Kurumsal hayat mı; hayaller mi?

"Sizi ne mutlu ediyorsa onun peşinden koşun! O heyecanı içinizde hissettikten sonra, gerisi çorap söküğü gibi geliyor..." Bu sözler plaza ortamından sıyrılıp, fotoğraf makinesine tutkuyla bağlanan genç bir kadına ait...

02.12.2011 - 09:59

Kurumsal hayat mı; hayaller mi?

Nur Ölçer... 35 yaşında genç ve başarılı bir işkadını... Uzun bir eğitim ve kariyer süreci var. Boğaziçi Üniversitesi'nde matematik lisansı, ardından Cornell Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptı. 11 yılı aşkın bir süre de kurumsal şirketlerde pazarlama, iş geliştirme, strateji ve inovasyon alanlarında çalıştı. İş dünyasında başarılı adımlarla ilerledi, iyi bir kariyer yaptı. Herkesin olmak istediği, hayalini kurduğu gibi... Plaza ortamı, takım elbiseler, topuklu ayakkabılar, görüşmeler, toplantılar, atılan imzalar... Hepsi heyecan verici...


Ancak bir süre sonra onun hayali, farklı bir çizgide yol aldı. Bir şeyler yapmalıydı, fark yaratmalıydı... Plaza ortamının dışındaki dünyayı keşfetmeli, daha çok sanatla iç içe olmalı, üretmeli ve yapığı iş her ne olacaksa olsun, ruhunu okşamalıydı... Katıldığı bir düğün, işte bu noktada hayatının dönüm noktası oldu.

Bir arkadaşının büyülü dünyasına kapıldı. Tası tarağı toplayıp, tamamen iş dünyasından uzaklaşmadı ama bu büyü, kendisine yepyeni bir kapı açtı. Ne yapmak istediği belliydi artık. Hayallerinin peşinden gitti; merak etti, çabaladı, öğrendi ve şimdi çektiği fotoğraflarla konuşuluyor.

İşte Ölçer'in, kendi ağzından hikayesi...

İşinizi değiştirme hikayenizden başlayalım...Bankacılık sektöründen fotoğrafçılığa... Bu geçiş nasıl oldu?
Fotoğrafçılık, hobi olarak başladı. Ama zamanla tekliflerin artması, profesyonelliğe adım atma kararımı oluşturdu. Çok da planlanmış bir değişiklik değildi aslında. Son 3 yılda gelişti diyebilirim.

Kariyer dönemizden bahsedersek, nasıl bir çalışma temposu içerisindeydiniz?
Kurumsal hayat, hepimizin bildiği üzere belli saatler arasında plazalarda geçirilen bir düzen. Üniversite yıllarımda, mezun olunca ne yapsam diye düşündüğümde böyle bir yaşam çok cazip geliyordu. O nedenle matematiğin üzerine, iş dünyasında geçişin kolay olacağı bir master seçtim ve nitekim o yolda da ilerledim. Çalıştığım kurumlarda çok keyifli projelerde yer aldım, çok şey öğrendim. Ancak geçen zaman içinde fotoğrafa olan tutkum ağır bastı ve bu alanda kendimi geliştirmeye karar verdim.

Fotoğrafçılığa nasıl merak sardınız? Bu önceden de var olan bir tutku muydu; yoksa sonradan mı gelişti? Yani "bir şeyler yapmalıyım" dediniz ve kendinize en yakın olarak fotoğrafı mı seçtiniz?
Kardeşimin düğününde, bir arkadaşım nefis fotoğraflar çekti. Ona sordum; "ne yaptın, işi gücü bırakıp fotoğrafçı mı oldun" diye. O da bir kursa gittiğini söyledi. O şekilde Muammer Yanmaz ile tanıştım. Bir kamera aldım, 8 haftalık başlangıç kursuna katıldım. Acayip hoşuma gitti. Muammer portre çekmeyi öğretti. Orada teknik konuların yanı sıra, insanlarla birebir ilişki kurmayı, enerji alışverişini de işliyorlar. Ben de öyle başladım. Her çarşamba kurs vardı ve ben o günü sabırsızlıkla bekliyordum. Devamlı bir şeyler üretmek ve yeni kareler çekmek istiyordum. Bir süre sonra, fotoğraf bir tutkuya dönüştü. Seyahat fotoğraflarında, insan çekmeye odaklandım. Geçtiğimiz mayıs ayında, ilk kişisel sergimi açtım. Hindistan'daki müthiş insanları, büyülü ışıkları ve enerjilerini objektifime yansıttım.

