“Çevrenize bakarsanız moda hastalıklardan muzdarip birçok insan göreceksiniz. Bu hastalıklar genç, yaşlı demeden çok sayıda insanın ortak sorunu” diye konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu, ‘moda hastalıklar’ diye tabir ettiği hastalıklar hakkında bilgi verdi ve korunma yollarını anlattı. İşte o hastalıklar:

HIZA BAĞLI HASTALIK REFLÜ
“Reflünün kelime anlamı; ‘geri akış’tır. Yediğimiz her gıda sırasıyla; ağız - yemek borusu – mide - onikiparmak bağırsağı - ince bağırsak ve kalın bağırsaktan geçerek dışkı halinde atılır. Reflüde bu akış yönü terse döner. Yemek borusundaki gıda ağza, midedeki gıda yemek borusuna, onikiparmak bağırsağındaki gıda mideye geri döner. Bu da kişide çeşitli şikayetlere neden olur. Huzursuz, keyifsiz, konforsuz bir durumdur. Çoğunlukla yemek yeme alışkanlıkları, keyfi alışkanlıklar, fiziki ortamlar ve kişilik özellikleri ile yakından ilgilidir. Dolayısıyla günlük hayatla ilgili düzenlemeler gereklidir. Aksi takdirde tedavi edilse bile hastalığın tekrar etme ihtimali vardır.

REFLÜSÜ OLANLAR DİKKAT!
Yatak:
Yatağın baş kısmını yukarı kaldırın. (Yatağın altına yastık-şilte gibi destekleyici maddeler koyarak 30 derece kadar yükseltip, hastane yatağı ya da şezlong tipi yükseklik elde edin.) Mümkünse sol yan tarafınıza yatın.

Yemek: Hangi gıdaların yakınmaları arttırdığını tespit edin ve o gıdaları almayın. Tek oturuşta aşırı miktarda yemek yemeyin. Yemeklerinizi az az ve sık sık yiyin. Ağzınıza aldığınız lokmayı iyi çiğneyin. Her öğün için en az 15 dakika zaman ayırın. Eğer yeterli zaman yoksa o zaman diliminde yeterince çiğneyip yutabileceğiniz miktarda yemek yiyin. Aşırı sıcak-soğuk-baharatlı-yağlı yemek yemeyin. Yemek sonrası hemen yatmayın. Yatmadan en az 2 saat önce son öğün olarak meyve ve su alımı yapın. Yatmadan önce yağlı-baharatlı yiyecekler, alkol ve çikolata yemeyin.

Kilo: Fazla kilolu olmak reflünün tekrarı açısından risktir. En kısa süre içinde kilo verin, ideal kiloda kalmaya çalışın.

Sigara: İçmeyin. Sigara içtiğiniz sürece reflü şikayeti tekrarlar. Tütün asidi dengeleyen koruyucu mekanizmalara zarar verir. Asit üretimini uyararak arttırır. Yemek borusu ile mide arasındaki kasların gevşemesine neden olur, asit reflü’süne yol açar. Yemek borusu alt ucunda basıncı azaltır. Midedeki gıdaların boşalmasında yavaşlama yapar. Reflü sayısını arttırır. Tükürük salgılamasını olumsuz yönde değiştirir.

Alkol: Alkol kullanıyorsanız bırakın. Reflü alkol bırakılmadığı sürece tekrarlar.

Giysi: Beli sıkan giysileri kullanmayın. Kemerinizi karın bölgesini çok sıkacak şekilde sıkarak kullanmayın.

Stres: Acele işe reflü bulaşır. Zamanı iyi kontrol etmeye çalışın, yoğun plan programlar yemek süresini kısaltır. Yoğun stres mide asidi artışı yapar. Bunlar reflü tekrarını arttırır.

İlaçlar: Herhangi bir nedenle kullandığınız ilaçları doktorunuza tam ve doğru bir şekilde iletin. Bazı ilaçlar refü yapar. Bazı ilaçlar mevcut olan reflüyü arttırır. Bazı ilaçların dozu mide bağırsak şikayeti olan hastalarda azaltılır.

KALP KRİZİ
Kalp krizi, kalbin çalışması sırasında aniden gelişir. Kalbi besleyen damarlardan bir veya daha fazlası tıkanır. Sonuçta kalbin beslenmesi ve oksijen alması bozulur. Tıkalı damarın beslediği bölgede çalışma bozukluğu meydana gelir. Kalp, kanı düzenli pompalayamaz.

