Metris Askeri Cezaevi 22 Nisan 1981’de açıldı. Metris’e sevk edilen ilk tutuklular ise İstanbul’da her biri kışladan bozma hapishaneler olan Hasdal, Alemdağ, Selimiye ve Davutpaşa’da kalan sol siyasi tutuklulardı.

Metris’in 1981’de açılmasına karşın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 1979 ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de 1980 yıllarına ait birer Metris anısı var. Bugün devletin zirvesinde olan bu iki isim nasıl olmuş da henüz açılmamış bir cezaevinde kalmışlardı?

Radikal Gazetesi'nden Ertuğrul Mavioğlu'nun haberine göre, ilk Metris hikâyesi Abdullah Gül’den gelmişti. Milliyet yazarı Can Dündar’ın çıkardığı ve Gül tarafından yalanlanmayan portreye göre 12 Eylül’de cuntanın ilan edilmesinden hemen sonra Gül’ün gözaltına alınıp Metris’e götürülmesi şöyle olmuştu:

“Abdullah ve Hayrünnisa Gül, evlendikten sonra 3 hafta kadar Kayseri’de kaldılar, sonra İstanbul’a, Erenköy’deki kiralık evlerine gidip yerleştiler. Orada bir gece kaldılar. Ertesi gün sabaha karşı 6’da kapıları çalındı. Kapıdaki üsteğmen ordunun yönetime el koyduğunu söyledi, elindeki kâğıdı gösterip Abdullah Gül’ü götürmeye geldiğini açıkladı. (…)Kayseri’deki ailesini aradı. Babasına ‘Sıkıyönetimden geldiler, beni götürüyorlar’ diye haber verdi. Ve sonra o cip, Türkiye’nin gelecekteki Cumhurbaşkanını, daha sonra üzerine türküler yakılan Metris Ceza ve Tutukevi’ne götürdü. Bu süre içinde ‘en ufak bir rencide edici davranış olmadı.’ (…)Soruşturma Sakarya Üniversitesi’ndeki dinci örgütlenme ile ilgiliydi. O nedenle Gül, 15 gün kadar Metris’te tutulduktan sonra Sakarya’ya sevk edildi.”

‘Cumartesi anneleri’ni kabul eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise görüşme sırasında 1979’da arkadaşlarının cenazesinde gözaltına alındıktan sonra başına gelenleri anlattı. Bu konuşma, 2004’te oğlunu kaybeden ve kendisinden bir daha haber alınamayan Tolga Ceylan’ın annesi Kadriye Ceylan tarafından da medyaya aktarıldı. Ceylan, görüşmeye ilişkin şöyle diyordu:

“Kendisinin 1979 yılında, öldürülen iki arkadaşının cenazesine katıldığı için gözaltına alındığını ve bir gece Metris’te kaldığını söyleyip orada gördüğü işkenceyi anlattı. Başbakan’ın ayaklarını, dizlerine kadar buzlu su olan bir kovada saatlerce tutmuşlar. Hücreleri de çok soğukmuş. Çıkarıldıktan sonra eroin bağımlılarının odasına alıyorlarmış ve onların odası çok sıcakmış.”

Zaten Erdoğan’ın anlatımlarına dayanılarak Hüseyin Besli ve Ömer Özbay tarafından kalem alınan ‘Bir Liderin Doğuşu R. Tayyip Erdoğan’ adlı kitapta da Ceylan’ın aktarımlarına çok benzeyen ifadeler var.

PEKİ DOĞRUSU NE?
Hem Gül’ün hem de Erdoğan’ın gözaltına alınıp bir süre tutuldukları doğru. Ancak götürüldükleri yerin Metris olduğu bilgisi yanlış. Çünkü henüz açılmamış bir cezaevine atılmış olmaları mümkün değil.

Erdoğan ve Gül’ü yakından tanıyanlar, her ikisinin de muhtemelen o yıllarda hem gözaltı hem de askeri cezaevi olarak kullanılan Davutpaşa Kışlası’na götürüldüklerini ancak gittikleri yeri yanlış anımsadıklarını söylüyor. Baskı ve işkencenin dur durak bilmediği merkezlerden biri olarak nam yapmış Davutpaşa Cezaevi’nde kalanların anlatımları da Erdoğan’ın sözlerini destekler nitelikte: “Tuvaletler taşardı, her taraf su içindeydi, yataklar bit torbasını andırırdı.”