Galatasaray’da Michael Skibbe’nin 5-2’lik Kocaelispor yenilgisinin ardından görevine son verilmesiyle teknik direktörlüğe Bülent Korkmaz getirildi. Böylece Turkcell Süper Lig’de sadece Fenerbahçe Luis Aragones'le yani tek yabancı teknik direktörle yoluna devam ediyor.

İlişkili Haberler


Turkcell Super Lig sezona üç yabancı teknik direktörle başlamıştı. Peki yabancı hocalar neden başarılı olamadı ve artık kulüpler yoluna yerli hocalarla devam ediyor. Futbol yazarları NTVMSNBC'ye değerlendirdi.

Cem Dizdar (Milliyet Gazetesi Yazarı)
"Futbol basit bir oyundur" derler. İzlerken böyle görünüyor olabilir ancak kanımca bu 'basitlik', oynayanlar ve oynayanları kurgulayanlar açısından göründüğünden daha karmaşık olmalı. Hem kendi takımınız, hem rakibiniz hem de coğrafi ve sosyal konularla ilgili onlarca değişkeni göz önünde bulundurup oradan doğruya en yakın stratejiyi oluşturmaya çalışmak o kadar kolay olmasa gerek. Buradan bakıldığında yabancı teknik direktörlerin, başka dünyalardan başka bakış açıları getiriyor olmalarını olumlu bulanlardanım. Yabancı hocaların ülke futboluna/futbolcusuna zihinsel katkısı olacağını düşünürüm öteden beri.

YERLİ HOCALAR 'YENİLMEME' REFLEKSİYLE DAVRANIRLAR
Kanımca buralı hocaların hatırı sayılır bir bölümü gereğinden fazla muhafazakar... Haksızlık yapmak istemem ama deneysellikten, arayıştan ve yenilikten uzak gelir bana çoğu. Daha çok işini kaybetmemek için 'yenilmeme' refleksiyle davranırlar ki, haklılar da.. Sonuçta kimse işini kaybetmek istemez. Ama bu paradoks aynı zamanda oynanan oyunun zevk ve yaratıcılık çıtasının yükselme hızını da epey düşürür.

YABANCI HOCALAR FUTBOLUN UFKUNU AÇTI
Ben kendi adıma eldeki yerli teknik direktörler üzerinden konuşulduğunda, yabancı hocaları daha cesur, farklı bir şeyler yapmaya çalışan, başka türlü düşünerek ufkumuzu açan birileri olarak görmeye eğilimliyim. Bu nedenle de çok isim verebilirim ama örneğin; Lucescu, Zico, Daum gibi hocaların -belki bir sürü insan burun kıvıracak ama Saffet Susiç'i de dahil ediyorum- ülke futbolunun ufkuna çok katkı sağladığını düşünenlerdenim...

BAŞARININ NE OLDUĞU İYİ BİLİNMİYOR
Bugünkü tabloyu ben 'başarısızlık' olarak yorumlamasam da birileri pekala böyle yorumlayabilir. Burada sorun, başarının ne olduğunun iyi belirlenemiyor oluşundadır. Tek takım şampiyon olacağı için ikinci, üçüncü, beşinci olacak takımlar otomatik olarak başarısız ilan edildiklerinden uzun erimli bir planlama da mümkün olmaz bu ülkede. Bir tür kolay yatırım gibi.. Yatırdığının karşılığını hemen almak ister bu ülkenin insanı. Aynı adamlar sonra da karşımıza geçip Alex Ferguson'a, Arsen Wenger'e methiyeler düzer, "Adamlarda strateji var, planlama var, sabır var kardeşim" diye...

FUTBOLDA SOSYAL YAŞAMDAN AYRI DEĞİL
Futboldaki anlayış sosyal yaşamdakinden ayrı yürümez. Bilime, sanata, felsefeye, eğitime, sağlığa bakışın neyse futbolda da üç aşağı beş yukarı öylesindir. Her yıl sınav sistemi değişen, bırakın sınav sistemini caddelerinin, sokaklarının adı zırt pırt değiştiren bir ülkede kendine güvenen, yaratıcı ve kendini yeniden üretebilen bir gelenek oluşturmak çok güç.

