Hopi’lerde inanılmaz düzeyde büyük tanrı inancı mevcuttur. Geçmiş yaşam karma ruhun ölümsüzlüğüyle ilgili pek çok bilgi bulunmaktadır. Hatta Hopi’ler atalarının dünyaya 4 büyük göç dalgası şeklinde geldiğini, diğer göç dalgasının birinin Orta Afrika, birinin şu an için Okyanusya’da batan büyük bir ada olduğunu, James Churchward bunun batan mu kıtası olduğunu, bu üçüncü göç dalgasının dünyaya ulaşamadığını, son kalan dördüncü dalganın da üç büyük kıtanın ortası diye nitelendirilen muhtemelen Orta doğuda bir bölgeye olduğunu söylemektedirler.

Ne kadar tuhaf değil mi sevgili okuyucular, büyük tufandan sonra dünyaya ulaşan üç büyük göçten bahsediliyor. Hopi inanışları ruhun enerjisinin sonsuz olduğunu, ölüm diye bir şeyin olmadığını, her varlığın olgunlaşmak için çeşitli yaşam deneyimleri yaşadığını söyler. Hopi’lerle ilgili yapılan çalışmalarda zorluk, beyazların Hopi dilinde konuşamamaları veya Hopi dilinde konuşmaya çalışsalar bile yaşam felsefelerini anlayamamalarıdır.

Örneğin zorunlu vejetaryenlik, sistem içinde hatalı bir davranış yapan birinin diğerine hizmet etmesi ile cezalandırılması (ki buna ceza denemez), kadın ve çocuk hakları, ruhun ölümsüzlüğü ve yeniden doğuş felsefesi, Hopi’lerin kendilerine ait farklı zaman algılama şekilleri ve kullandıkları takvimler, beyaz insanla ilk tanıştığı andan itibaren dostluğu ve yaşam felsefeleri modern toplum tarafından tam olarak anlaşılmış değildir. Şu an bu kültür, ABD içinde yarı özerk olarak varlığını sürdürmektedir.

Konumuzun başlığı olan Nuh peygamber ve tufan efsanesiyle ilgili çalışmalarımızda buna benzeyen, batı insanına hayal ve hatta kabul edilmez gelen, insanlığın başka bir yerden göçüyle ilgili bir bilgi de Orta Afrika’da bulunan Mali’de yaşayan Dogon kabilesinden gelmektedir. Dogon dili ve inanç biçimleri beyaz insana daha yakın olup Mali Cumhuriyetinde kendilerine ait bölgede 250 000 nüfus ile yaşamaktadırlar. Dogon inançları, Hopi inançlarıyla eş zamanlılık gösterse bile anlatış ve söyleniş hikayeleri çok daha açık, yalın ve paylaşımcıdır. Dogon’lar tarihsel anılarını Hopi’lere göre daha fazla korumakta, bilgileri metafizik ve madde olarak da ikiye ayırmaktadırlar. Dogon lisanı Hopi lisanına benzememekle beraber, rahiplerin konuştuğu özel Dogon lehçelerine tıpkı Hopi’ler gibi zamansızlık hakimdir. Her gezegene göre zamanın değişikliği ve zamanın hızının artıp azalabileceği gibi bilgiler mevcuttur. Bu bilgileri eşliği altında Dogon’lar kendi geleneklerinde astronomik bilgiyi fazlasıyla kullanır ve bu bilgiyi aynı zamanda astrolojik saptamalar için önemli bir malzeme olarak görürler. Hopi’lere göre Dogon’ların bilgileri ve astronomik bilgileri eşsizdir. Bunun yanında modern batı Astronomlarının 1940’lara kadar bilmediği bazı bilgileri de bilmektedirler. Dogon kültürünü 1930’lu yıllarda batıya tanıtmış olan etnolog Marcel Griaule’dir.

