Her yerde ve her alanda olduğu gibi burada da değişim kaçınılmaz. Bu makale benim evrimimde şu an için geldiğim noktayı özetliyor.

Biz doğa korumacılar var olanı korumak isteriz. Türlerin sayısı azalmasın, yaşadıkları ortamlar bozulmasın, oldukları gibi kalsın isteriz. Gezegenin hassas dengeleri bozulmasın ki biz de içerisindeki varlığımızı devam ettirelim isteriz. Tüm doğa korumacılar az ya da çok bu amaç için uğraşırlar ama her gün daha da çok yerinden delinen bir kova gibidir bizim konu, işimiz gittikçe zorlaşır, yamanacak yerler artar. Tam bir yeri kapamışken başka bir sorun çıkar. Hatta öyle sorunlar gelir ki gündeme, koruduğunuzu zannettiğiniz alanlar ve türler tekrar tehdit altına girer. Muharebeler kazanılır ancak savaş kaybedilir.

Evet, biz doğa korumacıların koyduğu hedeflere, tanımladıkları vizyonlara ulaşmaları her geçen gün daha da imkansız hale geliyor. Başaramıyoruz. İnsan değişiyor, içinde bulunduğu dünya değişiyor ve bu değişim çoğunlukla bizim düşündüğümüz anlamda doğayı yok ediyor.

Bunun birçok sebebi olabilir. Tahmin edileceği üzere tüm insanlığı ve gezegenimizi ilgilendiren bu kadar derin bir konuyu bir iki cümleyle analiz etmek ve her birimizin bu çözümleme üzerinde anlaşması mümkün değil. Ama benim düşüncem, kabaca tarif etmek gerekirse şu şekilde. İnsanlık kendine yeni ve geleceğe dair hedefler koyuyor. Bahsettiğim değişim de temelde bu nedenle gerçekleşiyor. Bu hedeflere oldukça hızlı bir şekilde ilerlerken diğer konular öncelik olamıyor, olmuyor insan için. Bırakın öncelik olmayı, dikkatini dahi çekmiyor. Romantik konular listesinde bir yerlerde duruyor. İnsanın bu özelliğinin genellenebilir olduğunu düşünüyorum. Yani insanların çoğu için geçerli olduğunu ifade ediyorum. Bu yazıyı okuyacak çoğu insan kendini bu gruptan ayrı bir yere koyacak olsa da…

Biraz daha açmam gerekirse, teknoloji deliler gibi gelişiyor (bkz. Moor yasası). Bu gelişme hayatımızı ve yaşam şeklimizi sonuna kadar değiştiriyor. Yakında hepimiz çevrimiçi olacağız, vücutlarımız ve düşüncelerimizle. Sağlık alanında (genetik alanındaki teknolojilerle) inanılmaz gelişmeler yaşanmaya başlayacak. İnsan ömrünün 150 – 200 yıl civarına gideceği söyleniyor. Belki de ölümsüzlüğe. Daha zigot aşamasında düzenlenen genlerimiz olacak. Bugünkü gıdaların yerini laboratuvarlarda üretilmiş ve tam da ihtiyacımız olan molekül dizilimlerinin alacağı yine bu tespitlerin arasında. Belki de tarım alanı diye bir şey kalmayacak. Yok olmuş ve yok olan türlerin lablarda yeniden üretileceği hatta yeni yeni hayvan ve bitkilerin yaşamımıza katılacağı günler yakın. Bitkileri hali hazırda değiştirip yemeye başladık bile.

Bu yazdıklarımın bir kısmı gerçekleşmeyebilir, ama bunlardan çok daha fazlası gelecek 50 yılda insanlığın olağan parçası olacak. Asıl soru şu: İnsan bu ya da benzeri bir yönde ilerlerken biz doğa korumacılar ne yapıyor olacağız?

Öncelikle şu tespiti yapmak istiyorum: İnsanlık teknolojisiyle birlikte her zaman gelecekte bir noktaya referansla ilerliyor. Ancak biz doğa korumacılar hep geçmişe referans veriyoruz. Son 20 yılda şu kadar tükendi, son 50 yılda şu kadar ısındı, geleneksel tarıma geçmeli, eskisi gibi yaşamalı vb. Bence başarısız olmamızın arkasındaki nedenlerin başında bu geliyor. Geçmişe referans. Ben de kişisel olarak bu düşüncede bir insan olsam da (geçmişteki gibi bir yaşama dönelim, biz de mutlu olalım, dünya da) insanlığın bu noktayı çoktan geçtiğini ve geri gelmeyeceğini istemesem de kabul ediyorum. İnsanlık inanılmaz bir momentumla ilerliyor. Bu dev kütleyi durdurmak ve geri döndürmek imkansız diye düşünüyorum. Yapılacak müdahalelerle bu kütlenin yönünü değiştirmeye çalışmaktan başka çaremiz yok.

Sonuçta, biz doğa korumacıların da gelecekte bir referans noktası belirlemekten başka çaresi yok. İnsanlık nereye gidiyor, ne istiyor, arzuları, hırsları neler ve neyi başaracak; bunu çok iyi analiz etmeliyiz. Bu analizi takiben bizler de o gelecekte bir doğa tarif etmeliyiz. Ve şimdiden kolları sıvayarak geleceğe konsantre olmalıyız.

Peki, doğa korumacılar olarak bunu başarabilir miyiz? Bizler var olan muhafazakar yapımızı değiştirebilir miyiz? Bizler değil miyiz yeşil bina fikirlerine laf eden, yeni teknoloji yeşil arabaları beğenmeyen, doğayla uyumlu ama bir yandan da ultra teknolojik binalara dil uzatan. Evet bizleriz. Biz muhafazakarız.

Değişimi anlayıp değişimi kendimiz tarif etmediğimiz sürece kendi küçük topluluklarımızda hayatlarımızı tüketmeye ve dünyayı değiştirememeye mahkumuz.