Çok yakıcı ama açıklayıcı olduğu kadar dramatik bir örnek; herkes İstanbul'daki o caddenin adını "Vatan Caddesi" olarak bilir ve tarifini bu isimlendirme üzerinden yapar. Ama caddede asılı kırmızı levhalarda "Adnan Menderes Bulvarı" yazar. Acıklı olduğu kadar komiktir de bu durum. Tam futbolun hali gibi.

WENGER GELSE İKİ MAÇ KAYBETSE...
Böyle bir ülkede, yabancı teknik direktöre kazanmadığı sürece saygı duyup, kulak verip, ne yapmaya çalıştığını anlamaya gayret eden kaç kişi vardır? Adım gibi eminim, Arsen Wenger'i getirin, iki maç kaybetsin "Bu adam koca bir balon" diye yazılır, konuşulur. Ve tuhafı büyük bir çoğunluk da buna inanır, böyle düşünür.

Buradaki asıl tehlike yazılan, konuşulanların futbolcunun öğrenme yetisi ve arzusu üzerindeki olumsuz etkinin gözden kaçırılmasıdır. Eldivenini fırlatarak oyundan çıkan Uğur Boral'ın hocası Aragones'ten bu saatten sonra bir şey öğrenebileceğine inanmak saf dillik olur. Tigana'nın üzerinde o kadar durduğu, gaza getirmek için Thierry Henry'ye benzettiği Burak Yılmaz'ın iki milim gelişememesindeki en büyük etkinin, öğrenme kapasitesinin sınırlı olduğu kadar işte bu 'yabancı hoca'ya karşı yaratılan güvensizliğin de etkisi olduğunu düşünüyorum.

Elbette söylediklerim "getirilen her yabancı hoca şahane adamdır" anlamına gelmiyor. Böyle bir şey tabii ki yok ama bunun da sorumlusu iş bilmeyen yöneticilerdir daha çok. Bu tercihleri de şunun için yaparlar; işler kötüye giderse hocayı harcamak çok kolaydır ve taraftara karşı yöneticiye epey zaman kazandırır..

ÖĞRENMEK İSTEMEYENE KİMSE BİRŞEY ÖĞRETEMEZ
Yabancı teknik direktörlerden kolay vazgeçiyoruz, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı. Ayrıca bunda "Yabancılar el üstünde tutuluyor" lobisinin de büyük etkisi vardır. İki üç arabası olup, koca koca ciplere binenlerin yabancılara karşı kullandıkları "Memleketin parası dışarı gidiyor" türü saçma sapan yaklaşımlar neyse, bu da odur. Bir gün yoldan aldığım otostopçu konsomatrisin kulağıma küpe ettiği bir söz vardır; "Gidecek limanı olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez" demişti. Onun gibi.. Öğrenmek istemeyene kimse bir şey öğretemez. Bizim temel sorunumuz da öğrenme arzusundan uzak oluşumuzdur. Biraz bilinç dışı reflekslerle yaşayan bir toplumuz gibi gelir bana, bu futbolumuza da aynen yansıyor diye düşünüyorum. Yoksa hala Rüştü'den iyi kaleci, Aurelio'dan iyi ön libero, İbrahim Üzülmez'den daha iyi bir sol bek, Gökhan Gönül kadar bir iki sağ bek neden çıkmıyor sanıyoruz? Bırakın yabancı hocadan kolay vazgeçmeyi, öğrenmekten kolay vazgeçiyoruz da ondan...





