Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkanı Alper Taş’a göre değişiklik paketi Cumhurbaşkanı’nın gücünü arttırıyor, dolayısıyla iktidarı dağıtmak yerine merkezde topluyor. Taş bu değişiklikleri AKP’nin, Başkanlık sistemine geçiş yolundaki adımları olarak yorumluyor. 

İlişkili Haberler


Neden hayır?
Referandum süreci bizim “hem 12 Eylül Anayasası’na hem de AKP Anayasası’na hayır” pozisyonumuzun gerekçelerini kamuoyuyla paylaşacağımız bir süreç. Bu değişiklik önerilerine biz AKP Anayasası diyoruz. Bu gerçekten de AKP’nin dayattığı bir anayasa. Toplumun diğer kesimlerinin katılımını içermeyen toptancı bir anayasa. “Ya hep ya hiç” mantığıyla dayatılıyor.

12 Eylül, sosyal devletin o zamana kadarki bütün kazanımlarının reddiyesine dayalı, özelleştirmenin ve piyasanın önünü açmak, neo-liberal düzenin önünü açmak amacı ile 24 Ocak kararlarının o anti-sosyal programını hayata geçiren bir darbe. AKP’nin getirdiği anayasa paketinin özü de aynıdır. Çünkü AKP’nin paketi yerinden denetim yetkisini yargının elinden alarak özelleştirmeler konusunda Anayasa’da yer alan bazı önlemleri bütünüyle bertaraf etmeyi amaçlıyor.

Bazı özelleştirme uygulamalarına karşı yargı, bunları durdurma kararları alabiliyordu. Şimdi sözümona bu “yargı reformu”nun içine yedirdiği yerinden denetim imkânının ortadan kaldırılmasıyla artık kıyıların, ormanların, denizin, suyun, çevrenin bütünüyle özelleştirilmesi, bütünüyle tahribata uğraması imkânının önü açılıyor. Bu yönüyle 12 Eylül’ün özü bu değişiklik paketiyle devam ediyor. 

Ama AKP ve destekçileri bu paketi 12 Eylül Anayasası’na ve onun ruhuna karşı bir hamle olarak ortaya koyuyorlar. Kim haklı? 
İşin özü kaçırıldı mı tali noktalarla uğraşıyoruz. Zaten AKP tali noktalardan tartıştırıyor meseleyi. Geçici 15. maddenin kaldırılmasını onun için yerleştirdi pakete. AB normları çerçevesinde ortadan kalkması gereken ve fiili anlamda da ortadan kalkan bazı maddeleri Anayasa’dan ayıklıyor AKP, yapılan bu. Tali noktalarda yoğunlaşarak esası gözden kaçırtıyor. Bizim esasa dair tartışmaları kamuoyunun dikkatine sunmamız lazım.

12 Eylül’ün bir diğer özü nedir? 12 Eylül; yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkilerde yürütmenin rolünü arttıran bir değişikliğe tekabül ediyor. 12 Eylül Anayasası’nın özü bu. Mesela Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini arttıran bir anayasa. Şimdi AKP’nin değişiklik paketi de yürütmenin rolünü arttırıyor, Cumhurbaşkanı’nın rolünü arttırıyor. İktidarı dağıtmıyor, iktidarı merkezde topluyor, aynen 12 Eylül Anayasası’nın yaptığı gibi. 12 Eylül’ün ruhu ve özü AKP’nin değişiklik paketinde korunuyor.

12 Eylül’ün bir diğer sonucu ne? İstikrar adı altında yüzde 10 seçim barajı. Halkın tercihlerinin siyasal alana yansımasının önünün barajlarla kesilmesi. Bu da korunuyor. Türkiye’deki en ciddi siyasal meselelerden bir tanesi yüzde 10 seçim barajıdır. Bu konuda da 12 Eylülcüler nasıl “istikrar adına baraj lazımdır” dediyse Tayyip Erdoğan da aynı şeyi söylüyor. 12 Eylül nedir? 12 Eylül YÖK’tür. Bu da ortadan kalkmıyor. 12 Eylül anti-demokratik Siyasi Partiler Yasası’dır. Lider sultasına dayalıdır bu kanun. 12 Eylül Kürt sorununu yasaklarla büyütmüştür. AKP’nin paketinde Kürt sorununun çözümüne ilişkin herhangi bir madde var mı? Yok. Kürt halkının dil, kültür, kimlik sorunlarına dair herhangi bir değişiklik önerisi yok.

Alevilerin yıllardan beri şikâyet ettikleri uygulamalar… 12 Eylül bir Sünnileştirme operasyonudur. Alevi köylerine zorla cami yaptırılmasıdır, zorunlu din derslerinin Anayasa’ya girmesidir. Bakıyorsunuz burada da bir değişiklik yok. Aslında bu anayasa değişiklik paketindeki amaç bir tür Başkanlık sistemine geçişi de kolaylaştırmak. Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin arttırılması da buna hizmet ediyor. Başbakan Erdoğan da bu konuda niyetini ifade etti. Tüm bu değişiklikler emekçilerin ve ezilenlerin lehine midir? Hayır.

