Dünyada bir milyar insanın problemi olan şişmanlık kalp damar hastalıklarını ve diyabeti de beraberinde getiriyor. Bu konuda çok sayıda genin keşfine imza atan Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks hastalıklar Bölüm Başkanı Profesör Doktor Gökhan Hotamışlıgil'in son buluşu ise yağ metabolizmasını ortaya çıkaran lipokin isimli hormon.

Prof. Hotamışlıgil, şişmanlık ve kronik hastalıklar açısından büyük önem taşıyan lipokin hormonu ile ilgili merak edilen noktalara açıklık getirdi, NTV'nin sorularını yanıtladı.

Bu konuda yaptığınız çalışma hangi düzeyde ve umut verici gelişmeler var mı?
Lipokin’le ilgili yaptığımız çalışmalar, deney hayvanlarından insanlara doğru ilerleme yolunda. O ilerlerken de ilk yaptığımız şey; insanlardaki hastalıklarla bu hormon düzeyi arasında ilişkiyi, deney hayvanlarında gördüğümüze benzer bir şekilde görebiliyor muyuz, onu araştırmak. Bununla ilgili çok yeni bir çalışma var. Onda da şu ana kadar elde ettiğimiz bulgu şu: Genç yıllarında, yani hastalığın olmadığı dönemde bu hormonun en yüksek düzeyde olduğu insanlar, gelecekte diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar açısından en düşük risk profilini gösteriyorlar. Bu da bize dolaylı olarak şunu söylüyor; bizim deney hayvanlarında gördüğümüz yararlı metabolik etkiler büyük bir ihtimalle insana da uygulanabilir etkilerdir.

Peki lipokin hormonu eğer vücutta yükseltilebilirse hangi olumlu sonuçları görebiliriz, hem karaciğer yağlanması hem vücuttaki şeker düzeyi hem de şişmanlama süreci ile ilgili?
Bizim ilk aşamada gördüğümüz, bu hormonun karaciğer üzerinde yağ birikimini engelleyici bir etkisi olduğu. Bir de kas dokusu üzerinde insüline eşdeğer, yani şekeri kandan uzaklaştırıcı bir etkisi olduğuydu. Fakat biraz daha derinlemesine baktığımızda aslında bu lipokini vücuda da ürettirmek için yapmış olduğumuz genetik manevranın çok daha ilginç profiller oluşturduğunu gördük yağ dokusunda. Orda şu anda bizi en çok heyecanlandıran, bu yağ dokusunun hem yağ profili hem de gen ifadesi profili, uzun süreli kalori kısıtlamasında elde edilen profile çok benziyor. Dolayısıyla belki de çok uzun süredir merak edilen kalori kısıtlamasının mekanizmalarıyla ilgili bize önemli ışıklar tutacağını düşünüyoruz.

Siz bu çalışmaları henüz fareler üzerinde gerçekleştirdiniz ve kanıtladınız. Eğer bu lipokin hormonunun vücutta yükselmesini sağlayacak genetik değişiklik yapılırsa, insanların fazla kalori alsalar bile şişmanlık, şeker, kalp damar hastalıkları, ya da karaciğer yağlanması gibi olumsuzluklardan korunması mümkün olacak mı?
Evet ümidimiz o. Şu ana kadarki göstergeler, bize bunun insana aktarılabileceğini söylüyor. İnsana aktarıldığında da pek çok metabolik hastalığı aynı anda çözme olasılığının olduğunu gösteriyor. Tabii şu anda bir miktarı spekülasyon bir miktarı gerçek. Ama çok heyecan verici bir olasılık. Bunu söylememin nedeni; sadece bu genin çalışma mekanizmasının ve lipokin hormonunun üretilmesi benzerliği değil, buna ek olarak insanda hayvanda yaptığımız şeyi yapma yeteneğini yavaş yavaş edinmemiz. Örneğin bu moleküler olarak çıkardığımız, oynadığımız geni kimyasal olarak değiştirmenin yollarını öğrenmiş olmamız. Bir de bu gen çalışırken onun en önemli sinyalini taşıyan bu hormonu ortaya çıkarmış olmamız.