Bağış Erten(Radikal Gazetesi Spor Yazarı)
Türk antrenörlerin uzun süredir söylediği bir şey bu “en iyi biz anlarız Türk oyuncuların halinden” diye. Oyunun evrenselliği düşünüldüğünde üzerine bu kadar fizik bu kadar kimya kurgusu yapıldığı düşünüldüğünde bunu zannediyorum Türkiye’deki Türk antrenörler tarafından yapıldığını düşünmekte bence biraz garip kaçıyor. Gelinen noktada Türkiye’den yabancı teknik direktörlerin kaçmasının tedirgin edici olduğunu düşünüyorum. Bu ikisinin arasında şöyle bir fark var. Yabancı teknik direktörler belirli sözleşmesel hükümlülükler çerçevesinde hareket ediyor, duygusal hükümlülükler çerçevesinde değil. Oysa biz duygusallığı çok seviyoruz ve çok prim veriyoruz. Hayatı bir motivasyon olarak açıklayan bir ekolün temsilcileriyiz. Hayatı iyi motivasyon ve kötü motivasyon olarak ayırıyoruz. Futbolu da bu kadar basite indirgiyoruz. Eğer bu iş bu kadar basitse Mourinho’ya, yabancı teknik direktörlerle çalışmayı hiç sevmeyen İtalyanlar neden yıllık 10 milyon euroyu geçen fiyat ödüyorlar. Burada bir mantık hatası var.

İLK 11'İN ÇOĞU YABANCI
Bir diğer mantık hatasıda şu "Türk oyuncuların halinden en iyi Türk teknik direktörler anlar" diyoruz ama 6 yabancı oyuncunun sahada olduğunu, İlk 11’deki oyuncuların çoğunun yabancı olduğunu düşünürseniz Türk teknik direktörler nasıl oluyorda daha iyi oluyor anlamak çok zor. Tarihimizdeki uluslararası anlamda tek teknik direktörlük başarısının Fatih Terim’in Milan’ı çalıştırması olduğunu hesaba kattığımızda olayın vahameti daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.

TÜRK TEKNİK ADAMLARIN KULLANIM KOLAYLIĞI VAR
Daha öncede ikiye inmişti yabancı teknik direktör sayısı zaman zaman bu oluyor. Problem şu burada kullanım kolaylığı var Türk teknik adamlarda. Bence en büyük çekicilikleri de bu. Camiadan oluyorlar, arkadaşı oluyorlar, “bir şekilde halleder” oluyorlar -malum meşhur cümledir Türkiye’de- bir şekilde sorunları hallediyor oluyorlar. Bunların hepsi Türk teknik direktörlerin artı hanesi olarak gözüküyor ama bunlar kurumsal artılar değil.

BÜTÜN ANTRENÖRLERE TAHAMMÜLSÜZLÜK VAR
Yabancı antrenörlere karşı bir tahammülsüzlük yok bütün antrenörlere karşı tahammülsüzlük var. Yabancı antrenörlerde sadece sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirip ilkeli davrandıklarından ortaya bir kriz çıktığında yönetimler için alerjik bir duruma dönüyorlar. Ben bunu anlamakda zorlanıyorum. Bu ülkeden kovulan antrenörler listesi yapsanız "Dünya Dream Team" gibi birşey oluyor. Bunun yakın örnekleri var. Greets, Zico gibi. Şöyle birşey düşünebiliriz herhalde UEFA kupasında kötü sonuçlar aldı ama Marsilya-CSKA Moskova finali olsa acaba ne düşünürüz. Gretts’le Zico karşı karşıya gelse. Türk teknik adamlarla baş başa kalmış olmaktan mutlu olur muyuz?



Hakan Ünsal (NTV Spor yorumcusu)
Aragones tek yabancı hoca ama o da uzatmaları oynuyor. Sivas maçı sonrası Fenerbahçe’de değişim yaşayabilir. Eğer birşeyleri tamamen kaybetmek istemiyorlarsa bu değişimi yapmak zorundalar. Fenerbahçe hocanın tazminatının yüksek olmasından dolayı şu anda düşünüyor eğer 5.5 değilde 2 olsa şu anda Türkiye’de bir tane yabancı hoca kalmayacak. Çünkü Fenerbahçe’de problemin kaynağı tamamen hoca. Türk antrenörlerin fazla olması da tamamen hocaların karakteri, başarılı olmalarıyla alakalı. Yöneticilerin birçoğu yerli hocaları isteyerek getirmedi. Onlar elleriyle kazıyarak bu yerlere geldiler ki başarılı olmasalar zaten bu kadar çok yerli hocanın şu anda olması mümkün değildi. 

