyorum. Benim dersimi alan çocuklara başka ne dersler aldıklarını soruyorum. Black Scholes formülünden bilmem nesine kadar opsiyon fiyatlamasını öğreniyorlar. Benim hayatım opsiyonlarla geçti. 25 yılda 25 ülkede belki 25 bin opsiyon trader ile opsiyon trade ettim. Bu 25 bin opsiyon traderının hiçbir opsiyon formülü nedir bilmez. Opsiyon formülleri akademisyenler içindir. Zaten eğitim sistemimizin ne kadar yanlış olduğunu konuşuyor bazı kişiler. Bunlarla çocukların kafasını doldurmamak gerek. Çocuk okuldan çıktığı zaman bunları hatırlamayacak. Çocukların kafasını boş yere ütülüyoruz. Nerelerde ütülememiz gerektiğini bilmiyoruz. Şuralarda ütüleyelim diyecek olan da ben değilim. Buradaki sorun iş dünyası ile üniversitenin arası kopuk. Niye YÖK’te, niye başka yerde müfredat. Üniversite için konuşuyorum çünkü orada okuyan çocukların iş bulması lazım. Nerede bulacak işi, iş dünyasında. Ancak iş dünyası üniversiteye şunu öğretin diyemiyor. Çocuk 4 sene okumuş, lisansüstü yapıyor, doktora yapıyor, bilimadamı gibi çıkıyor oradan, işe geliyor odadan odaya gitmesini bilmiyor. Opsiyon profesörü olacaksa, akademisyen olacaksa okusun o dersleri, öğrenmesin demiyorum. Mesela bana CV’ler geliyor. Yüzde 80’ini hemen atıyorum. Geri kalanını çağırıyoruz, onlarda oturmasını kalkmasını bilmiyor. Biz hayatta bilinmesi gereken konuları öğretmiyoruz. Yanlış anlaşılmasın bir cebir bilmek gerekir, tabii bir opsiyon fiyatlamanın ne olduğu bilinsin. Ancak koca kitabı ezbere bilmek anlamsız. O kitap referans kitabıdır, rafta durur. Sen işin düşünce gider bakarsın. Önemli olan o konunun hangi kitabın, hangi sayfasında olduğunu bilmektir. Bana kalırsa bütün üniversiteleri kapatın, meslek lisesi yapın. Ben muzdaribim bu konuda çünkü benim kızım Kanada’da master yaptı, dönmeyi düşünüyor. “Ne yapacağım” diyor.

Genç nesil ne yapmalı sizce?
Kabus, kabus. Acıyorum. Genç neslin bundan kurtulması da çok zor, herkes bir şekil dükkan açıp bakkal olmayacağına göre...Buradaki tek çareyi iş dünyasının üniversite ile aynı yatağa girmesinde görüyorum. Bu sürecin de böyle yavaş yavaş, holding üniversiteleriyle başladığını görüyorum. Ama üniversitenin elini kolunu bağlarsak, araştırma ve geliştirmede, bütçelerde, sınavlarda ve müfredatta bu süreç bir yere gitmeyecektir. Ben bir holding olarak üniversite kuruyorum. Benim birinci amacım ülkeye adam yetiştirmek. İkinci amacım ise holdinge adam yetiştirmektir. Dolayısıyla benim müfredetta bir söylemimin olması lazım. Buna karışılırsa, buna belli ölçüde karışılabilinir tabii, yani neler olup olmayacağı konusunda. Ancak bunun gevşek olması lazım.

Başka neler gevşek olmalı peki ülkede?
Düzenlemelerin gevşek olması lazım. Finansal düzenlemeler bahsettiğim. Şu anlamda söylüyorum, ne kadar sert yaparsanız yapın düzenlemeleri bir delik bulunur ve iş dünyası o deliği bulur. Çok abest bir örnek olacak ama, ben devlet olsam, “Benim hoşuma gitmeyen şeyleri yapamazsınız” derim. Bu benim merhametime kalmış. Siz bir finansal operasyon yaptınız, “Hoşuma gitmiyor ama beni ilgilendirmez” diyorum, kimseye zararı yok. Ancak ben bunu düzenlemeye koymamışsam, bir şey yapamam. Düzenlemelerde varsa adam onu yapmıyor, başka bir şey yapıyor. O zaman da dokunamıyoruz, o zaman neden düzenleme yapıyoruz! Halbuki ben, “Benim hoşuma gitmeyen şeyi yapamazsınız” dersem istediğim zaman gelirim, istemediğim zaman gelmem. Bütün dünya bu yöne gidiyor. Bir tek yüksek zekalı Amerikalılar gitmiyorlar. Orada düzenleme üzerine düzenleme yapılıyor. Düzenleme inşaatı var. Demin şaka yapmadım, bu krizden sonra birkaç tane düzenleyici kurumu daha kurdular. Eskiler zaten vardı, aynı zamanda özerk olan, toplumun kurduğu kuruluşlar var. Ancak onlar düzenleyici kurumları düzenleyen kurumlar var. Tam bir komedi yani.

