Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Forum İstanbul 2011'de, gelişmiş ülkelerle Yunanistan, İrlanda ve Portekiz'deki sorunlara değinerek, bu tabloda bir de gıda fiyatlarındaki artışla bölgedeki gerginlik nedeniyle petrol fiyatlarındaki artış dikkate alındığında önümüzdeki dönemin risklerinin oldukça yüksek olduğunu söyledi.

Gıda fiyatlarındaki artış ile son 6 ayda 44 milyon insanın daha dünyada açlık sınırının altına düştüğüne dikkati çeken Babacan, gıda fiyatlarındaki yükselişin pek çok az gelişmiş ülkede ciddi sosyal riskleri beraberinde getirdiğini belirtti.

Türkiye'nin çevresindeki hareketliliğe de değinen Babacan, böyle bir tabloda Türkiye'nin yaptıkları, siyasi reformlarda geldiği nokta ve ekonomik başarısının bütün dünyada çok yakından izlendiğini, Türkiye'nin hiçbir zaman bir model ülke çabası içinde olmadığını, ancak ülkede olup bitenler ve işlerin doğal akışı içindeki gidişinin ülkelerin toplumlarına ilham kaynağı teşkil ettiğini söyledi.

Babacan, ''Pek çok ülkede şöyle söylem vardır; 'Herkesi çok serbest bırakırsanız kaos olur, bu iş yönetilemez, az çok bunun sınırı olsun ki istikrar, güvenlik için biz biraz temel hak ve özgürlüklerden taviz vereceğiz'... Biz Türkiye'de bunun böyle olmaması için çaba gösterdik. Böyle olmadan da başarıya ulaşabileceğimizi ortaya koyduk. Demokrasideki ilerlemeyle ekonomideki ilerlemenin beraber hareket etmesi, beraber ileriye koşması gerekiyor. Aksi halde sürdürülebilir uzun vadeli kalkınmanın gerçekleşmesi mümkün değil'' şeklinde konuştu.

'RİSKLERİ BİRİKTİRMEMEYE DİKKAT ETMEMİZ GEREKİYOR
2010 yılının tüm dünyada kriz henüz etkisini ciddi şekilde hissettirmeye devam ederken, Türkiye'nin olumlu bir şekilde ayrıştığı yıl olduğunu dile getiren Babacan, şöyle devam etti:

''Yüksek büyüme ve kontrollü enflasyonun aynı anda gerçekleştiği bir yılı 2010'da tamamladık. Ancak 2011 ve ötesine baktığımızda bu büyümenin sürdürülebilir olması çok önemli. Bir yandan hızlı büyürken, bir yandan riskleri biriktirmemeye, ileriye doğru muhtemel sorun alanları oluşturmamaya da dikkat etmemiz gerekiyor. Ekim 2010'dan itibaren uygulamakta olduğumuz politikalarda aslında yüksek büyüme hızlarını kontrol altında tutabilmek ve yeni riskleri önlemek, şimdiden alacağımız tedbirlerle ciddi bir problemle ilerde karşılaşmamızın önüne geçmek... Pek çok tedbir aldık ama bunların hepsi Türkiye'nin uzun vadedeki selameti için. Arzu ettiğimiz, hayal ettiğimiz 2023 yılının istikrarlı, güçlü Türkiye'si için... Bu, 2011 yılı özelinde 'falanca kuruluşlara şöyle etkide bulunacakmış, şu kuruluşun karı biraz düşecekmiş ya da artmayacakmış...' Bunun derdine düşemeyiz. Uzun vadede Türkiye'nin başarısı ne gerekiyorsa bugünden o adımları atmamız şart.''

Türkiye'nin 2023 hedefleri ile dünyanın ilk 10 ülkesinden biri olma hedefine değinen Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''2008 ve 2009 krizi, bizim bu hedefimizi biraz daha kolaylaştırdı. Hangi ülkeleri sollamamız, hangi ülkeleri geçmemiz gerekiyor? Geçeceğimiz ülkeler ağırlıklı olarak gelişmiş ekonomiler... Gelişmiş ülkelerin ileriye doğru büyüme hızı artık eskiye göre daha düşük oranlarda öngörülüyor. Pek çok gelişmiş ülkenin potansiyel büyüme oranı bu krizde düştü. Dolayısıyla bu kriz, aslında ilk 10 hedefimizi biraz daha kolaylaştırmış görünüyor. Ama hangi şartla? Kendi içimizde istikrar ve güven ortamını korumamız ve reformlarımızı gerçekleştirmemiz şartıyla...'' şeklinde konuştu.

CARİ AÇIĞIN EN ÖNEMLİ SEBEPLERİNDEN BİRİ EĞİTİM
2023 hedeflerine ulaşmak için Türkiye'nin gerçekleştirmesi gereken reformlara da değinen Babacan, ''Önümüzde en önemli reform alanlarından biri eğitimle ilgili konular... Bizim Türkiye'de şu anda eğer cari açık diye bir sorunumuz varsa bunun en önemli sebeplerinden birisi eğitim... 'Ne alakası var' diyenler olabilir. Ama çok ilgili. Bir ülkenin toplam milli geliri, bir ülkenin üretimi, bir ülkenin rekabet gücü o ülkedeki insanların tek tek ürettiği katma değerin miktarıyla çok yakından alakalı'' şeklinde konuştu.

Başka bir reform alanının da iş gücü piyasasıyla ilgili reformlar olduğuna işaret eden Babacan, ''Eğer 2023 yılında Türkiye'nin işsizlikte yüzde 5 hedefine ulaşmasını istiyorsak, bu sadece hızlı büyümeyle mümkün değil. Türkiye ne kadar hızlı büyürse büyüsün, Türkiye'nin işsizliğinin yüzde 10'un altına indirmesi mümkün görünmüyor, eğer bazı alanlarda reform yapmazsa...'' dedi.

Bu konudaki reform alanlarından birinin eğitim, diğerinin de iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi olduğunu belirten Babacan, ''Türkiye'de ortalama haftalık çalışma süresi 49 saat. 49 saat çalışma yerine 45 saate inerse işveren 100 kişi değil, 105-106 kişi çalıştıracak ama bunu tercih etmiyor. Şimdi bizim ortalama süresini azaltabilmemiz, işverenlerin mevcut elemanlarını çok çalıştırma yerine yeni eleman almayı daha kolay hale getirmemiz, Türkiye'de işsizlikle mücadelede en önemli enstrümanlardan biri olacak. 49 saatten 45 saate inmesinin işsizlik üzerinde 3, 4, 5 puan bile etkisi olabilir, eğer doğru bir çizgi izlenirse'' değerlendirmesini yaptı.