Genelkurmay Başkanlığı’nın Türk dili üzerine ‘taraf’ olduğunu belirtiği Cuma günkü açıklaması üzerine tepkiler artıyor.

İlişkili Haberler


Bugün Radikal gazetesi yazarı Ahmet İnsel de “Yeter Artık!” başlıklı yazısında hem Genelkurmay Başkanlığı’nı, hem de siyasileri eleştirdi ve Genelkurmay’ın suç işlediğini belirtti.

Ahmet İnsel yazsında şunları söyledi;

“Genelkurmay Başkanlığı’nın 27 Nisan 2007’deki e-muhtırası türünün son örneği değilmiş. O muhtıranın, amacının tam tersi sonuç yaratmış olmasından ders alınması beklenirdi. Öyle olmadığı anlaşılıyor. 17 Aralık’ta Genelkurmay Başkanlığı bu kez iki veya çokdillilik konusunda emredici bir uyarıyı sitesine koydu. Bir kez daha bir cuma günü seçildi. O muhtıranın Türkçesi bozuktu. Bununki de parlak değil. Birinci bildiri, tehlikenin büyüklüğü ve yakınlığıyla bağlantılı bir olağanüstü etki yaratmak için miydi, bilmiyoruz, gece yarısına doğru siteye konmuştu. Bu kez tehlike, daha az vahim olmamakla birlikte, o kadar yakın olmadığı için olsa gerek, mesai saatleri dahilinde, öğleden sonra siteye yerleştirildi.

Genelkurmay’ın 5 maddelik metni basında geniş yer aldı. Metnin son iki maddesi, Türkiye’de ‘Dilimiz’(!) konusunda yürütülen ‘birtakım tartışmalar’la, ‘cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı’ iddia ediliyor. Bunun ‘endişe ile izlendiğini’ ve bu endişeyi hisseden kurum olarak TSK’nın, ‘ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edeceği’ hatırlatılıyor. ‘Basın bildirisi’ni, Genelkurmay’ın sitesine girince çalmaya başlayan askeri marş eşliğinde okumak, olayın anlam ve önemini daha iyi kavramanızı sağlıyor. Tavsiye ederim.

AÇILMAYAN AÇILIM
Basın bildirisi, Türkiye’de hükümetin açılmayan açılımına karşı tepki olarak, BDP’nin ve Demokratik Toplum Kongresi’nin başlattığı Kürt dilini fiilen her alanda kullanma hamlesine verilen bir yanıt. Kürtçe konusunda yaşanan hareketsizlik, ‘Şimdi değil hep bir sonraki seçimden sonra bakarız’ tavrı, KCK tutuklamalarının devam etmesi, vb. Kürtleri, ‘Beklemekten bıktık-usandık, biz demokratik toplumda doğal olan bir hakkımızı kendi başımıza kullanırız’ diyerek harekete geçmeye zorluyor. Hak talep etmekle yetinmeyip, meşru olarak talep edileni hayata geçiriyorlar. Bunun, Türkiye’de Kürtlerin özgüven duygusunu güçlendiren olumlu bir sonucu da var.

Asker, polis ve yargı üzerinden uygulanan baskı Kürtlerde dışlanmışlık hissini daha da güçlendiriyor. Kürt sorununu terör ya da geri kalmışlık dışında görmek istemeyenler, PKK’nın bu sorun alanı üzerinde hegemonyasını pekiştirmesine yardımcı oluyorlar.

TSK bildirisi üniterliğin, ulus-devletin ve laikliğin temel direğinin dil birliği olduğunu iddia ederken, tarihsel ve siyasal olarak yanlışlanabilir bir değerlendirme yapmakla kalmıyor. Vahim bir suç işliyor. Bu konuda kendisinin taraf olduğunu ilan ediyor. Dolayısıyla TSK temsilcilerinin bu konudaki öznel değerlendirmesini paylaşmayanlar, siyasal parti temsilcileri, dernekler, meslek odaları, sendikalar ve birey olarak yurttaşlar, TSK açısından karşı taraf olmuş oluyorlar. Silahlı kuvvetlerin evrensel dilinde karşı taraf, düşmandır.

‘Dilimiz’ konusunda taraf olduğunu ilan ederek, yurttaşların, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi partilerin bu konudaki serbest tartışma ve değerlendirme hakkını, tehdit yoluyla ihlal ediyor. Hükümetin ve TBMM’nin yetkisini kısıtlıyor. Askeri Ceza Kanunu’nda açıkça yer alan bir suçu işliyor.

HERKESE YÖNELİK
Sadece Kürtlere değil, aynı zamanda kendilerine de yönelik işlenen böyle bir suç karşısında, hükümet ve anamuhalefet partisinden bir ses çıkmadı. Bir tek AKP adına Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’ten sert ve bütünüyle yerinde bir tepki geldi. Dolayısıyla hükümetin ve anamuhalefet partisinin yapmadıklarını yapmak yurttaşların üzerine düşüyor.

Söz konusu TSK bildirisiyle ilgili suç duyurusu Ankara Başsavcı Vekili’ne dün saat 13.30’da teslim edildi. Bunun yanında, yandaki sütunda yer alan, ‘Biz de Genelkurmay’ı Uyarıyoruz’ başlıklı metin internet ortamında tüm yurttaşların imzasına açıldı.

Türkiye’de Kürtçenin konumu hakkında tartışmayı, müzakereyi kısıt altında tutmak ve bunu silahların gölgesinde ve askeri marş eşliğinde yapmak, sadece ceza yasasına göre suç değildir. Bu ülkede yalnız Türkler ve Kürtlerin değil, tüm farklı etnik, dinsel ve siyasal kimliklerin beraber yaşamaya devam etmelerini imkânsız kılacağı için, sonuçları herkes için son derece ağır olacak bir siyasal sorumsuzluktur. Tehlikenin farkında mısınız?”