İşte Aznavour'un France-2 TV kanalındaki ‘Vivement Dimanche’ programında söyledikleri:

Sunucu: Son parçanız insanların insanlar üzerindeki zulmü anlatıyor...
Aznavour: Tüm soykırımlar benim soykırımlarımdır. İçlerinden sadece bir tanesini seçmedim. Ermeni’yim diye Ermenilerinki olacak diye bir şey yok. Ruanda da var, ABD yerlileri var, Yahudiler var, bugün bazı ülkelerde yaşananlar da soykırım.

Sunucu: Unutmamak gerekiyor o halde...
Aznavour: Evet öyle, affedebilirsiniz ama unutmamalısınız.

Sunucu: Kinci misiniz?
Aznavour: Kesinlikle hayır. Benim hayalim Türkiye'yi ziyaret etmek. Bunu söylediğimde bazı Ermeniler bana acayip bakıyorlar. Söylüyorum çünkü Türkiye çok güzel bir ülke, insanları kesinlikle düşünebileceğiniz gibi değil, mutfağı harika -bunu da unutmadan söyleyeyim- ve havası da çok iyi. Dahası annemin ülkesi. Ben Ermeni kökenli bir Fransız’ım. Annem ise Ermeni kökenli bir Türk’tü.

Soru: Kitabınızda "soykırım kelimesi rahatsız edici bir kelime" diyorsunuz...
Aznavour: Soykırım kelimesi rahatsız edici bir kelime ve beni de rahatsız etmeye başladı. Bazı Ermenileri kızdıracağım ama sorun değil, söylemek istediğim şu: Eğer Türkler kendilerini rahatsız edenin soykırım kelimesi olduğu dürüstlüğünü gerçekten gösterirlerse, o halde sınırların açılması için başka bir kelime buluruz ve Türk hükümeti de -Türkler değil, Türk hükümeti diyorum- bizlerle diyaloga geçmeyi düşünür.

Sunucu: Türkler için bu trajediyi kabullenmek neden bu denli zor?
Aznavour: Eğer hafızamı biraz kurcalarsam, biz Hıristiyanlar içerken "sağlığına" deriz, Yahudiler "yaşamına" derler, Türkler ise "şerefine" diye içerler. Sanıyorum sorunun özü burada yatıyor. Türklerin anlamasını sağlamamız gereken şey şerefin çift yönlü olduğudur. Şeref sadece korunmak/sakınmak değil, aynı zamanda olmuş olanı kabullenmek ve gençliğin omuzlarında çıkmaz bir lekeye sahip olmaması için çalışmaktır.