Hem kalbin hem de kan pompalanmadığı için tüm organların çalışması bozulabilir. Bu durum çeşitli hastalıklar veya ölümle sonuçlanabilir. Damar tıkanıklığı yavaş yavaş veya ani olabilir. Yavaş tıkanıklığın en önemli sebebi damar sertliğidir (atheroskleroz).

Damar sertliği aynı zamanda doğal süreçtir. Aileden gelen genetik yatkınlık riskinizi arttırabilir. Kişisel bazı yatkınlılarımız bu süreci hızlandırabilir.


Sigara içmek, düzensiz ve yağ yoğunluğu fazla gıdalarla beslenme halinde damar sertliği hızlanır. Şeker hastalığı (Diabetes Mellitus), hipertansiyon, obezite, 65 yaşını geçmiş olmak, ağır fiziksel veya duygusal stres, ameliyatlarda artmış stres kalp krizini tetikleyebilir.

Nasıl Anlaşılır?
• Ani başlayan, rahatsızlık hissi ve stres.
• Göğüste tam yeri belli olmayan sıkışma hissi ve baskı hissi veren bir ağrı olur.
• Sol kola ve çeneye doğru yayılan ağrı olabilir.
• Ağrı hareket etmekle artar, dinlenirken azalmaz.
• Ağrı yarım saatten uzun sürer.
• Ağrıyla birlikte soğuk soğuk terleme, solukluk ve mide bulantısı olabilir.
• Nefes darlığı olabilir.
• Çarpıntı ve/veya kalp hızı yavaşlaması olabilir.

Bununla beraber hastaya has farklı şikâyetler olabilir. Önemli olan ani başlayan genel durumumuzu hızla bozan, daha önce hiç karşılaşmadığımız, ölüm hissi uyandıracak farklılıkta bir durum olmasıdır.

Özel durumlar;
• Kalp krizi geçiren hastaların beşte bir kadarı tipik şikâyetler göstermez.
• Hatta bazı durumlarda hiç şikâyet yoktur.
• Sessiz kalp krizi, şeker hastaları ve yaşlılarda olur. Diyabet hastaları hemen hemen hiç ağrı duymazlar ve sadece nefes darlığı ve soğuk terleme şikâyetleri olur.
• Bazı hastalarda mide ülseri veya pankreatit ağrısıyla kalp krizi ağrısı karıştırılabilir, ülser lehine yanlış yorumlanabilir.

Ne yapmalı?
Belirtiler varsa hemen oturun. Çevrenizden mutlaka yardım isteyin. "112" Hızır Acil yardımı arayın. En yakın sağlık kuruluşuna ulaşmaya çalışın. Bilinir bir hastalık varsa, acil durumlar için tavsiye edilmiş ilaçlarınızı hatırlayın. Dışarıdaysanız cep telefonuyla yardım isteyin. Kesinlikle yürümeye veya merdiven çıkmaya devam etmeyin. Hareket, zaten oksijen alamayan kalbinizin oksijen ihtiyacını arttıracaktır.

KANSER
İnsanlığın karşısındaki en önemli hastalıklardan biri kanserlerdir. Kanserler, kısa sürede sebebi bilinen ölümler sıralamasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sıraya yerleşmiştir. Kanser kelimesi de Fransızca "cancer" kelimesinden dilimize çevrilmiştir. "Bir organ veya dokudaki hücrelerin kontrolsüz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urların yol açtığı hastalık" tanımlamasının karşılığı olan kelimedir.

Kanserin Nedenleri nelerdir?
Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinen tek bir nedeni yoktur. Çeşitli kanser tipleri ile ilgili çeşitli nedenlerin, kansere yatkınlığı arttırdığı ifade edilmiştir. Çevresel faktörler, sigara, alkol kullanımı, uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma, aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma, bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.), bazı virüsler, hava kirliliği, radyasyona maruz kalma, kötü beslenme alışkanlığı gibi… Bu risk faktörlerinin ortak özelliği ise vücudun yenilenme ve tamir işlerinde kullanılan hücrelerin çoğalma ve gerektiğinde durma özelliklerini kötü yönde bozmasıdır.

