Stat yapmak kimin işi

Kulüplere stat veya tesis kazandırmak bir devlet politikası ise bu genele yayılmalı. Yok değil ise, adalet sağlanamayacaksa da herkes başının çaresine bakmalı.

Ntvspor 27.08.2009 - 19:03

Roma'daki Colloseum'u kim inşa etti acaba? Zamanın Roma valisi mi, yoksa belediye başkanı mı? Muhtelemelen inşaatı döneminin imparatorları Vespasian'la Titus bizzat finanse etmişlerdir. Sonuçta belli bir "Gladyatör Kulübü"nün malı değildi mekan.

Sosyalist ve/veya totaliter ülkelerde halka yönelik sorumlulukların tamamına yakını devlette olduğundan tesis ve altyapıları tamamlayıp hizmete sunmak onun görevi. Bizdeki gibi serbest piyasa ekonomisinin yürürlükte olduğu ülkelerde bunu beklemek doğru gözükmüyor ama alışkanlıklar bu şekilde. Devlet statların sahibi. Bildiğim kadarıyla stadının sahibi bir kulübümüz yok, herkes kiracı. Kulüplerimizin halka açılmaları, şirketleşmeleri gibi hareketler olsa da yönetim şekilleri hepsi (yine bildiğim kadarıyla) dernek statüsünde. Şirketleşen kısımlar ticari kısımlar, yönetsel mekanizma halen dernek yapısı üzerinde.

Çaykur Rizespor'un stadı yeni açıldı. Adıyla ilgili spekülasyonlar yüzünden "Butik" tabir edebileceğimiz konumda, şıklıkta ve sevimlilikte stadın tadını çıkartamadık bile. 16 bin kapasiteli, 22 milyon Lira'ya mal olmuş stat ince işçilikteki kusurları ve iyi düşünülmemiş bazı incelikleri nedeniyle Rizeliler'in eleştirilerilerine maruz kalsa da Anadolu kulüplerimizin nerdeyse tamamı için ideal örnek; kompakt, tamamının üzeri kapalı, atmosfer olarak (çok yağmur alması da dahil!) İngiliz stadyumlarını andıran bir hali var. Bulabildiğim kadarıyla yüklenicisi "Rizeli iş adamlarının oluşturmuş olduğu Rize Yatırım A.Ş.".

Bir diğer yeni stadımız ise Kayseri'de inşa edilen Kadir Has Stadyumu. 68 milyon Lira'ya ihale edilmiş, kapasitesi 33 bin. Tüccarlığıyla bilinen Kayseri'den beklenmeyecek bir hata yapılarak UEFA'nın final maçı verme kriteri olan kapasite kriteri atlanmış, bitmiş stadın kapasitesini 41 bine çıkartmak için yollar aramaya başlamışlar. Şehrin iklimi göz önüne alınarak yapılmış, yine tamamının üstü kapalı. Büyüklerin Kayseri'ye gittiği maçlar haricinde dolmayacak olsa da şık bir tesis.

Bir de Seyrantepe var, 52 bin kapasiteli öngörülen. Galatasaraylılar'ın Aslantepe, diğer takım taraftarlarının başka şekilde (seyRANTepe, peşkeştepe vb) hitap ettiği. Yılan hikayesine dönen proje geçenlerde, bir kez daha ihaleye çıktı. Daha önceki işlerinin emsal döküldüğü firmalar, her seferinde yeni farklılıklar olduğunu satır aralarından okuyabildiğimiz ihaleye katıldılar. Aralık 2007'de temeli atılıp iki sene içerisinde bitirileceği söylenen stadda yeni ihalede belirlenen süre 365 güne inerken, açılır kapanır çatının teslimden bir yıl sonra teslimine imkan sağlandı. Yani kabaca, stat 2010 Ekim ayı gibi bittiğinde Ekim 2011'e kadar vakti olacak yüklenici firmanın çatıyı da bitirmek için. Asgari bir senelik sarkma demek, çatı hariç.

Yeni ihalede ilk ihaleye göre fiyatlardaki değişiklikler dikkat çekiyor. Eren Talu – ALKE ortaklığının ilk ihalede teklif ettiği rakamlardan toplam tutarda ciddi düşüşler var. Sami Yen arazisine yapılacak proje için belirlenen fiyatlar görece benzer ama artan satış geliri paylarında yine azalma var. Yani yeni firmalar girişte az para verip Sami Yen arazisini değerlendirip TOKİ'yi daha az kâra ortak etme derdinde. Eren Talu – ALKE ortaklığının bonkörlüğü de neticede kendini imha etmiş durumda. Belli bir miktarı tamamlanmış olmasına rağmen geri kalan işler için söz konusu bedeller Kayseri'nin ve Rize'nin statlarında telaffuz edilen rakamlara yaklaşmış durumda, kapasitesi ve teknolojisi onların ötesinde olmasına rağmen. Bu durum stadın kimi lükslerinde kesinti olacak izlenimi de uyandırıyor.