Yunanistan krizi Avrupa Birliği’ni olumsuz yönde etkileyecek diyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?
Fonzy devam eder. Aynı şeye geliyoruz yine.Elbette etkileyecektir ama bir kere kulubün yıkılmasını istememişler. En fazla bu sonradan kabul ettikleri muz cumhuriyetlerine kenarda otur derdiler. Onu da şu anda gururlarına yediremiyorlar. Bol bol paralar geliyor. İlk 12 üyeye bence bir şey olmaz. Olursa kimbilir. Esas konu krizdeki dalga boyları bir önceki krizden daha etkili mi oldu? Bundan sonra bir şey olursa her şeyi, herkesi etkiler. Başka yerdeki sorunlar sizi, beni etkiliyor. O kadar globalleştik ki. Bir yerde bizide etkileyecek. Bir de onu düzeltecek kudrete sahip değiliz, kim sahip ki! Şu anda Çin’in gidişatı o kudrete sahip olduğu Brezilya’nın sahip olduğunu göztermiyor ki. Amerika zaten tamamen fonzy üzerine kurulmuş katlar inşaatı. Karşı bir sistem getirmeye kimsenin gücü yetmez. En büyük palavra kapitalizmin sonu denmesi orada. Kapitalizm, “Piyasayı serbest bırakın” diyor. Bırakın derken kendisi bırakmıyor ve herkesin lehine çalışan bir sistem. Şimdi her kriz çıktığında, “İşte gördünüz mü piyasayı bıraktık ne oldu” deniyor. Peki ben soruyorum kim çözdü problemi? Piyasanın kendisi çözdü. Politikacı mı çözdü? Çözemez çünkü mutlu. Oylar geliyor, et fiyatları artıyor. TMSF mi çözdü, hayır. Biriside kalkıp saadet, mutluluk içerisinde, “Ya bir dakika bu et fiyatları çok arttı,yeter artık yapmayalım mı” dedi. Her krizden sonra çıkacak işte piyasa ekonomisi bitti, şu bitti. Yeni bir dünyasal sistem kuralım. Eskiden daha basitmiş işler. Çünkü 15 kişi yan yana gelip, “Bretton Woods sistemi kurup dünyayı değiştirelim” derdi. Değiştirirdin de çünkü 15 kişi vardı o zaman. Türkiye’nin soba borusu yoktu, Çin’de insanlar 2 tane pirinç tanesi yiyordu. Japonlar savaştan çıkmak için uğraşıyordu. Bir şey yoktu ki dünyada. Şimdi herkes o seviyeye geldi. Afrika dışında bütün dünya birbirine yaklaşmış durumda. Kim ne sistemi yapacak? Birisi demiyor şöyle yap olsun demiyor. O yapılmasın yok Amerikan parası yeterli olmasın yeni bir paramız olsun. Bir iken iki olsun bütün konuşulan bu.

Sokaktaki Ayşe Teyze kendini nasıl korumalı yeni gelecek krizden?
Hiçbir şekilde koruyamaz. Şu anki durumunda olur yine. Türkiye’de tasarruf yapabiliyorsan zaten hiç yapmayın daha iyi çünkü faizle reel getiri kazanma imkanı kalmadı. Zaten biz tasarruf yapmıyoruz. Koruyacak neyimiz var! Oturup evimizde ışıkları kapatıp bekleyeceğiz krizin bitmesini. Tasarrufumuz yok. Tasarrufumuz varsa belki bono var, mevduat var. Türkiye’nin tasarrufunun çok küçük bir miktarı spekülatif ürünlerde. Onun için burası söz konusu bile değil. Tipik Türk mantalitesi paramı koyayım, ana parayı koruyayım gerisinde spekülatif kısmı çıkartıp bana biraz daha para versin. Türkiye’de 280 tane yatırım fonu, 100 küsür tane A tipi fon var. 100-110 kadar bireysel emeklilik fonu var. Komik rakamlar. Bireysel emekliliği çıkarsak 20 milyar dolar yatırım fonunda vardır. IMKB, dönen rakam halka açık olanı hisse senedi sahibi, bu büyüklükte bir ekonomi için çok komik. Tasarrufu olanda yeteri kadar portföy yaratamadığı için sıkı bir spekulatör değil. Siz zaten kendinizden alıp diyorsunuz ki, “Ben işçi kadar maaş alıyorum, bu zaten bana anca yetiyor. Ben bunun yüzde birinii kenara koyup gidip bono alayım.” O yüzde birin etkisi olmaz. Sermaye birikimini sağlayacak çok faktör var.