Dogon’lar dünyanın yuvarlak olduğunu bilir, dünyanın Güneş etrafında döndüğünü, ayın dünya etrafında döndüğünü, Satürn’ün halkalarını, Jüpiter’in uydularını, Sirius’un aslında tek bir yıldız olmayıp Sirius A, B ve C olarak üçlü bir sistem oluşturduğunu ve bunların birbirleri etrafında 50 yılda döndüklerini bilmektedirler.

Hatta Sirius yıldızının eski zamanlarda bir kızıl dev olduğunu, Sirius B yıldızının ve bu yıldızın içe çökerek evrenin en ağır maddelerinden biri olan Nötrino yıldızı olduğunu bilmektedirler. Sirius sistemiyle güneş sisteminin evlendiğini, Dogon’ların da bu evlilikten doğduğunu söylemektedirler.

Dogonlar ve Hopiler arasında benzerlikler bulunmaktadır ;

İki kültür de denizlerden uzak herhangi bir sel ve tufan felaketiyle karşılaşmamak için bulundukları kıtanın orta bölgelerinde yaşarlar.

Her iki kültür de bölgedeki en barışçı halk olarak bilinmektedir.

Her iki kültür de M.Ö. tam tarihi belirlenemeyen bir zamandan beri tarımla ilgilenmektedir.

Her iki kültür de kendi bölgelerindeki halklar, avcı, toplayıcı ve savaşçı olmalarına rağmen yerleşik düzende yaşamakta, kerpiçten evler yapmakta, ruhsal ilerleme ve büyüme için rahipleri vejetaryen beslenmekte, belki hiçbir düzeyde olmayacak şekilde kadın ve erkeklerin eşitliğini sağlanmakta, tek bir Tanrı’nın evreni yarattığını savunmakta, büyük dinlerin 4 baş meleği diye nitelendirilen güçleri 4 büyük totem olarak algılamaktadırlar. İki kültür birbirlerinden binlerce kilometre ötede olmalarına rağmen dillerinde ayrı bir zaman kalıbı kullanmakta, her iki kültür de dünya zamanı haricinde Sirius yıldızının kendi etrafındaki dönüşü olan 50 yıllık döngüyü kullanmakta ve bunu da kutsal takvim olarak nitelendirmektedirler.

Tuhaftır ki; modern batı toplumlarına göre vahşi ve ilkel sınıflandırmasında nitelendirilen bu iki toplum yeni çağda yeni bulmuş olduğumuz Astronomik bilgileri bilmekte ve bunları kendi kültürel doneleri içinde de kullanmaktadırlar. Ortak kültürel anı, her iki kültürün de Sirius çift yıldızı etrafında dönen bir gezegenden, gezegenin yıldızı normal ötesi faaliyetler göstermeye başladığında, büyük bir tufandan kaçıp kurtulan atalarının soyuyla ilgilidir.

Her iki kültürde de atalarının doğduğu yer olan bu gizemli gezegene adanmış ağıtlar şarkılar ve kültürel bir folklor mevcuttur. İki kültür de ataları kurtaranın tek bir şahıs olduğunu, Hopi’lere göre 80, Dogon’lara 60 atanın dünyaya ulaştığını ama dünyaya uyum sağlamak için dünyadaki tohumlar ile ataların tohumlarının karıştırıldığını ve böylece dünyada dünya insanın yayıldığını anlatmaktadırlar.

Hatta Dogonlar köpek evcilleştirenin ataları olduğunu, dünyaya geldiklerinde dünyanın çok vahşi ve acımasız yer olduğunu halk hikâyelerinde ağıtlarla anlatmaktadırlar. Şu anda dünya üzerinde 250.000 Dogon yaşamakta. Tıpkı Hopi’ler gibi modern batı toplumunu reddetmekte ve kendi geleneklerini devam ettirmektedirler. Dogon’ların dünyaya gelmesine sebebiyet veren varlığın ismi Nommo’dur. Mağara resimlerinde ve tarifi Dogonlar tarafından yapılmakta olan Nommo resimleri bulunmaktadır. Dogon’lar da Hopiler gibi atalarının 250.000 yıl önce dünyaya ulaştığını söylemektedirler.