Grönland'ın değişen yüzü

Buz tabakasında erime var, Grönlandlılar arasındaysa bir iyimserlik dalgası...

Haberler 18.08.2010 - 08:06

Grönland'ın değişen yüzü

İlk bakışta Grönland sonsuza uzanan kör edici bir beyaz dalga gibi. Ama helikopterim adanın üzerinde alçalmaya başlayınca renkler çarpıyor gözüme. Uzaklarda, erimiş suların mavisinden oluşan şeritler buz örtüsünü kilometreler boyunca çevreliyor. Beyaz alanlar, nehirler tarafından yol yol aşındırılmış, derin yarıklarla oyulmuş ve göller tarafından lekelenmiş. Bir de ne beyaz ne de mavi olan, aksine kahverengiye yakın hatta siyah buzlar göze çarpıyor. Cryoconite adı verilen bir madde koyulaştırmış renklerini. Çamur görünümlü bu lekeler, benimle birlikte seyahat eden dört kişi için önemli bir araştırma konusu: Fotoğrafçı James Balog, asistanı Adam LeWinter ve her ikisi de New York Şehir Üniversitesi'nde çalışan jeofizikçi Marco Tedesco ile doktora öğrencisi Nick Steiner. Balog var olan buzu fotoğraflıyor; aynı zamanda buzun yokluğunu da. Ekstrem Buz Araştırmaları kurumunu (Extreme Ice Survey, EIS) 2006'da kurmuş. "Yok olup giden şeylerin anısını yaşatmak için." EIS, gece gündüz durmaksızın fotoğraf çeken, güneş ışığıyla çalışan, tipiye dayanıklı 35 adet civarındaki zaman aralıklı fotoğraf makinesini Alaska, Montana, İzlanda ve Grönland'daki buzulları hedefleyecek şekilde farklı yerlere yerleştirmiş. Balog yılda 4 bin ile 12 bin kare çekmeye programlanan bu makinelerin, adeta "dünyayı bizim için gözleyen küçük koruyucu gözler gibi" sürekli olarak kayıt yaptıklarını söylüyor. Kampımızı batı sahilinde bir köy olan Illulissat'tan 70 kilometre kadar içerilerde kuruyoruz. Grönland buz örtüsünün üst katmanının incelmesi sonucunda mavi buz diye bilinen tabakanın ortaya çıktığı erime bölgesinde. Bu eski buz öylesine bir noktaya kadar sıkıştırılmış ki, ışığı yansıtarak buza sütümsü beyaz bir görünüm veren hava kabarcıklarının pek çoğu buzdan dışarı kaçmış. Daha az sayıda kabarcığa sahip olan buz, kırmızı ışığı emerken, sadece mavi ışınların yansıtılmasına neden oluyor. Güneş ışığının oynadığı oyunlara bağlı olarak mavi buz etrafımızdaki pek çok yerde olduğu gibi beyaz olarak da görünebiliyor. Kampımız erime sularından oluşan dev bir gölün yanında. Tedesco ve Steiner gölün derinliğini ölçüyor. Amaçları, elde ettikleri bulguları Grönland'ın buzul üstü göllerinin uydu aracılığıyla elde edilen derinlikleriyle karşılaştırmak. Her sabah verileri toplamak için küçük bir aracı suya indiriyorlar. Uzaktan kumanda, sonar, laptop ile kullanılan bir spektrometre, GPS, bir termometre ve sualtı kamerası ile zenginleştirilmiş bir araç bu. Grönland'ın erime sularından oluşan gölleri birdenbire ve hızla çekilme eğilimindeler. Balog bir defasında bir gölün bir gecede kuruduğuna tanıklık etmiş. Bir yutanın -buzda dikey bir delik- dibi açılarak bütün bir göl bilinmeyen yerlere sürüklenmiş. 