Bu yazıyı kaleme almaya başladığımız an itibariyle Galatasaray'ın yeni teknik direktörünün kim olabileceğine ilişkin olasılıklar havada uçuşuyor. Yazının sonuna geldiğimizde bu sorunun yanıtı kesinleşmiş olabilir. Ancak, uzun bir toplantıdan çıkıp kapıda bekleşen habercilere "önemli şeyler konuştuk" diyen ama ne konuşulduğunu kendine saklayan Mehmet Helvacı "açıklama"larından biriyle de karşı karşıya kalabiliriz. Kesin olan şu ki Galatasaray'ın halleri, bilhassa bu sezonun başından beri, "deveye sormuşlar..." misali. 

İlişkili Haberler


Akut sorun, teknik direktör meselesi elbette. Görüşünü almak için telefonla ulaştığımız eski futbolculardan, yorumcu Hakan Ünsal da öncelikli meselenin bu olduğunu belirtiyor ve "burada da kritik eşik Fenerbahçe maçı" diyor: "Fenerbahçe derbisi olmasa şu ana kadar operasyon çoktan yapılıp bitmişti. Gelmesi gerekenler ve gelmek isteyenler diye ikiye ayırabiliriz. Hikmet Karaman, Yılmaz Vural, Güvenç Kurtar gibi isimler Galatasaray’a gelmek isteyenlerdir. Gelmesi gerekenlerin başında ise Fatih Terim vardır. Hagi veya Lucescu da olabilir. Başarı ve kariyerlerini göz önünde bulundurduğumuzda bu isimler gelmelidir". 

Kritik dönemeçlerde yapılan teknik direktör değişiklikleri yahut kritik dönemeçlerde teknik direktörünüzün kim olduğu, Mehmet Demirkol'a göre hayati önemde. "Bugünü ve geleceği planlamak için geçmişe bakmak gerekir. Orada yapılan hataları iyi değerlendirmek şarttır" diyor Demirkol, ve ekliyor:

"Şimdi bir düşünün; eğer Lucescu hiç yollanmamış olsaydı bugün Galatasaray hangi noktada olabilirdi? O gün Lucescu’nun gönderilmesine yol açan motivasyon ve fikir neydi? Ya da daha yakın geçmişe bakalım. Bülent Korkmaz’la devam edilseydi bugünkünden daha kötü bir durumda mı olurdu sarı-kırmızılılar? Galatasaray bugün Rijkaard'lı ya da Rijkaard’sız hem kamuoyunu rahatlatacak hem de uzun vadeli bir planın parçası olacak bir hamle yapmalı". 

Sanırız şu görüşe pek az insan itiraz edecektir: Galatasaray'da yolunda gitmeyen şeyler, basitçe, falanca teknik direktörün filanca maçtaki hatalı takım tertibi yahut yanlış taktiği sonucu kaybedilen puanların yarattığı huzursuzluktan ibaret değil. Evvelki sezonu 5'inci, geçen sezonu ise 3'üncü sırada tamamlayan, Avrupa'da çoktandır sıradan bir ekip rütbesine tenzil etmiş bir kulüp Galatasaray.

Kulübün geleneklerinde pek de yer almayan bir biçimde teknik direktör değişikliklerinin sıklaştığı, günü kurtarıp göz boyamak amacıyla sezon ortasında pek çok "uzun süreli yedek" oyuncunun takıma doldurulduğu bir kulüp... (geçen seneki, Türkiye'ye tatile gelmiş izlenimi uyandıran Jo'nun transferi herhalde bu konuda "zirvedeki" örnektir)

'ŞEFFAFLIK YOK, GÜNLÜK DÜŞÜNÜLÜYOR'
"Göz boyama amacıyla yapılan bol sıfırlı futbolcu transferlerinden" şikayet eden, Galatasaray genel kurullarının çalışkan isimlerinden kongre üyesi Selim Arda Üçer, sorunu bir mantalite problemi olarak tanımlıyor: 

"Galatasaray'da ben yaptım oldu diyerek yol kat eden, şeffaflıktan uzak, tavizkar, sistem geliştirip uzun vadeli planlar yaparak ilerlemek yerine iktidar erki uğruna günlük düşünen, finansal ve yönetsel disiplini göz ardı eden bir yönetim modeli camiaya kabul ettirilmeye çalışılmaktadır". Üçer'e göre günü kurtarma amaçlı transferler meselenin sadece küçük bir kısmı: "Tüzük değişiminde yaşanan pazarlıklardan da dem vurabilirsiniz, şeffaflığın ağızlara sakız edilmesine rağmen hiçbir alanda gözetilmemesini de konu edinebilirsiniz. Pek çok kişi tüzüğe aykırı biçimde üyeliğe kabul edilmiş, borçlar artarken gelecekteki gelirlerden şimdiden avans çekilmektedir". 

