Sarkozy neden geliyor?

Sarkozy yarın 5 saatlik bir çalışma ziyereti için Türkiye’ye geliyor. Ancak bu kısa ziyaretin ardında, iki ülke arasındaki yüklü bir diplomasi gündemi var.

Sarkozy neden geliyor?

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye’ye “büyük jest” yapıp 25 Şubat Cuma günü Ankara’ya tam beş saatlik bir ziyaret gerçekleştirecek. Muhtemelen kırmızı halılarla karşılanacak, ne de olsa Türkiye’ye ve insanına beş saatlik ziyaretiyle büyük lütufta bulunuyor Mösyö Sarkozy.

Ziyaret çok kısa olsa da birkaç açıdan ilginç. Sarkozy, resmi olarak G20 dönem başkanı şapkasıyla geliyor. Fransa’nın dönem başkanlığı programı için Türk hükümetinden destek isteyecek. Arap ülkelerinde meydana gelen son olaylar hakkında Türkiye’nin görüşlerini de öğrenmek isteyebilir. Ancak bir cumhurbaşkanının işi gücü bırakıp beş saatlik bir ziyaret için gidiş-dönüş altı saatlik uçak yolcuğu yapmasını anlamak oldukça zor. O halde ziyaretin G20 ötesi bir boyutunun da olacağı tahmininde bulunabiliriz.

Fransa-Türkiye ilişkileri, her ne kadar her iki tarafın diplomasileri tersini kanıtlamaya çalışsa da, siyasal planda parlak sayılmaz. Aslında ilişkiler Sarkozy öncesinde 2000’li yılların başlarında kötüleşmeye başladı.

ERMENİ SOYKIRIMI
Bu konuda tetiği çeken, Fransız parlamentosunun Ocak 2001 tarihli “Ermeni soykırımı” yasası oldu. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 1995 yılında iktidara geldiğinden bu yana Türkiye’nin AB sürecine köstek olmamıştı. Fakat Fransa’nın bu desteğin karşılığını ihale bazında alamadığından yakınıyor, Ankara’ya perde arkasından “ben size asansörü yolluyorum ama geri gelmiyor” mesajı gönderiyordu. Ankara’dan “yeterli” karşılık alamayınca da zaten uzun süredir“soykırım” yasası için lobi yapanların önünü tıkamak için özel çaba sarf etmedi. Ermeni lobisinin parlamenterleri 2006 yılında da “soykırımı inkarın cezalandırılmasını” öngören yeni bir yasa tasarısını Ulusal Meclis’te oylatmayı başaracaktı.

SARKOZY’YE AŞIRI SAĞCI RAKİP
Fransa için, özellikle Sarkozy’nin de mensubu olduğu Fransız merkez sağı için, ikinci dönüm noktası 2002 yılında gerçekleşti. Fransız aşırı milliyetçi lider Jean-Marie Le Pen, beklenmedik biçimde Sosyalist Parti adayı Jospin’i saf dışı bırakıp cumhurbaşkanlığı seçiminde Jacques Chirac’ın karşısında ikinci tura yükseldi. Le Pen, Türkiye’nin AB üyelik sürecini kampanyasında bolca kullanmış, bu sayede oy toplamıştı. Fransız merkez sağı o tarihten itibaren Türkiye konusunu “aşırı sağın eline bırakmamak” amacıyla tavır değiştirdi ve net ifadelerle Ankara’nın üyeliğine karşı çıkmaya başladı. Bugün dahi itiraf etmekte zorlandıkları gerekçeleri ise “biz yapmazsak aşırı sağ yapacak” oldu.

İPLER AZ DAHA KOPUYORDU
AB süreci konusunda Ankara-Paris hattında ipler Fransız halkının 2005 yılında AB Anayasası’nı referandumla reddetmesiyle tamamen kopacaktı. AB-Türkiye ilişkileri referandum öncesi bolca işlendiğinden, sadece merkez sağda değil aynı zamanda merkez solda da, “AB’nin Fransız kamuoyundaki imajını kurtarmak” adına Ankara’nın üyelik sürecine karşı sesler yükselmeye başladı. Fransa’da AB projesinin taşıyıcısı olan merkez sağ ve merkez sol partiler içinde, Türkiye’nin olası AB üyeliğiyle Fransa’nın AB içindeki ağırlığının tamamen kaybolacağına olan inanç Ankara aleyhine işler oldu. Tüm bunlara, Fransa’daki laik elit kesimlerin “islamcı-muhafazakar” olarak adlandırdıkları Türk hükümetine yönelik mesafeli yaklaşımı da eklenince bugünkü tablo ortaya çıktı. Bu tablo Sarkozy’ye 2007 yılında miras kaldı. Oportünist ve popülist siyasetçi kimliğiyle tanınan Sarkozy de bu mirası değerlendirmekten kaçınmadı.