Nedir o faktörler biraz anlatır mısınız?
Vergi değişimi, şirketlerin merdiven altından çıkması, insanların yatırıma gitmesi. Tabi bu ülkenin ne kadar iyi yaptığıyla ve ne kadar borçlanabildiğiyle, dünyadaki ilkelerin ne kadar bol olduğuyla alakalı olacak. Eğitim sistemlerini beraber koyacaksınız ve onun arkasındaki akıl, finansal bölümleri zenginleştirecek. Altın, bono, iMKB, döviz..dünyada yüzmilyonlarca ürün var. Bir de borsalar kavga ediyorlar. Bir borsa var mesela ismini hiç kimse bilmiyor. İstanbul Altın Borsası, ne iş yapıyorlar orda kimsenin haberi yok. İMKB deseniz 250 bin tane hesap var 5 bin liranın üstünde. Komik bir rakam gerisi fasa fiso. 75 milyonluk bir ülkede 250 bin tane aktif hesap var. 1 milyon hesap var deniyor, 750 bin tanesi zaten 5 bin liranin altında. Diyorumki bunları birleştirelim. Dışarıdan borsalar gelsin, ürünler gelsin, birleşim olsun, hem ulusal borsanın artısı olsun. Finansal ürün olması burada kimsenin aklına gelmiyor. Finansal ürün olmasaydı kimse aya felan gidemezdi, fabrikalar kuramazdı, yatırımlar yapamazdı. Dünya ekonomisinin içinde bulunduğu ray bundan ibaret. Ülkenin eğitimini adam etmek içinde eğitime ihtiyaç var. Çünkü mentalitenin tamamen değişmesi lazım. Mentalitenin sadece YÖK’te, politik iradede ya da üniversitede değil öğrencilerde de değişmesi lazım. Öbür taraftan finansal ürünlerden 4 tane var memlekette gerisi yok. Olması için birsürü şeylerin değismesi lazım.

Vergi konusunda nasıl değişiklikler lazım peki?
Vergi konusu önemli. Daha Türkiye’deki siyasi ve maliye idaresinin ben dünyanın en basit mottosunu bile anlayabildiklerini düşünmüyorum. Vergi işinde bakın çok basit bir formül var: Vergi oranı ne kadar düşükse o kadar vergi toplarsınız. Bu kadar basit bir şeyi kimse niye görmüyor ve konuşmuyor! Ben fatura keserken mutlu oluyorum çünkü fatura kesmek demek ben iş yaptım, işim dönüyor demek. Bana fatura kestir, bana kesme deme. Ben ferdi fatura kesiyorum ama bir sürü çevre var zaten ayakta kalmak için uğraşıyor. Bu insanların ayakta kalmaları çok önemli bu ülke için. Ülkedeki işletmelerin bazıları üretmekle değil nasıl ayakta kalırımı düşünerek vakit geçiriyor. Çünkü bu adamı mutlu etmemiz lazım fatura keserse. Şimdi trafikte arkadaşlar canavar gibi gidiyor yolda. geçen araca bir yol versene bak nasıl mutlu oluyorsun diyorum. Yol verirken karsindaki adam tesekkur ediyor, selamlasiyorsunuz. Öbür taraftan sinirlenip kendi kendini yemek mi daha iyi yoksa yol vermek mi? Mutlu oluyor yol verince. Bunu hisseden bir insan yol verir. Ben şu masada oturup iş yapıyorum ve fatura kesiyorum. Fatura keserken ardından KDV’si gelecek, ben onu düşünüyorum neden çünkü fatura keserken mutlu oluyorum. Keşke daha çok kazansam da daha fazla fatura kessem.

