Alp Ersönmez: İlk pop çaldığım sanatçı Tarkan oldu

NTV Radyo’nun Bizim Cazcılar adlı programında bu hafta ünlü bas gitarist Alp Ersönmez vardı. Ersönmez, İrem Gökbudak’ın sorularını yanıtladı. 13 yıldır Tarkan'la çalışan Ersönmez, "2006 yılında bana bir telefon geldi. Can Besbelli aradı. Kendisi Tarkan’ın sahne amiri. “Bu yaz ne yapıyorsun, bizim Tarkan turnesi var. Çalar mısın?” dedi. “Tamam çalarım” dedim. Daha önce Türkiye’de hiç pop çalmamıştım. İlk pop çaldığım sanatçı Tarkan oldu. O yüzden de çok şanslıyım. Çünkü çok özel bir insan. Orkestra da öyle. Orkestradaki her isim çok özel" dedi.

Haberler 03.10.2018 - 13:27 | Son Güncelleme : 03.10.2018 - 14:09

Alp Ersönmez: İlk pop çaldığım sanatçı Tarkan oldu

Alp Ersönmez, caz basçısı ve besteci. Müziğe rock ve davul çalarak başlayan Ersönmez, daha sonra cazı keşfetti. Şans eseri bas gitar çalmaya başladı ve davulunu sattı. Evet, hikayesi böyle başlıyor.

Ayrıca, Tarkan’ın ”10”, “Metamorfoz” ve “Adımı Kalbine Yaz” albümlerinde yer aldı, 2006 yılından beri Tarkan’ın bas gitaristliğini yapıyor. Nil Karaibrahimgil ve Yalın’la da çalışıyor.

Programda Quartet Muartet “Dokuz Parça Daha”dan Eldivenler, kendi ilk solo albümü  Yazısız’dan“Burada Yaralı Biri Var”, İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions “Night Rider” albümünden Gece İnerken ve MadenÖktemErsönmez’in “MÖE” albümünden “SFG” adlı parçalarını çaldık. Dilerseniz bu keyifli röportajı okurken size eşlik etmesi için bu parçalardan birini açabilirsiniz. Ayrıca aşağıda programın linki de yer alıyor.

Müzikle nasıl tanıştın Alp?

Büyük olasılıkla müzikle tanışmam anne karnında başladı sonra evde devam etti. Ailemde müzisyenlik yok ama babam kanun çalar. Sesi çok güzeldir. Türk Sanat Müziği konusunda yetkin bir amatördür. Amcam da ud, cümbüş çalıyor ve iki kitap yazdı; Türk Müziği güfteleri üzerine. Ama amcam doktor, babam da eczacıydı. Evde plak dinleniyordu. Annem de müziği çok severdi ama resme yeteneği vardı.

İlk müzik aletin neydi, müziğin içine nasıl girdin peki?

Yedi yaşındayken bana mandolin aldılar. Hiç sevmedim onu. Sonra bir org alındı bana. Çok kısa bir ders aldım ve çalmayı başardım. Bornova Anadolu Lisesi’nde bir gün sınıfa birkaç arkadaş geldi. “Biz okul grubunu topluyoruz, davulcu lazım. Senin de yetenekli bir çocuk olduğunu duyduk. Al şu bagetleri gel” dediler. Hayatımda davulun başına oturmamıştım ama çalmaya başladım ve üniversite birinci sınıfa kadar davul çaldım.

Davulcuydun demek... Aynı zamanda rock müzik dinliyordun, biliyorum. Gitarı ne zaman eline aldın?

O dönem herkes gitar çalıyordu. Rockçıydık tabii. Üniversite birinci sınıfın yazında mahalleden arkadaşlarım “Kuşadası’na gidiyoruz, bir grup yaptık ama basçımız yok. Sen çalar mısın?” dediler. Ben hayatımda elime bas gitar almamıştım. Ama bedava tatil sonuçta... Aldım, parçaları çıkarttım. O günden beri basçıyım. Tabii bas gitarım da yoktu. Mahalleden bir arkadaşımdan ödünç almıştım. O yazı öyle geçirdim. Kendimi hala davulcu zannediyordum ama bir baktım, değilmişim. Bir bas gitar satın aldım ve davulu yıllar sonra sattım. Ondan sonraki yıl, benim bir şeyler öğrendiğim yıl oldu. İzmirli müzisyen arkadaşlarımla Kuşadası’nda bir yerde çalıştık. Orada Kürşat ağabeyler çalıyordu, Erol Pekcan ile çalıyorlardı yanlış hatırlamıyorsam. Tabii tanışmıyoruz, sadece hayranlıkla dinliyorduk. İlk kez o yaz caz duymaya başladım.

Caz dedik... Biraz tanışma hikayenden bahsettin ama rockçıydın ve bir anda her şeyi bıraktın mı yani?

Kimisi çocuk yaşlarda tanır caz müziğini... Benimkisi tamamen özentiyle başladı. Ucundan kenarından bir şeyler de çalmaya başlamıştım zaten. Nedir bu? Hani bir üst müzik denen şey, caz... Nedir, nasıl bir müziktir? Başlarda çok zevk aldığım söylemez. Yavaş yavaş sevmeye başadım. Eskiden sevmediklerimi de sonradan sevmeye başadım. Uğur isimli bir arkadaşım vardı, caza dair temel konuları bana öğretti. Daha sonra Kürşat And’a gidip gelmeye başladım. Caz yazım konusunda bana çok şey öğretti. Daha sonra askere gittim. Bu böyle olmayacak dedim ve Bilgi Üniversitesi’nde Konservatuvara girdim.

