Arpın Türkiye’nin en popüler enstrümanlarından biri olduğu söylenemez. 1950’li yıllardan beri arp eğitimi veriliyorsa da gerek arpın maliyetinin yüksek oluşu, gerekse eğitimde büyük orkestralarda çalacak profesyonel müzisyenlerin eğitimine odaklanılmasına önem verilmesi nedeniyle Türkiye’de arp sanatçılarının sayısı çok az.

Başarıları çok gündeme gelmese de Türkiye’deki az sayıdaki arp sanatçısı, uluslararası ölçekte önemli başarılara imza atıyor. Brezilya yakınlarında düşen Air France uçağında hayatını yitiren Fatma Ceren Necipoğlu, uzun ve sabırlı bir eğitim sonunda olgunlaşan arp sanatçılarının, yurtdışında da tanınan en önemli örneklerinden biriydi.

Türkiye'nin önemli arp sanatçıları, ntvmsnbc’ye, hem Necipoğlu’nun arp sanatındaki yerini hem de yıllar süren, yoğun bir eğitimle olgunlaşılan bu sanatı anlattılar.

ŞİRİN PANCAROĞLU: O GELENEĞİN TAMSİLCİLERİNDENDİ
Türkiye’nin en tanınan arp sanatçılarından Şirin Pancaroğlu, Ceren Necipoğlu’nu, çok önemli bir geleneğin en önemli temsilcilerinden biri olarak tanımlıyor:

“Ceren, benim yakın arkadaşım, insan olarak da, müzisyen olarak da yoldaşımdı. Son derecede çalışkan, çok saygı duyulacak bir müzisyen ve arp sanatının Türkiye'de önde gelen yorumcularından biri olduğu gibi, öğrencileri uluslararası yarışmalarda derece almış, son derecede birikimli ve başarılı bir eğitmendi. Onun vermiş olduğu eğitimin düzeyi, daha önce görülmemiş türden bir düzeydi. Bunun altını çizmek istiyorum.

"Konservatuvarlarda onun seviyesinde eğitim veren müzisyenlerin sayısı çok az. Konservatuvarlardaki hocaların çoğu artık enstrümanlarını icra etmeyen, aktif konser hayatları olmayan, mezun olduktan sonra sadece hocalık yapan müzisyenler. O nedenle eğitim sistemimiz bir darboğazda; ileri gitmiyoruz, ilerleyemiyoruz. Birinci kuşak, yani bizim hocalarımız daha iyi çalıyordu. Ceren, Eskişehir’de bunu değiştirdi. Aktif olarak da konserler veren Ceren, bu anlamda bir geleneğin az sayıdaki temsilcilerinden biriydi.


Şirin Pancaroğlu, arpın konservatuvarın dışına çıkması gerektiğini söylüyor.
Şirin Pancaroğlu, arpın konservatuvarın dışına çıkması gerektiğini söylüyor.

ÖĞRENCİLERİ GELENEĞİ DEVAM ETTİRECEK
"Şunu da belirtmek isterim ki yetiştirmiş olduğu öğrencilerin düzeyi çok yüksek. Onlarla o kadar yakından ilgilendi, o kadar üzerlerinde emek verdi, onlarla o kadar yoğun süre geçirdi, aldığı usta-çırak ilişkileri geleneğini onlarla da paylaştı. Dolayısıyla bu hafta mezun olan üç öğrencisinin de bu geleneği sürdüreceklerini düşünüyorum. Arp eğitimi Türkiye’de 1950’li yıllardan beri veriliyor. Her ne kadar eğitimimin çoğunu yurtdışında almış olsam da ben ikinci kuşak sanatçılar içinde yer alıyorum. Bizim hocalarımız birinci kuşaktı. Önce Ankara Devlet konservatuvarı’nda arp eğitimi verilmeye başlandı. Daha sonra İstanbul, İzmir, Mersin ve Ceren’in ön ayak olmasıyla Eskişehir’deki konservarlarda arp eğitimi veriliyor.

SAYI ÇOK SINIRLI
"Arp eğitimi ne yazık ki konservatuvarlarla sınırlı kalmış durumda. Konservatuvarlarda kontenjan sınırlıdır, çünkü konservatuvaralar opera ve senfoni orkestralarına eleman yetiştirmek misyonuyla hareket ediyorlar. Dolayısıyla orkestralara gerekli olan eleman kadar kontenjan açılıyor. Buralarda toplamda sadece 30 civarında öğrenci eğitim alıyor. Konservatuvarlar 11 yaşında bir öğrenciyi ele alıp, bu kişiden bir profesyonel yetiştirmeyi amaçlıyor.


