13 dalda Oscar adayı The Shape of Water'ı izlemek için 13 neden

The Shape of Water 13 dalda Oscar'a aday olarak yakalanması güç bir başarıya imza attı. Orkan Şancı The Shape of Water'ı izlemek için 13 nedeni yazdı. / orkan.sanci@ntv.com.tr

  • 1

    ABD’de gizli bir tesiste temizlik görevlisi olan genç kadın, tesise getirilen tehlikeli/garip bir yaratığa karşı duygusal yakınlık kuruyor. Üstelik karşılık buluyor. Farklı türlerin aşkı olamaz mı? Oluyor. Yalnızlık ve anlam arayışı artınca, “tür” farkı değersizleşiyor. Perdede “iki yalnız” kalıyor. Pardon, bu bir eleştiri yazısı olmayacaktı. Gelin, 13 maddede, Oscar'a 13 dalda aday olan "The Shape of Water"a yakından bakalım.
  • 2

    BİR: Filmin masalsı havası boşa değil. Ancak bir masalda olabilecek, gündelik (normal) hayata göre mantıksız görülen pek çok şey görüyoruz filmde. Bunların nedeni, filmin metninin aslında “Güzel ve Çirkin” hikayesinin bir tür uyarlaması olmasında yatıyor.
  • 3

    İKİ: Meksikalı sinemacı Guillermo del Toro, “öteki”, “ucube”, “anormal”, “yabancı” gibi toplum içinde ayrıksı duran karakterlere olan sevgisini/ilgisini öteden beri bildiğimiz, hatta kendi deyimiyle onlarda kısmen de olsa “kendini gören” birisi. Bu durum “Hellboy”da da böyleydi, “Pan’ın Labirenti”nde de. Dolayısıyla uzak coğrafyalardan getirtilen “amfibik” adamın tam da del Toro’ya göre olduğunu kabul etmemiz gerek.
  • 4

    ÜÇ: Filmin merkezinde duran ana karakter olan Elisa ise seyirciye 2001 yapımı “Amelie”deki genç kadını hatırlatabilir. Filmin başlarında özel hayatına dair anlatılan rutiniyle hemen ısındığımız Elisa, duyabiliyor ama konuşamıyor. Ses tellerinden yaralı. Ama kimsenin duyamadığını duyuyor, diğer yaralıları anlayabiliyor, hatta suda yaşayan bir adamın kalbini hissedebiliyor.
  • 5

    DÖRT: Filmin soğuk savaş yıllarında, Amerikan ve Rus ajanlarının birbirlerini sıkı sıkıya kolladığı dönemde geçtiğini belirtelim. Amerikalı yetkililerin buldukları her “yeni” ve “farklı” şeyi düşmana karşı silah olarak kullanmanın hesabını yaptığı, Rusların da bunlara karşı benzer hamlelerle cevap verdiğini izliyoruz. Bu nedenle amfibik adam iki ülke için de hem bilinmez hem de sırf bu yüzden önemli. Soğuk savaş gerilimini hissettiren sahneler de var anlayacağınız..
  • 6

    BEŞ: del Toro yıllardır üzerinde çalıştığı filmi aslında baştan sona siyah beyaz çekmek istemiş ama son anda bu karardan vazgeçmiş. Filmi izleyince iyi ki vazgeçmiş diyebilirsiniz. Çünkü renk paleti, kullanılan görsel efektlerin güzelliği, özellikle de Elisa ve amfibik aşkının banyodaki sahnesi, aşkın/suyun, şeklini olmasa da rengini tıpkı bir masaldaki gibi gösteriyor.
  • 7

    ALTI: Elisa rolüne sessiz film dönemlerinin yıldızlarını izleyerek hazırlanan Sally Hawkins, en iyi kadın oyuncu dalında iddialı (büyük ihtimalle altın heykelciği Frances McDormand’a kaptıracak). “Blue Jasmine”de sorunlarıyla mutlu küçük kız kardeş rolüyle hatırlayacağımız Hawkins, bu kez hiç konuşmadan da derdini anlatabilen bir karakteri oynayarak, yılın en önemli performanslarından birine imzasını atıyor.
  • 8

    YEDİ: Önce Cuaron sonra Inarritu. Hollywood’un başını döndüren Meksikalı çetesinin üçüncü üyesi de Oscar kazanabilir. del Toro, Oscar’ın habercisi sayılan tüm yönetmenlik ödüllerini toplayarak rakiplerinin bir adım ötesine geçti.

  • 9

    SEKİZ: Filmin müziklerinin özellikle övüldüğünü belirtelim. Ses bandındaki döneme uygun şarkıların dışında “Shape of Water” orijinal film müziği dalında da Oscar’a aday.
  • 10

    DOKUZ: Orijinal senaryosuyla da Oscar’a aday gösterilen yapım, gayet güzel cümleler barındırıyor: “görmek mümkün değil senin şeklini, dört bir yanım seninle çevrili”
    Elisa konuşamadığı için iç sesinden özellikle sonlara doğru güzel monologlara rastlıyoruz.
  • 11

    ON: Filmin başrolleri yani iki aşığı da sessiz birer karakter. Aralarında doğru düzgün tek bir diyalog bile gerçekleşmiyor. Çünkü konuşamıyorlar. Bu açıdan “Shape of Water” anlattığı hikaye fazla naif bulunma tehlikesi barındırsa da, aşk filmleri külliyatında kendine özel bir yer edinecektir.
  • 12

    ON BİR: Su konusu filmde sadece su değil!. Spoiler vermemek adına dikkatli yazmak gerekirse; bir çok sahnedeki göndermelerde fark edileceği gibi, su, aslında aşıklarımızın kendilerini daha doğru ifade edebildiği bir alan. Elisa’nın bebek olarak bulunma hikayesine dikkat edin, diyelim.
  • 13

    ON İKİ: Yönetmeninin hikayesine bu denli aşık olduğu fazla film yok bugünlerde. Bu filmi izlerseniz, Akademi’nin 13 dalda aday gösterdiği ender yapımlardan birine sinema salonunda tanıklık edeceksiniz.Film ödüllerin çoğunu toplayamasa bile, bir yönetmenin neredeyse bütün kariyerini özetleyen iç dünyasına yolculuk etmiş gibi olacaksınız.
  • 14

    ON ÜÇ: Son maddeyi geçiştirecek değiliz. Mesele şu: Yalnızlık çeken, bir başka yalnız ile daha kolay bağ kurar. Elisa ve amfibik yaratığın aşkı biraz da böyle doğuyor. del Toro, kendi içinde hep yalnız hisseden insanoğlunun anlam arayışını ifade edebilmek için tam da kendi üslubunca bir masal anlatıyor. Günümüzde geçen bir romantik komedi bekleyenleri hayalkırıklığına uğratacak, gerçekçilikten kopamayanları kızdıracak, evet fazlasıyla naif, ama karşı konulmaz şekilde dokunaklı bir masal. Böylesine naif samimiyetle çekilen bir filmin 13 dalda Oscar’a aday gösterilmesi ise evet, masal.