Caz nasıl bir müzik, diğerlerinden onu ayıran en önemli özelliği sence nedir?

“Caz demek özgürlük demek” böyle bir şey yok! Özgürlük olur mu? Sen o özgürlüğü bile bir sınır içerisinde yaşıyorsun. O sınır çok geniş olabilir ama belli bir lisan var ve o lisanı konuşabilmek için bir donanıma sahip olmak gerekli. Zaman alan şey asıl bu. En büyük ustaların bile sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmasının sebebi de bu.

Cazın seni içine alan en güçlü yönü neydi peki?

İlk başta söylediğim gibi özentilik vardı. Daha sonra o melodiler beni içine almaya başadı. Evet, benim için her zaman Led Zepplin dünyanın en iyi grubu, bu değişmez. Ama cazı öğrenmeye başadıkça daha fazlasını merak ediyorsun. Çalmaya başadıkça daha fazlasını çalmak istiyorsun... Yapabildikçe daha çok iştahlanıyorsun.

Caza yeni başlayacaklara tavsiyelerin neler olur?

Yetenek bu işin çok küçük bir kısmı. Bu çok geniş bir dünya. Çok çalışmak gerekiyor. Müzik zaten çok zor bir yol. Çünkü aynı anda hem sporcu hem sanatçı olacaksın. Sahneye çıkan bir insan olarak görüntün, kılık kıyafetin iyi olacak. İnsan ilişkilerin çok iyi olmak zorunda. Bunlar işin sosyal tarafı. Tabii bu kimsenin gözünü korkutmamalı. Sanat çok özel bir yol. Kulağının hep açık olması lazım. Donanıma dair meseleleri çok önceden halletmek lazım. Nota öğrenmek mesela... Ben bunun sıkıntısını yaşadım. Temel armoni yine önceden çözülmeli. Kendi enstrümanlarından başka bir enstrüman da çalmalılar. Piyanoyu söylemiyorum bile... Herkesin çalması gerekiyor.

Çok ciddi isimlerle çalıştın, çalışıyorsun... Mesela yıllardır Tarkan’ın orkestrasındasın. Bunlardan biraz bahsedelim mi?

Yaklaşık 13 yıldır Tarkan’la çalışıyorum. Açıkçası rock dünyam uzun sürdü. 1999’da İstanbul’a taşındım. 2001 yılında Sarp Maden’le Trio Mrio grubunu devam ettik. Daha sonra Genco girince Quartet Muartet oldu grubun adı. İlk caz çaldığım grup Quartet Muartet’tir. Sarp Maden, Genco Arı, Volkan Öktem ve ben... 2006 yılında bana bir telefon geldi. Can Besbelli aradı. Kendisi Tarkan’ın sahne amiri. “Bu yaz ne yapıyorsun, bizim Tarkan turnesi var. Çalar mısın?” dedi. “Tamam çalarım” dedim. Daha önce Türkiye’de hiç pop çalmamıştım. İlk pop çaldığım sanatçı Tarkan oldu. O yüzden de çok şanslıyım. Çünkü çok özel bir insan. Orkestra da öyle. Orkestradaki her isim çok özel.

Bu arada bir grubun da vardı sanırım?

Kangroove adlı bir grubumuz vardı. 1998’de Bora Uzer, Mert Önal ve Can Çankaya ile kurduk. Açıkçası grup müziği yapmayı bu grupla öğrendim. Çok uzun yıllar çaldık. Hepimiz bu çaylaklığımızı burada atlattık. Her gün prova yapardık. Kavga ederdik, tartışırdık. Ama bu bizi çok geliştirdi. Kangroove ile geçirdiğim 13 – 14 yıl benim için bambaşka bir yerdedir. Diğer her şeyin dışındadır. Çünkü orada öğrendim. Özellikle basçı kimliği, bir davulcu ile basçının bir arada çalması nosyonu nedir ve nasıl geliştirilir konularında kendi kendimize geliştirdiğimiz derslerdi. İlhan Erşahin’den de çok şey öğrendim.

Peki Tarkan dışında başka kimlerle çalışıyorsun ya da çalıştın?

Sahne anlamında Nil Karaibrahimgil’le hala çalışıyorum. Son 4 yıldır da Yalın’la çalışıyorum. Onun dışında pop müzik çalmıyorum ama stüdyoda çalıyorum. Athena’nın “Pis” albümünü bir buçuk yılda beraber yaptık. Daha birçok isim var tabii albüm kayıtlarına girdiğim. Kendi gruplarım olarak da İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions ve Wonderland, MadenÖktemErsönmez, FOURinthePOCKET ve Anadolu'nun Kayıp Şarkıları var.

Yeni bir albüm geliyor değil mi, bu kış çıkacak?

Evet. Albümü kaydedeli çok uzun zaman oluyor. Ama bir sürü olay girdi, albüm kayıtları derken bu albümü bir türlü çıkaramamıştım. Albümün adlı “Cereyanlı”. 8 parça var ve bu 8 parça benim bestelerimden oluşuyor. “Dans kokulu caz” yazıyoruz bu albümün tanıtımlarına... Albümde harika isimler var. Güzel bir albüm olduğunu hissediyorum. Müzik çok güzel bir şey, herkesin hayatında müzik olsun!

BİZİM CAZCILAR PROGRAMINI DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Sayfa Yükleniyor...