İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

“Narsizm” kavramının mitolojik kaynağı olarak kabul edilen Narcissus‘un öyküsünde doğa, başrolde yer alır. Mekanımız ormandır; nehir, rüzgar, insan ve nergis çiçeğinin rolleri bölüşür ve ortaya, günümüzde sık sık kullandığımız ‘kendine aşık insan’ manasına gelen “Narsist” kelimesi çıkar. Caravaggio‘nun 1597’de başlayıp iki senede bitirdiği eseri “Narcissus“, bu öyküyü anlatır.

Liriope, kuşkonmazgillerden gelen bir çiçek türüdür. Nehir kıyılarında yetişen bu çiçeğin adı Roma mitine göre güzel bir su perisi olan Liriope‘nin adından geliyor. Güzel Liriope, bizim ‘Kifisos‘ şeklinde telaffuz ettiğimiz rüzgar tanrısı Cephissus‘a aşık olur ve aşkı karşılık bulur. Çift, birlikte olunca Liriope hamile kalır ve Narcissus doğar. Küçük oğlanın kaderi, annesini endişelendirir ve tek oğlunun geleceğini öğrenmek için kör bir kahine gider. Kahin, Narcissus’un kendisini görmediği takdirde yaşamını sürdürebileceğini söyler. Bunun ne anlama geldiği, ancak Narcissus kendini nehirde (ayna gibi) gördüğünde anlaşılacaktır.

Kendini nehirde gördüğünde gördüğü güzelliğe hayran olan Narcissus‘un yavaş yavaş hareketsiz kalan bedeni, Nergis çiçeğine dönüşür. İşte Caravaggio‘nun chiaroscuro tekniği kullanarak (figürün boynu, göz kapağı, dizi ve kollarında) tamamladığı eserinde Narcissus‘un su birikintisinde yansıyan görüntüsüne hayranlıkla baktığını görürüz. İki eliyle destek alarak sudaki yansımaya bakan bu açık kahverengi başlı genç çocuk, Barok Dönemi 17 – 20 yaş erkek figürlerinin ideal görüntüsüdür.

Kullandığı tekniğin yanı sıra sudaki yansımasını, görüntünün olduğu gibi tersine ve renkleri koyulaştırarak aktaran Caravaggio, hikayesi ormanda geçen bu işini yaparken karanlık bir arka plan tercih etmiştir. Bunun sebebi, kuşkusuz zıtlığı belirginleştirip izleyicinin dikkatini Narcissus figürüne yönlendirmek. 110 x 92 cm‘lik resim, Roma’daki Ulusal Antik Sanatlar Müzesi‘nde sergileniyor.