Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Birçok yerde kadına ve kadın emeğinin algılanışına dair konuşmalar yapılıyor, etkinlikler düzenleniyor. Biz de kadının varlığını ciddi şekilde tehdit eden, dünyada ve Türkiye'de en sık görülen kadın kanserine, yani meme kanserine dikkat çekmek istedik, Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen ve Psikososyal Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan ile konuştuk. Kanserin, bir kadının bedeninde ve beyninde yarattığı değişiklikleri, sosyal ve iş hayatına yaptığı etkileri, özel hayatında ve ikili ilişkilerinde bıraktığı izleri irdelemeye çalıştık.

Batı ülkelerinde son yıllarda meme kanseri sıklığında azalma gözlenirken, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki artış dikkat çekiyor. Üstelik hastalığa yakalanma yaşı giderek düşüyor. Türkiye'de genç yaşta, yani 40 yaşın altında meme kanserine yakalanma oranı batı toplumlarından 4 kat daha fazla.

IARC’e göre, (International Agency for Research on Cancer) 2002 yılında tüm dünyada yeni tanı konulan meme kanseri sayısı 1.150.000 iken, rakam 2010 sonunda 1.500.000’e ulaşacak. Bu sayının 10 yıl içinde yaklaşık yüzde 60 artacağı, vakaların daha çok gelişmekte olan ülkelerde görüleceği tahmin ediliyor.

KANSER DAHA OLUŞMADAN YAKALANIYOR
Meme kanserinde yüz güldüren en önemli nokta ise tarama programları sayesinde daha sıfır evredeyken kanserin yakalanıyor olması. Böylece kanser öncüsü hücrelere müdahale ediliyor ve kadınlar kanser olmaktan kurtuluyor.

İlişkili Haberler


Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı'na bağlı olan Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu (MHDF) ve Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) gibi kuruluşlar, meme, rahim, rahim ağzı, yumurtalık kanserlerinde yaptıkları ücretsiz taramalarla kadınlara erken teşhis ve tedavi şansı yaratıyor.

Örneğin; Van'da KETEM'in yürüttüğü programda 2009'da 4 bin 743 kadın meme, 4 bin 222 kadın rahim ağzı kanseri taramasına katıldı. Bu kadınlardan 26'sı erken teşhisle kanser olmaktan kurtarıldı. Meme Sağlığı Derneği'nin (MEMEDER) 2008'de başlattığı Bahçeşehir Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Projesinde ise dört kadında evre 0 ve 2 kadında evre I'de saptanan kanserlere erken müdahale edildi ve 6 kadının kanser olması engellendi. 

ERKEN TEŞHİS NEDEN ÖNEMLİ?
Ulusal Kanser Danışma Kurulu Üyesi ve Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen, kanser tarama programlarıyla kanserin daha oluşmadan yani sıfır evredeyken yakalanmasının kadın açısından son derece önemli olduğunu söyledi, "Kanser gelişmiş olsa bile erken tanı ve tedaviyle hem ölüm oranı ciddi şekilde düşüyor hem de tedavinin başarısı ve kadının yaşam kalitesi artıyor" dedi.

Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu (MHDF), meme hastalıklarıyla ilgili 13 dernekten oluşuyor. Özmen, federasyonun amacını, "Meme hastalıklarının erken tanısı, taraması, tedavisi ve takibi ile ilgili olarak ülkemizdeki mevcut koşulları belirlemek, bu koşullara uygun ve gerekli projeleri hazırlamak ve bunları uygulamaya koymak" cümleleriyle özetledi.

MHDF çatısı altında bulunan Meme Sağlığı Derneği'nin (MEMEDER) yürüttüğü projelerden biri de Bahçeşehir Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Projesi. Prof. Özmen, 2008'de başlayan ve 2018'e kadar sürmesi planlanan proje hakkında şunları söyledi:

ÜCRESİZ DİJİTAL MAMOGRAFİ VE ULTRASONOGRAFİ
"Hedefimiz, bu bölgede yaşayan, 40-69 yaş arasındaki yaklaşık 5.000 kadını evlerinde ziyaret ederek, ücretsiz dijital mamografi, ultrasonografi ve muayene yaptığımız “Meme Sağlığı Merkezi’mize” davet etmek ve burada taramalarını yapmak. Bahçeşehir Belediyesi ve diğer sponsorlarımızın katkılarıyla piyasa değeri yaklaşık 1.000 TL’yi bulan dijital mamografi, doppler ultrasonografi ve muayene merkezimizde ücretsiz sunuluyor. Bugüne kadar projemize katılan 1.600 kadınımıza dijital mamografi, 1.000 kadınımıza ultrasonografi, şüpheli bulunan 35 kadınımıza meme biyopsisi yaptık. 6 kadınımızda çok erken meme kanseri (dört kadında evre 0 ve 2 kadında evre I) saptandı. Kanser tanısı konulan kadınlarımızın tedavileri yapıldı, kadınlarımız şimdi sağlıklı yaşamlarıne devam ediyorlar."