Bebek fotoğrafçılığına nasıl karar verdiniz?
İleri fotoğrafçılık atölyesine katıldım ve hangi alanda uzmanlaşmam gerektiğini düşünmeye başladım. Uzun bir süre araştırdım. Farklı alanlarla ilgili atölyelere katıldım. Düğün, doğum, hamile fotoğrafları çekiyordum zaten.  Ancak bir yeğenimin olacağını öğrenince bebek fotoğrafçılığına odaklanmaya karar verdim. Araştırmalar sonunda, Türkiye'de çok fazla bilinmeyen ama Amerika'da bir hayli popüler olan "Newborn Photograghy/Yenidoğan Fotoğrafçılığı"nda karar kıldım. Türk insanını, yenidoğan fotoğrafçılığı ile tanıştırmayı hedefliyordum. Bu işi yerinde, uzmanından öğrenme hevesiyle bu dalın popüler ismi Kelley Ryden ile irtibata geçtim. Eğitimine gidebilmek için bir süre bekleme listesindeydim. Sonunda yer açıldı ve benim de maceram başladı.

Düzenli maaşınızı, ilerleyebileceğiniz kariyerinizi bırakmak zor olmadı mı? Riskleri de var elbet... O geçiş sürecinde neler yaşadınız?
Tabii ki hiç kolay değil, çünkü yıllarca alıştığınız bir düzen var. Kurumsal hayat ile kendi işinizi yapıyor olmak çok farklı. Bir kurumda çalışırken, onun şemsiyesi altında iş yapmak çok kolay. Örneğin; bir toplantı için bile randevu almak kendi işinizi yaparken zorlayabiliyor, çünkü henüz markanız oturmuş değil. Bunları yaşamak değişik bir tecrübe.

Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz?
Yenidoğan fotoğrafçılığını daha geniş kitlelere ulaştırabilmek, onların da bu karelerin keyiflerini çıkarabilmeleri için özel projelerim var. Sadece bu karelerden oluşan sergi açmak istiyorum. Bir de "Uyuyan Güzeller"  kitap ve takvim projesi üzerinde çalışıyorum. İnsanların bu karelere baktıklarında bile yüz ifadeleri değişiyor, hemen bir gülümseme beliriyor. Uyuyan güzellerin saf ve masum halleri, pozitif duygu uyandırıyor. Ben de bu enerjiyi daha geniş kitlerere yaymak istiyorum.

Bebek fotoğrafçılığı yapmak bir kadın için nasıl bir duygu? İşin içinde ticaret var evet ama daha ötesinde annelik duygusu barındırıyor...
Evet, ticari kısım en son ayrıntı benim için. Bebeğin fotoğraflarını çekerken geçen 3-4 saat içinde hem bebekle hem de ailesiyle olan diyalog, onların hikayeleri beni heyecanlandırıyor. O ufacık varlığın nefes alış verişini takip etmek, pür dikkat ona bakmak çok hoş.

Çektiğim karelere bakınca içim titriyor. Ve onlar büyüdüğünde de beraber aynı kareye bakabilmeyi ve 'nasıl ufacıktın' diyebilmeyi hayal ediyorum. Zaten bebeklerle bir iş yapmak müthiş. Onların en saf ve en masum anlarını görüntülemek heyecan verici.