Öğrencilerinize ne diyorsunuz? Bu ülkede kalın mı yoksa dışarıya açılın mı?
Öğrencilerime söylediğim ülke ile alakalı değil. Bir şeyi anlatmaya çalışıyorum. Eğitim sisteminden bahsederken öğrencilerinde kafasının değişmesinden bahsettim. Daha öncede ders verdiğim üniversitede yüksek lisans grubuna eğitim veriyordum. Tüm sene birşeyler gösteriyorsunuz sonrasında sınıyorsunuz onları. Sınavlardan bir tanesinde şunu sordum; rakamları atıyorum, şu hisse senedini 50 liradan almıştınız bundan 8 ay önce, şu anda 2 lira hisse. Ne yaparsınız? Bu sorunun doğru cevabı yok. Biri battı balık yan gider elimde tutayım diye düşünür. Diğeri der ki büyük salaklık yapmışım hemen satayım. Burada sorunun amacı şuydu, kendiniz için düşünün. 28 kişi vardı sınıfta bu soruyu bir kişi bile cevaplamadı. Bütün soruları yapmışlar sadece bu boş. Dersten sonra neden cevaplamadınız dediğimde, “Konuyu görmedik” dediler. Görmemişmiş. Benden bekliyor onu da. Bizim eğitim sistemimiz bu değili mi! Kendin için bir şey yap, yaratmak için yap, komşun için yap, ailen için yap, toplum için yap. İşte gözüküyor durum. Aslında ağlamaklı halimiz bir kişi cevaplamadı soruyu. Ortada hasar var özetlersek. Ben hoca olarak bir testte 10 sorunun dokuzunu böyle sorsaydım mutlu olurdum. Çocukları da o yöne iterdim. Ama ben bunu yapsaydım sınıfın yüzde 90’ı sınıfta kalırdı. Esas konu o değil, eğer o dönem sınıfımın yüzde 90’ı sınıfta kalmış olsaydı üniversite bana gelirdi ve “Sen burada ne yaptın” derdi. Bakın hata burada. Siz de açıklayamazdınız. Çünkü o üniversite öğrencilerinin yüzde 90’ının kalması için değil geçmesi için açılmış. Hoca olarak ben zarar görürüm. Ne oluyor o zaman, üzerimde bütün öğrencileri geçirmem için baskı var. Zaten 2 öğrenci geliyor beni geçirme falan diye onları bırakıyorsun. Bırakmanın iyilik olduğunu anlatamadım.

Nasıl yatırım yapıyorsunuz, yatırım yapıyor musunuz?
Birikimlerimi konjekture göore değerlendiririm. Farklı bir pozisyonum yok hiçbir zaman olmadı. Biz oynuyoruz bir şeyle. Eğer birikiminiz varsa tabi oranlar rakamlar değişir. Siz dersinizki birikimimin yüzde 50’sini sabit gelire, yüzde 25’ini dövize koyarım, yüzde 25’i ile de hisse senedi oynarim. Bu rakamlar insandan insana, konjektürden konjektüre, o günkü şartlara göre değişir. Yatırımın şöyle bir dezavantajı var. Herkes yatırımcı olabilir. Herkes dişçi, doktor olamaz çünkü büyük bir yatırım gerektiriyor. Bu mesleklere sahip olmak için bunun okuluna geleceksiniz, makinalarını satın alacaksınız, gerekli donanımı satın alacaksınız, gerekli hocaları göreceksiniz, yıllar geçecek ki çok iyi olacaksınız. Yatırımcı olmak emlakçı olmak kadar kolay. Yatırımcıların yanılgısı yatırımcı olmayı icrat etmek kadar kolay sanıyor. Yatırımcı olmak için doktor olmayı, dişçi olmayı, tenisçi olmayı gerektiren bilgi setinin gerekmediğini düşünüyor. Herhangi bir mesleği olup kaynakçıdan tenisçiden dişçiye doktora kadar iyi olmanın gereksinimin hepsinin örtüştüğü bir nokta var. Şimdi dişçide sizin dişinizi çekerken maç seyrediyorsa bu doğru bir davranış biçimi değildir. Dişçi alkol alıyor, elleri titriyorsa bu doğru davranış biçimi değildir. Bir sürü şey olabilir. Yatırımcınında doğru bir davranış biçimi olmalıdır. Yatırımcı bir kere korkuyor, sinirleniyor, kafasını birilerine takıyor. Bütün mesleklerde iyi olmak için bilgiye, deneyime, doğru davranış biçimlerine ve doğru risk yönetimine sanip olmak gerekir. İyi kaynakçı neden iyi kaynakçı oluyor. Düşük bir meslek olmasına rağmen bakın bu dördüne sahip olan adam öbüründen daha iyi. Bütün mesleklerde başarılı olmak için ortak kaliteler var. Yatırımcı hiçbirini görmüyor. Neden çünkü yatırım yapmak telefon açmak kadar kolay. Benim tanıdığım 100 yatırımcıdan 97 tanesini gayet istikrarlı bir şekilde para kaybediyor. Bunu nedeni de bu dört tane performansı bilmemesi, uygulayamaması.