Bu kampanyadan yararlanmak isteyenler nasıl bir yol izlemeli, nereye ve ne zaman başvurmalı? Prof. Özmen'in cevabı:

"Bu projeden, Bahçeşehir Beldesinde oturan ve proje kapsamında olan tüm kadınlarımız, “Meme Sağlığı Merkezi’mize” müracaat ettikleri anda yararlanmaktadırlar. Bu belde dışındaki kadınlarımız ise Meme Sağlığı Merkezimizin 0212 669 84 51 veya 0532 201 83 40 nolu telefonlarını arayarak randevu alabilirler." 

KANSER ÖNCÜSÜ HÜCRELERE MÜDAHALE
Aynı zamanda Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Kurulu Başkanı ve İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Prof. Özmen, gelişmiş ülkelerde tarama mamografisi ve erken tanıyla meme kanserinden ölüm oranının ciddi şekilde azaldığına vurgu yaptı, bu taramalarda kanser öncüsü hücre görüldüğünde nasıl müdahale edildiğini anlattı:

"Kanser tarama programları, ele gelmeyen meme kanserini yakalama oranını yüzde 75’e kadar yükseltmiştir. Bu sayede kadınlar memelerini kaybetmeden ve sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Erken tanı, tedavi maliyetlerini azaltarak ülke ekonomisine de ciddi katkılar sağlıyor. Genetik testler (BRCA 1 ve BRCA 2) kullanılarak yüzde 5-10 civarında olan genetik meme kanseri erken fark ediliyor, belirli bir takip süresinden sonra meme derisi ile meme başı korunarak meme dokusu çıkarılıyor ve estetik olarak yeni meme yapılıyor. Böylece kadınlar meme kanserinden korunuyor. Yine yüksek risk grubunda olup, memesinde kanser öncüsü değişikliler bulunanlarda da benzer yöntemler uygulanıyor. Mamografisinde şüpheli tümörleri olan kadınlarda, mamografi yardımı ile vakumlu kor biyopsi yapılarak patolojik tanı konuluyor. Bu hastaların önemli bir kısmında ameliyata ve biyopsiye gerek kalmıyor."

KANSERİN PSİKOLOJİK MALİYETİ DE AĞIR OLUYOR
Kanser olan kadınların özellikle eş veya sevgilileriyle ilişkilerinin bozulduğu, hastalık sonrası boşanma olaylarının sık görüldüğü, bazı kadınların uzun tedavi süreci nedeniyle işlerini de kaybettikleri gözleniyor. Yani kadın kanser olunca hem işini hem de aşkını kaybedebiliyor. Bu da zaten ciddi bir fiziksel ve ruhsal travma yaşayan kadının psikolojik dengesini iyice altüst ediyor.

Olayın bu boyutunu da kanser psikolojisi alanında ulusal ve uluslararası pek çok çalışmaya imza atan bir isimle konuştuk. Psiko-onkolojinin Türkiye'de kurucusu olan Prof. Dr. Sedat Özkan, kanser hastalığının tüm dünyada multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edildiğini, ülkemizde ise genel olarak medikal tedavinin dünya standartlarında yapıldığını ancak psikososyal boyutun yeterince önemsenmediğini söyledi. Prof. Özkan, "Özellikle son yıllarda yapılan çalışma ve girişimler psiko-onkolojinin kanser tedavisindeki öneminin tartışmazlığını göstermektedir" dedi.

HEM YAŞAMI HEM DE KADINLIĞI TEHDİT EDİYOR
İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Prof. Dr. Sedat Özkan, meme kanserini, "Benlik saygısını, cinselliği, yaşamı ve kadınlığı tehdit eden bir kriz durumu" olarak tanımladı. Kanserin kadının hem iş hayatını hem de sosyal ve özel ilişkilerini önemli ölçüde etkilediğini vurgulayan Prof. Özkan, sürecin kadında ciddi psikiyatrik sorunlara neden olduğunu söyledi.