Çekim öncesinde hep kafamda "acaba nasıl olacak" sorusu oluyor. Ailenin isteklerine göre önceden kullanacağım sepet, aksesuar ve battaniye seçimlerini yapıyorum. Her çekim, benim için yepyeni bir heyecan. Bebekle buluşunca heyecan yerini keyfe bırakıyor. Çekim süresince vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Aslında fiziken çok yorucu bir iş; 30 derece sıcaklıkta 3-4 saat kalıyorsunuz. Ama verdiği haz bambaşka.

Anı unuttuğum bir şeyi yapabildiğim için kendimi çok ayrıcalıklı hissediyorum.

Şimdiye kadar kaç bebek fotoğrafladınız?
Son altı ayda 45'in üzerinde.

Nerede ve kimden eğitim aldınız?
Kelley Ryden ve Tracey Raver, Amerika'nın hatta dünyanın yenidoğan fotoğrafçılarına eğitim veren en önemli isimleri. Bu işin duayenleri. Eğitime gittiğimde beş farklı ülkeden katılımcılar vardı. Onlardan aldığım eğitimler ise; pozlama ve kamera teknikleri ile photoshop.

Yaptığınız iş artık yeni bir sektöre dönüştü. Ve buna yönelen fotoğrafçı sayısı her geçen gün artıyor. Peki anne-babalar, sizi neden tercih ediliyor? İşinizden, disiplininizden ve farkınızdan bahsedelim...
Öncelikle bebekleri fotoğraflamak ve bebeklere dokunmayı bilmek çok farklı konu. Benim farkım ise; onların en rahat edebilecekleri şekilleri bilmem. Zaten aldığım eğitim de bunları öğretiyor. Sonuçta fotoğraf, bir matematik işi. Işık ve ayarları bildikten sonra sadece deklanşöre
basıyorsunuz.

Yenidoğan bebekler çok narin ve hassaslar. Onların özel doktorları, özel ıslak bezleri vs. var. Onlara dokunmak ve tutmak bile ayrı bir özen ve bilgi gerektiriyor. Bu konuda çok hassasım.

Uyurken çekim yapıyorum. O yüzden, onlar benim "uyuyan güzellerim". Her poz, bebeğin anne karnında zaten 9 ay boyunca alışık olduğu poz oluyor. Bunların bir kısmı zaten yogada "çocuk pozu" diye bilinen son derece rahatlatıcı ve dinlendirici duruşlar.

Onlar için en uygun ortamı sağlamadan çekime başlamıyorum. Bu fotoğraflar, bebek hastaneden çıktıktan sonra çekiliyor. Önce bebekleri uyutup, sonra pozluyorum. Bir çekim ortalama 3-4 saat sürüyor. Bu sırada önceliğim, bebeğin rahatını sağlamak ve onun ritmine ayak uydurmak. Uyanırsa tekrar besleyip uyutmak gerekebiliyor. Onları doğal ışıkta pozluyorum, flaş kesinlikle kullanmıyorum.

Çekim sırasında bebek çıplak oluyor. Üşümesin diye odayı önceden ısıtıyorum. Öte yandan hijyene önem veriyorum. Kullandığım şapka, battaniye gibi aksesuarları her defasında yıkıyorum.

Sizin gittiğiniz yolda ilerlemek isteyenlere ne gibi önerilerde bulunursunuz? O süreçte yaşadıklarınızdan yola çıkarak, olumlu veya olumsuz sonuç elde ettiğiniz, "bunu yapın ama böyle yapmayın" dedikleriniz neler?
Sizi ne mutlu ediyorsa onun peşinden koşun! O heyecanı içinizde hissettikten sonra, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Ama bir de hayatın gerçekleri var tabii. Sonuçta mevcuttaki kariyeri birden bırakıp, bir sonraki gün "acaba ne yapsam" diye düşünmek doğru olmaz gibi geliyor. Geçiş sürecini belirleyip, uygun koşullara bakmak gerekiyor.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...