BIRAKANLAR YETİŞENLERDEN ÇOK
"Aslında burada çok büyük kayıplar söz konusu oluyor. O yaşta, profesyonel olsun diye bir öğrenciye yaklaşırsanız, çok fazla kayıp verirsiniz. Eğitim, geçen sürede fire vere vere ilerliyor. Yetişenden daha çok eğitimi bırakan oluyor, çünkü bu böyle bir sistem. Bu nedenle arpı amatörler arasında yaygınlaştırmak gerekiyor ki başka kanallardan da, bu enstrümanla alternatif müzikler yapılabilsin.

AMATÖRLÜK OLMADAN ARPIN RUHU GELİŞMİYOR
"Ceren ağırlıklı olarak Eskişehir'deki konservatuvardaki eğitime adamış olduğu için, küçük mandallı arplarla eğitim projesi, ağırlıklı olarak benim çalışmam olarak kaldı. Tabii ki Ceren bunu gönülden destekliyordu ve Rio’ya gitmek için İstanbul’dan ayrıldığı gün buna bana söyledi. Bizim, müzik eğitimi alamayan kesimlerle daha fazla çalışmak istediğimiz projelerimiz vardı. Bu olanakları olmayan çocuklara bilgi ve becerilerini aktarmak istediğini söylemişti. Bizim en önemli vizyonlarımızdan biri de arpı amatör müzisyenlere de açmak. Çünkü bir enstrüman yalnızca profesyonel olarak çalınırsa, ruhu gelişmiyor. O enstrümanın amatör çalınışa açılmasını çok önemli buluyorum. Bu konuda benim de dahil olduğum bir pilot projemiz var.”

DUYGU AYDOĞAN: HAYATIMIZ SIRA BEKLEYEREK GEÇTİ
Uzun ve zorlu eğitim sonunda, arp konusunda ‘mükemmelleşmiş’ sanatçılardan biri de Duygu Aydoğan. 2006 yılında belçika’da düzenlenen Felix godefroid Uluslarası arp yarışmasında ‘mükemmellik’ kategorisinde dereceye giren üç kişiden bir olan Aydoğan, zorlu arp eğitimini anlattı:

Duygu Aydoğan arpta 'mükemmellik' derecini alan üç kişiden biri.
Duygu Aydoğan arpta 'mükemmellik' derecini alan üç kişiden biri.

“17 yıldır arp çalışıyorum. Türkiye’de arp eğitimi ilkokuldan sonra, 11 yaşında başlıyor. Bu yaşta konservatuvara yazıldıktan sonra lise eğitiminizde, bir taraftan normal dersleri, diğer taraftan müzik derslerini alıyorsunuz. Çalacağınız emstrüman, konservatuvara ilk başladığınızda, yani 11 yaşında belli oluyor. Eğitiminiz sırasında solfej ve armoni gibi derslerin yanı sıra hafta da iki ders de çalacağınız enstrümanın derslerini alıyorsunuz; bununla ilgli ödevler hazırlıyorsunuz.

BÜTÜN VÜCUT ÇALIŞIYOR
"Arp çalmak için, kolların uzun olması, parmakaların etli olması gibi fiziksel özellikler aranıyor ama bu şart değil. Kolları kısa olup da çok güzel çalanlar da var. Sadece fiziksel olarak bir rahatsızlığın olmaması gerekiyor çünkü arp çalarken ayakları da kullanıyorsunuz; bütün vücut işin içine giriyor.

"Türkiye’de eğitim 11 yaşında başlıyor ama aslında bu geç bir yaş. Yurt dışında, imkanlar daha iyi olduğu için, 5-6 yaşında arp çalmaya başlanıyor, dolayısıyla daha iyi yerlere daha kolay gelebiliyorlar. Ayrıca fiziksel olarak da pek çok yetersizlikle karşı karşıyayız.

HALA BİR ARPIM YOK
"Profesyonel bir arp sanatçısının kullanabileceği bir arpın bedeli 30 bin Euro civarında. 17 yıldır arp çalıyorum ama bugün hala, kendime ait bir arpım yok. Bu nedenle de bir öğrenci gibi sabahtan akşama kadar okulda çalışıyorum. Ama burada bile enstrüman yokluğu, bizim için büyük bir sıkıntı. Arplar dönüşümlü olarak kullanılmak zorunda. Siz 5 saat çalışmak istiyor olabilisiniz ama çalışamazsınız. Çünkü başka insanlar da çalışacak; ayrıca herkesin dersi farklı zamanlarda olabiliyor ya da çakışıyor. Genelde böyle geçti hayatımız.

MEZUN OLUNCA NE YAPACAKLAR
"Türkiye’nin nüfusu düşünüldüğünde çok az arp sanatçısı var, en fazla 50 kadar... Ama şunu da düşünmeliyiz: Zaten arp sanatçısının çalacağı orkestra sayısı çok değil. Mezun olan kişi sayısı; 7-8'ken onlar da mevcut orkestralardan bir tanesine girebilir ki zaten hepsi dolu gibi. Böyle olunca da yeni öğrenci alırken; '10 senelik ciddi bir eğitim alacak ama sonra ne yapacak?' diye düşünüyoruz biz de.”