SARKOZY’NİN SİYASET MALZEMESİ: TÜRKİYE
Sarkozy aslında Türkiye kartını daha 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçim kampanyasında kullanmaya başlamıştı. Seçimden birkaç hafta önce Fransız televizyonunda canlı yayında rakibi Sosyalist aday Segolene Royal’e “Eğer cumhurbaşkanı olursam Türkiye konusu tartışmaya açacağım ve Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkacağım. Bunun demokrasi veya Müslümanlıkla alakası yok, Türkiye'nin Küçük Asya’da olmasından kaynaklanıyor.

Türkiye’nin üyeliğini isteyenler politik Avrupa’ya karşılar… Kapadokya’da yaşayanlara Avrupalı olduklarını anlattığınızda tek bir şey yapmış olacaksınız, o da İslamizmi kuvvetlendirmek olacak… Türkiye laik ülke de olsa Küçük Asya ülkesi. Ben ilkokula giden Fransız çocuklarına Avrupa’nın sınırlarının Irak ve Suriye olduğunu açıklayamam. Kürdistan sorununu da Avrupa sorunu yaptığımızda pek ilerlemiş olmayız. Avrupa’yı öldürerek dünyada istikrarı pekiştireceğimize inanmıyorum. Politik Avrupa’nın muhalifleri Avrupa’nın sınırsız genişlemesinden yanalar. Çünkü sınırsız genişleme politik Avrupa’nın gerçekleşmesini engelliyor. Ben politik Avrupa’dan yanayım. Dolayısıyla Türklere ‘Avrupa’yla ortak olacaksınız, sizinle ortak pazar kuracağız ama Küçük Asya'da olduğunuz için AB üyesi olamayacaksınız’ denilmesini tercih ediyorum” demişti.

Bu ifadeleri bir nebze affettirmek amacıyla da seçilişinin hemen ardından 29 Mayıs 2007’de diplomatik konulardaki baş danışmanı Jean-David Levitte’i apar topar Ankara’ya gönderecek ve “Ermeni soykırımını inkarın cezalandırılmasını öngören yasa tasarısının Senato gündemine gelmesini engelleyeceği” sözü verecekti. Fransız hükümeti bu sözünü tuttu ve Aralık 2008’de yaptığı açıklamayla, “soykırımı inkarın cezalandırılması” tasarısının Senato gündemine getirilmesine karşı olduğunu resmen ilan etti. Ancak tasarısının gelecekte gündeme gelmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmuyor. Seçilmeden önce Fransa’daki Ermeni topluluğuna “soykırım” vaatlerinde bulunan Sarkozy, bu tavrı nedeniyle şu anda ülkesindeki Ermeni kökenlilerden sert eleştiriler alıyor.

BİR BAŞKA PÜRÜZ DAHA
Sarkozy iktidara geldikten sonra geliştirilen Akdeniz İçin Birlik projesi de Paris-Ankara hattında pürüzlere neden oldu. Projeyi ilk etapta ve haklı olarak elinin tersiyle iten Ankara’yı ikna etmek Sarkozy açısından kolay olmadı. Ankara’ya tavizler verilmesi gerekti. Bu amaçla Mayıs 2008’de Avrupa İşleri’nden sorumlu bakan Jean-Pierre Jouyet Ankara’ya gönderildi. Ankara projeye AB üyeliğine alternatif olmayacağının açıkça ifade edilmesi ve Başbakan Erdoğan ile Sarkozy arasında Paris’te Akdeniz İçin Birlik zirvesi öncesinde baş başa 45 dakikalık bir görüşme karşılığında yeşil ışık yaktı. Sarkozy o güne kadar Erdoğan’la sadece Eylül 2007’de New York’ta BM genel kurul toplantıları paralelinde görüşmüştü. New York görüşmesinde “iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların ortak yönetimi” konusunda mutabakata varılmıştı.

TÜRKİYE’YE PKK ‘JESTİ’
Son yıllarda Türk pazarında pay kaybetmeye başladığının farkına varan Fransa’da 2007 yılından itibaren PKK unsurlarına yönelik operasyonlar da dikkat çekmeye başladı. Fakat Fransız topraklarında gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle gözaltına alınan PKK militanlarının birçoğu sonradan serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlardan kimileri sonradan Kandil’de ortaya çıktı. Fransız basınında ise aynı anlarda gözaltına alınanlardan bazılarının Fransız kontr-espiyonaj birimleriyle doğrudan ilişkili olduklarına dair haberler yayımlanıyordu. Hatta bazılarının Fransa’da bakanlık yapmış Sarkozy’ye yakın bir siyasiyle görüştükleri de yazıldı.