Bu stadın inşaatıyla ilgili polemikler yeni başlamadı. İlk Seyrantepe projesi kamuoyunun da oluşturduğu baskıyla iptal edilmişti. O zamanki proje Galatasaray'ın kiracı konumunda olduğu araziye konut yapıp satmasına izin verdiği için usulsüz bulunup iptal edilmişti. Devletin Galatasaray'a tesis kazandırma azmini kırmadı bu durum. Proje değiştirildi, sadece stat içeren hale dönüştürüldü. Şu anki haliyle TOKİ araziyi veriyor, ihaleyi kazanan yüklenici firma bedeli karşılığı stadı inşa ediyor ve karşılığında Ali Sami Yen Stadı'nın arazisini alıyor. Kamuoyunda çok parasız ve borçlu bilinen, buna rağmen "...Tüm kulüplerin mal varlıkları yanyana geldiğinde bile, 10 ile çarpın, yine de Galatasaray`ın yarısı kadar etmez..." (Adnan Polat, 29.12.2007) diyebilen Galatasaray Spor Kulübü'ne stat kazandırmak için devletin bu derece gayretkar olması diğer şehirlerin ve takımların başı kel mi dedirtiyorken. Mevcut ihale tekliflerinden hiçbirini kabul etmemesi halinde TOKİ stat inşaatını kendisi üstleneceğini belirtti ki asıl korkunç olan da bu. Devletin para harcaması gereken daha hayati ve acil gereksinimler yok mu hiç?

Bütün bu kafa karıştırıcığılığa rağmen kimi "diğer takım taraftarları" haricinde kimsenin sesinin çıkmaması işin bir diğer ilginç yönü. Fenerbahçe ve Beşiktaş yönetimlerinin azami suskunluğu akıllarda soru işaretleri uyandırıyor. Fenerbahçe'nin kiracısı olduğu Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nu bir kaç sene içerisinde UEFA'nın elit stadyumları listesine sokmak için kaynaklarını kendi içinden ve sponsorlardan sağladığı, Beşiktaş'ın ise ancak bir açık tribünü revize edebildiği, daha ileri inşaatlar için izin almakta zorlandığı bir ortamda, iki kulübün yönetimlerinin sessiz kalmaları dikkat çekici. Benzer şekilde ilindeki liman işletmesiyle ilgili planları olan Trabzonspor da bu denkleme katılabilir.

Fenerbahçe'nin Ataşehir'de inşa etmeye başladığı ancak bir türlü temel atma töreni yapamadığı bir spor salonu var. Ülker sponsorluğunda yapılmaya çalışılan bu salonun inşaat alanını çeviren demir perdelerde sprey boyayla yazılmış şekilde "Peşkeş değil alınteri" ifadesi yer alıyor. Ancak bu salon inşaatı da projenin içerdiği kimi ticari yapılar nedeniyle bir süre önce durduruldu. Sonra, ne olduysa devam ettirildi.

Beşiktaş ise İnönü'ye kazma vurmak istiyor ancak stadın tarihi eser statüsüne yakın olması işlerini zorlaştırıyor. Onların da birilerinden bekledikleri bir şeyler var.

İki takımın başkanlarının suskunluğunun bu projelerle ilgili alınmış sözlerden kaynaklandığını düşünmek son derece doğal, rekabet ortamı adına tavizler alınıp veriliyor belli ki kapalı kapılar ardında. Trabzon için de durumun farklı olduğunu düşünmek zor. Diğer Anadolu kulüplerine gelince, çoğunun başkanlarının ikinci takımları bu üç dört takımdan biri. E bu işin onlardan oyuncu kiralaması var, transfer etmesi var. Menfaatler devrede.

Arsenal geliyor aklıma yine. Stadını genişletemediği için taşınmak zorunda kalan Londra temsilcisi çeşitli maddi zorluklar yaşamış, hisselerinden bir kısmını elden çıkartmış, hala da borçlu ama Emirates sponsorluğuyla birlikte gişe gelirlerini de katarak dengelemeyi başarıyor. Bizdeki örnekler ise rekabetin bozulduğu anlarda bile "Elbet bir gün bizim de işimiz düşer" denerek sessizliğin korunduğu, belki çoktan bizim bilmediğimiz sözlerin bile alındığı bir rant düzeni.

Pazar akşamı Manisaspor - Trabzonspor maçında köşe gönderleri kapkaranlıktı. Denizli'deki Fenerbahçe maçı elektrik kesintisi nedeniyle ertesi güne taşalı 15 gün geçti. Kış aylarında bütün Avrupa'nın kamp yapmak için güneye göçlerinin parçası olan Antalyaspor'un stadının tribünlerinin bir kısmı portatif. Başkentteki takımlarımız aynı stadda oynuyorlar ekseriyetle.

Kulüplere stat veya tesis kazandırmak bir devlet politikası ise bu genele yayılmalı. Yok değil ise, adalet sağlanamayacaksa da herkes başının çaresine bakmalı.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...