Ne yapmalı?
Bedenimizi tanıyalım. Doğallıktan uzaklaşmayalım. Fark ettiğimiz değişiklikleri doktorumuza iletelim. Doktorumuzun görüş ve önerilerini dikkate alalım ve uygulayalım İnternete bakıp kendimize “Kanser” tanısı koymayalım. Unutmayın “Tabii’likten uzaklaştıkça Tababet’e yani tıbba yaklaşırız.”

ADET DÜZENSİZLİĞİ
Adet düzensizliği sebepleri olarak, hormonal değişiklikler, yumurtalık kistleri, rahim veya rahim ağzındaki polipler, rahim içini döşeyen tabakanın fazla büyümesi, miyomlar ve daha nadir olarak da rahim kanseri sayılabilir. Çok sık kullanılan, değişik tipte anormal kanamaları içine alan, iyi tariflenmemiş yuvarlak bir terimdir. Tanının doğruluğu ancak diğer kanama kaynakları ve nedenleri araştırılarak kesinleştirilebilir.



Disfonksiyonel anormal uterin kanama tanısı, öykü, fizik muayene ve diğer yardımcı tanı yöntemlerine özellikle rahim içi biopsinin veya rahim içi dokusundan yapılan kürtajın incelenmesine dayanır. Doğum sonrası adet düzensizliği sebepleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Uygun tedavi ve takip planı yumurtlamanın olup olmamasına, rahim içi kalınlık ve üreme dönemine, aynı zamanda kanamanın miktarı ve süresine, yaş ve doğurganlık durumuna göre, her hasta için ayrı ayrı oluşturulur.

SELÜLİT
“Selülit”Selülit, genel bilinir anlamı ile “adiposit” adı verilen derialtı yağ hücrelerinin kan ve lenfatik dolaşımı bozmasıyla, özellikle kadınlarda görülen bir sorundur. Zaman içerisinde, kan ve lenfatik dolaşımı etkilenen cilt ve ciltaltı bölgelerinde yağ hücre gruplarının arasında oluşan sert bantlar deride çöküntülere ve portakal kabuğu görünümüne neden olmaktadır. Aynı zamanda vücudun en geniş yüzeyli ve hastalık oluşturan etkenlere en sık maruz kalan organı olan derinin ve deri altı yağ dokularının ani başlayan mikroplu enfeksiyonuna da “selülit” denir.

Önceden sadece estetik bir sorun olarak değerlendirilen selülit, Amerika Birleşik Devletleri’nde şişmanlık ile birlikte 21.yüzyılın hastalığı olarak görülüyor. Şehirde yaşayan insanlarda selülit ve bölgesel yağlanma sorunları, kırsal bölgede yaşayanlara göre 17 kat daha fazla görülüyor. Sürekli bilgisayar başında oturmak, yürümek yerine araçla ulaşımı tercih etmek, asansör kullanmak, doğal gıdaların yerine sentetik beslenme unsurlarının tercih edilmesi, lenf sıvılarının (ki bu sıvıların yüzde 60'ı yağdan oluşur) hareketsiz bölgelerde birikmesine neden oluyor. Bu birikmeler sonucunda da normale göre genişlemiş, sertleşmiş, hareket ve temas ile acılı hale gelmiş hasta dokular ortaya çıkıyor.

Selülit ve Bölgesel Yağlanmanın Nedenleri: Stresli yaşam, hareketsizlik, uykusuzluk düzensiz beslenme, sigara ve alkol tüketimi, yetersiz su tüketimi, hormonol bozukluklar, uzun süre aynı pozisyonda çalışmak, çay, kahve, kolalı içecekleri fazla tüketmek, doğum kontrol hapları, fast food tüketimi gibi nedenler selülite ve bölgesel yağlanmaya neden olur.

ADRENAL YORGUNLUĞU
Önceden de kronik yorgunluk, sinirlilik hali, konsantrasyon bozukluğu, cinsel isteksizlik, halsizlik, strese bağlı ortaya çıkan fiziksel bozukluklar vardı ama hastalığın bir adı yoktu. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yeni hastalığın adını koydu. “Adrenal Yorgunluğu”. Böbrek üstü bezinin ürettiği “adrenalin” hormonunun uzun süre etkisinde kalan bedenlerin sorunudur. Modern hayatın tempolu yaşamının getirdiği sağlık sorunlarını 21’inci yüzyılın sendromu olarak tanımlanmıştır. En büyük nedeni ise yoğun tempoda yaşamak ve uzun saatler süren stresli çalışma koşullarıdır. Yoğun çalışma temposu ve stres sonunda aşırı derecede kortizol hormonu salgılamasıyla vücuda yorgunluk hissi veriyor.

