Tunceli (Dersim) siyasi yapısı itibariyle Türkiye’nin geri kalanından ayrılan bir yer. 81 il içinde genel olarak solun en güçlü olduğu kent diyebiliriz. Üstelik sadece CHP ve BDP değil, Türkiye’deki birkaç küçük yerleşimde dönem dönem varlık göstermek dışında ülke siyasetinde esamisi okunmayan sosyalist solun da geleneksel olarak güçlü olduğu bir yer Tunceli.

İlişkili Haberler


On yıllar boyu CHP’nin hâkim olduğu Dersim’de 2000’li yıllarla beraber Kürt siyasal hareketi büyük güç kazandı. 2004’te DTP’nin adayı yüksek bir oy oranıyla Belediye Başkanı seçildi. 2007 genel seçimlerinde ise 2 bağımsız aday; ismi Tunceli’yle özdeşleşen Kamer Genç ve BDP’li Şerafettin Halis seçilmeyi başardılar. CHP ise o seçimde Tunceli’de, tarihindeki en düşük oy oranlarından birini elde etti (yüzde 16.6) ve TBMM’ye bu kentten temsilci gönderemedi.

CHP’nin Dersim’de büsbütün belini kıran olay ise, Kasım 2009’da Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in, Kürt Açılımı tartışmaları çerçevesinde dile getirilen “analar ağlamasın” talebine karşılık “Dersim’de analar ağlatılmadı mı?” tepkisini göstermesi oldu. Devletin ve kamuoyunun Dersim 1937-38 katliamıyla yüzleşmemiş olmasının acısını on yıllardır yaşayan Tunceli halkı, üzerine bir de CHP’den böylesi bir çıkış gelince büyük infial gösterdi.

Ancak Tunceli’nin CHP’yle barışması da hızlı oldu. Üstelik sadece hızlı değil, coşkulu da oldu. Partinin başına geçen yıl bu vakitlerde bir hemşerilerinin geçmesi bir anda Tunceli halkının rotasını CHP’ye döndürdü. Kılıçdaroğlu faktörü o denli etkili oldu ki, CHP’nin başına geçmesinden 4 ay sonra yapılan referandumda, BDP’nin boykot çağrısına rağmen, Tunceli halkı sandığa gitti ve Türkiye’deki en yüksek ‘hayır’ oranını çıkardı: Yüzde 82.

Elbette bu yüzde 82’nin tamamı CHP oyu değildi. Tunceli’de güçlü olan ve bazı ilçe/belde belediye başkanlıklarını elinde bulunduran, İl Genel Meclisi’nde üyeleri bulunan Emek Partisi (EMEP) de referandumda ‘hayır’ demişti. Şehir merkezindeki CHP seçim bürosuna uğrayıp parti gönüllüleriyle sohbetimizde de gerçekçi bir oy tahmini olarak yüzde 60-65 aralığından söz edildiğine tanık olduk. Konuştuğumuz bir CHP’li referandumdaki yüzde 82’den yüzde 15 ila 20 oranında sosyalist oyları çıkardıklarını, geriye kalan oyların ise kendilerinin olduğunu söyledi.

“KILIÇDAROĞLU’NUN GÖLGESİ AĞIRDIR”
Kılıçdaroğlu faktörünün Dersim’deki etkisi gerçekten büyük, bunu sokaklarda gezerken hissediyorsunuz. Konuştuğumuz CHP’lilerden biri Kılıçdaroğlu için “gölgesi ağırdır, bu memleketin çocuğudur” deyip ekliyor: “Burada kimse ondan vazgeçemez”. Gerçekten de CHP lideri bizim Tunceli’ye gidişimizden 1 gün önce, 19 Mayıs’ta şehre gelerek bir miting yaptı ve 27 bin nüfuslu il merkezinde meydana 20 bin kişi topladı (tabii ilçelerle beraber toplam nüfus 70 bin civarında).

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ülkenin en büyük 2. partisinin başına geçip iktidara talip olması, türlü sıkıntılarla geçen onca yıldan sonra Dersim halkı için bir tür “gurur tamiri” olmuş. Geçen haftaki mitingde Kılıçdaroğlu hemşerilerine “Dersimliyim ve Dersimli olmakla gurur duyuyorum. Aslımla da gurur duyuyorum. Aslından korkmak ayıptır” diye seslendi. “Dersim seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla, güçlü alkışlarla karşılandı.

