Bu sezon Galatasaray ve Fenerbahçe üzerine çok şeyler söylenecek, biz de söyleyeceğiz. Geçen hafta oynadıkları lig maçlarından sonra da yazılanlar, söylenenler ve sahadaki gerçekler çok açık ve net: İkisi de bu sezonun en büyük şampiyonluk adayları. Galatasaray’ın biraz daha ön plana çıktığını da söylemek gerekiyor. Ama sezon ilerledikçe, hedeflerde sapmalar olabilir. Galatasaray’ın bu kadrosu ile UEFA Avrupa Ligi’nde en kötü ihtimalle yarı final oynaması hayal değil bence. Çünkü en büyük avantajı Rijkaard. Hollandalı için kendini yeniden ispat etmeye sadece lig şampiyonluğu yetmez. Öte yandan Christoph Daum’un düşüncesi ise öncelikle lig. O yüzden ilerleyen haftaları, hatta ligin son 5-10 haftasında neler olacağını kestirmek şimdiden zor.

Galatasaray, Kayserispor maçı ile birlikte 8 resmi maçta 29 gol attı. Gollerin çoğunda Arda Turan’ın imzası var. Sadece 2 gol attı ama 12 asist yaptı. Yani toplam 14 golde imzası var, ki gollerin yarısı eder. Öyle güzel ortalar yapıyor ki, rakip takımın oyuncuları bile dayanamayıp “bu orta mutlaka gol olmalı” diyerek kendi kalelerine topu gönderiyorlar. Mesela Levadia Tallinn’den Leitan ve geçen hafta sonu Kayserispor’dan Makukula. (Birinin Makukula’ya gol kralı olması için sürekli rakip kaleye gol atması gerektiğini hatırlatması gerekiyor! Şaka bir yana Makukula bu sezon gol krallığına rakip olabilir...)

Öte yandan Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu’nun yeniden doğuşu var. Bu sezona daha farklı ve daha hızlı girdi Emre. Diyarbakırspor karşısında Alex ve Deivid yoktu. Ama asistler Emre’den geldi. 2 asist ile maçı bitiren Emre’nin bu sezon toplamda 1 golü ve 4 asisti var. Ama rakamlara çok fazla yansımasa da Emre’nin maçlarda geçen sezondan çok daha iyi oynadığını görebiliyoruz. Emre için yeni transfer bile denilebilir!

Kazım da ciddi bir gelişme içerisinde. Son 3 resmi maçta da gol attı. Christoph Daum ile birlikte takıma gelen sevgi, birliktelik ve takım ruhu, Kazım’ın da kendisini bulmasını sağladı.

Arda ve Emre’nin forma olması milli takım için de önemli. İki hafta sonra Bosna-Hersek önünde kader maçımız var. Ya 2010 şansımızı sürdüreceğiz, ya da Dünya Kupası’nı evden seyredeceğiz.

Diğer şampiyonluk adaylarından bu hafta ses çıkmadı. Beşiktaş berabere, Trabzonspor mağlup, Sivasspor’un maçı yoktu ama o da Shakhtar’a boyun eğdi, iki maçta da gol atamadı. Tabloya bir de şöyle bakalım: Bu 3 takım şu ana kadar (çarşamba günü itibariyle) toplam 14 resmi maç oynadı. Bu 3 takımın bu maçlarda attığı toplam gol sayısı 11. Yani 3 takım, maç başına 1 gol ortalaması bile tutturamadı. Beşiktaş 4 resmi maçta 3 gol, Trabzonspor 4 resmi maçta 4 gol, Sivasspor 6 resmi maçta 4 gol attı. Bir de Galatasaray’ın yukarıda yazdığımız rakamlarına bakınız. Üç takımın da hücumda ciddi sourunları olduğu gözüküyor. Toparlanmaları için de zamana ihtiyaçları var. Ancak bu süreç içerisinde Sivasspor Avrupa’dan elendi, Trabzonspor mucize yaratamazsa elenmek üzere, Beşiktaş Süper Kupa’yı kaybetti. Eğer ligi de kaybetmek istemiyorlarsa ciddi hamleler yapmak zorundalar.

İlk 3 haftada 5 takım dışındakilerde henüz kayda değer bir şey yok. Beklenildiği gibi Bursaspor sezona iyi girdi. Deplasmanda alacakları sonuçlar ligdeki pozisyonlarını şekillendirecek. Diğer maçlarda net bir şey yok. Sezonun erken başlaması, sıcak ve yenilmekten çekinmek gibi faktörler sonuçları etkiliyor. Özellikle Ankara takımları sıkça berabere kaldılar.

Diyarbakırspor’a gelince... Orada yaşananlar konusunda Tazemeta, Mendoza, Espinoza’ya veya diğer yabancılar acaba ne düşünüyordur? (Ayman bizi tanıdığı için daha iyi bilir!) Olayın futbol yönüne bakarsak, Ziya Doğan’ı kutlamamız gerekiyor. Bu kadar kısa sürede böyle bir takımı yarattığı için. Ama diğer takımlar lige ısındıkça Diyarbakırspor’un işi zorlaşacak.