Belirtiler: Nedensiz yorgunluk hissi, uykudan uyanamama problemi. Kahve, kola, tuzlu ve tatlı abur cubur yeme isteği, halsizlik, aşırı stres, mutlu olamama, tatminsizlik ve cinsel isteksizlik.

Nedenler: Sağlıksız beslenme ve fast food alışkanlığı, tuz ve şeker kullanımı, geç saatlere kadar uyanık kalma, kendini başarısız ve güçsüz hissetme, mükemmel olmaya çalışma ve aşırı hırs, kendine vakit ayıramama.

Öneriler: Tam tahıllı gıdalar, balık ve meyve içeren bir diyet, kafeinden uzak durmak, erken yatmak, düzenli spor yapmak ve masaj gibi rahatlatıcı aktiviteler adrenal yorgunluğu azaltıyor. Yine de en önemlisi, hırs ve tüketme tutkusunu dizginlemek ve mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçmektir.

BULİMİA NERVOSA
“Tıkanırcasına yemek yeme” anlamına gelir. Genç kadınlarda yüzde 1-3 oranında görülür. Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına krizler halinde tekrarlayan yemek yeme nöbetlerinin olduğu bir rahatsızlıktır. Sadece psikolojik kökeni yoktur. Serotonin, norepinefrin döngüsü azalır. Endorfin düzeyi yükselir. Hastalar belirli bir zaman diliminde, aynı durumdaki kişilerin yiyebileceği besin miktarının çok daha fazlasının tüketir. Kişi yemek yemeyi durdurma kontrolünü kaybettiğini düşünür. Yemeği sonlandıramayacağı, miktarında aşırıya kaçıp, kontrol sağlayamayacağı hissi oluşabilir. Yemeğin ardından, kişi kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı arttırıcı ya da idrar söktürücü, yan etki olarak zayıflama yapabilecek ilaçları kullanır. Yemek yemeyi kendine yasaklayıcı tutumlar ya da normalden daha çok fiziksel aktivite ya da yoğun kültür-fizik hareketleri gibi uygun olmayan telafi edici, kompanse edici davranışlar içine girer.

“Bulimia nervosa” tanısı konması için kişinin tıkınırcasına yemek yeme ve uygun olmayan telafi davranışlarını en az 3 ay süre ile en az haftada 2 kez tekrarlamış olması gerekmektedir. Bu bozukluğun bulunduğu kişinin kendini tanımlamasında ve değerlendirmesinde, vücut şekli ve kilosu önemli bir yer tutar. Rahatsızlığın 2 tipi vardır. Birincisinde düzenli olarak kusma, idrar söktürücü ve dışkılamayı arttırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. İkinci şekilde ise kişide bunun yerine yemek yememe, anormal derecede fiziksel aktivite ya da vücut egzersizleri gibi alınan kalorileri telafi edici davranışlar görülmektedir.

ANOREKSİYA NERVOSA
Sinema ve moda dünyasının özenilen figürleridir mankenler, aktrisler. Fotoğraflarda kaç santim oldukları yazılmasa da kaç kilo olduklarını okuruz çoğu zaman. Filmlerde öldüklerine inandığımız insanların, incecik bedenlerine benzeme tutkusuyla dolarsak yandık. Hayattaki en önemli konunun bu olduğuna kendimizi kaptırıp akıntıya kapılabiliriz.

Bu kişiler kilolarından memnun olmaz. Beklediği kadar zayıflasa bile kilo almak ve şişmanlamaktan aşırı şekilde korkar. Kendi bedenini doğru tanımlamakta zorlanır. Kilosunun düşük olmasının kendisi için doğuracağı zararların farkına varamaz.

Ergenlik dönemindeki genç kızlarda yüzde 1 oranında ve erkeklere göre 20 kat daha sık görülür. Sanıldığı gibi sadece psikolojik kökenli değildir. Kanda “MHPG (-metoksi-4-hidroksifeniletilen glikol)” denilen madde düzeyi düşüktür. Kortizol düzeyi yükselir. Tiroid işlevleri baskılanmıştır. Dişilik hormonları düşer. Adet düzensizliği, adet görememe olur. Sıklıkla depresyon eşlik eder. Ölümle sonuçlanan vakalar vardır.”