Fransa PKK operasyonlarıyla “jest” yaptığı imajını vermeye çalışıyor, Sarkozy yönetimi Ankara ile yeni bir sayfa açmak istiyordu. Ankara tarafından “ahlaksız teklif” olarak algılanan “imtiyazlı ortaklık” terminolojisi artık pek dillendirilmiyordu. Bunun yerine 2008 yılından itibaren “İçini beraber dolduracağımız yeni bir ortaklık kuralım” deyişi geliştirilmeye başlandı. Fransa, “Avrupa içinde bir Türkiye” değil, “Avrupa ile beraber bir Türkiye” formülünü geliştirmeye başladı. Ankara ise Paris’in hukuki ve ahlaki açıdan hiçbir gerekçe göstermeksizin AB ile Türkiye arasında yürütülmekte olan katılım müzakerelerinin beş başlığını tek taraflı olarak askıya almasına ateş püskürüyordu. Ahmet Davutoğlu, 19 Aralık 2008’de Fransız Senatosu’nda katıldığı bir toplantıda Fransız parlamenter ve diplomatlarına “Türk-Fransız ilişkilerinin, ‘İkili’, ‘Bölgesel ve Küresel’ ve ‘AB’ olmak üzere üç temel ayağı var. AB ayağını unutup, sadece diğer planlarda iyi ilişkiler beklemeyin. Bu yaşamaz” diyecekti.

FRANSA’DA TÜRKİYE MEVSİMİ
Bu arada Fransa’da bir de “Türkiye Mevsimi” gerçekleşti. Karar Jacques Chirac’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında alınmıştı, ancak Sarkozy ve ekibi, normal şartlarda bir yıl sürmesi ve “Türkiye Yılı” olarak adlandırılması gereken etkinliği yedi-sekiz aylık sönük bir etkinliğe dönüştürdü. Etkinliklerin finansmanında ve sergi malzemelerinin gümrük işlemlerinde sorunlar yaşandı. Türkiye hakkında Fransa’daki algılama değişmedi. Türk edebiyat dünyasının Paris Kitap Fuarı’na onur konuğu olarak daveti dahi engellendi. Ankara da bunların hiçbirine ses çıkartmadı, olmamış gibi davrandı. Etkinliği gelecek yıllara ertelemek kimsenin aklına gelmedi. Dahası, etkinlik için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ekim 2009’da Paris’e düzenlediği ziyaret Fransız basını tarafından “diplomatik skandal” olarak yorumlandı. Le Monde ve Liberation gazeteleri, Fransa’nın Gül’e “düşük profilli protokol” uyguladığını yazdı. Sarkozy, Paris Grand Palais’deki “Bizans’tan-İstanbul’a” sergisinin açılışına sadece 12 dakikalığına katılmış, içeriye kamera aldırmamış ve serginin küratörü Nazan Ölçer Fransızca bilmediği gerekçesiyle, sergiyi kendisine anlatmasını engellemişti. Ankara bunları da görmezden gelmeyi yeğlemişti.

Türkiye son bir-iki yıldır Fransa’da daha görünür hale geldiyse bunu tam bir fiyasko olan “Fransa’da Türkiye Mevisimi” etkinliğine değil, ekonomik göstergelerine, AB’ye karşı daha özgüvenli politika izlemesine ve Ortadoğu’da yükselen imajına borçlu. Fransa ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi şu an 11-12 milyar Euro civarında seyrediyor. İki ülkenin ekonomik cüssesi, kalkınmışlık düzeyi, coğrafi konumu ve Fransa’da yaşayan yaklaşık 450 bin Türk kökenli hesaba katılırsa, olağanüstü düşük bir rakam. Sarkozy-Erdoğan ikilisi bu rakamı 2012 perspektifinde 15 milyar Euro’ya yükseltmek niyetindeler. Sarkozy Türkiye ile özellikle sivil nükleer, enerji ve altyapı projelerinde sadece Türkiye’de değil aynı zamanda Orta Asya’da işbirliği istiyor. Bir diğer deyişle Ankara’ya “Beni Orta Asya’ya taşı” diyor. Karşılığında da Türkiye’ye Afrika pazarında ortaklık öneriyor ve Türk şirketlerini Fransa’ya yatırıma davet ediyor.

Sarkozy gelecek yıl Nisan ayında yeniden Cumhurbaşkanlığı seçimine girecek. Bu yılın ikinci yarısından itibaren de büyük olasılıkla seçim kampanyasında olacak. Dolayısıyla 2011’in ikinci yarısında Fransız halkına “Türkiye’yi AB penceresinden pazarlaması” olağanüstü zor, taktik nedenlerden ötürü istese de yapamaz. Sonuç olarak Türk-Fransız ilişkilerinde şimdi oturup hesap yapma zamanı. İlişkileri, özellikle ekonomik ve ticari planda ilerletmek her iki taraf için de avantajlı ve gerekli. Burada sorun, tarafların bu ilişkinin ilerlemesi karşılığında birbirlerine ne verip ne alacakları…

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...