Ancak CHP liderinin konuşması herkesi tatmin etmiş değil. Şehirde CHP’den sonraki en güçlü ikinci siyasi odağın, merkezinde BDP’nin yer aldığı Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun Dersim Bağımsız Milletvekili Adayı Ferhat Tunç’a uzatıyoruz teybimizi.

“KILIÇDAROĞLU BEKLENENİ VEREMEDİ”
Ferhat Tunç da seçilmek için yoğun bir kampanya yürütüyor, Tunceli özelinde BDP’nin yanı sıra EMEP, Partizan ve ESP gibi sosyalist gruplar da Tunç’un seçilmesi için uğraş veriyor. Tunç 1937-38’de CHP’nin rolünü hatırlatarak “Kılıçdaroğlu’nun konuşması içerik olarak bekleneni karşılayan bir konuşma değildi” yorumunu yapıyor:

“CHP’de bir değişim ve dönüşümden söz edilecekse, bu değişim ve dönüşümün Dersim için ne anlama geldiğini anlamak durumundayız. Mesela Kılıçdaroğlu Başbakan’a “arşivleri sen açmazsan ben açarım” diyor, ama CHP’nin parti olarak kendi arşivleri de var, önce kendi arşivlerini açsın bence. Kemal Bey’den bu toprakların bir insanı olarak halkın beklentisi vardı ama ne yazık ki bu beklentiler karşılık bulmadı. Çokça duyduğumuz ve Türkiye’nin diğer illerinde yaptığı konuşmaların çok da ötesine taşan bir konuşma değildi”.

Tunceli Merkez’de Ferhat Tunç’un mitingine denk geliyor ve kalabalığa karışıyoruz. Tunç kürsüde konuşurken CHP’yi ve liderini eleştiriyor, ama özenli bir üslup kullanmaktan da geri durmuyor. Halkın CHP’den ve onun Dersimli Genel Başkanı’ndan beklentileri olduğunu, bunların yerine getirilmesinin yöre için çok iyi olacağını, ancak Kılıçdaroğlu’nun hayal kırıklığı yarattığını söylüyor. Mitingden birkaç saat sonraki sohbetimizde de CHP’nin aslında demokratikleşme konusunda bir rol oynayabileceğini belirtiyor Tunç:

“AKP DEVLETTİR, YANIMIZDA CHP’Yİ İSTERİZ”
“Devlet AKP’dir. Ben AKP’nin devletleştiğine inanıyorum. Ama hiç olmazsa CHP bir rol oynayabilir. Biz Türkiye’de demokratikleşmeden yana mesafe kat etmek istiyorsak yanımızda CHP’nin olmasını hakikaten isteriz. Değişmiş bir CHP’nin aynı zamanda devleti de değiştireceğini, dönüştüreceğine inanıyoruz. Ama Kemal Bey’in politik yaklaşımıyla bu çok da mümkün görünmüyor”.

Tunç’a göre CHP anadilde eğitim konusunda hayal kırıklığı yaratıyor, halkın taleplerini karşılayamıyor. Dersim halkının yüzde 95’inin Kızılbaş Alevi olduğunu, ancak şehirdeki cemevinin yöneticilerinin devlet katında kabul görmek adına daha çok Sünni ritüelleri öngören bir yaklaşım sergilediklerini belirtiyor. Ferhat Tunç’a göre cemevi de yozlaştırılıyor ve dinsel asimilasyonun bir parçası haline getiriliyor.

“Kemal Bey bu konuda da hiçbir şey söylemedi” diyen Tunç eleştirilerine devam ediyor: Kendisi ‘herkesin inancı kendine’ diyor ama 1925’te çıkan tekke ve zaviye kanunu ortada, bu kanun özünde Alevi inancını, Alevi ibadetlerini yasaklayan bir işlev görmüştür. Dolayısıyla CHP, yeni olmak şöyle dursun, geçmişin çok daha kötü bir kopyası olarak ortaya çıkıyor”.