TÜRK HOCALARIN BİRİKİMİ, KARİYERİ VE KARİZMASI VAR
Yeni jenerasyonunda çok etkili olduğunu düşünüyorum. Galatasaray’a Bülent Korkmaz geldi. Bülent Uygun, Aykut Kocaman, Ertuğrul Sağlam, Tolunay hoca var. Bundan 5 yıl öncesine kadar bir döngü vardı o artık bitti. Yılmaz Vural, Hikmet Karaman, Ümit Kayıhan devamlı bunlar dönerdi. Artık yeni jenerasyon bu işe ağırlığını koymaya başladı ve daha da ağırlığını hissettirecek. Hem Türkiye’de hem Avrupada’da başarıyı yakalayacaklar. Geçte olsa bu iş artık olması gereken noktaya doğru gidiyor. Bunun sebebi, gerçekten bunun böyle olmasını isteyen yöneticilerde var ama Galatasaray gibi mecburen bu değişimi yaşamak zorunda olanlar da var. Fenerbahçe’de mecburen bu değişimi yaşayacaktır. Artık Türkiyede yabancı hocaların artılarının olduğu dönemler bitti. Türk hocaların artılarının olduğu dönem artık. Bilgi birikimine, kariyere, karizmaya sahip artık yerli hocalar. Önceden böyle değildi. Aradaki fark kapandı hatta yerli hocaların lehine dönmeye başladı.

KAFALARI AVRUPA'DA FİZİKEN BURDALAR
Yabancı teknik adamların başarısızlığının birinci nedeni Türkiye’yi Avrupa zannetmeleri. Türkiye’de oynayan oyuncuları, takımları, ligi Avrupa’daki gibi rahat, profesyonel bir ortam olduğunu düşünmeleri. Avrupa’da o işler güzel ama Türkiye’de futbol savaşı var. Türkiye’yi bilmemeleri, oyuncularını ruhen tanımamaları, psikolojilerini bilmemeleri, Türk futbolunun düzeyini bilmemeleri, alışma dönemlerini zor geçirmeleri yüzünden başarısız oluyorlar. Türkiye ligi kalitesiz bir lig ama en zor liglerden de bir tanesi. Bu adaptasyonu çoğu geçemiyorlar ve kafa olarak Avrupa’da ama fizik olarak Türkiye’deler. Bu bütünleşmeyi bir türlü geçemiyorlar. Bunu yapabilen hoca çok az.

YABANCILARA BÜYÜK ŞANS TANINIYOR
Türkiye bir hocaya bir sezon dayanabilecek ülke değil ama şu var ki Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi takımlarda o kadar kalite farkı, oyuncu kalitesi farkı, basından aldığı destek, taraftar desteği o kadar farklı ki bu takımlar yeri geldi kötü bir örnektir ama hocasız şampiyon oldular. Skibbe’nin elindeki kadro Türkiye liginin en kaliteli kadrolarından bir tanesi. Bakıyorsunuz şampiyonlar liginde yok, Türkiye kupasında yok, ligde büyük bir darbe yemişsin tam UEFA’da gidecekken değişim yaşandı. Skibbe bazı şeyleri verebilsedeydi zaten şu anda hala takımın başında olurdu ki Türkiye’de yabancılara çok büyük şans tanınıyor oyuncusundan hocasına kadar. Avrupada belki bekleme süreci çok daha uzun olabiliyor başarısız sonuçlara rağmen ama sonuçta Skibbe’nin kaldığı süreye ve alınan sonuçlara baktığımız zaman yinede iyi sabredildiğini düşünüyorum.