27 yaşında meme kanserine yakalandı, hastalık kısa süre sonra karaciğerine, ardından beynine metastaz yaptı, malulen emekli oldu. 2003 yılından beri kemoterapi gören Gazeteci Yazar Sibel Kalaycı NTVMSNBC’ye verdiği bir röportajda, “Süreç insanı yoruyor ama hiçbir zaman pes etmedim ve etmeyeceğim. Zorlandığım zamanlar olmasına rağmen hayattan zevk alıyorum ve yaşamayı çok seviyorum. Günün birinde sağlığım daha kötü olursa sürekli uyumak zorunda kalacağımı düşünerek ne kadar çok şey yaparsam ve ne kadar az uyursam o kadar iyi diye düşünüyorum” demişti.

Kalaycı, 1974 yılında doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olan Kalaycı, sağlık muhabiri olarak uzun yıllar çalıştığı ANKA’dan 2002 yılında malulen emekliye ayrıldı. Kalaycı, hastalıkla mücadelede yaşadıklarını, kanser hastasıyken hayattan zevk almanın ve hastalıkla barışık olabilmenin yollarını “Kansere Gülümsemek” adlı kitabında anlattı. Hastalığı süresince yazılarından kopamayan Kalaycı, 2006 yılı ortalarından itibaren de “www.gercekgundem.com” adlı internet sitesinde yazı yazmaya başladı; bu süreçte “Sibel’in Günlüğü” ve “Hüzün Mevsiminde Aşk” isimli iki kitap daha yazan Kalaycı, yaşadıklarına rağmen hayata pozitif bakmayı başardığını söylemişti:

“Bazen kendime acıyorum, grip oldum diye üzülenleri kıskanıyorum. Çünkü benim yaşamım elimden kayıyor. Ama ben başkalarından farklı olarak küçük sorunları dert etmeden istediklerimi gerçekleştirebiliyorum.”

Sarı basın kartı sahibi olan Kalaycı, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi.

UYKUDA GEÇEN ZAMANA ACIYORUM
Bugün o sonsuz uykuya doğru son yolculuğuna çıkacak olan gazeteci Sibel Kalaycı, yine kanserden hayatını kaybeden Gazeteci Kazım Kanat’ın, “Kanser olduktan sonra bir günü üç gün gibi yaşıyorum” sözü üzerine, kanserle birlikte yürüdüğü yolun haritasını şöyle özetlemişti:

“Uyuduğum zamanı boşa geçirdiğimi düşünüyorum. Bu yüzden daha az uyumak için çaba harcayarak günü daha uzun yaşamaya çalıyorum. Günün birinde sağlığım daha kötü olursa sürekli uyumak zorunda kalacağımı düşünerek ne kadar çok şey yaparsam o kadar iyi diye düşünüyorum. Bir günü üç gün gibi yaşamaya, bir dakikayı bile boşa geçirememeye çalışıyorum. Anı yaşamak benim için çok önemli, çünkü benim için zamanın, diğer insanlardan daha az ve daha değerli olduğu kanısındayım. Kemoterapi aldıktan sonra çok halsiz olmama rağmen zamanı boşa geçirmemek ve daha iyi değerlendirmek adına kendimi zorluyorum, bir süre dinlendikten sonra kalkıp, gezmeye gidiyorum, zevk aldığım şeyleri yapmaya başlıyorum. Dağlara, denizlere, doğaya daha fazla zaman ayırıyorum çünkü zevk aldığım şeyleri yapmak bana iyi geliyor. Mesela iki gün önce kemoterapi aldım, yarın arkadaşlarımla Bolu’ya piknik yapmaya gitmeyi planlıyorum. Kısacası bir güne, bir günde yapılabileceklerden daha fazla şey sığdırmak için çabalıyorum, çünkü yaşamak çok güzel…”