Profesyonel yönetici istiyoruz

Hemen her kulübümüzün yönetim aşamaları yöneticilik işini 'ikinci iş' olarak yapan iş adamları/kadınlarıyla dolu. Bu durumda, hakemlerle ilgili bu öneri yüzde yüz haklı bir talep olsa da, "Sıra yönetcilere de gelecek mi?" diye sormak lazım.

12.02.2010 - 09:48

Aziz Yıldırım "Ligin olması gereken yayın bedeli 400 milyon" dedi. Gülündü, güldük. Haklı sebeplerimiz vardı, haksız çıktık. Kendisinin mazisinde söylemesi gerektiği gibi söylemediği, söyleyip de açıklamaya zahmet etmediği, gaf statüsüne girmiş, efsaneleşmiş, tshirt’leşmiş o kadar çok söz var ki, bu da onlardan biri olur sandık, yanıldık. "UEFA Kupası tesadüf" söylemi, "Şampiyonluklar sahada değil saha dışında kazanılıyormuş" söylemi, "Yürüye yürüye şampiyon olmamız lazımdı" söylemi, "Aragones tam benim kafama göre" söylemi. Saymakla bitmiyor.

En son, bir gazeteye verdiği geniş kapsamlı söyleşide "Büyük hedefleri olan takımlar büyük yıldızları devre arası getiremez" sözü var. Ocak transfersizliğinin üzeri bununla örtülmüş durumda yani. Buna göre Hamburg'un hedefi Fenerbahçe'den küçük demek ki. Pandev'i alan Inter de küçük düşünüyor olsa gerek. Şimdi bir kaç sene de bu laf idare eder bizleri.

Aynı söyleşide asıl gündem oluşturacak söylemi ise hakemlerin profesyonelleşmesiyle ilgili görüşü. Bu konu öyle "Tshirt'e basalım, çok satar" bir laf değil. En azından şimdilik.

Ligin duyulmaktan kusma hissi vermeye başlayan, olmaz olası marka değeri yükseliverince, her şeyin top yekün kalitelenmesi beklenir hale geldi. 321 şifre gibi bir şey oldu, "Abrakadabra" oldu, "Açıl susam açıl" oldu. 321 dedin miydi yorumcular kravat takar, zeminler düzelir, oyuncular maçlara saç-sakal traşlı çıkar oldu. Veya olacak.

Eh, bu rakamın ucu hakemlere değmese olmazdı.

Üç büyüklerden hangisine sorsanız hakemlerden yakınır zaten. Ligin bu asıl kayırılanlarının derdini sorarsanız Anadolu takımlarına karşı rakiplerinin daha çok kayırıldığından şikayetçi olmalılar asıl, dürüst olmaları gerekirse. Ama işin orasına pek dokunulmaz zaten.

Hakemlerimiz, asıl işlerinin yanında hakemlik yapıyorlar, bunu biliyoruz, yarı profesyoneller. Asker hakemlerimiz vardı eskiden (şimdi kalmadı bildiğim kadarıyla), polis hakemimiz var şimdi. Yönetici, memur, mühendis, sigortacı vesaire şeklinde çeşitlenebiliyor. Sizden, bizden onlar da yani. 

Ama Aziz Yıldırım ne diyor, alıntılayalım aynen:
"Hakemlik meslek; ikinci iş olmamalı. Onların hayat standartlarını yükseltip, kaliteli bir yaşam sağlanmalı. Futbol Federasyonu'nun geliri, kulüpler kadar. 45 milyon dolar geliri var. Bu para hakemlerin eğitimine kullanılmalı. Yurtdışına gönderilmeli. Ve hakemliğin dışında da başka bir iş yapmamalılar. Ben 'bu hakemlerle ligi götüreceğiz' görüşüne katılmıyorum. Yanlış yapan cezasını görmeli. Önce eğiteceksin. Olmuyorsa, o vakit dışarıdan getireceksin. AB'ye gireceğiz diyoruz, o vakit dışarıdan hakem de gelecek.
Türkiye’de hakem atamaları iyi yapılmalı. Maçların değerine, riskine göre hakem verilmeli. Bugün birçok hakem spor programlarından etkileniyor. Ama hakemlik meslek olursa o vakit etki de ortadan kalkar..."

Dışarıdan hakem getirme konusuna pek bulaşmayacağım ama hakem diyince aklıma gelen ilk isim Pierluigi Collina tabii ki. 60 doğumlu bu hakem, 88 senesinde, 28 yaşındayken üçüncü lig maçlarına çıkmaya başlamış. Üç sene sonra ikinci lig ve Serie A maçlarında düdük çalar olmuş. FIFA kokartı taktığında 35 yaşındaymış, 10 sene taşımış kokartı. Opel’le imzaladığı sponsorluk anlaşması sonucu federasyonla anlaşmazlığa düşmüş 45 yaşında bırakmış hakemliği. Asıl işi ekonomi olan İtalyan, hakemliği bıraktıktan sonra finans danışmanlığına odaklanmış. Yani onun da bir 'asıl işi' varmış.