"Kronik hastalıklar ve hastalığın getirdiği olaylar o kişinin ailesinde ve ikili ilişkilerinde de kriz yaratır, birçok problem yaşatır, baş etme becerilerini değiştirir, duygusal tepkiler ve psikiyatrik bozukluklar ortaya çıkabilir. Özellikle beden imajını ve kadınlık algısını bu kadar yakından etkileyen bir durum kişide özgüven kaybı ve uyum güçlüğünden majör depresyona kadar geniş bir yelpazede psikiyatrik sorunlara yol açabilir. Bununla birlikte, aile üyelerinden birinin yaşadığı olumsuz durumlardan bütün fertler etkilenir. Unutulmamalıdır ki hem kanseri yaşayan kişi hem de yakınları bu zorlayıcı sürecin içinde bir aradadır. Kanser tanısının şoku, hem aile sistemini hem de diğer sosyal destek sistemlerini değiştirebilir. Hastalık sürecinde bazı aile üyeleri birbirine daha çok yakınlaşıyor, bazıları ise birbirinden uzaklaşıyor.

EŞİN VEYA SEVGİLİNİN MEME KANSERİNİ ALGILAYIŞI 
Eşin veya sevgilinin kadını algısı ve ilişki tarzı, kadının kendini algılaması üzerinde önemli bir etkiye sahip oluyor. Kadınlık organları ile ilgili kanser, kansere özgü kaygı ve depresyonun dışında, kadına özgü kaygılar ve ilişki sorunlarına da yol açabiliyor. Burada hastalık öncesi ilişkinin durumu en önemli belirleyicidir. Eğer kadınla erkeğin ilişkisi sağlamsa, organ kaybı sonrası bu ilişki daha da güçlenebilir. Ama hastalık öncesi ilişkide sorunlar varsa, yaşanan sürecin ilişki üzerindeki etkisi de olumsuz olur."

falsefalseRÖPORTAJIN TAMAMI

Kadın ruhu meme kanserini nasıl algılar?

Prof. Vahit Özmen ise meme kanserinde erken tanı açısından önemli olan toplum tabanlı tarama mamografisinin ülkemizde yetersiz olduğunu söyledi, kadınların ilgisizliğine dikkat çekti. "Ancak kadınlarımız da meme kanseri konusunda yeterli bilgi ve bilinç düzeyine sahip değiller. Bu nedenle de teşhiste geç kalınıyor ve kadınlar bu hastalık yüzünden genellikle memelerini ve sağlıklarını kaybediyorlar" diye konuşan Prof. Özmen, meme kanseriyle ilgili soruları ise şöyle cevapladı:

Meme kanseri eskiden yaşlı hastalığı olarak bilinirdi ancak günümüzde genç yaşlarda da sık karşılaşılıyor. Hastalığın görülme yaşının bu kadar düşmesini neye bağlıyorsunuz?

Batı toplumlarında son yıllarda meme kanseri sıklığında bir azalma gözleniyor. Bu azalma özellikle son 7-8 yılda menopozdaki kadınların kullandığı hormon replasman tedavisindeki keskin düşüş ile ilişkili bulunuyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise meme kanseri sıklığında artış var. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama ömrün uzaması, yaşam tarzının giderek batıya benzemesi, az doğurma, geç doğurma, süt verememe, kürtaj yaptırma, erken adet görme, geç menopoza girme, beslenme alışkanlıkları, genetiği değiştirilmiş ve hormon katkılı yiyecekler, stres ve çalışma zorunlulukları hem bu artışın hem de meme kanserinin nedenlerini oluşturuyor.

Genç yaşta yani 40 yaşın altında meme kanserine yakalanma oranı da yine gelişmekte olan ülkelerde daha yüksek. Yaptığımız kanser kayıt programında, yaklaşık 15.000 meme kanseri vakasının yüzde 20’si 40 yaşın altında. Bu oran, batı toplumlarında yüzde 5 civarında. Yani bizim 40 yaş altı meme kanserli kadın oranımız batının 4 katı fazla. Biz bu fazlalık nedenlerini de araştırdık. Bu nedenler, genç kadınların erken adet görmeleri (ortalama 12 yaşından küçük), kürtaj yaptırmış olmaları, daha az süt vermeleri, hiç doğurmamış olmaları, ilk doğum yaşlarının 35’in üzerinde olması ve doğum kontrol hapı kullanmaları ile ilişkili bulundu.