YA 1-1 YA 2-0
Tunceli’den 2 milletvekili seçilecek. CHP listesinde birinci sırada Kamer Genç var ve seçilmesi garanti. Mücadele ikinci sandalye için. Bunun için Ferhat Tunç ve CHP’nin 2. sıra adayı Hüseyin Aygün yoğun bir mücadele veriyor. Aygün yıllarca örgütlü sosyalist mücadelede yer almış, Dersim Katliamı’yla ilgili bugüne kadarki en kapsamlı araştırmaları yapmış, bu konuda pek çok resmi belgenin ilk kez gün yüzüne çıkmasını sağlayan iki de kitap yayınlamış bir avukat.

Aygün, Tunceli’deki cemevinin dinsel bir asimilasyonun vasıtası haline getirilmesi konusunda rakibi Ferhat Tunç’la hemfikir. Ancak bunun dışında, aralarında saygılı fakat keskin bir rekabet sürüyor. Gerek Ferhat Tunç’un, gerekse konuştuğumuz pek çok kişinin Aygün’ü, geçmişte çok şiddetli eleştiriler yönelttiği bir partiden aday olması konusunda eleştirdiğine tanık olduk. Hüseyin Aygün “CHP adaylığı benim istediğim bir olay değildi” deyip ekliyor:

“CHP üyesi değilim. 10 Nisan 2011’e kadar CHP ile hiçbir ilişkim yoktu. İl binasının bile nerede olduğunu bilmiyordum. Adaylığım, Kılıçdaroğlu’nun, aday listelerinin YSK’ya sunulmasına 24 saat kala bana yaptığı özel teklifle gündeme geldi. Sıkıntı verici bir şeydi çünkü 24 saat içinde karar vermem gerekiyordu. Ancak o bana mevcut fikirlerimi, kitaplarımda yazdığım düşünceleri CHP içinde seslendirebileceğimi, kendi fikirlerimi CHP içinde savunabilmemin imkânlarının yaratılacağını söyleyince rahatladım”.

“ÖYMEN’İN LİSTE DIŞI BIRAKILMASI MANİDAR”
Aygün, “benim partiye davet edildiğim gün, Dersimlilere ağır sözlerle saldıran ve yaralarını tekrar kanatan Onur Öymen gibi bir politikacının liste dışı bırakılması da kanımca anlamlıdır” diyor. Kendisine yönelik tepkileri de normal karşılıyor:

“CHP uzun yıllar boyunca iyi politikalar izlememiş, emeğe ve azınlıklara karşı son derece yanlış politikalar gütmüş ve acılar çektirmiş bir pratiğin sahibi. Ayrıca devletin kurucusu. Yani tepkileri de anlayışla karşılıyorum. Ama zamanla benim yapacaklarımla, CHP’nin yeni siyasetleriyle, tepki gösterenlerin de değişimi, dönüşümü anlayacağını düşünüyorum”.

Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’ye geldiği gün, Aygün’ün girişimiyle, CHP liderini Zazaca selamlayan afişler kentte birkaç ‘bilboard’a asılmış, ancak parti genel merkezinden gelen bir talimatla bunlar kaldırılmıştı. Aygün bu olayı, CHP’deki eski anlayışla yeni anlayışın çatışması olarak yorumluyor:

“CHP’deki dönüşüm hâlâ sancılı bir süreç, ne yöne evrileceği, nasıl tamamlanacağı kesin değil. O afiş meselesinde eski anlayışla yeni anlayış çatıştı. Eski anlayışın bir tezahürü olarak afişler kaldırıldı. Ama ben CHP’de yeni dönemde Kürtçe’nin, Zazaca’nın, Ermenice’nin, Arapça’nın, Türkiye’de konuşulan bütün dillerin saygıyla karşılanacağına inanıyorum. Nitekim Sayın Kılıçdaroğlu da aynı gün televizyon programlarında o afişlerin kaldırılmasının doğru olmadığını, herkesin kendini kendi dilinde ifade etmesini savunduklarını söyledi. Bu konudaki mücadele sanırım Türkiye’deki yasaklı dillerin lehine sonuçlanacak”.

Peki Tunceli’de sonuç ne olur? BDP cephesinde CHP oylarının yüzde 50’nin altında kalacağı, CHP cephesinde ise yüzde 60’ın altına kesinlikle inmeyeceği, hatta bunu fazlasıyla aşacağı düşünülüyor. İlki olursa sonuç 1-1, ikincisi olursa 2-0 olacak. Ancak bizim sezgimiz, sanki 2-0 ihtimalinin biraz daha önde olduğu yönünde…