Niye AKP bir bütün olarak getiriyor paketi? Bülent Arınç şunu demişti; “biz öyle bir paket getireceğiz ki herkes kendini burada bulacak, kimse hayır demeyecek”. Bu paketi ambalajladılar, içine birkaç sos kattılar, insanların hayır diyemeyeceği bazı değişiklikleri de dâhil ettiler. Ama işin esası 12 Eylül’ün ruhunu pekiştiriyor, güçlendiriyor.

Memurlara getirilen toplu sözleşme hakkı ve çalışanların birden fazla sendikaya üye olma imkânına kavuşması hakkındaki görüşleriniz?
Toplu sözleşme diye bir şey söz konusu değil. Toplu görüşmenin adını değiştirmişler, toplu sözleşme yapmışlar. Çünkü grev hakkını içermiyor. Uzlaştırma Kurulu var. Toplu görüşmeden bir sonuç çıkmazsa bu kurul, ki hükümetin atadığı bir kuruldur, sözleşmeyi bağıtlıyor. Ve siz bu bağıtlama çerçevesinde grev hakkınızı kullanamıyorsunuz. Grev hakkı kısıtlanıyor ve bu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerine de aykırı. Mesela bu konuda AİHM’nin de örnek kararları var. Kamu çalışanlarına grev hakkı, gençlere sendika hakkı, çiftçilere sendika hakkı, işsizlere sendika hakkı, emeklilere sendika hakkı… Bu konularda Türkiye’de halen devam eden yargılamalar var. Bu konularda herhangi bir değişiklik yok... AKP bir “statüko-değişim” tartışması açtı, kendisini hep buradan güçlendirdi. Bu oyuna gelmemek lazım.

Bu sanal bir ayrışma mı? 
Sahte bir tartışma. Düşünebiliyor musunuz; AKP değişimci oluyor, sol statükocu oluyor. Sanki AKP bu mevcut düzeni değiştiriyor, bizler de bu düzeni koruyoruz. Ortada bir gerçeklik var, solun yıllardır dile getirdiği talepler ortada. Bu memlekette Kürt sorununu ilk kez dile getiren devrimciler. Sınıf gerçekliğini, sosyal hakları, sendikal hakları dile getiren devrimciler. Alevilerin sorunlarını yıllardan beri dile getiren devrimciler. Solun 1960’lardan beri telaffuz ettiklerinin onda biri bugün AKP eliyle yaşama geçiriliyor. Bu arada mevcut düzeni tahkim ediyor AKP. Ama değişimci oluyor. Bizlerse statükocu oluyoruz.

BDP’nin hayır yerine boykot diyerek evet cephesini dolaylı olarak güçlendirdiği görüşünü nasıl karşılıyorsunuz?
BDP’nin eksikliği şurada bize göre: 2000’li yılların başından beri egemen güçler arasında büyük bir çatışma var. Türkiye’de emperyalizmin talepleri doğrultusunda bir değişim gündeme getiriliyor ve egemen güçler arasında bu değişime sahip çıkanlarla karşı çıkanlar arasında bir kavga sürüyor. Bu mücadele bir noktaya kadar dengede gitti. Fakat bugün AKP eliyle bu kavgada yeni rejimi, yeni düzeni savunanlar hegemonyalarını arttırdılar. Diğer egemen kesim, yani milliyetçi, ulusalcı kesim zayıflatıldı. Eski rejim önemli oranda çözüldü, yeni rejim inşa ediliyor.

Şimdi, eski rejim yanlılarıyla yeni rejim yanlılarının dengede olduğu koşullarda bu her iki tarafa da vuran tutum anlaşılır bir tutumdu. Ama şimdi görmemiz gereken durum şu; AKP bir devletleşme sürecine girdi. Eski rejimin aktörleri tasfiye edildi veya yeni sürece adapte edildi. Yürütme AKP’de. Cumhurbaşkanlığı AKP’de. Medya büyük oranda AKP’de. YÖK, RTÜK, bunların hepsi… Burada son olarak yargı var. Burada güya bir yargı reformu yapıyor AKP ama aslında 12 Eylül’ün ruhunu koruyor. HSYK’nın içinde Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın olması 12 Eylül’ün bir ürünüdür. Bunu kaldırmıyor, bunu koruyor AKP. En son yargı ile hesabını görüp bir tür devletleşmeyi tamamlamak istiyor.

Eski rejimin savunucuları CHP ve MHP mi? 
Elbette. Bizim hayırımız onlarınki gibi rejimi sahiplenme doğrultusunda bir hayır değil ki. Bizim hayırımız bu düzenin tamamen ve köklü değişikliğini savunan bir çizginin ürünü. 12 Eylül döneminde anayasayı değiştirmeye çalışmakla suçlandı devrimciler. Biz bundan vazgeçmiş değiliz. Bugün düzen yamanıyor, düzen değiştirilmek istenmiyor. Biz eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa istiyoruz.

AKP YÖK’ü ele geçirdi, eskiden YÖK’ten şikayet eden bu partiden artık bir şikayet duymuyoruz. Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanıyken “Cumhurbaşkanı’nın yetkileri fazla” deyip ortalığı ayağa kaldıran AKP, Abdullah Gül cumhurbaşkanı olduktan sonra sesini çıkarmaz oldu. Hatta bu son paketle Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini arttırıyor. AKP’nin derdi 12 Eylül’ün yarattığı kurumlarla değil. AKP’nin derdi o kurumları ele geçirip kendi iktidarını tahkim etmek.