Dolayısıyla bu bize şu anda gerekli araçları da sağlamış vaziyette. Yani mekanizmaları bulmuş vaziyetteyiz; yolları da, araçları da bulmuş vaziyetteyiz. Tabii bundan sonraki süreçte bunun uygulama aşamasından geçmesi gerekiyor. Şu anda zaten bizim bütün araştırma programlarının içinde bulunduğu devre bu. Bu 15 senelik süreç, artık yavaş yavaş insan uygulamalarının en azından test edilip bu prensiplerin doğru olup olmadığı yolundaki çalışmalara yöneltiyor. Şu ana kadar gördüklerimiz bizi hem heyecanlandırıyor hem çok pozitif düşünmeye teşvik ediyor.

İnsanlar üzerinde denenmesi için önünüzde bir takvim var mı? İlk klinik deneyler ne zaman yapılacak, olumlu ya da olumsuz sonuçları ne zaman haber rolarak duyurma şansımız olur?
Özel olarak bu konuda takvim vermek zor. Fakat bunun ben çok uzun süreçli olacağını düşünmüyorum. Çünkü bu aktif maddenin bir yağ asidi olması, aslında işleri biraz kolaylaştırıp hızlandırıyor. Yeni bir kimyasalı üretip güvenilirliğini test etmek, etkinliğini test etmek, uzun süreli kullanılacağı için güvenlik eşiğini çok yüksek tutarak geliştirmek, tabii daha meşakkatli bir iş. Ama bu doğal bir yağ asidi olduğu için ham yapı olarak sentezi kolay doğal kaynaklardan izole edilip hazırlanması mümkün.

Bir de zaten vücudun içinde üretilen bir madde olduğu için bunu vücuda verdiğimiz zaman beklediğimiz tehlikeli bir yan etki yok. O yüzden bu senaryoda sürecin daha hızlı olacağını düşünüyorum. Diğer senaryolarda aslında şu anda insana giden bir kaç şeyimiz var, yani geçen yıllarda bulmuş olduğumuz ve en azından prensip olarak denemek için insana aktardığımız maddeler var. Onların takviminin daha kısa olacağını düşünüyorum ama bu tabii kullanılacak anlamında değil, sadece insandaki prensibi test etmek açısından...

Lipokin hormonunu vücut kendi yağında üretiyor. Peki lipokin hormonunu dışarıdan aldığımız herhangi bir besinle ya da bir yaşam tarzı değişikliğiyle yükseltip kronik sağlık sorunlarından korunma şansımız var mı; böyle bir ihtimal söz konusu mu?
Şu ana kadar lipokin hormonu 16 karbonlu basit bir yağ asidi aslında ve doğal kaynaklarda bulunuyor. Fakat doğal kaynaklarda bulunma oranı çok yüksek değil. Yani saf olarak bunu üreten bir bitki, bir meyve, başka bir doğal kaynak yok; tüketilen kaynaklar değil maalesef. Mesela bizde süs amacıyla kullanılan yer iğdesi diye bilinen güzel bir bitki var. Bu bitkinin çiçeklerinde çok yüksek oranda bulunuyor. Bir takım fındık çeşitlerinde bulunuyor, makadem fındığı denen bir fındıkta yüksek oranda var. Fakat tabii bu gıdaların içinde başka yağlarda bulunuyor, dolayısıyla onların içinde yeterince güçlü olarak ifade ediliyor mu söylemek zor.

İnsanlar üzerinde denenmesi için 3-5 yıl gibi bir takvim söyleme şansınız var mı?
Evet, burada sizin sözünü ettiğiniz akla hoş gelen bir takvim. 3 sene, 5 sene içinde bunun mutlaka deneneceğini düşünüyorum. Bizim tarafımızdan olmasa bile bu zaten yayınlandı, sahaya duyuruldu. Şu andaki ön çalışmaları da yapıldı. Bunun mutlaka 3-5 sene içinde test edileceğinden eminim.

Video: Hotamışgil NTV'de