Görüşlerini alıntıladığımız Üçer gibi düşünen pek çok kongre üyesi var kulüpte, ve geçen Mart'taki kongrede Adnan Polat'ın, rakibi Adnan Öztürk karşısında, özellikle 10. sandıktaki oylar açıklanırken ecel terleri dökmesinin sebebi de buydu -Polat her şeye rağmen, 24 sandığı dolduran oyların yüzde 56'sını almayı başararak yeniden seçilmişti-.

HER MEVKİDE EN AZ 2 DEĞİŞİKLİK
Galatasaray camiasında, kulüpte yönetsel bir sorun olduğu -muhakkak ki herkes tarafından paylaşılmasa da- yaygın bir kanaat. Ve takımda kaleciden golcüye, hatta teknik direktöre kadar her mevkide en az 2 kere isim değişikliği yaşanmasına rağmen yerinden kımıldamayan tek kişinin Adnan Sezgin olması da yaygın bir eleştiri konusu. 

Kulüpteki yönetim tarzı "tarafsız gözlemcilerin" de eleştirilerine konu oluyor. Sinema ve spor yazarı Uğur Vardan, "Futbolun dünyanın her yakasındaki en temel kuralı, başarısızlıkta faturayı tek bir kişiye, teknik direktöre kesmektir. Türkiye bu kurala sıkı sıkıya bağlı belki de en bilinen ülke" diyor ve ekliyor: 

"Birkaç hafta önce 'Yüzde 100 Futbol'da Güntekin Onay-Rıdvan Dilmen ikilisine Frank Rijkaard'ın arkasında duracağını, hatta önümüzdeki Mayıs'ta kendisiyle yeni bir sözleşme yapacaklarını söyleyen kişi Galatasaray Başkanı Adnan Polat'tı. Ama bugün artık Polat ve yönetiminin, Hollandalı hocayla ne zaman 'resmi' olarak yolları ayıracağının haberini bekliyoruz. Futbol bu ülkede aynı zamanda çifte standartlar ve günü kurtarma yalanları sanatıdır. Başkan Polat da bu sanatın çok eski bir figürü olarak, Onay-Dilmen ikilisine söylediklerini yalayıp yutma hakkına sahiptir".

"Peki ya Hakan Şükür'e teklif konusu?" sorumuza da iğneli bir yanıt veriyor Vardan: "Futbol da tıpkı siyaset gibi; burada küslük olmaz. Her daim kendisini ahlak timsali olarak gösteren Şükür, neredeyse Allahın her günü "Beni kapıya koydular" diye şikayet ettiği aynı yönetimin çatısı altında nasıl göreve soyunuyor, buna ilişkin yargıyı da tarih versin derim..." 

'SAKATLIKLAR OLMASAYDI ASIL SORUN KONUŞULMAYACAKTI'
Görüşlerine son olarak başvurduğumuz bir diğer spor yazarı, Banu Yelkovan ise ironik bir girizgâh yapıyor sözlerine: "Bence Galatasay'daki tek sorun sakatlıklar! Çünkü Türkiye şartlarında her şey sportif başarıya endeksli olduğu için, eğer bu sakatlıklar olmasaydı ve Galatasaray sahada istediği sonuçları alsaydı, Galatasaray'da yönetimsel bir sorun olduğu tartışılmayacaktı bile". Yelkovan şöyle devam ediyor: 

"Bizde 'başarı' her şeyin üstünü örten, başarısızlıksa en küçük detayı sorgulatan bir ortam yaratıyor. Asıl sağlıksız olan da bu zaten. Uzun vadeli bir planlamada, bir sistem değişikliği yapmak için başlangıçta başarıdan ziyade sabıra ihtiyaç var. Oysa 3-5 sene sabrederek kazanılan bir şampiyonluk kupasının, Türkiye şartlarına uygun oyuncularla, defans yaparak, bu ülkenin gerçeklerine uygun bir futbol oynatarak kazanılan bir şampiyonluk kupasından bir farkı yok. Birşeyler değişecekse bu öncelikle falanca antrenör, filanca yönetici ya da başkan yerine topyekün bir anlayış olmalı. Tabii bunu yapmak, kendini ancak tercümanin (yani kulübün) izin verdiği kadar ifade edebilen bir yabancı teknik direktörü yollamaktan çok daha zor olduğu
için kimse yanaşmıyor.