İstatistiklere göre Türkiye'de yılda kaç kadın meme kanseri oluyor, hastalığın görülme ve ölüm oranı nedir?

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi’nin 2003 yılı verilerine göre Türkiye’de meme kanseri sıklığı 37.43/ 100.000'dir. Bu tarihte bu sıklık oranına göre bir hesap yapacak olursak, 2003 yılında yaklaşık 15.000 yeni meme kanserli kadın hasta ile karşılaşıldığı, toplam meme kanserli kadın sayısının ise 50.000’e yakın olduğu söylenebilir. Meme kanseri sıklığındaki artışı göz önüne alırsak, 2010 yılında bu sayıların çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. İstanbul Tıp fakültesi Meme Ünitemizde yaptığımız bir çalışmada, meme kanserli kadınlarımızın 5 yıllık yaşam şansı batı toplumuna benzer olarak yüzde 85 civarındadır. Ancak, bu oran Orta ve Doğu Anadolu’da, geç tanı ve yetersiz tedaviye bağlı olarak daha düşüktür.

STRES MEME KANSERİNDE ETKİLİ
Meme kanserinin nedenleri nelerdir, sigara ve stresli yaşam bu kanserin oluşmasında ne kadar etkilidir? 

Meme kanserinde hormonal faktörler, özellikle östrojen sorumlu tutulmaktadır. Meme kanserli kadınların yaklaşık 2/3’ünde hormon reseptörleri pozitiftir ve bunlar anti-östrojen tedaviye cevap verirler. Sigaranın meme kanseri konusundaki etkisi konusunda yeterli bulgu yoktur. Stresli yaşam, yaşanan önemli psikolojik travmaların meme kanseri konusunda etken olduğu yönünde önemli bazı saptamalarımız ve çalışmalar vardır.

Hastalığın gelişmesinde genetik yatkınlık önemli bir risk olarak görülüyor. Bunun dışında meme kanserinde risk faktörleri nelerdir?

Kadın olmak, hiç doğurmamak, 35 yaşından sonra doğurmak, uzun süre menopozda hormon replasman tedavisi almak, erken adet görmek, menopoza geç girmek (>55 yaş), şişmanlık, yaş (>50), ailede, özellikle 1. derece akrabalarda, yani anne, kız kardeş veya teyzede meme kanseri olması, süt verememe, memede kanser öncüsü lezyonların bulunması, uzun süre doğum kontrol hapı kullanılması en önemli risk faktörleridir. İstanbul Tıp Fakültesi’nde 1492 meme kanseri olan, 2167 meme kanseri olmayan kadın üzerinde yaptığımız ve World Journal of Surgical Oncology’de geçen yıl yayımlanan, “Türk kadınlarında meme kanseri risk faktörleri” isimli çalışmamızda, 50 yaşın üzerinde olmak, kürtaj yaptırmış olmak, ilk doğum yaşının 35’in üzerinde olması, şişmanlık ve ailede meme kanseri bulunması en önemli risk faktörleri olarak çıkmıştı.

BU BELİRTİLERİ DİKKAT EDİN!
Meme kanserinde amaç henüz hastalık belirtileri ortaya çıkmadan mamaografi yardımı ile tanı koymaktır. Bu sayede memenin korunması ve uzun süreli sağlıklı yaşam mümkün olur. Bu hastaların dışında, kadınlar en sık memelerinde ağrısız bir kitle bularak geliyor. Meme derisi ve meme başında çekilme, çökme, meme başından tek taraflı, kanlı ve kendiliğnden akıntı, deride kızarıklık ve ödem, koltuk altında bir kitle bulunması ise diğer belirtilerdir.

Meme kanseri tanısında kullanılan yöntemler nelerdir?

Mamografi en önemli ve en sık kullanılan yöntemdir. Bunu ultrasonografi ve memenin MR görüntülenmesi izler. Ayrıca her kadına 20 yaşından sonra ve ayda bir defa kendisini elle muayene etmesini öneriyoruz. Çünkü ele gelebilecek kitleler de erken teşhis açısından etkili olabilir.

Elle meme muayene tekniğini anlatır mısınız?

