İlişkili Haberler

İnflamatuvar bağırsak hastalıklarını, "Nedeni tam olarak anlaşılamamış ancak genetik zeminde çevresel faktörler ve mikrobiyota etkileşimiyle geliştiği düşünülen sindirim sistemi kanalının kronik iltihabı" şeklinde tanımlayan
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, bu iltihabın sindirim kanalı boyunca ağızdan anüse kadar herhangi bir yerde ortaya çıkabildiğini aktardı.

Başaranoğlu, İBH'nin ülseratif kolit ve Crohn hastalığı olmak üzere iki türü olduğunu dile getirerek, uzun süredir hastalığın nedeniyle ilgili ortaya birçok teori atıldığını ancak basit bir açıklama bulunamadığını, mısır şurubundan elde edilen früktoz (Rafine şeker), pastörize süt, dondurulmuş besin tüketimi, diş macunu kullanımı, çocukluk çağında sık antibiyotik kullanımı, bakteriyel ve virüs hastalıklarının İBH'nin nedenleri arasında gösterilebildiğini vurguladı.

Gastroenteroloji Uzmanı, "Ancak hastalığın nedeninin bu kadar basit olmadığı da düşünülmektedir. Araştırıcılar, bireysel genetik yatkınlık ve bağışıklık sistemiyle çevrenin özellikle de bağırsak mikrobiomasının bir şekilde bir araya gelerek İBH'ya neden olduğuna inanmaktadır" diye konuştu.

 İBH'NİN BELİRTİLERİNE DİKKAT 

Doktor Metin Başaranoğlu, İBH'nın iki türü içinde hastalık seyrinin vakadan vakaya değişkenlik gösterdiğini, kimi hastada hayatında sadece bir kez alevlenme dönemi olurken, kimi hastada daha sık alevlenmeler olabildiğini, Crohn hastalığında karın ağrısı, kilo kaybı, ishal, halsizlik ve bitkinlik yakınmaları ön plandayken, ülseratif kolitte kanlı, mukuslu dışkılama şikayetlerinin olduğunu kaydetti. 

Her iki durum için de halsizlik, kilo kaybı, hafif düzeyde ateş yüksekliği, karında şişlik, kabızlık, kramp gibi değişik yakınmaların da söz konusu olabileceğini dile getiren Uzman, çocuklarda, büyüme ve gelişme geriliğinin Crohn hastalığının ilk belirtisi olabileceğini söyledi.

Başaranoğlu, şikayetlerin her zaman sindirim sistemiyle ilgili olmayabileceğine de işaret ederek, bel, eklem ağrıları, göz ve cilt ile ilgili bağırsak dışı yakınmaların, hatta karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarının da İBH'nin belirtileri olabileceğini söyledi.

Genellikle İBH ve İrritabl Bağırsak Sendromu'nun (İBS) birbirine karıştırıldığını, genellikle benzer belirtiler gösterebildiğini, test ve muayene yoluyla İBH ve İBS arasında ayrım yapılabildiğini aktaran Gastroenteroloji Uzmanı şöyle devam etti:

"Ancak bu durum, İBH'li hastaların hiçbirinin aynı zamanda İBS'li olmadığı anlamına gelmez. Çalışmalar, Crohn hastalığı teşhisi konulan kişilerin yüzde 57'sinde ve ülseratif kolitli hastaların üçte birinde aynı zamanda İBS benzeri bulgular olduğunu ortaya koyuyor. İBH gelişim riskinin en yaygın olduğu yaş aralığı 15-35 yaşları arasıdır. Bununla birlikte, 3 yaş civarındaki çocuklara da bu hastalığın teşhisi konulabiliyor. Teşhisin arttığı bir diğer yaş aralığı da 50-55 yaştır. Genç ve genç erişkinlerde daha sık rastlanması stres faktörünün de bu hastalığın gelişmesinde rolü olduğunu düşündürtmektedir. Ülseratif kolit kadın ve erkeklerde eşit olarak görülüyorken, Crohn hastalığına kadınlarda biraz daha sık rastlanılıyor. İshal, dışkıda kan, sıkışma hissi ile birlikte dışkılama ihtiyacı, kramp biçiminde karın ağrısı, hızlı kilo kaybı, kabızlık, sürekli bitkinlik ve halsizlik, ateş yüksekliği, dışkı değişiklikleri ile birlikte eklem ağrısı, cilt döküntüsü durumlarında mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına gidip tetkik yaptırılması gerekiyor."

"İBH TEDAVİ VE TAKİBİ, UZUN SÜRELİ BİR İŞ BİRLİĞİ GEREKTİRİR"

Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, global olarak İBH'nin, gelişmekte olan ülkelerden ziyade endüstrileşmiş toplumlarda meydana gelme eğiliminde olduğunu belirterek, "Araştırmalara göre hastalığın en fazla görüldüğü Avrupa'da her 100 bin kişiden 505'inin ülseratif kolit, 322'sinin ise Crohn hastası olduğu anlaşılıyor. Ülkemizde ise 2009'da yayımlanan İnflamatuvar Barsak Hastalıkları Derneği verilerine göre her yıl 100 bin kişiden 4,4'üne ülseratif kolit, 2,2'sine de Crohn hastalığı teşhisi konmakta." diye konuştu. 

İBH'li hastaların beslenmesine ilişkin, "Hastalığa neden olabilecek, klinik bulguları kötüleştirebilecek veya klinik olarak rahatlamaya neden olabilecek kesin bir diyet önerisi yapılamamaktadır." diyen Başaranoğlu, şunları kaydetti:

"Genel kural olarak hastalar tolere edebildiği ölçüde herhangi bir kısıtlamaya gerek yoktur ancak aktif dönemde göreceli olarak laktoz intoleransı olabilir, bu dönemde süt ve süt ürünlerini aldıklarında ishal olabilirler. Bu dönemde süt ve süt ürünleri kısıtlanır. Kırmızı et, işlenmiş et, aşırı ölçüde proteinli gıdalar sülfit içerdiklerinde klinik tabloda ağırlaşma veya aktifleşme riskinde artmaya neden olur. Devamlı hastalık dönemlerinde hastanın beslenmesi bozulur kilo kaybı ile birlikte vitamin, mineral ve eser element eksikliği görülebilir. Bu durumda hastanın beslenmesi mutlaka bir gastroenterolog ve diyet uzmanı tarafından planlanmalıdır."

Prof. Dr. Başaranoğlu, İBH tedavi ve takibi, hastayla doktor arasında uzun süreli bir iş birliğini gerektirir. Doktorlar tedavi önerileri yapar ve hasta neyin işe yarayıp neyin yaramadığı üzerine geri bildirimlerde bulunur. Birlikte problemleri ve hedefleri tam olarak tespit edip sonrasında ne yapılacağı konuşulur. Görüldüğü gibi bu bir takım çalışmasıdır. Çünkü İBH'yı yönetmenin tek bir doğru yolu yoktur." değerlendirmesinde bulundu.

VİDEO: BEYİN-BAĞIRSAK İLİŞKİSİ