Türkiye 1965 yılına girerken siyasette en çok konuşulan mesele, “hükümet ne zaman düşecek?” sorusuydu. İsmet İnönü’nün başbakanlığı altındaki CHP-Bağımsızlar koalisyonu bir azınlık hükümetiydi ve 1964 yılının en önemli gündem maddesi olan Kıbrıs sorunu sayesinde “doğal ömrünü” epeyce aşmayı başarmıştı: Memleketin ve siyasetin dikkati içeride değil dışarıdaydı.

İlişkili Haberler


1965’e gelindiğinde meclisteki diğer partileri ortaklaştıran belki de tek mesele CHP’den kurtulma ihtiyacıydı. Sadece bunun zamanlaması ve yöntemi üzerinde anlaşmaları gerekiyordu (bu da zaman alacaktı). Öte yandan sağın en büyük partisi olan Adalet Partisi’nin (AP) önlenemez yükselişi de sürüyordu. AP 1963’teki yerel seçimler ve 1964’teki Senato yenileme seçimlerinden zaferle ayrılmıştı. Sağdaki diğer partiler adeta yok olmanın eşiğindeydi.

İşte tam bu noktada AP’nin tek başına iktidara gelmesini engellemek isteyen CHP ile meclis dışı kalma riskiyle yüz yüze bulunan küçük partilerin çıkarlarını ortaklaştıran bir hesap vardı: Seçim sistemini maksimum adil hale getirmek.

Böylece -CHP’nin hesabı doğrultusunda- AP’nin tek başına iktidarı güçleşecek (zira bunun için AP’nin oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması gerekiyordu), küçük partiler ise TBMM’ye girmeyi başaracaktı (çünkü her parti aldığı oy kadar milletvekili çıkaracaktı).

Bunun için bulunan çözümün adı Milli Bakiye sistemiydi. Bu sisteme göre önce her ilde kullanılan oy o ilin milletvekili adedine bölünecekti. Partiler evvela, çıkan sayı kadar milletvekili kazanacaktı (söz gelimi bu sayı 25 binse, 50 bin oyu olan parti iki milletvekili kazanacaktı).

Bu ilk turda dağıtılamayan milletvekillikleri ile partilerin artık oyları (yani dağıtımda kullanılamayan oyları) ise bir sonraki aşama için iki ayrı havuzda toplanacaktı. Hesaplamanın ikinci aşamasında toplam ‘artık oy’ toplam dağıtılamamış sandalye adedine bölünecek ve bir ulusal seçim sayısına ulaşılacaktı. Bir parti, artık oylarında bu sayıdan ne kadar varsa o kadar sandalye kazanacaktı. Mesela ulusal seçim sayısı 50 binse, 200 bin artık oyu bulunan parti 4 milletvekilliği elde edecekti.

BUGÜNE KADARKİ EN ADİL SİSTEM
Milli Bakiye, Türkiye tarihinde uygulanmış en adil seçim sistemi oldu. 10 Ekim 1965 seçimlerinde partilerin oy oranlarıyla TBMM’de kazandıkları sandalye oranları birbirine çok yakın oldu (adı geçen oranlar arasındaki fark en fazla artı/eksi yüzde 1 olmuştur o seçimlerde).

Yeniden 1965 yılının başına dönelim. AP, Milli Bakiye’ye şiddetle muhalefet etti. Ama CHP ve küçük partiler işbirliği içinde bu sistemi getirdiler. Seçim sistemi mevzusunda istediklerini elde eden küçük partiler daha sonra da AP ile işbirliği yaparak hükümetin 1965 bütçesine red oyu verdiler ve Şubat 1965’te İnönü hükümeti düştü. Yerine diğer tüm partiler bir koalisyon kurdu ve Ekim ayında seçime gidildi.

Gelgelelim bu seçimde AP tarihi bir başarı elde ederek oyların yüzde 53’e yakınını aldı ve Milli Bakiye’ye rağmen tek başına iktidar olmayı başardı. (Zaten bir parti oyların yüzde 50’sinden fazlasını aldığı zaman onu tek başına iktidar olmaktan uzak tutacak bir seçim sistemi henüz icat edilebilmiş değildir).

KÜÇÜKLER MURADINA ERDİ
CHP’nin ana muhalefet partisi olarak çıktığı 1965 seçimlerinde küçük sağ partiler muradına ererek meclise girmeyi başardılar. Ve Milli Bakiye’nin tam da onlara göre bir sistem olduğu ortaya çıktı: Kısa bir süre önce Alpaslan Türkeş’in arkadaşlarıyla beraber girerek ele geçirdiği ve eski yöneticilerini tasfiye ettiği CKMP, kazandığı 11 milletvekilinin tamamını ulusal seçim çevresinden elde etti (yani hiçbir ilden doğrudan milletvekili çıkaramadı). YTP kazandığı 19 sandalyeden 15’ini ulusal seçim çevresinden çıkardı. Millet Partisi de 31 milletvekilinin çoğunu ulusal artık oyu sayesinde elde etti.

Ancak seçimin bir de sürprizi vardı: Türkiye İşçi Partisi (TİP). TİP 14 milletvekilliği kazandı ve bu partinin listesinden bağımsız aday olup seçilen Çetin Altan’ın mecliste TİP grubuna katılmasıyla sayı 15’e çıktı. Cumhuriyet tarihinde böylece ilk defa sosyalist bir parti TBMM’ye girdi.

Osmanlı döneminde Ermeni Hınçak Partisi Meclis-i Mebusan’da temsil edilmişti, Kurtuluş Savaşı’nda Büyük Millet Meclisi’nde solcu mebuslar vardı, 80’lerin sonunda Sosyalist Birlik Partisi, 2002’de birkaç aylığına ve 2007’de bir kez daha olmak üzere ÖDP TBMM’de temsil olanağı buldu. Ancak TİP’in seçim başarısı Cumhuriyet tarihinde bir ilktir ve tektir. Bir sosyalist partinin seçimlerde aldığı en yüksek oy oranını ve TBMM’deki en yüksek sayıda sandalyesini elde eden TİP, mecliste grup kurmayı da başardı.

DEMİREL ESKİ SİSTEMİ GERİ GETİRDİ
Başından beri Milli Bakiye’ye şiddetle karşı olan Süleyman Demirel’in AP’si, seçim bildirisinde eski sistemi geri getirmeyi vaat etmişti. AP’nin 1965’te mecliste salt çoğunluğu elde etmesiyle beraber Milli Bakiye artık tehlikeye girmişti. 1966’daki ilk değiştirme girişiminin muhalefet tarafından bloke edilme olasılığı belirince teşebbüsünü ertelemek zorunda kalan AP, nihayet 1968’de Seçim Kanunu’nu değiştirmeyi başardı ve d’Hondt sistemi geri geldi. İktidara karşı yıpratıcı bir muhalefet yürüten TİP’i bir sonraki dönem meclis dışı bırakmak da AP için önemli bir hedefti.

Pek çok kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirmeyi başaran TİP, bu değişikliği de mahkemeye götürdü. Ancak Mahkeme AP’nin yaptığı değişikliği iptal etmedi, yalnızca d’Hondt sistemiyle beraber uygulanan çevre barajını (il barajını) kaldırmakla yetindi. AP 1969 seçimlerinden de tek başına iktidar olarak çıkarken, 1965’tekine çok yakın oranda oy almasına rağmen TİP bu kez yalnızca 2 sandalye kazanabildi.