Bu muayene, duş alırken ayna karşısında ve yatarak olmak üzere 2 defa tekrarlanmalıdır. Önce aynaya bakarak memelerde bir asimetri, deride ve meme başında çekinti, renk değişikliği olup olmadığı kontrol edilmelidir. Sonra eller başın üzerine kaldırılarak ve yanda kalçaların üzerinde birleştirilerek öne eğilerek memelerin serbest hareket edip etmediği kontrol edilmelidir. Daha sonra, sağ el başın üzerine konularak, sol elle dıştan meme başına doğru ışınsal, sonra meme başından dışa doğru dairesel ve daha sonra da yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı doğru hafifçe meme derisine bastırılarak muayene yapılmalıdır. Daha sonra, sol el başın üzerine konularak, sağ elle aynı şekilde sol meme muayene edilir. Aynı işlem, sırt üstü uzanarak yatakta tekrar edilir.


Saçları dökmeyen ve ağızdan alınan kemoterapi ilaçları meme kanserinde kullanılıyor mu, yeni geliştirilen ve kanser hastalarına umut olabilecek ilaç ve yöntemler nelerdir?

Meme kanserinde uygulanan kemoterapide de önemli değişiklikler var. Yeni ilaçlarla daha etkili tedaviler yapılıyor. Bazı kanser hastalarında aşı ile (trastuzumab) başarılı sonuçlar alınıyor. Radyoterapideki gelişmeler ise ışın tedavisinin akciğer ve kalp üzerindeki olumsuz yan etkilerini azaltıyor.

Kanser teşhisi konulan kadınlarda, kanserli dokudan yapılan gen testleri ile hastalığın nasıl bir yol izleyeceği ve kemoterapiye ihtiyaç duyup duyulmadığı ortaya konuluyor. Böylece kemoterapi her hastaya değil, ancak gerekli olan kadınlarda yapılıyor. Yani kanser dokusuna yapılan bu genetik testle (Oncotype Dx, MammaPrint) hastaların kemoterapi alıp almayacağına karar veriliyor ki bu da hastalar açısından önemli bir gelişme. Saçları dökmeyen ilaçlar ise meme kanserinde kullanılmıyor. Meme kanseri tedavisinde kullanılan ilaçlar genellikle saç dökülmesine neden oluyor ancak saçlar tedavi bittikten sonra yeniden çıkıyor.

TOMOTERAPİ MEME KANSERİNDE DE KULLANILIYOR
Ağustos ayında Türkiye’de de kullanılmaya başlanan ve kanser tedavisinde yeni dönem olarak nitelendirilen ‘Tomoterapi’ meme kanserinde de kullanılıyor mu?

Tomoterapi, özel bir cihazla, kanserli dokuların veya kanserli dokular çıkarıldıktan sonra geride kalmış olan kanser hücrelerinin ışınlanmasıdır. Bu yöntem sayesinde, sadece hedefteki tümörlü alan ışınlanarak, çevredeki sağlıklı dokular, radyasyonun zararlı etkisinden korunmuş oluyor. Tomoterapi, beyin tümörleri, bazı akciğer tümörleri, baş-boyun tümörleri, gırtlak tümörü, tükürük bezi tümörleri ve meme kanserinde kullanılmaktadır. Ancak, bu çok yeni yönteme ait daha geniş hasta serileri ve uzun dönem sonuçlarına gereksinim vardır.

Kadınların meme kanserinden korunmak için, yukarıda sıraladığımız risk faktörlerini dikkate almalarını öneriyorum. Ayrıca, sağlıklı ve dengeli beslenmek, yani mevsim sebze ve meyvelerini tüketmek, organik besinleri tercih etmek, düzenli ve haftada toplam 5 saati bulan egzersiz yapmak meme kanserinden korunmada mutlak surette yardımcı olacaktır. 20 yaşından sonra her ay düzenli olarak kendilerine meme muayenesi yapmalarını ve düzenli aralıklarla doktor kontrolünden geçmelerini tavsiye ediyorum. İçinde bulundukları şartlara ve risk gruplarına göre doktorlarının belirleyeceği zaman aralıklarında ultrason veya mamografi çektirmelerini ve bunları kesinlikle ihmal etmemelerini öneriyorum. Hastalık ortaya çıksa bile, erken tanı ile memelerini kaybetmekten kurtulacaklarını ve zamanında yapılan tedaviden sonra yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebileceklerini de unutmamaları gerekiyor.

Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu (MHDF) hakkında daha fazla bigi için: http://www.mhdf.org.tr/
http://www.memeder.org/index.htm
http://memesagligi.dergisi.org