2006'da Woods Hole Oşinografi Enstitüsü ve Washington Üniversitesi buzulbilim uzmanlarından oluşan bir ekip 5 kilometrekarelik bir buzul gölünün kurumasını belgelemişti. Bu örnekte 40 milyon metreküpten fazla miktarda bir su, Niagara Şelalesi'nden de hızlı akarak, bir yutanın içinde 84 dakikada yok olmuştu. Tedesco'nun incelediği erime suyundan oluşan göl, bir nehir ağzına sahip ve bu da mutlaka emici bir yutana ulaşıyor. LeWinter ve ben onu bulmaya kararlıyız. Buz baltaları, buz vidaları ve iplerle donanarak araştırmamıza başlıyoruz. Henüz 500 metre bile gitmeden yolumuz buzdaki delikler tarafından kesiliyor. Başlangıçta aralarından geçerek yolumuza devam ediyoruz. Ama biraz daha ötelerde kenarları birbirine değmeye başlıyor ve biz de göletleri atlayarak geçmek zorunda kalıyoruz. Bir bıçak sırtından bir diğerine. Bu yaptığımız, ustura ağzında birdirbir oynamaya benziyor. Alternatif bir yol deniyor ve nehre paralel giden buzun kıyısını takip ediyoruz. Bu defa buz örtüsü üzerinde kilometrelerce yürümeyi başarıyoruz. Yürüyerek yutanı bulamasak da ilginç bir gözlemde bulunuyoruz. Yola çıktığımızda üzerinden atladığımız delikler birbirinden ayrı, yuvarlak çanaklardı. Ama sadece yarım gün sonra, geri dönüş yolunda, delikleri hızlı akan dereciklerle birbirine bağlamaya yetecek kadar erime olmuş bile. O gece kampta, erime suyundan oluşan gölün dibi konusunda Tedesco ve Steiner tarafından doğruluğu kanıtlanan gerçekleri öğreniyoruz. Gölün dibi cryoconite tarafından kirletilmiş. Cryoconite hava yoluyla yayılan ve buz üzerine rüzgârlarla taşınan bir tortu olarak yola çıkıyor. Orta Asya çölleri gibi uzak yerlerden emilen mineral tozlarından, volkanik patlamalardan oluşan zerreler ve kurumdan oluşuyor. Kurum parçacıklarıysa hem doğal hem de insanların yol açtığı yangınlardan, dizel motorlardan ve kömürle çalışan enerji santrallerinden taşınıyor. Cryoconite yeni bir fenomen değil. Kutup kaşifi Nils A. E. Nordenskiöld, 1870'te Grönland buz örtüsüne yaptığı bir sefer sırasında ince kahverengi tortuyu bulmuş ve isimlendirmişti. Nordenskiöld'ün döneminden bu yana insanoğlunun faaliyetleri siyah kurumun cryoconite içindeki miktarını artırdı ve küresel ısınma da ona yeni bir önem kazandırdı. Carl Egede Bøggild son 28 yılını buz örtüsünü inceleyerek geçiren Grönlandlı bir jeofizikçi. Son zamanlarda cryoconite üzerinde yoğunlaşmış Bøggild. "Cryoconite'in sadece yüzde 5'i kurumdan meydana geliyor" diyor. "Ama buna rağmen ona siyah rengi veren şey kurum." Siyahlaşma buzdaki albedoyu yani yansıtma miktarını azaltıyor, bu da sıcaklığın emilmesini artırıyor ve sonuçta erime miktarı daha da yükseliyor. Cryoconite tozu ile birlikte her yıl buz örtüsünün üzerine kar da düşüyor. Kar sertleştikçe tozu içine hapsediyor. Yazlar özellikle son yıllarda olduğu gibi sıcak geçtiğinde buzdaki birkaç tabaka birden eriyor ve bu da daha fazla miktarda hapsedilmiş cryoconite'in serbest kalmasına ve yüzeyde daha yoğun ve koyu renkte bir tabakanın oluşmasına neden oluyor. Bøggild, "Bu yaşanan zararlı ve giderek hızlanan bir döngü," diyor. "Buzun üzerine siyah bir perde çekmek gibi bir şey." Kısa süreli keşif gezimiz süresince biz bile bu etkiyi yaşıyoruz. Eriyen buz sadece bir hafta içinde kampımızı bir bataklığa çevirdi. Erime suyundan oluşan göl uzaklarda bir yerde, aradığımız yutan içinde kayboldu. Balog'un fotoğraf makineleri tüm olan biteni kaydetmiş. "Evrenin kalp atışlarının kaydını yapıyorlar" diyor.

Devamı National Geographic Haziran sayısında.


Sayfa Yükleniyor...