Henüz çocukluk yıllarında başlayan müzik sevdasıyla yola çıkan, ortaokul yıllarından üniversiteye kadar uzanan serüvenin kahramanı 4 hekim, belli günlerde akşamları sahneye çıkarak hem müzikle ruhları besliyor hem de tıbbi tedaviyle hastaları iyileştiriyor.

"KULÜP, TIP FAKÜLTESİNİN YANINDA İKİNCİ BİR OKUL OLDU"

isimli grubun kurucularından olan ve grupta baterist olarak yer alan Gazi Üniversitesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Onur Konuk, hekimlikle müziği uzun yıllardır birlikte götürmeye çalıştıklarını belirterek sanatla hekimlikten çok daha önce tanıştıklarını söyledi.

Grup üyeleriyle birlikteliklerinin ortaokul yıllarına dayandığını anlatan Konuk, üniversite döneminde Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki bir müzik kulübüne üye oluklarını ifade etti. Konuk, "Müzik kulübü, bizim için tıp fakültesinin yanında ikinci bir okul oldu. Burada saz, davul, gitar gibi çeşitli enstrümanların eğitimini aldık. Bu eğitimi verenler de yine bizim üst sınıfta müzikle uğraşan hekim adaylarıydı. Nasıl hekimlikte usta-çırak ilişkisi varsa müzik kulübünde de öyleydi." dedi.

Bir 14 Mart Tıp Bayramı'nda ilk kez sahne tozunu tattıklarını ve müziğin daha sonra da hayatlarında her zaman yer aldığını belirten Konuk, şöyle devam etti:

"Arkadaşlarımız kütüphanede ders çalışırken biz stüdyoya giderek performans çalışmaları yapardık. Stajyerlerimize mutlaka hobilerinin olmasını tavsiye ediyoruz, müzik, dans, tiyatro kulüplerine katılmalarını öneriyoruz çünkü tıp bir maraton koşusudur ve bu koşuda ruhen ve fiziken sağlıklı olabilmek için sanatla ilgilenilmeli. Sanat kişiyi dinç kılıyor, konsantrasyonunu artırıyor ve maraton da bizlere motivasyon sağlıyor."

Hekimliğin yoğun mesai gerektirdiğini vurgulayan Konuk, "Ameliyat esnasında daha düşük sesli müziklerle konsantrasyon sağlanıyor. Sizlerin deyimiyle bizim şifa veren ellerimiz, müzik ve sanatla birlikte daha verimli hale geliyor."

"MÜZİK ASLINDA RUHUMUZUN BİR PARÇASI"

Grupta elektrogitarist olarak yer alan TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdem Aktaş da ortaokul yıllarından bu yana müziğin içinde olduğunu ve üniversite döneminde daha profesyonel çalışmalar yaptığını aktardı.

Doç. Dr. Aktaş, müziğin, hayatın kendisini simgeleyen çok büyük bir güç olduğunu ifade ederek "Tüm güzel sanatlarda olduğu gibi müzik aslında ruhumuzun bir parçası, onu besleyen bir şey. Müzik olmadığında bir taraf hep eksiktir. Bilim insanı olarak hastalarımıza şifa dağıtıyoruz ama müzik de bunu pekiştiren, işimizi daha iyi yapmamızı sağlayan bir araç" dedi. 

"MÜZİK YAPAN VE DİNLEYENLERİN ANALİTİK ZEKASI GELİŞMİŞTİR"

Grupta elektrogitar çalan Hacettepe Üniversitesi’nden Tıbbi Farmakolog Doç. Dr. Mert Ertunç, ilk kez 12-13 yaşlarında gitar çalarak müziğin içinde olmaya başladığını aktardı. Müzikle büyüdüğünü, babasının plakları bulunduğunu anlatan Ertunç, "Plakları yerleştirmek ve tek tek onları dinlemek benim için en güzel oyundu" dedi.

"Müzik bir ilaç mı?" sorusuna yanıt veren Ertunç, şu değerlendirmede bulundu:

"İlaçlar, organizmayı, sistemleri etkileyen ve genellikle dışarıdan alınan moleküllerdir. Bunlar, sistemlerimizde birtakım değişiklikler yapar. Tedavi edici olduğunda bunlar ilaç olarak adlandırılır. Müzik de dışarıdan gelen bir uyarandır. Molekül olarak kanımıza girmese de hem görsel hem duysal uyaranlar bizim sistemlerimizde değişiklik yaptıkları için 'ilaç' diyebiliriz ama tıbbi olarak ilaç tanımına uymaz. Müziğin ruhu beslediği, güçlendirdiği ve aynı zamanda beyni geliştirdiği nörobilimde de gösterilmiştir. Müzik yapan ve dinleyenlerin analitik zekası daha gelişmiştir."

"GİTARIM SIĞINDIĞIM LİMANDIR"

Grupta hem gitarist hem de vokalist olarak yer alan Hacettepe Üniversitesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Fatih Aktoz, yaklaşık 15 yıldır müzikle uğraştığını söyledi.

Babasının yakın bir arkadaşının müzikle ilgilendiğini ve kendisinin de onu izleyerek büyüdüğünü ifade eden Aktoz, ailesinin desteğiyle ortaokul yıllarında müziğe başladığını anlattı. O günden bu yana gitarın en yakın arkadaşı olduğunu vurgulayan Aktoz, duygularını şöyle anlattı:

"Kendimi düşündüğümde lise yıllarım da dahil odamdayım, müzik çalıyor ve o notaları çıkarmaya çalışıyorum. Bu hala da değişmedi. Arkadaşlarım oldu, kimisiyle hala görüşüyorum, kimisiyle görüşmüyorum ama ne zaman sıkılsam, bunalsam elimi attığım ilk ve hatta çoğu zaman son şey gitarım oluyor. Sığındığım limandır gitarım. Böyle geldi ve böyle gider." 

Aktoz, bir kadın doğum uzmanı olarak bir bebeğin hayata gözlerini açmasına tanık oluklarını aktararak şunları kaydetti:

"Şarkıları çıkartmak adeta bir gebelik sürecine benziyor. Zorlanıyoruz, çalmaya çalışıyoruz ama günün sonunda sahnede ışıklarla buluştuğumuzda, enstrümanlarımızı elimize aldığımızda en iyisini yapıyoruz. Her sahnede bir doğum yapıyor, adeta bir kez daha doğuyoruz."

Grup üyelerinden birinin profesör, ikisinin doçent, kendisinin araştırma görevlisi olduğunu hatırlatan Aktoz, "Aramızda yaklaşık 20 yaş var ama biz bir masaya oturduğumuzda arkadaşız ve bunu sağlayan müzik. Beraber büyümüş gibiyiz" dedi.