Futbolculuk ne kadar profesyonelse hakemliğin de o kadar profesyonel olmasını bekleyebiliriz. Başlandıkları ve normal şartlarda bitirildikleri yaşlar, bu iki mesleği birbirinden ayırıyor olsa bile, hakemlerin de kendilerinden çok daha fazla paralar kazanan oyuncuların temsil ettiği, borsaya kote kulüplerin maçlarını yönetirken maddi manevi ezilmiyor olmaları yönetimlerini olumlu etkileyebilir. Bunun tam zamanlı bir iş olması halinde maç yönetilen zamanlar dışında kalan vakitlerinin idaresi ise yine Yıldırım’ın belirttiği gibi federasyon tarafından yönetilmeli. Yani bu durumda maçlar dışında da sabahı, akşamı belli mesaisi olan bir iş halini almalı hakemlik kurumu.

Maçı olan hakemin yol gidiş gelişleri hesaba katılarak, geri kalan zamanlarının fizik kondisyon açısından hazır olmalarına yönelik programlaması yapılmalı. Futbolcuların genellikle maçlardan sonra en az bir gün izinli olmaları gibi onlara da rejenerasyon zamanı sağlanmalı. Fiziksel idmanların yanı sıra hem görerek öğrenmeleri açısından maç izlemeleri için yurt dışına gönderilmeli, yabancı meslektaşlarıyla diyalogları arttırılmalı, hem de psikolojik olarak gereksinim duydukları desteği almaları için çaba sarfedilmeli.

Tüm bunların yanı sıra asıl meselenin maddi imkanlar olduğunun altını tekrar çizmek lazım. En üst seviyede sadece 10 sene civarı icra edebildiğiniz bir meslekte, hele ki tam profesyonelliğe geçiş olacaksa, asıl mesleğin bu 10 sene boyunca rafa kalkması anlamına gelir. Eğitimini okulda aldığınız hangi iş olursa olsun, 10 sene hiç icra etmediğiniz zaman geri dönmek zorunda kalırsanız zorlanacağınız kesin. En azından sonunda mecbur kalınması olası bu zorunlu dönüş sürecini az hasarla atlatacak maddi birikimin hakemlere sağlanması lazım.

Bu maddi imkanların bu mesleği daha cazip hale getirmesi de olası. Böylelikle MHK başkanlarının "Elimizdekilerle idare ediyoruz" gibi komik söylemleri de azalabilir. Çok talep olması, çok sayıda iyi hakem çıkacağı anlamına gelmese de, rakamın görece artmasına katkısı olacaktır. Yine, çeşitli şike vs. tekliflerine karşı da daha gözü tok hakemler yaratılacaktır bu yolla.

Konu profesyonelleşmeye gelince, futbolcuların dernek statüsündeki kulüplerle sözleşmeli olarak anlaşıp futbol oynadığı bir ortamda, kulüplerin hem dernek hem şirket olmaları, böylelikle gelir gider durumlarının dağıtılarak farklı yönetilmesine de değinmek lazım. Kulüp başkanlarımızın kağıt üzerinde (sokakta gördükleri itibar hariç) bir dernek yönetim kurulu başkanından çok farkı olmadığını görmek lazım. Bu konuda ilk adımlardan birini atıp kulübün şirket kısmının başına CEO atayıp kısa süre sonra yollarını ayıran kişinin de yine aynı Aziz Yıldırım olması işin ironik kısmı.

Hemen her kulübümüzün yönetim aşamaları yöneticilik işini 'ikinci iş' olarak yapan iş adamları/kadınlarıyla dolu. Bu durumda, hakemlerle ilgili bu öneri yüzde yüz haklı bir talep olsa da, "Sıra yönetcilere de gelecek mi?" diye sormak lazım. Hatta neden önce hakemler, neden önce yöneticiler değil diye sormak da çok haksız olmaz.

Yöneticiliğin tam zamanlı iş halini aldığı durumlar elbette var, zamanının tamamını kulüplerinin işlerini takip etmek için harcayan, bunun için 'asıl işlerini' askıya alanlar var. Ancak bazıları ise bilakis, yönetici kartvizitleriyle kendi asıl işlerinin kalkınmasının da ekmeğini yiyor, bu da yadsınamaz bir gerçek. Bu nedenle, hakemlerin tam profesyonelleşmesi ülke futbolunun topyekün kalkınmasının adımlarından biriyse, futbol kulüplerinin de dernek statüsünden çıkıp tam anlamıyla şirketleşmeleri de bir o kadar önemli bir adım olacaktır. Belki o zaman, Aziz Yıldırım’ın Kulüpler Birliği ile paylaştığı bir diğer görüş olan, ligin şirketleşmesi konusu da daha gerçekçi hale gelebilir.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...